Hikaye

 

 

Ölümüme İlişkin Bir Yazı

Ataulhak Kasmi


Entelektüel bir arkadaşıma telefon edip dedim ki, “Dostum, sana haber vermek istediğim şey şu; biraz önce ben öldüm ve şu anda yengen ve yeğenlerin ağlamaktan perişan bir haldeler, biraz bize gelip onları teselli et.”

Arkadaşım, “Ya bu çok kötü oldu şimdi. Çok iyiydin sen, ne oldu sana birden bire?” diye sordu.

“Ne olduğunu ben de bilmiyorum; orucumu açtım, namaz kıldım, sonra belimi biraz doğrultayım diye divana uzandım, bir de baktım ki Azrail gelivermiş. Korku içinde, hayırdır neden geldin, diye sordum. Canını almaya geldim, dedi. Bazı önemli işlerim var, dedim; ne olur birkaç yıl sonra teşrif edip gelsen, ben de bu süre içinde işlerimi halletsem. Ama Azrail dedi ki, kimin yanına gitsem daha sonra gelmemi söylüyor. Dünyada yapılacak o kadar çok iş var ki, merak etmeyin sizler olmasanız da tüm işler yapılacaktır. Bunu duyunca, misafire yiyecek içecek bir şeyler hazırlaması için oğluma seslenmek istedim; Azrail yemekle meşgulken bir kenardan sıvışır giderim düşüncesindeydim. Ama bedenimin hareketsiz kaldığını hissettim. Karım gelip gözlerimi kapattı ve ağlayıp sızlanmaya başladı. Birisi gelip kulaklarıma ve burnuma pamuk tıkadı; pamuklar yüzünden canım çok yanıyor. Neyse bunları bırakalım, buraya ne zamana kadar gelebileceğini söyle. Ev halkının bu şekilde ağlayıp sızlanmasına dayanamıyorum.”

Arkadaşım, “Şimdi teravih namazı kılmam gerekiyor, yapmam gereken başka ibadetlerim de var. Ayrıca sahura kalkarken zorlanmayayım diye erkenden uyumam lazım. Seni ve çocuklarını elbette çok seviyorum, ama bunun için ibadet ertelenemez ki!” dedi

Arkadaşımın söyledikleri beni çok üzdü, ama duygularımı bastırmaya çalıştım. “Önemli değil, sabah cenazeye gelirsin, cenaze saat on birde kaldırılacak.” dedim.

“Ya şu cenaze kaldırma saati biraz ileri geri alınamaz mı? Neyse, yengeye telefon eder bu konuyu onunla konuşurum.” dedi.

“On birde başka bir işin mi var?” diye sordum.

Yakın arkadaşım, “Şube müdürünün halası hanımefendi vefat etmiş, onun da cenaze namazı saat on birde. Ama merak etme, ben yengeyle konuşup birlikte zaman ayarlamasını yaparız.” diye karşılık verdi.

Arkadaşımın bu sözleri beni yine yaralamıştı. “Cenaze saatini nasıl değiştirebileceksin? Diğer şehirlerde yaşayan akrabalara saat on bir diye haber verildi; gazetelere de bildirildi. Neyse, cenaze namazına gelemesen de olur, mevlidime gel ama.” dedim.

“Mevlidin ne zaman okunacak?” diye sordu.

“İki gün sonra, öğleden sonra saat dörtte.” dedim.

“Dur bir dakika, ajandama bakayım.” dedi.

Ajandasına baktıktan sonra, “Ya kusura bakma dostum, iki gün sonra saat dörtte benim televizyon çekimlerim var. Yenge hanımla konuşayım ben, belki zamanı biraz ileri geri alabiliriz. ” dedi.

Bu sözleri beni derinden yaraladı. “Peki, konuşun bakalım.” dedim.

Dedi ki, “Ne olur kusura bakma, sen öldüğün haberini verdiğinde, hemen telefon numaranı defterimden silmiştim. Numaran aklımda değil, söylesene sizin evin telefon numarası kaçtı?”

Öfkeyle telefonu kapattım.

Bu arkadaşıma telefon ederken aklımdan bambaşka şeyler geçirmiştim halbuki: Çocuklanma göz kulak olmasını söyleyecektim ona; hayatım boyunca helal para kazanma peşinde olduğum için birikimim olmadığını anlatıp ola ki sıkışırlarsa çocuklanma yardımcı olmasını rica edecektim. Ama onun tutumunu görünce bu konuda hiçbir şey söylemedim.

Ölümümden bir süre sonra, ortak arkadaşımız olan biri vefat etti. Cennetin kurallarına uymadığı için birkaç günlüğüne cehenneme gönderilmişti. Bu arkadaşım beni cehennemde görünce çok şaşırdı. "Bunda şaşıracak ne var, günahlarım iyiliklerimden fazla çıktı, şimdi günahlarımın karşılığını alıyorum.” dedim.

Cennetten ‘şartlı' olarak cehenneme gelen arkadaşımın anlattığına göre, benim yakın arkadaşım şimdilerde dünyada beni anma törenlerine başkanlık yapıyor, benden bahsederken gözleri doluyormuş. Çoluk çocuğuma yardım adı altında şimdiye dek milyonlarca rupi toplamış.

Geçici cehennem arkadaşım cebinden bir gazete kupürü çıkardı. Yazı benim vefatım hakkındaydı, ama resim dünyalık arkadaşımın resmiydi. Yazıda beni öve öve, yere göğe sığdıramıyordu. Arkadaşının ölümüyle dünyada yapayalnız kaldığını yazmış, hatta öyle büyük bir acı çekmiş ki eli ayağı tutmaz hale gelmiş ve cenazeme de, mevlidime de bu yüzden katılamadığını yazmış.

Gazete kupürüne bir göz attım ve sonra parça parça edip cehennemin gürül gürül yanan ateşine fırlatıp attım.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült