Hikaye

 

 

Noel Gibi Bir Seraptır Aşk Da!

Charles Bukowski


Hala inanmamışlardı ona.

"bu sadece bir makine! KORKMAYIN! İZLEYİN!"

Von Brashlitz, Tanya'nın kolunu kavradı.

Çektiği gibi vücudundan ayırdı.

Omuz çukurunun içinde tüplerden ve kablolardan başka bir şey yoktu. Kanı andıran bir sıvı bir de.

Tanya'nın eskiden kolunun olduğu yerden fışkıran kablolarla orada duruşunu seyrettim, bana baktı:

"lütfen, benim için! Üzülmeyeceğine söz verdin."

Kalabalık üstüne çullanıp onu parçalarken ben öylece durup seyrettim.

Elimde değildi. Başımı bacaklarımın arasına koyup ağladım.

Bir de, Kızılderili Mike yirmi dolarının karşılığını alamadı.

Birkaç ay geçti. Bir daha gitmedim o bara. Olay mahkemeye intikal etti ama hükümet Von B. Ve makinesini beraat ettirdi. Başka bir kasabaya taşındım. Uzağa. Ve bir gün berberde sıra beklerken seks dergilerinden birini karıştırıyordum. Bir ilan dikkatimi çekti: "kendi bebeğini kendin şişir! Sadece 29.95. dayanıklı lastikten, evladiyelik, zincir ve kırbaç ilaveli. Ayrıca; bir bikini, sütyen, külot, iki peruk, ruj ve bir küçük kavanoz aşk kremi. Von Brashlitz Limited."

Para havalesi çıkardım. Massachusets'da bir posta numarası. Von B.de taşınmıştı.

Üç hafta kadar sonra paket geldi. Rezillik. Bisiklet pompam yoktu ve lanet şeyi paketten çıkarınca bayağı tahrik olmuştum. Köşedeki benzinliğe gidip hava pompasını kullanmak zorunda kaldım.

Şiştikçe daha iyi görünüyordu. İri memeler, iri bir kıç.

"nedir o, moruk?" diye sordu pompacı bana.

"Havanı kullanıyorum işte, benzinimi hep buradan almıyor muyum?"

"tabii, tabii, havanın önemi yok. Ama meraktan da öleceğim..."

"takma kafanı," dedim.

"TANRIM! MEMELERE BAK!"

"BAKIYORUM, hıyar!"

Bebeği omzuma atıp topukladığımda pompacının salyaları akıyordu. Bebeği yatak odasına taşıdım.

Asıl sorunun cevabını bulmaya gelmişti sıra.

Bacaklarını aralayıp bir tür yarık aradım.

Tamamen çaptan düşmemişti Von B.

Üstüne çıkıp o lastik ağzı öpmeye başladım, arada sırada o koca memelerden birini tutup emiyordum. Başına sarı peruğu geçirmiş, kamışımı aşk kremi ile sıvamıştım. Fazla krem kullanmam gerekmemişti, bir yıl giderdi o kavanoz.

Kulağının arkasına dil attım. Parmağımı kıçının deliğine soktum ve pompalamaya başladım. Sonra sıçrayıp kollarını arkadan kelepçeledim. Küçük bir kilit ve anahtar da yollamıştı Von B. Bastım deri kırbacı kıçına.

Tanrım, aklımı kaçırmış olmalıyım! Diye geçirdim içimden.

Sonra sırtüstü çevirip soktum yine. Gidip geliyordum. Samimi söylüyorum, hayli sıkıcıydı. Dişi kediler düzen erkek köpekler hayal ettim. Empire State Binası'nın tepesinden atlayıp havada düzüşen bir çift hayal ettim. Islak, iğrenç, orgazm için ölen ve sürünerek bana doğru gelen ahtapot büyüklüğünde bir yarık hayal ettim. O güne dek gördüğüm külotları, dizleri, bacakları, memeleri ve yarıkları düşündüm. Lastik terliyordu; ben terliyordum.

"seviyorum seni, canım!" diye fısıldadım lastik kulaklara.

İtiraf etmek kolay değil, ama o lastik yığının içine boşalmaya zorladım kendimi. Tanya ile uzaktan yakından ilgisi yoktu.

Bir jilet alıp doğradım lanet şeyi. Bira kutuları ile birlikte çöpe attım.

Kaç Amerikalı alıyordu bu aptalca şeyleri?

Öte yandan Amerika'nın nerdeyse herhangi bir kaldırımında on dakikalık bir yürüyüşe çıktığınızda yüz s.kiş makinesi geçiyordu yanınızdan tek fark onların insan numarasına yatmalarıydı.

Zavallı Kızılderili Mike. Zavallı o yirmi beş santimlik ölü kamış.

Zavallı bütün Kızılderili Mike'lar. Uzay yolcuları. Vietnam ve Washington'un bütün fahişeleri.

Zavallı Tanya, karnı domuz karnı, damarları köpek damarlarıydı. Ne sıçardı ne işerdi; düzüşürdü sadece yüreği, sesi ve dili başkalarından alınmaydı o zamanlar organ nakilleri 17 ile sınırlıydı. Von B. Çok daha ileriydi onlardan.

Zavallı Tanya, iki lokma bir şeydi yediği genellikle ucuz peynir ve kuru üzüm, ne parada vardı, ne mülkte, ne yeni arabalarda, ne de lüks evlerde. Akşam gazetesini bir kez olsun okumamıştı. Renkli televizyon, yeni şapkalar, yağmur çizmeleri, tel örgü üstü ev kadını muhabbetleri ilgisini çekmiyordu; doktor, borsacı, milletvekili ya da polis bir kocanın hayalini kurmamıştı.

Ve benzinliğin pompacısı sormaktan bir türlü vazgeçmiyordu; "hey, o buraya getirip içine hava bastığın şeye ne oldu?"

Artık soramıyor ama. Benzinimi başka benzinlikten alıyorum. Von Brashlitz'in lastik bebek ilanını gördüğüm o berbere bile gitmiyorum artık. Her şeyi unutmaya çalışıyorum.

Siz olsanız ne yapardınız?

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült