Hikaye

 

 

Münzevi

Abraham Reisen


Sinagogda akşam duaları sona erdi. Keçi sakallı cılız bir Yahudi olan cimri Zangoç yardımcısı, oldukça kısılmış olan bir lamba dışındaki tüm lambaları kararttı. Lamba ardına lamba söndürürken "Gaz pahalı" diye homurdanıyordu.

Geride kalan birkaç kişi sinagogda devamlı kalan insanlardı. Onları neredeyse tamamıyla karanlıkta bırakan bu despotik zangoç yardımcısına kızıyorlar ama ona karşı çıkmaya cesaret edemiyorlardı. Onların çalışmak konusundaki ciddi tembellikleri bir yana, bu tasarruf emirleri Baş Zangoç'tan geliyordu ki o da emirleri yeri gelince bizatihi Hazinedarın kendisinden alıyordu. Nasıl karşı çıkılabilirdi ki?

Loş ışık onların ruh halini bütünlüyordu. Succoth geçeli daha birkaç hafta olmuştu. Dışarıdaki durmaksızın yağan yağmur pencere kanatlarına vuruyordu. Aaron ve Musa'nın sunağın üzerindeki ağaçtan oyma, küstahça bakan yüzleri, boş ve somurtkandı. Aralarına yerleştirilmiş ve köyün oymacısının, yaşam ve canlılık alevi vermeyi umduğu leopar bile belki de geldiği yer olan Lübnan ormanlarını düşünmekten olacak ki zayıf düşmüştü. Köyün zengin kadınlarının bağışladıkları ve dışarı—elbiselerinin eteklik kısımlarından yapılmış olan, Kutsal Geminin üzerindeki siyah perde, eski sinagogun üzerinde keder ve yeis ile soluyordu. Duvarda, geride kalan insanlardan yansıyan gölgeler, mezardan çıkmış cesetleri çağrıştırıyordu.

Sinagogda her gece zangoç yardımcısıyla birlikte beş kişi kalırdı. İkisi son birkaç yıldır burada öğrenim gören ve o gücü bulduklarında daha zengin bir kasabaya gitmeyi planlayan yeşiva öğrencileriydiler. Bunlardan birisi doğum yeri Zelver ile anılan ince uzun boyunlu, koca ağzından çıkan her kelimeyle birlikte yukarı fırlayan kocaman bir ademelması olan, yaklaşık yirmi yaşlarında bir gençti. Diğeri bir yaş daha genç olan Dohlinever'di. Fakat Dohlinever Zelver'den daha yaşlı görünüyordu çünkü kalın bir sakal altında olan yüzünü yıkamaya şiddetle inanmayanlardandı. Fakat bu farklılıklara rağmen ikisi bir arada barış içinde yaşardı. Bir dilim ekmeğe varıncaya değin paylaşırlardı. Zelver'in daha fazlasını içiyor olmasına rağmen sigaraları ortaktı. Buna rağmen ahiretin tanımı konusunda şiddetle ayrı düşüyorlardı. Zelver cennetcehennemin genellikle fena halde maddesel olarak kavranan şekilde değil fakat bu dünyada olduğunu, Mesihi Boğa ve Leviathan’ın sadece birer sembol olduklarını düşünüyordu. Maimonides'ten aktarıyordu, Cennet sadece ruhlar içindir ve ruh kendini arşın yedinci katma yükseltecektir. Fakat oldukça pratik düşünen birisi olan Dohlinever Cennet'in bedenler için de olduğunu ve vahşi boğa ve balinanın birer sembol değil fakat yalın gerçekler olduğunu düşünüyordu. Tartışmalar gerçek bir yoğunluğu ateşlediği zamanlarda birer sigara yakıp ortalarda bir yerde buluşuyorlardı.

Sinagogun üçüncü sakini ise Münzevi idi. Kırkının biraz üzerinde, sim saçları kaim sakallarını saran bir adamdı. Sofuluktan değil fakat özgürlük arzusundan münzevi olmuştu. En azından böyle olduğunu söylemişti bir keresinde Dohlinever'e. "Bir insan," diye açıklardı "boyunduruk altına girmemelidir. İnsan her zaman yaşıyor olduğunu hissedebilmelidir ve bunun tek yolu çalışma yükümlülüğünden azat olmaktır. Bunu farkettiğimde otuz yaşındaydım. Şu andaki tek pişmanlığım bir dükkanın başını bekleyerek geçirdiğim o yıllar içindir. Sadece elbiselerim değil ruhum da ringa balığı ve yağ kokardı tüm zamanlar boyunca."

Dohlinever bu açıklamalardan pek hoşnut kalmazdı. "Düşünün ki tüm insanlar en az sizin kadar serbest olmak istediler. Ne olurdu o zaman dünyanın hali?"

"Aptal küçük" dedi Münzevi gülerek. "Dünyanın böyle bir hal alacağını da kim söyledi sana?"

Dohlinever şimdi iyice sıkılmıştı. "Sonuçta, neyi kastediyorsun dünya demekle! Bu sence o kadar güzel bir dünya mı?" Fakat münazaralar konusunda ustalaşmış ve Aristo ve Eflatun dan Dohlinever'in neredeyse hiçbir şey anlamadığı alıntılar yapan Münzeviye karşı hiçbir şansı yoktu.

Bu derin tartışmalar her seferinde, Dohlinever'in Münzeviye, düzenli bir içici olmamasına rağmen zekice bir değiş tokuş sonucu olduğunda reddetmediği bir sigara ikramına malolurdu; Dohlinever ortak tütün keselerini taşıyan Zelver'e seslenir ve "Münzevi için bir sigaraya kıyalım," derdi.

Tütünü bir parça kağıdın içinde yuvarlarken iyilik ve güleryüzlülükle felsefe yapardı. "Siz dünyanın bir yere varmayacağını sanıyorsunuz. Doğru. Doğru ama bu ne demek? Çocuklar, siz bu dünyanın bugüne kadar varolmuş ilk dünya olduğunu mu zannediyorsunuz? Binlerce dünya varolmuştur—açın bakın kitaplara, onlarda yazılıdır. Ve kitaplar başka bir şeyler daha biliyorlar. Hatta bizin Haham'ımızdan bile daha çok."

Onun bu özgür düşünüşü iki yeşiva öğrencisini ta kalplerinden hançerlemişti ama bunu ona belli etmediler. Bir şekilde kendilerini Münzevi için üzgün hissediyorlar, ona orada bir fırında pişirilmiş patates, bir fincan çay veya bir sigara veriyorlardı.

Sinagogda yaşayan dördüncü kişi it Yankel diye çağrılan birisiydi. Sekiz yaşlarında bir oğlandı ve kasabaya epeyce yıllar evvel gelmişti. Ve hiç kimse onun anne ve babasının kim olduğunu, nereden geldiğini bilmiyordu. Korkunç tembeldi ve gün geçtikçe de aylaklaşıyordu. En sonunda yatacağı yer olarak kapı ağzındaki banka atıldı.

Geceleri başka insanlar ortaya çıkarlar. Önce işini kaybetmiş ve iş arayan öğretmen Chaim. Bitmiş bir halde kürsünün yanma dikilir, derinlere dalar, sonra kendini toparlar ve Zangoç yardımcısının yanına giderek bir çimdik enfiye ister ondan. Zangoç ateş püskürür içinden ama şikayetçi olmaz. Öğretmen enfiyeden çeker, hapşırır ve gücünü yeniden toparlar. Sonra Dohlinever, Zelver ve Münzevinin sohbet ettikleri köşeye doğru devam ederdi.

Saat yedi civarlarında dul bir kadın olan Chieneh, elma sepetiyle ortaya çıkar. Sinagogda satış yapmasına izin verilen tek kadın o idi. Girişte dikilip yerlerin boşluğuna göz gezdirirken burada bulacağı kısmeti düşünürdü ekşice bir suratla. Ocağın başına gider ve beyaz kiremitlerin soğuğunu hissedince de farkettirmeden geriye çekilirdi.

Tekrar güler kadın. "Sinagogda bile bir parça ısınabilemediğinizi bir düşünün!" Zangoç yardımcısı oraya geldiğinde, bildik bir şekilde "Mesele nedir, neden bu ocak bu kadar soğuk?" diye sorardı.

"Madem öyle," derdi Zangoç yardımcısı şaka yaparak, "Neden bize bir araba yükü odun bağışlamıyorsun ki? Senin çok para olduğu söyleniyor."

"Elbette zenginim ben. Neden olmasın?"

Kendisi de bir dul olan Zangoç yardımcısı ensesini sert bir şekilde kaşır. "Şeytan biliyor ya—paranızın olduğunu bilsem sizi hemen maiyetime alırdım."

"İyi. Bir şeyler satın alacak mısınız?"

"Çok pahalı."

"Al biraz, sana indirim yapacağım."

Sepetten üç tane yıkanmış elma seçer. "Evet, mesela bunlar için kaç para tahsil edeceksin."

"En büyük elmaları seçtin ama yabancı değilsin sen —bir kapik."

"Şifacılar kadar pahalısın," diye yakındı Zangoç yardımcısı, "Üç minik elma için bir kapik ha? Bir Groschen'e olmaz mı?"

Dul kadın yapamayacağını söyler.

"Dediğin gibi olsun," der ve elmaları geri koymaya başlar.

Kadın küçük bir elmayı daha ekler eline, "Al, şimdi dört etti."

Zangoç yardımcısı güler "E, o zaman beş yapalım."

Dul kadın beşinci için küçük bir elma bulur ve adamın eline verir. "Dişimin kemiğine kadar söktün," diye homurdanır kadın.

Zelver, Dohlinever'e Chieneh’i işaret ederek "Bak elmalar geldi," der.

"Çok pahalılar."

"Ne farkeder ki," diye diretti Zelver. "Her şey bir yana, hepimiz Allah'ın kulu değil miyiz?"

"Pekala, al birkaç tane, yarısını ben öderim."

Münzevi iç çekerek kadına doğru yürür. Kocaman gözleri dosdoğru ona bakmaktadır. Göz göze gelirler.

Kadını utandırır bu, kadın gözlerini çevirir.

Zelver on elmaya iki kapik için pazarlık yapar ve onları alarak Dohlinever'e döner. Münzevi orada kalır, dul kadınla yüzyüze. "Çok geç oldu," diye mırıldanır Münzevi.

Kadın "Bir şeyler satıyorsa ne yapabilir ki insan?"

"Evet," der Münzevi daha bir müşfik bakarak kadına.

"Satış  Anlıyorum," içgüdüsel olarak kadının satış yaparken oturduğu balkona bakarak, "Orası karanlık," der kendisine der gibi.

"Ne dediniz?"

"Kadınlar bölümü" diye kekeledi "bütünüyle karanlık da."

"Niçin söylüyorsunuz bunu?" dul kadın şaşırır.

"Ben sadece... cimrilik ediyorlar. Orada da bir lamba yanmalı.’ Orası geceleri sürekli karanlık oluyor," dedi. Kendisine baktı. Zangoç yardımcısı uzak bir köşede oturmuş elmasını yiyordur. Zehler ve Dohlinever de köşelerine çekilmiş elmalarını paylaşıyorlardır. Öğretmen Chaim, kafası kitap rafına düşmüş, sesli bir şekilde horulduyordur. İt Yankel gitmiştir. Münzevi bir noktada yere çivilenmiş gibi duruyor, pencereye gözünü dikmiş düşünüyordur. Neden olmasın ki?

Kadın bir şeyler sezer. Utangaçça, eşarbını başına daha sıkıca çeker ve gitmek için döner.

"Gidiyor musunuz?" diye kekeledi Münzevi.

"Ne yapılabilir ki? Gitmeli."

"Uzağa mı?"

"Evet, neredeyse mezarlığın oraya kadar."

"Ne yazık." iç geçirir Münzevi, "Gidilecek uzun bir yol." Ve tekrar küçük pencerelerinin karanlık gözleriyle göz kırpıştırdığı kadınlar bölümüne bakar.

"İyi geceler," der ve sepetiyle birlikte çıkıp gider dul kadın.

Münzevi uzun süre kadının arkasından bakar ve bir hayıflanma ile geri döner öğrencilere. "Bu kadın burada ne arıyordu dersiniz?" diye sorar.

Dohlinever, "Elma satmak istiyor," diye yanıtlar.

"Ama ben -Münzevi hınzırca güler- başka bir şey için olduğundan şüpheleniyorum."

Dohlivener tereddüt ederek "Hırsızlık için mi geldiğini düşünüyorsunuz?"

"Kim bilir belki de—" der, cümlesini yarıda keserek durur Münzevi. Gözleri onu pencereden alıp, mezarlığa kadar dul kadının peşinden götürmüştür.

İki genç ona bir elma getirirler. "Al."

Bir rüyadan uyandırılmış gibi döner pencereden. "Teşekkürler."

Elma yemek onu yatıştırır. Sessizce konuşur. "Bir seferinde dünyanın gidişi hakkında konuştuk," diye başladı, bıyığına yapışan elma parçalarını temizleyerek. "Dünyanın gidişi derin ve gizlidir. Üstelik sadece dünyanın da değil, her insanınki de böyledir. Her insan bir evrendir ve yolu da gizlidir," der, onlara bakar ve neşeyle güler.

Öğretmen Chaim kitap rafının ardında horluyordur. "Birisi horluyor" der Zelver.

"Bırak uyusun" der Münzevi tatlılıkla. "Ne mutlu uyuyana. Aslında sanıyorum ben de biraz dinleneceğim. Nedense kendimi yorgun hissediyorum."

Konuşurken bir yandan da köşedeki banka doğru gitti, paltosunu çıkarıp bir yastık yaptı ve boylu boyunca uzandı.

Birkaç dakika sonra uyumuştu. Rüyasında elmacı kadını görüyordu. Ellerini uzatıp başının üstünde duran kitap rafına sarıldı.

Uyuyan adamın sarıldığı kitap rafı önce öne arkaya sallandı ama hemen sonra bir dengeye oturdu ve sessizce durdu.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült