Mogadon Palas

Nazlı Eray


Bir akşamüstü, bir arkadaşımla oturuyordum.

Durup dururken arkadaşa sordum, "Mogadon Palas deyince aklına ne geliyor," dedim. Bir an düşündü, "Yani Mogadon Palas deyince, benim aklıma şöyle üçüncü sınıf, resepsiyonunda gelen müşteriye oda anahtarıyla birlikte bir şişe Mogadon verilen.bir otel geliyor," dedi.

İlgiyle baktım arkadaşa. Durup dururken, Mogadon Palas deyince, bakın şu işe, onun aklına ne değişik, ne renkli bir konu gelivermişti!

Bir gece yarısı oteli... Resepsiyonunda sarı benizli, saçı yandan ayrık bir müdür yardımcısı... Kutu kutu Mogadonlar altta bir çekmeceye dizilmiş... Sarı benizli müdür yardımcısının, üstelik tel çerçeveli bir gözlüğü var. Gelen müşteriye:

"Buyurun, oda anahtarınız; bu da bir şişe Mogadonunuz... İyi uykular, renkli rüyalar... İyi bir oda veriyorum size, kent trafiğinin gürültüsünü pek almaz. Gece vakti yalnızlık çekip de, bayan arkadaş isterseniz, santralı bir çeviriverirsiniz. Sarışın, esmer, kumral; yumuşak huylu, eğer dilerseniz haşin mizaçlı; kedi gibi sokulgan, pars gibi kaprisli, her türden yabanlarımız mevcut. Siz soyunup da iki Mogadon atınca, çeviriverirsiniz santral numaramızı, isteğinizi bildirirsiniz. Müşteri velinimetimizdir. Bu kent, yalnız insanların kenti... Biraz Mogadon, biraz kadın... Ama, siz merak etmeyin. Demin de dediğim gibi, müşteri velinimetimizdir. İyi geceler," diyen bir adam bu...

Hayran oldum arkadaşın düş gücüne. Oysa Mogadon Palas, bambaşka bir şeydi.

"Yahu," dedim arkadaşa, "aç bugünkü gazeteyi bak. Oraya değil, ilan sayfasına bak. Mogadon Palas adlı, Bülbül Deresi caddesinde, bir eczane devren satılıkmış."

Arkadaş, aldı eline gazeteyi, gösterdiğim yeri okudu:

Bülbül Deresi caddesinde, Mogadon Palas Eczanesi, içinde tüm ilaçları, genç kalfası, buzdolabı, tartı makinesi ve kızılay kumbarası, kolonyaları, ortopedik terlikleri, deniz yatakları ve el kremleriyle devren satılıktır.

Bu ilan, arkadaşın da ilgisini çekmişti. "Bak şu işe! Ben Mogadon Palası otel diye düşündüydüm; oysa, Bülbül Deresi caddesinde, içinde kalfasıyla devren satılık bir eczaneymiş," dedi.

Biz tam şu eczaneyi gidip bir görelim diyorduk ki, gazetenin bir başka sayfasında Mogadon Palas'la ilgili bir başka yazı daha gözüme çarptı. Okudum.

Kentin yalnız insanları! Size sesleniyoruz...

Otel Mogadon Palas, seçkin personeliyle hizmetinize açılmıştır. Servisimiz birinci sınıftır. Odalara her türlü servis yapılır. Bayındır sokaktayız, bekliyoruz...

Arkadaş da ben de çok şaşırmıştık. Gazeteyi katlayıp bir kenara koyduk.

Bugünkü haberlerde iki tane Mogadon Palas vardı: Bir tanesi Bülbül Deresi caddesinde devren satılık bir eczane; bir diğeri de Bayındır sokakta, kentin yalnız insanlarına seslenen yeni açılmış bir otel. Bu ne işti! Döndüm arkadaşa:

"Bu Mogadon Palaslar benim çok ilgimi çekti; seni bilmem. Ama derim ki, gel gidelim ikisini de bir görelim. Bakalım aslı esası var mı bunların? Oteller pahalı, piyasada da ilaç darlığı var diyorlar..." dedim.

Atladık bir arabaya, ilkin Bayındır sokaktaki yeni açılan otelin adresini verdik.

Taksi şoförü zaten biliyormuş oteli: "Yeni açıldı bu otel," dedi, "birkaç müşteri götürdüm oraya. Fiyatları yüksek. Yahu insanı uyutuyorlar," dedi.

Kapının önünde indik. Eskimemiş komi kılıklı bir genç koşarak geldi. Taşınacak bavulumuz olmadığını söyledik.

Arkadaşımla birlikte, Mogadon Palas Oteli'nin lobisine girdik. Her şey tıpatıp arkadaşın kafasında kurmuş olduğu gibiydi. Resepsiyonda, sarı benizli, tel çerçeveli gözlüklü, saçları yandan ayrılmış bir adam oturuyordu... Köşedeki televizyondan Türkiye-Avusturya milli maçı naklen veriliyordu. Sanırım, Avusturya 10 öndeydi. Resepsiyondaki adam bize ilgiyle bakıyordu. Bir şey sormuş olmak için:

"Maç kaç kaç?" dedim.

Resepsiyondaki sarı benizli:

"Bir-sıfır Avusturya önde," dedi.

Teşekkür edip çıktık otelden. Başka ne yapabilirdik ki? Görmüştük işte Mogadon Palas Otelini...

Arkadaş:

"Şimdi de, Bülbül Deresi caddesindeki, içinde genç kalfasıyla devren satılık Mogadon Palas Eczanesini görelim," dedi.

Bülbül Deresine vardığımızda, yol kenarındaki birkaç kişiye Mogadon Palas Eczanesini sorduk. Gerçekten, caddeye bakıyormuş, sonunda bulduk.

Eczaneden içeriye girdik. İnce bıyıklı, hilal kaşlı, çakır gözlü kalfa ilaçlarından arasından birden çıkıverdi. Yaşı yirmi bir ancak vardı.

"Bilgi almak için geldik," dedim, "eczane devren satılıkmış diye gazetede okuduk. Acaba, biraz bilgi verebilir misiniz?" diye sordum.

Kalfa, bunalımlı bir tipti. Besbelli içine kapanıktı. Hemen anladım.

Kısık bir sesle, "İşte şu gördüğünüz eczane, içindeki bütün ilaçları, parfümeri malzemesi, buzdolabı, tartı makinesi ve kızılay kumbarası; bir de ben devren satılığız," dedi.

Köşede küçük bir televizyon gözüme çarptı. Türkiye-Avusturya milli maçını naklen veriyordu. Kalfaya döndüm:

"Televizyon da satılık mı?" diye sordum.

Kalfa, aynı suskun sesle, "Hayır, televizyon mal sahibinin şahsi eşyası. Satılık değil," dedi.

"Acaba maç kaç kaç?" diye sordum kalfaya.

"Demincek Avusturyalılar bir-sıfır öndeydi," dedi.

Görmek istediğimizi görmüştük. Arkadaşla bir otobüse bindik, eve döndük. Zaman, akşama yaklaşıyordu. Türkiye Radyo ve Televizyonunda, TürkiyeAvusturya milli maçı Viyana'dan naklen veriliyordu. Bayındır sokakta yeni açılan Mogadon Palas Oteli, bu geceki müşterilerini bekliyordu. Sarı benizli, saçı

yandan ayrık, tel gözlüklü müdür yardımcısı resepsiyonun ardındaydı. Bülbül Deresi caddesindeki Mogadon Palas Eczanesi, içinde tüm ilaçları, ortopedik terlikleri, şehzade görünümlü kalfası, el kremleri ve kolonyalarıyla devren satılıktı.

Şimdi, bildiğim biçimde öyküye giriyorum:

Akşam olmuştu. Bayındır Sokaktaki, Mogadon Palas Oteli'nin önünde kupa arabasına benzeyen eski bir taksi durdu. Şoför inip kapıyı açtı. Temiz giyimli komi, koşarak arabaya doğru seyirtti. Arabadan dışarıya, kara giysili, dik yakalı, kravatı tombulca bağlanmış, dolgun bıyıklı, saçları değişik bir biçimde taranmış sivrice sakallı, kara bakışlı bir adam inmişti. Taksi şoförüne yüklüce bir bahşiş verdi. Bavulu yoktu, eli boş kalmasın diye koşarak gelen komiye elindeki fildişi saplı şemsiyesini verdi. Dimdik, ağır adımlarla Mogadon Palas Oteli'ne girdi.

Resepsiyondaki sarı benizli, oturduğu yerde birden dikleşivermişti. Az önce biten Türkiye-Avusturya milli maçının etkisi altındaydı henüz.

Kara giysili adam resepsiyona yaklaştı:

"Bu gecelik bir oda istiyorum," dedi.

Resepsiyonun ardındaki sarı benizli müdür yardımcısı sevecenlikle güldü: "Hayhay efendim; cadde tarafına bakan bir oda mı istersiniz, yoksa arkadaki ağaçlı sokağa bakan bir oda mı arzu edersiniz?" diye sordu.

Kara bakışlı adam, "Lütfen ağaçlı sokağa bakan bir oda olsun," dedi.

Bu müşterinin konuşması, giyimi, soylu hareketleri otel müdürü yardımcısının hemen dikkatini çekmişti.

"Adınızı, soyadınızı rica edecektim fişi doldurmak için," dedi.

Kara bakışlı, dolgun bıyıklı, iyi kesimli giysili adam:

"Rudofl von Hapsburg... Arşidük," dedi.

Resepsiyonun ardındaki sarı benizli müdür yardımcısı bir an şaşaladı. Acaba, yanlış mı anladım, diye düşündü.

"Adınızı tam yakalayamadım beyefendi, bir daha lütfeder misiniz?" dedi.

Kara bakışlı, soylu ince bilekli, hassas görünümlü müşteri, "Rudofl von Hapsburg... Arşidük," dedi yeni baştan.

Müdür yardımcısı, bu isme pek bir anlam verememişti. Mayerling Faciası hakkında bir bilgisi yoktu. Fişi uzatarak, "Buyurun, siz yazıverin lütfen, bir yanlışlık olmasın," dedi.

Müşteri velinimetti... Bu adam kimse kimdi. Televizyonda iç yakan bir türkü duyulmaya başlamıştı:

"Ayağında kundura

Yar gelir dura dura

Genç ömrümü çürüttüm

Göğsüme vura vura"

Genç kadın, kalfaya yaklaştı:

"Mayerling Eczanesi değil mi?" dedi.

Şehzade görünümlü kalfa, hiç sesini çıkarmadı.

Genç kadın:

"Rudolf, işte geldim," dedi.

Kalfa, inanılmaz bir biçimde konuşma başlamıştı:

"Kontes Marie Vetsera... Marie!" diye fısıldadı.

Genç kalfanın çakır gözlerinde anlatılması güç bir tutku, umutsuz bir kara sevdanın pırıltıları belirmişti. Köşedeki televizyonu birden kapattı. Eczane sonsuz bir sessizliğe bürünmüştü. Şehzade görünümlü kalfa birden dışarıya çıktı, eczanenin kepenklerini çekti, alttan içeriye girdi, ışığı söndürdü.

Genç kadınla birbirlerine eczanenin orta yerinde delicesine sarılmışlardı. Genç kadın fısıldıyordu:

"Rudolf, ah Rudolf, ne olacak sonumuz?"

Bayındır sokaktaki Mogadon Palas Oteli'nin otuz yedi numaralı odasındaki soylu müşteri fildişi saplı şemsiyesini köşedeki iskemlenin üzerine bıraktı. Aynada kendini bir süzdü. Ceketinin sol iç cebine uzandı; değişik, Birinci Dünya Savaşı'ndan

kalma bir tabancı çıkarttı, usta bir hareketle son bir kez dolu olup olmadığını kontrol etti, önündeki şifoniyerin en üst çekmecesine koydu.

O an kapı tıktıklanmıştı. Kara bakışlı adam, "Giriniz," dedi.

Giren, kızıl saçlı, ipek tuvalet giymiş bir genç kadındı. Saçları tepesinde toplanmıştı, ensesinden ve kulaklarının üstünden lüleler sarkıyordu. Kulaklarında zümrüt küpeler vardı.

Müşteri kadını görünce, "Marie! Nihayet geldin," dedi.

Genç kadın, otel odasına girmişti. Kara bakışlı adama bakarak, "Rudolf, Rudolf," diye inledi.

Birbirlerine sarıldılar.

Kontes Marie Vetsera, Arşidük Rudolf von Hapsburg'a sordu:

"Karın rahat bırakmayacak bizi... Ne olacak halimiz Rudolf? Baban İmparator Franz Joseph anladı her şeyi. Rudolf, seni uğrunda ölecek kadar çok seviyorum!"

Kentte gece büyük bir hızla ilerliyordu. Mogadon Palas Oteli'nin otuz yedi numaralı odasında, iki kişilik yatağın üstünde Rudolf von Hapsburg ile Kontes Marie Vetsera birbirlerine sarılmış yatıyorlardı. Kontes, zümrüt küpelerini çıkartmış, ucuz görünümlü otel komodininin üzerine koymuştu. Bir an fısıldadı:

"Rudolf, ne olacak sonumuz, ne yapacağız?"

Kara bakışlı adam delicesine sarılıyordu ona.

"Marie, yapacak tek şey var," dedi.

Yataktan kalktı, çevik bir hareketle şifoniyere doğru gitti, üst çekmeceye koymuş olduğu silahı çıkarttı.

Kontes Marie Vetsera, onu aynadan izliyordu. Arşidük, usul usul ona dehşetle bakan kadına yaklaştı.

Bayındır sokaktaki Mogadon Palas Oteli, bir silah sesiyle sarsıldı.

Bu saatte, müdür yardımcısı, tüm personel ve diğer müşteriler aldıkları Mogadonların etkisiyle derin bir uykudaydılar. Kimse uyanmadı. Arşidük, sevgilisini vurup öldürmüştü. Yata

ğın üstündeki, bu canından çok sevdiği kadını sabaha değin seyretti. Gün ışırken, silahını şakağına dayadı ve tetiği çekti.

Bayındır sokaktaki Mogadon Palas Oteli, bu ikinci silah sesiyle ayaklanıvermişti. Sarı benizli müdür yardımcısı, bir yandan saçını düzeltmeye çalışıyor, bir yandan silah sesinin hangi odadan geldiğini anlamaya çalışıyordu.

Bülbül Deresindeki Mogadon Palas Eczanesinde ilerleyen geceyi bir silah sesi yırttı. Şehzade görünümlü satılık kalfa, sevgilisini vurarak öldürmüştü. Çevredeki bekçiler, eksoz sesi sandılar, kimse ilgilenmedi silah sesiyle.

Kızıl saçlı genç kadın, tartı makinesinin yanı başına yıkılmıştı. Şakağından sızan kan, usul usul yere yayılıyordu.

Çakır gözlü kalfa, bu canından çık sevdiği kadının ölüsünü sabaha değin seyretti. Bülbül Dereci caddesine günün ilk ışıkları vururken, silahını şakağına dayadı ve tetiği çekti.

Bayındır sokaktaki Mogadon Palas Oteli'nde her şey karışmıştı. Otuz yedi numaralı odayı açmışlar, iki sevgiliyi birbirlerine sarılmış kanlar içinde bulmuşlardı. Müdür yardımcısı, ne yapacağını bilemiyordu. Temiz giysili komiyi bir öğürtü tutmuştu.

Müdür yardımcısı, "Nereden bilebilirdim adamın bir deli olduğunu? Çok da soylu bir beydi. Bu olay, otelimiz için çok kötü oldu," deyip duruyordu.

Bülbül Deresi caddesindeki Mogadon Palas Eczanesindeki birbirine sarılmış iki ölü, ancak üç gün sonra, çevreden duyulan ağır koku nedeniyle bulunmuştu.

Bekçi, polis ve meraklı bir halk kitlesi olaya bir türlü bir anlam veremiyorlardı.

Bekçi şöyle diyordu:

"Kıskançlık cinayeti olacak... Acep, kadının bir dostu mu vardı? Demek çocuk çok seviyormuş ki kendini de öldürmüş. Bu işleri anlamak güç..."

Polis, "Yahu yazık, bu işin altında mutlaka çok derin birtakım şeyler yatıyor, ama nasıl anlayabiliriz ki? Sanki tarihi bir olay," dedi.

Kentin iki ayrı yerinde, aynı gün, hemen hemen aynı saatlerde iki cinayet işlenmişti! İşin içinde üstelik birer de intihar vardı.

Bu iki olay, tarihsel bir nitelik taşıyor muydu; yoksa her gün rastlanan olaylardan mıydı?

Vallahi bilmiyorum.

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 


 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült