Hikaye

 

 

Milletvekili Olacak Vali Nutkundan Bellidir

Aziz Nesin


üç saattir, dört cip yoldaydı. Köy kahvesinin önünde cipler durdu. Vali, öndeki arabadan indi, ikinci arabadan mektupçu, defterdar, emniyet müdürü, candarma komutanı indiler. Tarım müdürü, sağlık müdürü, eğitim müdürü, lise müdürü, postane müdürü, tapukadastro müdürü ve öbür müdürler de arkadaki arabadaydılar.

Cipleri gören köylüler, kahveden dışarı fırladılar. Kimi valinin elini öptü, kimi sıktı. Kimisi kucaklaştı. Vali de onları sevgiyle sardı, bağrına bastı.

Yıllardır özlemi çekilen demokrasinin bu sıcak gösterisi, insanın gözünü yaşartıyordu.

Hep birden kahveye doldular. Vali, kahve ocağının yanına, peykeye bağdaş kurdu. Ama, köyün en yaşlısı Mahmut Ağa’yı sağma aldı, o oturmadan oturmadı. Köylüler yaşlarına göre sırayla peykelere bağdaş kurdular, kimisi de hasır kahve iskemlelerine oturdu.

Vilayet maiyet erkanı, mevki ve kıdemlerine göre kapının sağında solunda, ayakta sıralanmışlardı.

 Hoş geldin Bey...

 Hoş bulduk Ağalar!..

 Hoş geldin...


Eller göğüslere kondu:

 Merhaba!..

 Merhaba!..

Vali de tıpkı köylüler gibi, sağ elini kalbinin üstüne bastırıyor, her köylüye ayrı ayrı,

 Merhaba, merhaba!., diyordu.

Çaylar, kahveler geldi. Kendilerine «otur» diye, validen buyruk çıkmadığı için, memurlar, çaylarım, kahvelerini, dudaklarını şapırdatmamaya dikkat ederek ayakta içiyorlardı. Yalnız, içlerinde medeni cesaretiyle tanındığı için on yıldır terfi edemiyen orman müdürü, romatizmalı bacaklarının sızısına dayanamadı, kuyruk sokumuyla duvara yaslanmak yürekliliğini gösterdi. Vali, babacan bir davranışla köylülere sordu:

 Nasılsınız bakalım hemşeriler?

Kahveden yer yer sesler yükseldi:

 Sağol beğem...

 Allah eğsüklüğünü göstertmesün!..

 Sayanda çok iyiyik...

 Allah senü başumuzdan eğsük itmesün!.

Vali, köylüleri aydınlatmak için konuşmasına

başladı.

Artık o denli onlardan, o denli halktan biri olmuştu ki, o da tıpkı onlar gibi, onların dili, onların ağzıyla konuşuyordu. Hele «K» harflerini «G» sesiyle söylemeye büyük çaba gösteriyordu. Okul sıralarındayken, müsamerelerde sahneye çıktığı için, köylü taklidinde başarı gösteriyordu:

 Ağalar, sizi goresüm geldi... Ben köyünüze gelmiyeli gaç gun oldu?

ihtiyar bir köylü,

 Dün değel, evvelki gun buradaydın... dedi.

 Amanıng... Essah mı diyon irecep Ağa... Bağa yıl olmuş gibi geldi be!.. Vallaha özlemişim sizi yahu...

Köylülerle senli benli konuşan Vali, hasır iskemlede oturan köylülerden birine sordu:

 Sadık Ağa... Senin işin oldu ya... Pangadan grado aldın ğı?...

 Sağol beğeem.. Düneğin şehre vardım, Zirehet Pangasından iki bin gayme galdırdım...

 Ni diyon Sadık Ağa?... Düneğin şehre vardın da, insan bi yol bağa uğramaz mı? Bi acı gayfemi ossun içerdin...

 irehatsızlık virmiylim didim hani!...

 Bah, bah, bah... O nasın laf be Sadık Ağa?.. O vilayet gonağı sizin evünüz...

Sonra vali başka birine döndü:

 Ismıyl Ağa, dün gece seni üryamda gördüm...

 Hayırdır işşallah...

 Ahlım fikrim hep sizde... Acep arkadaşların bi eğsüğü neyi var mı diyerekten düşünüp yatıyom... Gündüz hülyamda, gece üryamda siz...

Konuşma arasında kahvenin kapısı açılıyor, içeri giren köylü, doğru valiye gidip, gençse elini öpüyor, yaşlıysa kucaklaştıktan sonra halhatır soruyordu. Vali çoğunun adını biliyordu. Memmet, Ehmet, Hüsün...

Adını bilmedikleri olursa,

 Gusura galma, çıhmış ahlımdan, adın neydi? diye soruyordu.

Satulmuş...

 Hee ya!... Unutmuşum besbelli... Otur Satulmuş... öyle ırağa değel... Yamacuma gel!...

Vali, karşısında ayakta duranları köylülere gösterdi:

 Bunları tanımıyonuz mu Ağalar?

Vali her köye gidişinde böyle sorar, köylüler de,

 Tanıyoz Beğeem!... derlerdi. Ama Vali yine de memurlarını köylülere teker teker tanıtırdı:

 Şu beri başta diğelen, uzun zayıf?...

Köylüler,

 Biliyoruz, Nektüpçü Bey... derlerdi.

 Onun yanında diğelen şişgo, vergi tahsil müdürü... Bi işiniz düştü müydü, gapısını vurmadan gireceğiniz. .. Oldu oldu, olmazsa dooğru benim gapımı çalın!.. Şu gravatı gaymış, gundurası patlah?..

 Onu bilmiyk... Zirehet mödürü mü yoğsam?

Vali, hepsini teker teker köylülere tanıttıktan

sonra, ayakta duran memurlarına,

 Oturun!... diye emir verdi.

 Esküden bunların suratlarını görmek için, yüz görümlüğü virmek Hazımdı. Sincik hepsünü toparlayıp ayağınıza getürdüm. Demokrasi diye, işte buğa dirler...

 Allah eğsüklüğünü göstetmesün!..

t— Bi diyeceğiniz, bi şekayetiniz var mı?...

Köylüler isteklerini söyledikçe, Vali hemen ilgili memuruna,

 Not edin arkadaşın şikayetini... Hemen halledilecek, bana neticeyi bildireceksiniz!... diyordu.

Vali, memurlarıyla İstanbul ağzıyla konuşuyordu. Köylüler,

«Bizim Vali emme de dil biliyo...» diye Valiyi değerlendiriyorlardı. Dilekler dinlenirken kapı açıldı. Zayıf, soluk renkli bir genç girdi. Utangaç, sıkılgan bir halde Valinin yanma gitti. Vali hemen ayağa kalktı. Bütün köylülere yaptığı gibi, onu da kollarının arasına aldı, bağrına bastı, alnından öptü.

 Nasılsın bakalım?

 Teşekkür ederim efendim... Sağolun!...

Hayret!... Bu delikanlının dili başkaydı, İstanbul ağzıyla konuşuyordu.

 Adın Inza mıydı senin? Unutmuşum...

 Hayır efendim, Muslih...

Vali birden toparlandı. Galiba bu ütülü pantalonlu delikanlı köylü değildi. Yoksa bir yanlışlık mı yapmıştı? Kaşları kuşkuyla yukarı kalktı:

 Necisin sen?

 Köyün öğretmeniyim efendim!...

Vali kendine geldi. Onu köylü sanarak kucaklamış, alnından öpmüştü. Suratı birden ekşidi, öğretmeni, bir anlaşılmaz ses çıkararak,

 Şşuu!.. diye tersledi. Valinin dişleri arasından ıslık gibi çıkan bu tek heceden öğretmen bişey anlamadığı için ne yapacağını şaşırmıştı. Vali.

 Geç şöyle!... Dur şurada!... diye bağırdı.

Köy öğretmeni bir suç işlemiş gibi başı önünde,

utangaç döndü, memurlar sırasının en sonuna geçti.

öğle olmuştu. Köy odasına gittiler. Vali, köylülerle birlikte, yer sofrasına çöktü. Sarma yedi. Bakır sahandaki bulgur pilavına, köylülerle birlikte tahta kaşık salladı... Çenesinden akıta akıta ayran içti. Yemekten sonra Valiyle memurları ciplere atladılar. Köylülerin,

 Gulegule!...

 Gene gel!... Bekleriz Beğeem!...

 Sağlıcakla!...

Gibi içten uğurlamaları arasında arabalar yola çıkıp başka bir köyün yolunu tuttular.

Seçim zamanı geldi. O ilden beş milletvekili seçilecekti. Seksendört aday vardı. Vali de adaylar arasındaydı. Onun seçileceği yüzde yüzdü. Hangi köylü ona oy vermezdi? işte tam dört yılını, onlarla başbaşa, yanyana geçirmişti. Sayrılarına, sağlarına, dertlisine, borçlusuna koşmuştu. Ne deseler, ne isteseler yapmıştı. Vali, milletvekili seçileceğine güvenli, alanda toplanan halkın önünde kürsüye çıktı, töre yerini bulsun diye bir seçim nutku çekti. Dinleyiciler arasındaki Mevlit Ağayı bir üzüntü almıştı. Valiye,

 Misade it... Şu yüksek yirden ben de biriki çift laf idiyim!... dedi.

Vali, Mevlit Ağanın kendisini destekleyeceğini bildiği için, onu kolundan tuttu, kürsüye çıkardı. Mevlit Ağa, sakalını sıvazladıktan sonra, mikrofondan kalabalığa doğru konuşmaya başladı:

 Hemşehrüler!... Valimiz, adaylığını godu. Biliyorum, ona oy vereceğiniz... Emme bi yol düşündünüz mü? Ben seksen iki yaşındayım. Bu vilayete şinciye gader böyle bi vali gelmedi. Yol didik ayptı. Su didik getüdü. Tohdur didik virdi. Grado didik alın didi. Okul didik, aha ökul didi. Melmekatı fır dolayı dönsen, bi eşüne daha ıraslanmaz. Sincik onu da mebus yapar ziyan idersek, halimiz nic’olur? Mebıslık goley, kim ossa yapıyo... Vilayetten uzahlaştıracak başka adam mı galmadı?... Düşünün daşının, ona gore bi garar virin!...

Mevlit Ağa kürsüden indi. Se.psarı olan Vali, hiddetini belli etmemeye çalışarak, tekrar kürsüye çıktı. Mevlit Ağa’nın kendisini övmesine teşekkür ettikten sonra eğer kendisini milletvekili seçerlerse, Meclis kürsüsünden bu halkın hakkını, hukukunu daha iyi koruyabileceğini yeminler ederek iki saat anlattı.

Mevlit Ağanın dörtbeş cümlelik konuşması bütün köylere birden yayılmıştı. Bir hafta sonra yapılan seçimlerde seçim sandıklarından Valiye verilmiş yalnız ikiyüzondört oy pusulası çıktı. Bu pusulaları da, ondan kurtulmak isteyen ikiyüzon vilayet memuruyla, Valinin dört kişilik kendi ailesi bireyleri vermişti.

Seçimden önce milletvekili olabilmek için valilikten de istifa eden Vali; şimdi emeklidir, idarecilik zenatindeki bilgisinden, tecrübelerinden başkalarının da yararlanması için bir kitap yazıyor.

Ondört yıllık çalışmalarından yalnız dilinde bir anı kaldı, ara sıra «k» ları «g» gibi söylüyor, yazmakta olduğu kitaptan başını kaldırıp karısına şöyle diyor:

— Garıcığım, bağa bi gayfe bişir, gene gafam duttu!...

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült