Hikaye

 

 

Meksikalı Devrimci

Jack London


Geçmişini kimse bilmiyordu. Hele örgüttekiler, yani en çok bilmesi gerekenler de bilmiyordu. Yeraltına indiğinde baştan kuşkulandılar ondan. Bir ajan provokatör olabilirdi. Diaz gizli polisinin aralarına sızmış ajanları az mı can yakmıştı. Daha O zaman arkadaşlarından pek çoğu, Birleşik Amerika'nın sivil ve askeri hapishanelerinde yatıyor, bazıları da kurşuna diziliyordu.

Çocuğun ilk bıraktığı izlenim pek elverişli değildi. On sekiz yaşındaydı, yaşına göre iri olmayan vücuduyla gerçekten bir çocuktu. Adının Felipe Rivera olduğunu söylemişti. Hepsi bu kadar, ne fazla, ne eksik... Yeraltı örgütünün kapısında değil, içindeydi. Devrim için çalışmak istiyordu. Cevap beklerken dudaklarında bir gülümseme. gözlerinde dostça bir bakış yoktu. İri yarı, korkusuz Paulino Vera, içinde bir titreme duyuyordu ona baktıkça. Karşısındaki ürkütücü, anlaşılmaz bir yaratıktı. Çocuğun kapkara gözlerinde zehirli yılanınkini andıran bir bakış vardı. Derin ,yoğun bir acılıkla soğuk alevler gibi parıldıyorlardı. Bakışlarını devrimcilerin yüzlerinden, daktiloda mektup pyazan Mrs. Sethby'ye çevirdi. Bakışları sadece bir karşılaşmakla allak bullak oldu Mrs. Sethby. Yazdığı mektubun uyumunu bozmamak için bütün yazdıklarını yeni baştan okumak kzorunda kalmıştı.

Paulino Vera, soru dolu gözlerini Arrelano ve Ramos'a çevirdi. onlar da aynı soran bakışlarla ona ve birbirlerine baktılar. Kuşkulanmışlardı, kararsızdılar. Bu genç. bilinmeyen'in tehlikelerini getiriyordu akla. Bilinmeyenin ta kendisiydi. Bu genç, Diaz'a ve zulümlerine karşı dürüst ve sade vatanseverlerin duydukları nefreti duyan bu dürüst ve sade devrimcilerin anlamadıkları bir insandı. Vera, beklenmedik bir anda sessizliği bozdu, soğuk soğuk konuştu:

«İyi! Demek devrim için çalışmak istiyorsun? Peki, ceketini çıkar, as şu çiviye. Gel sana kova ile bezinin nerede olduğunu göstereyim. İşe yerleri temizlemekle başlayacaksın. Burası bitince öbür odaları, çöp sepetlerini falan, pencereleri. .. »

Çocuk sordu:

«Bunlar devrim için midir?»

Vera, «Evet, devrim için,» diye cevap verdi.

Rivera, kuşkuyla herkese baktıktan sonra ceketini çıkardı, «Başüstüne.» dedi.

Hepsi bu kadar. her sabah geliyor, süpürüyor.' siliyor, temizliyordu. Sobaların külünü boşaltıyor, kömür, odun taşıyor, erkenciler bile daha gelmeden; ateşi yakmış oluyordu.

Bir gün, «Burada yatabilir miyim?» diye sordu.

Ahaa! Demek mesele buydu. İşin içinde Diaz'ın parmağı görünmeye başlamıştı. Komitenin odalarında yatmak demek, örgütün sırlarını, ad listelerini, Meksika'daki arkadaşlarının adreslerini öğrenmek demekti. İsteği reddedildi. Rivera da bir daha ağzına almadı bunu. Onların bilmedikleri bir yerde doyunuyordu. Bir kere, Arrelano, ona birkaç dolar vermek istemişti. Rivera, başını sallayarak parayı geri çevirdi. Vera, yanlarına gelip de parayı alması için zorlayınca, «Ben devrim için çalışıyorum,» dedi.

Devrimin adımlarını hızlandırmak bir bakıma paraya bağlıydı, bu da hep örgütten beklenirdi. Militanlar açlıktan ölene kadar çalışırlarken, varlarını yoklarını ortaya koyarlarken, gene de birkaç doların eksikliği devrimi aksatabiliyordu. Bir kere, evin kirasını iki aydır ödemedikleri için ev sahibi onları kapı dışarı etmeye kalkışmıştı. O zaman May Sethby'nin masasının üzerine altmış tane doları bırakan Felipe Rivera oldu, o hırpani kılıklı temizleyici çocuk yani. Ama işi bununla da bitmiyordu (May Sethby'nin masasının üzerinde, işçi sendikalarına, gazetecilere, mahkemelere yazılmış mektuplar parasızlıktan postaya atılamadığı için durup duruyordu). Vera'nın baba yadigarı altın saati elden çıkmıştı. May Sethby'nin üçüncü parmağındaki düz altın halka da satılmıştı. Durum umutsuzdu. Ramos ile Arrelano, umutsuzluktan bıyık burmaya başladılar. Postane veresiye pul vermezdi. Ama mektupların gönderilmesi şarttı. O sırada şapkasını giyip çıktı Rivera. Geri döndüğü zaman, May Sethby'nin masasının üzerine bin tane iki sentlik pul koydu.

Vera, arkadaşlarına. «Diaz'ın pis altınları olmasın?» diye sordu.

Alınları kırıştı ama, bir sonuca varamadılar.

Felipe Rivera, devrimin yer temizleyicisi. fırsat düştükçe örgütün emrine altın ve gümüş paralar vermeye devam etti.

Ona daha ısınamamışlardı. Kendisini tanımıyorlardı. Yolları ayrıydı. O, kimseyle sırdaş değildi. Ne soru soruyor, ne kurcalanmaya fırsat veriyordu. O kadar genç olduğu halde hiç biri ona soru sormaya cesaret edemiyorlardı.

Arrelano. içinden çıkamamış gibi omuzlarını kaldırıp, «Belki de tam bir devrimci,» diyordu. «Bilmiyorum. bilemiyorum.»

Ramos, «0 insan değildir,» dedi.

May Sethby de, «Kupkuru bir ruhu var,» dedi. «Hayatının sevinci, ışığı kaçmış. Tıpkı bir ölü gibi, ama gene de korkunç biçimde canlı.»

Vera, «Korkunç acılar çekmiş,» diye fikrini söyledi. «Yüzünde öyle bir ifade var. Oysa bir çocuk.»

Gene de ona alışamıyorlardı. O, hiç konuşmaz; hiç bir şey sormaz, hiç bir öneride bulunmazdı. Soğuk bir ateşle yanan gözlerinden gayrı bütün yüzünde ölülerinki gibi bir ifadesizlikle onların devrim üzerine konuşmalarını dinlerdi.

Vera, May Sethby'ye «0 ajan değildir,» dedi. «Beni iyi dinle, bir vatansever. hepimizden fazla vatansever o! Buna inanıyorum. işte şurada, kafamda ve yüreğimde duyuyorum. Ama onu hiç tanımıyorum.»

May Sethby, «Haşin bir tabiatı var,» diye cevap verdi.

Vera, titreyerek, «Biliyorum.» dedi. «Gözleriyle bana da baktı. Onlarda sevgi yok, tehdit var; bir kaplanınki gibi vahşi gözler. Davamıza sadakatsizlik edecek olsam beni öldüreceğinden eminim. Onda merhamet diye bir şey yok. Çelik kadar duygusuz ve buz gibi soğuk. Ne Diaz'dan, ne de parayla tutulmuş saldırganlardan korkmuyorum. Ama bu çocuktan ödüm patlıyor. Doğru söylüyorum, gerçekten korkuyorum ondan. Ölümün soluğudur o.»

Ama Rivera'ya, devrime bağlılığını isbat için, görev verilmesi hakkında öbürlerini zorlayan, sınanmasını isteyen gene Vera oldu.

Los Angeles ile Aşağı Caüfornia arasında irtibat kesilmişti. Arkadaşlarından üçü, kendilerine kazdırılan mezarların başında kurşuna dizilmişlerdi. İki tanesi de Los Angeles'da hapisteydiler. Federal kumandan Juan Alvarado, canavar ruhlu bir karşı devrimciydi. Bütün planlarını altüst etmişti. Bu yüzden Aşağı California'da faaliyette bulunan devrimcilerle irtibatları kalmamıştı.

Genç Rivera bu iş için görevlendirildi. Güneye doğru yola çıktı. Döndüğü zaman irtibat sağlanmıştı, işini başarmıştı yani. Onun geçtiği yol üzerinde bir iş daha başarılmıştı. Federal kumandan Juan Alvarado öldürülmüştü. Göğsünde kabzasına kadar saplanmış bir bıçakla bulunmuştu yatağında. Rivera'ya belki de Cesaret edemediklerinden bir şey sormadılar. Rivera da bir şey söylemedi. Sadece birbirlerine baktılar, o kadar.

"Vera, «Size dememiş miydim,» dedi. «Diaz her şeyden çok bu çocuktan korkmalıdır. Rivera amansızdır. Tanrının elidir.»

May Sethby'nin parmak bastığı ve hepsinin sezdiği o korkunç huy şimdi eylemiyle ispat ediyordu kendini.

Zaman zaman dudakları patlamış, yanağı morarmış olarak çıkageliyordu. Bunların, yediği, uyuduğu, para kazandığı ve komitece bilinmeyen daha birçok şeyler yaptığı dış dünyada ettiği kavgaların sonucu olduğu belliydi. Bir zaman sonra, haftada bir yayımlanan devrimci gazetenin mürettipliğine başladı. Sazan harfleri dizemediği zamanlar oluyordu; elleri ve parmakları hiç bir işe yaramaz, kolunun biri sarkık, yüzü ızdırapla gerili olarak geldiği zamanlar.

Arrelano, «Serserinin biri.» dedi.

Ramos, «Kötü yerlere girip çıkıyor,» dedi.

Vera, «Ama parayı nereden buluyor?» diye sordu. «Daha bugün gazete kağıdı için yüz kırk dolar verdiğini öğrendim.»

May Sethby, «Ara sıra ortadan kayboluyor ya,» dedi. «Neler yaptığını hiç açıklamıyor bize.»

Ramos, «Arkasına gözcü koyalım,» diye bir öneride bulundu.

Vera, «Ben bu gözcünün yerinde bulunmak istemem,» dedi. «Yoksa, beni gömmekten başka bir şey yapamazsınız. Rivera'nın müthiş bir ihtirası var. Amacı ile arasına kimsenin girmesine izin vermez.»

Ramos, «Karşısında çocuk gibi kalıyorum,» dedi.

Arrelano, «Bana kalırsa, o, iradenin ta kendisidir,» dedi. «0 ilkel insan, aç kurt, çıngıraklı yılan ve akreptir.»

Vera, «0 devrimin dirilişidir,» dedi. «Devrimin ruhu ve ateşidir. Gecelerin sessizliğinde dolaşan bir tahrip meleğidir.»

May Sethby, «Onun için ağlayabilirim,» diye duygularını açıkladı. «Kimseyi tanımıyor, herkesten nefret ediyor. Bize katlanıyor, çünkü, biz onun amacına varmak için bir yoluz. Oysa o yalnız... yapayalnız.» Sözünü bitirdiği zaman gözleri ıslak ıslaktı. Dokunsalar boşanacak.

Rivera'nın çalışması ve geliş gidiş saatleri düzensizdi. Bazen bir hafta geçer onu göremezlerdi. bazen da bir ay gelmezdi. Bu seferlerinin dönüşlerinde ,hiç bir şey söylemeden May Sethby'nin masasının üzerine altın paralar bırakırdı. Gene, zaman gelir günlerce, haftalarca komitede kalırdı. Böyle günlerde bile, bir bakarsın, sabah erkenden akşam geç vakte kadar ortadan kaybolmuş.

Arrelano, onu, bir gece henüz patlamış kanayan dudağı, şişmiş parmaklarıyla matbaada çalışırken bulmuştu.

il

Vakit yaklaşıyordu. Devrim artık gün meselesiydi. Ama komite sıkıntıdaydı. Para ihtiyacı her zamankinden fazla, para bulmak da her zamankinden güçtü. Son kuruşlarına kadar veren vatanseverlerin artık verecek bir şeyleri kalmamıştı. İşçiler. göçmenler zaten pek az olan gündeliklerinin yarısını veriyorlardı. Ama bundan daha fazlasına ihtiyaç vardı. Yılların üzücü ,yorucu çalışması meyvesini verecekti. Vakit tamamdı. Devrim tetikteydi. Son bir çaba, son bir kararlı saldırı. devrim başarılacaktı. Onlar Meksika'larını çok iyi tanırlardı. Bir kere başladı mı devrim kendi kendine devam ederdi. Bütün Diaz makinesi kağıttan evler gibi yıkılacaktı. Sınır boyları ayaklanmaya hazırdı. Bir Amerikalı müttefik, yüz adamı ile sınırı aşıp aşağı California'ya yürümeye hazırdı. Ama silaha ihtiyaçları vardı. Komite, ta Atlantik'e kadar hepsiyle temastaydı ve hepsinin silaha ihtiyacı vardı, maceracılar, eski askerler, eşkıyalar, Amerikalı işçiler, komünistler sosyalistler, esaretten kaçan Meksikalılar, Colorado ve Coeur D'alene madenlerinden kaçan madenciler çağdaş dünyanın bu karmakarışık uçları hep silah bekliyorlardı.

Bu karışık, intikam duygusuyla coşmuş topluluğu sınırlardan içeri soksak devrim başladı demektir. İlkin kuzey kapısı, gümrük binası ele geçirilecekti. Diaz karşı koyamazdı. Ordularını üstlerine yürütmeye cesaret edemezdi, o güneyi korumak zorundaydı. Buna rağmen ateş güneyden yayılacaktı. Halk ayaklanacaktı. Dağlardan şehirlere, şehirlerden şehirlere yürünecek, sonunda ihtilalci halk orduları her taraftan Diaz'ın son güçlü kalesi olan Mexico şehrine saldıracaklardı.

Ama bütün iş paraya bağlıydı. Silahları kullanacak aceleci ve sabırsız adamlar vardı. Silah tüccarı hazır bekliyordu, paralan saydılar mı teslim edilecekti silahları. Ama devrim hazırlığı örgütü tüketmişti. En son dolarını harcamışlar, en son çarelerini kullanmışlardı; devrim gene de tetikteydi. Silah ve cephane. Halk orduları silahlanmalıydılar. Ama nasıl? Ramos, elkonulmuş topraklarını düşünüyor; Arrelano, gençliğinde servetini olur olmaz işlerle tükettiğine yanıyor; May Sethby de, acaba arkadaşlar daha tutumlu davranamazlar mıydı diye kendi kendini yiyordu.

Paulino Vera, «Düşünün bir kere,» diyordu. Meksika devrimi önemsiz birkaç dolara bakıyor.»

Yüzlerinde umutsuzluk okunuyordu hepsinin. Son kurtuluş çareleri, onlara para verecek olan Jose Amarillo, Chihua'daki köşkünde yakalanmış, ahırının duvarı dibinde kurşuna dizilmişti.

Yerleri silmekte olan Rivera, elinde fırçası, sıvanmış kolları pis sularla ıslak, başını kaldırdı.

«Beş bin dolar yeter mi?» diye sordu.

Hayretle baktılar ona. Vera yutkundu, başını salladı. Konuşamıyordu, ama ona güven duyuyordu.

Rivera, «Silahları sipariş edin,» dedi. Sonra ağzından işittikleri en uzun konuşmayı yaptı:     «Vakit çok az. Üç hafta içinde size beş bin dolar getireceğim. Savaş için o zamana kadar havalar da biraz ısınmış olur. Hem zaten bundan erken para bulamam.»

Vera, ona karşı duyduğu güvene kapılmamaya çalıştı. Bu inanılmaz bir şeydi. Devrim pratiği içinde nice umutları yıkılmıştı. Devrimin bu hırpani yer silicisine inanıyordu, ama gene de ona inanmaya cesaret edemiyordu.

«Sen bir delisin!» dedi.

Rivera «Üç hafta sonra,» diye cevap verdi. «Silahları sipariş edin.»

Ayağa kalktı, sıvanmış yenlerini indirdi, ceketini giydi.

«Sipariş edin,» dedi. «Ben şimdi gidiyorum.

Telaş içinde koşuşmalar, telefon konuşmaları ve sövmelerden sonra Kelly'in yazıhanesinde bir gece toplantısı yapılmıştı. Kelly'nin işleri başından aşkındı; ve beklenmedik anlarda da terslikler çıkıyordu. Bill Carthey ile bir maç yapması için Danny Ward'u New York'tan getirtmişti. Karşılaşmanın yapılacağı tarih üç hafta sonraydı ,ama Çarthey ağır yaralıydı, iki gündür yatıyordu. Yerini alacak kimse yoktu. Kelly, doğuya telgraf üstüne telgraf yağdırıyor, göz dolduracak bir tüy sıklet bulmak için çırpınıyordu. Ama bu maçı göze alacak bir boksör geçiremedi eline. Şimdi hafif de olsa yeni bir umut belirmişti.

Karşı karşıya gelince Kelly, Rivera'ya bir göz attıktan sonra, «Cok cesursun!» dedi.

Rivera, nefretle bakıyordu. Ama yüzü ifadesizdi. Sadece, «Ben Ward'u yenebilirim,»' dedi.

«Nereden biliyorsun? Hiç onu dövüşürken gördün mü?»

Rivera, hayır anlamına başını salladı.

«Seni iki gözü kapalı ve tek kolla yener o!»

Rivera, omuzlarını silkti.

Boks ajanı, bu tavır karşısında öfkelenmişti. Hırsla bağırdı:

«Söyleyecek sözün yok mu?»

«Ben onu yenebilirim.»

Michael Kelly, az alaylı, sordu: «Şimdiye kadar kiminle dövüştün ki?» Michael, boks ajanının kardeşiydi.

Rivera, cevap vermeden acı bir bakışla süzdü onu.

Kelly, bu düşmanca sessizliği bozdu:

«Neyse, Roberts'i tanıyorsun,» dedi. «Haber yolladım, neredeyse gelir. Otur, bekle, bana kalırsa senin kazanmana en küçük bir ihtimal yok. Halka uy

durma bir maç seyrettiremem. Ön koltukların on beşer dolara satıldığından haberin var mı?»

Roberts geldiğinde kafayı tütsülemiş olduğu anlaşıldı hemen. Yürüyüşü de konuşmaları gibi düzensizdi. Uzun boylu, zayıf bir adamdı.

Kelly, derhal konuya girdi.

«Bana bak Roberts, bu küçük Meksikalıyı keşfettim diye böbürlenip duruyorsun. Carthey'nin kolunun kırıldığından da haberin var. Şimdi, bu küçük herif gelmiş, onun yerini almak istediğini söylüyor. Ne dersin?»

«Cok iyi olur,» diye Roberts ağır ağır başını salladı. «İyi bir maç olur, Kelly!»

Kelly, «Sanırım nerdeyse Danny Word'u yenebileceğini de söyleyeceksin,» dedi.

Roberts, durumu zihninde ölçüp tarttı, yanılmak istemiyormuş gibi derinlemesine düşündü.

«Hayır bunu söyleyemeyeceğim. Ward kurt bir boksördür. Ama, Rivera'yı öyle kolay yenemez. Ben Rivera'yı iyi tanırım. Hiç siniri yoktur. Hem de iki yumruğuyla dövüşür. Her durumda o bayıltıcı yumruklardan atabilir.»

«Bırak bunları canım. Nasıl bir karşılama çıkarır onu söyle. Bütün ömrünce boksör yetiştirdin. Kanılarına saygı duyarım. Halkı, verdikleri paraya göre tatmin edebilir mi?»

«Hem de nasıl! han ki, Dany'ye de zor anlar yaşatacaktır. Bu çocuğu tanımıyorsun, ben tanıyorum. Onu ben keşfettim. Sinir diye bir şey yoktur onda. Şeytanın ta kendisidir. Sizleri de Danny'yi de şaşırtacaktır. Onu yenebileceğini söylemiyorum, ama öyle bir dövüşecektir ki. istikbalinin parlak olduğunu hepiniz göreceksiniz.»

<İyi, iyi!..» dedi Kelly, sekreterine emir verdi: «Danny'ye telefon edin. Bir iş çıkarsa çağırtacağımı söylemiştim. Karşıda Yellowstone'da gösteriş yapıyordur.» Sonra Roberts'a döndü: «Bir şey içer misin?»

Roberts, kokteylini içerken konuşmaya başladı :

«Bu küçük şeytanı nasıl keşfettiğimi size hiç anlatmadım, değil mi? İki yıl önceydi, bir gün antreman yerine geldi. Ben o sıralar, Prayne'i Delaney ile yapacağı maça hazırlıyordum. Prayne müthiş bir boksördür, hiç acıması yoktur. Çalışırken karşısındakileri parçalamaya bakar. Bu yüzden onunla çalışacak birini bulamıyordum. Bu aç Meksikalı oğlanda oralarda dolaşıp duruyordu, benim de umutsuzluktan kolum kanadım kırıktı. Bu aç herifi yakaladığım gibi eldivenleri giydirip Prayne'in karşısına diktim. Çocuk meşinden daha sertti, ama çok zayıftı. Boksun o'sini bilmiyordu. Prayne onu paçavraya çevirdi. Meksikalı iki raund dayandı, sonra bayıldı. Açlıktan ha! Dayak yemiş miydi? Hem de öyle bir dayak yemişti ki tanıyamazdınız. Yarım dolarla iyi bir yemek verdim. Yemeği nasıl yediğini görmeliydiniz. İki günden beri açmış meğerse. Bunun da sonunu gördük diye düşünüyordum. Ama ertesi gün o yaralı haliyle tekrar ge!di; yarım dolarla bir yemeğe hazırdı. Zamanla ilerledi. Korkunç dayanıklı, anadan doğma bir boksördür o. Bir buz parçasıdır. Bildim bileli arka arkaya on kelime bile konuşmadı. bini iyi bilir.»

Sekreter, «Seninle çalıştığını gördüm birkaç kere,» dedi.

Roberts, «Bütün büyük boksörlerle çalıştı,» diye cevap verdi. «Hepsinden de bir şeyler öğrendi. Bazılarını yenebileceğini gördüm ama, hiç bir zaman bunda gözü yoktu. Sanırım boksu hiç sevmedi. Seviyormuş gibi görünüyor yalnız.»

Kelly, «Son birkaç aydır küçük kulüplerde dövüşüyordu galiba?» dedi.

«Evet. Bunu ben de anlamadım. Birdenbire içine bir heves gelmiş olmalı. Bütün yerli boksörleri yendi.

Paraya ihtiyacı vardı her halde; kılığından belli olmuyorsa da epey bir para kazandı... Tuhaf bir insan. Ne iş yaptığını. vaktini nerelerde geçirdiğini kimse bilmiyor. Çalışırken bile işi biter bitmez kaybolur gider. bazen haftalarca görünmez. Öğüt dinlemez, bildiği bir yol var onda yürüyor. Onun menajerliğini alacak adam zengin olur ama o, bana kalırsa, şampiyonluğa falan aldırmıyor. Yalnız, iş hesaba geldi mi nakit para isteyişini görmelisiniz.»

Bu sırada Danny Ward girdi içeri. Menajeri ile antrenörü de yanındaydılar. Selamlaştılar, bir espri oraya, bir şaka buraya, herkese gülümsemeler. Bu Danny'nin huyuydu. Bunda samimiydi bir parçacık. Numarasını inanarak oynuyordu, çünkü hayatta başarıya ulaşmak için dostluğun iyi bir araç olduğunu anlamıştı. Ama aslında aklı başında, soğuk kanlı bir boksör ve iyi bir adamdı. Geri yanı sahteydi. Her türlü para konuşmalarında hazır bulunurdu, menajerini bile denetliyor sanısı uyandırırdı.

Rivera ise bambaşkaydı. Onun kanında İspanyol kanı kadar Kızılderili kanı da vardı; köşesinde sessizce oturur, sadece gözleri her şeye dikkat ederek bütün yüzleri bir bir süzerdi.

Danny, bakışlarını. değerini biçmek ister gibi Rivera'nın üzerinde dolaştırdı.

«Demek bu bay?» dedi. «Nasılsın bakalım, ahbap!»

Rivera'nın gözleri kinle parıldadı, ama işitmiş görünmedi. Bütün yabancılardan nefret ederdi, hele bundan, kendisinin bile garip bulduğu bir kesinlikle nefret etmişti.

Danny yapmacık bir tavırla Kelly'yi protesto etti:

«Aman Allahım, beni sağır, dilsiz biriyle dövüştürmeyeceksiniz ya?»

Kahkahalar kesilince yeni bir espri daha savurdu:

«En iyi diye bunu çıkartıyorsanız Los Angeles'da dövüşecek adam kalmamış demek. Hangi çocuk bahçesinde buldunuz bunu?»

Roberts, Rivera'yı savundu:

«han bana Danny, iyi bir çocuktur o. Göründüğü kadar da yumuşak değildir.»

Kelly yalvardı:

«Koltukların yarısı satıldı, Danny. Mecbursun bununla dövüşmeye. Başkasını bulamadık.»

Danny, gene Rivera'ya bakarak içini çekti.

«Ona pek sert davranmamalıyım.» dedi. «Elbet ilk hamlede yere serilmezse.»

Roberts, öfkeyle burnundan soludu.

Menejeri, Danny'yi, «Dikkatli olmalısın,» diye uyardı. «isabetli bir yumruk yerleştirebilir.»

Danny gülümsedi: «Hiç merak etmeyin, elbet dikkatli olacağım,» dedi. «Başlarda biraz oyalarım seyirciler için. On beş raund yeter mi Kelly? Sonra işini bitiririm.»

Kelly, «Yeter,» diye cevap verdi. «Gerçek bir dövüşe benzesin de.»

«Şimdi işe gelelim,» dedi Danny, aklından hesaplar yapıyormuş gibi durakladı. «Elbet Sarthey'le olduğu gibi gişe hasılatının yüzde altmış beşi. Ama bunu bölüşme değişik olmalı. Bana yüzde seksen yeter.» Sonra menajerine döndü: «Tamam mı?»

Menejer, «Tamam,» diye onayladı.

Kelly, Rivera'ya sordu:

«Hey bana bak, anladın mı?»

Rivera başını salladı.

Kelly, izah etti:       ,

«Bak nasıl olacak. Ortaya konulan para gişe hasılatının yüzde altmış beşidir. Sen tanınmayan bir boksörsün. Kazancı Danny ile bölüşeceksin, yüzde yirmisi sana, sekseni ona. Nasıl? Adaletli bir bölüşme değil mi? Sen ne dersin, Roberts?»

Roberts, «Evet çok adaletli,» diye uygun bulduğunu belirtti. «Anlıyorsun ya, Rivera? Senin adın çıkmamış da onun için böyle.»

Rivera, «Gişe hasılatının yüzde altmış beşi ne kadar tutuyor?» diye sordu.

Danny, «Belki beş bin, belki de sekiz bin dolar.» dedi. «Senin payına ya bin, ya da bin altıyüz dolar düşecek. Benim gibi ünlü bir boksöre yenilmek için epey paradır bu. Ne dersin?»

Rivera'nın cevabı üzerine orada bulunan herkes dondu kaldı, küçük dillerini yuttular sanki:

«Kazanan hepsini alır!» Rivera'nın cevabı buydu.

Danny'nin menejeri konuştu ilk. «Cocuğun ağzından şekerini almaya benziyor bu.»

Danny, başını salladı. Cevabı beğenmediği belliydi, kuşkulanmış gibi bir hali vardı.

«Ben uzun zamandır bu işin içindeyim,» dedi. «Aramızda bulunanlar ya da hakem hakkındaki kanılarımı söylemiyorum, bazen görülen hileli maçlardan da bahsetmiyorum. Demek istediğim, bu iş benim gibi bir boksöre göre değil. Ben her şeyden önce emin olmayı severim. Sonunda kimse ne olacağını bilemez. Ya kolum kırılırsa? Sonra ne olacak?» Herkesi kısacık bir süzüp başını salladı. «Kazanayım kaybedeyim, yüzde seksen benimdir. Ha, ne dersin, Meksikalı?»

Rivera başını salladı.

Danny, artık iyiden iyiye öfkelenmişti.

«Seni pis Meksikalı. seni!. ..» diye bağırdı. «Kafanı şimdiden kırayım da gör.»

Roberts, aralarına girdi.

Rivera, asık yüzle, «Kazanan hepsini alır,» diye üsteledi.

Danny sordu:

«Niçin böyle istiyorsun?»

Aldığı cevap şu oldu:

«Seni yenebilirim de ondan.»

Danny, ceketini çıkartmaya davrandı. Ama menejeri, bunun bir gösteri olacağını biliyordu. Ceket üzerinde kaldı ve ötekiler tarafından yatıştırılmaya fazla direnmedi. Herkes onun tarafını tutuyordu. Rivera yalnızdı:

Kelly, «Bana bak, aptal herif!» dedi. «Sen bir hiçsin! Birkaç aydır yerli boksörleri yendiğini biliyoruz ama, Danny bu yerli boksörlerden değildir. Bundan sonraki maçı şampiyonluk için olacak. Ya sen, seni Los Angeles'in dışında kim tanır ki.»

Rivera, omuzlarını silkti.

«Bu maçtan sonra herkes tanıyacak.»

Danny söze karıştı:

«Bir saniye için olsa bile beni yeneceğini mi sanıyorsun?»

Rivera başını salladı.

Kelly, yalvardı:

«Haydi biraz anlayışlı ol. Bunun sana sağlayacağı reklamı düşün.»

Rivera'nın cevabı kesindi:

«Ben para istiyorum.»

Danny, «Bin yıl da geçse beni yenemezsin,» diyerek Rivera'yı buna inandırmaya uğraştı.

Rivera sordu:

«0 halde niçin kabul etmiyorsun? Parayı almak bu kadar kolaysa niçin almıyorsun da bölüşmeye bakıyorsun?»

«Kabul! Kabul!» diye haykırdı Danny. «Benimle böyle oynarsın ha? Ringde seni geberteceğim, yavrum. Hazırla kağıtları, Kelly. Kazanan hepsini alacak. Spor sayfalarına yazın. İntikam maçı olacak bu. Bu çocuğa bilmediği birkaç şey göstereceğim.»

Kelly'nin sekreteri tam yazmaya başlamıştı ki,

Danny tekrar atıldı. Rivera'ya dönerek, «Tartı ne olacak?» diye sordu.

«Ringe çıkmadan önce.»

«Hayır dostum, hayır. Eğer kazanan hepsini alacaksa, tartı sabah onda olacak.»

Rivera, «Kazanan hepsini alırsa mı?» diye sordu.

Danny başını salladı. Bu iş de tamamdı, ringe bütün gücüyle çıkacaktı.

Rivera, «Tartı sabah onda.» dedi.

Sekreter yazmaya devam etti.

Roberts, Rivera'ya, «En azından iki buçuk kilo fazlalık demektir bu.» dedi. «Cok şey kabul ettin. Maçı şimdiden kaybetmiş oldun. Danny öküz gibi güçlü olacak. Aptallık ettin. Seni yenecek. yenecek. Bir çığ tanesi kadar bile şansın yok, arkadaş.»

Rivera'nın cevabı bir nefret bakışıydı. Bu. yabancıdan bile nefret ediyordu. hem de bunu içlerinde en namusluları olarak tanımıştı.

IV

Rivera'nın ringe ginş! hemen hemen hiç ilgi uyandırmamıştı. Yavaş ve dağınık birkaç alkış duyuldu yalnız. Ona kimsenin güveni yoktu. O, büyük Danny'nin ellerinde öldürülecek bir koyundu. Hem seyirciler hayal kırıklığına uğramışlardı. Danny Ward ile Billy Carthey arasında kıyasıya bir maç beklerlerken. şimdiden bu zavallı çocuğun dövüleceği belli olan. bir dövüş seyretmek zorunda kalmışlardı. Bu değişiklikten doğan duygularını Danny üzerine ikiye, üçe bir bahse girerek gösteriyorlardı. Bahse giren seyircinin parası neredeyse kalbi de oradadır.

Meksikalı, köşesinde oturmuş bekliyordu. Dakikalar çok ağır geçiyordu. Danny onu bekletiyordu. Bu eski bir hileydi. Tecrübesiz boksörlerde de başarılı olduğu görülürdü. Böyle oturup seyirciler karşısında bir başlarına kalınca korku girerdi yüreklerine. Ama bu hile bu defa hiç işe yaramadı. Roberts haklıydı. Rivera'da gerçekten sinir diye bir şey yoktu. Köşesindeki önceden yenilmişlik havası onun üzerinde hiç bir etki yaratmıyordu. Yardımcıları, yabancı. boksun onursuz, yararsız pis tortularıydılar. Hepsi de köşelerinin yenik köşe olduğuna şimdiden inanıyorlardı.

Spider Heggerty, «Dikkatli olmalısın,» diye Rivera'yı uyardı. Spider baş yardımcısıydı. «Maçı elinden geldiği kadar uzat Kelly böyle talimat verdi. Yoksa gazeteler, bunun danışıklı dövüş olduğunu yazarlar. Kötü yayın yaparlar.»

Bütün bunlar cesaret kırıcıydı. Ama Rivera aldırmıyordu. Böyle, sonunda para olan bokstan nefret ederdi. Bu işe açlıktan ölmemek için girmişti. .. Yapısının boksa çok elverişli olması da hevesini arttıramıyordu. Nefreti daha köklüydü. Örgüte girinceye kadar para için dövüşmemişti. Nefret ettiği bir işde başarılı olduğunu gören ilk insanoğlu da değildi.

Duygularını tahlil etmedi. Bu maçı kazanması gerektiğini biliyordu. Başka bir sonuç düşünülemezdi. Onun arkasında, onu bu inanca bağlayan, bu kalabalığın hayalinde bile canlandıramayacakları derin güçler vardı.' Danny Ward para için, paranın sağlayacağı rahat hayat için dövüşüyordu. Oysa Rivera'nın, gözleri faltaşı gibi açılmış, düzenbaz rakibini beklerken, kendini dövüşmeye zorlayan sebepler gözlerinin önünde alev alev yanıyordu.

Rio Blanco'nun beyaz duvarlı, su gücüyle işleyen fabrikalarını görüyordu. Aç, solgun yüzlü altı bin işçiyi, günde on sente çalışan yedi sekiz yaşlarındaki küçük çocukları görüyordu. Boyahanelerde çalışan adamları, o ayakta yürüyen cesetleri görüyordu. Babasının. boyahanelere intihar hücreleri adını taktığını, ve orada bir yıl çalışmanın ölüm demek olduğunu söylediğini hatırladı. Küçük evi, annesinin ev işleri arasında vakit bularak onu okşayıp sevmesini hatırladı. İri yarı, uzun bıyıklı, geniş göğüslü, herkesten yumuşak yürekli babasını; o kadar geniş yüreğinden taşan sevginin anneye ve köşede oynayan küçük Muchacho'ya bile yetişen babasını gördü. O günler adı Felipe Rivera değildi. Anasının babasının adı olan Fernandez'di. Ona Juan derlerdi. Sonraları polis komiserlerinin Fernandez adından nefret ettiklerini görerek değiştirmişti adını.

İri yarı, iyi yürekli Joaquin Fernandez! Rivera'nın hayallerinde ne de büyük bir yer kaplardı! O zamanlar anlamazdı ama sonra geriye bakınca anlamıştı. Babasını küçük matbaada harfleri dizerken, ya da üzeri dolu masasından sonu gelmeyen yazılan yazarken görüyordu. Gecelerin karanlığında, evlerine, sanki kötü işler yapmışlarmış gibi suskun işçilerin gizlice girdiklerini, babası ile uzun uzun konuştuklarını görüyordu. Köşede yatan küçük Muchacho her zaman uyumazdı.

Spider Haggerty'nin uzaklardan gelen sesini işitti:

«İlk başta yere yatayım deme. Dayağını ye ve paranı kazan. Talimat böyle.»

On dakika geçmişti. Rivera köşesindeydi daha. Hilesini sonuna kadar kullanmaya karar vermişe benzeyen Danny, görünürlerde yoktu.

Rivera'nın gözlerinin önünde daha başka hayaller de beliriyordu. Rio Blanco'lu işçiler, Publa'da grev yapan arkadaşlarına yardım ettiler diye yapılan lokavt. Açlık... tepelerden hepsinin yediği ve hepsini hasta eden otları, kökleri toplayışları ... Sonra o kabus; şirketin.depolan önündeki boş arazi. binlerce aç işçi. General Rosalio Martinez ve Porfirio Diaz'ın askerleri; işçilerin grevdeki arkadaşlarına yardım etme kararı kendi kanlarıyla yıkanırken tüfeklerin sönmek bilmeyen ölüm ateşleri. .. Ve o gece! Vera-Cruz'a, körfezin köpekbalıklarına yem olarak götürülen ölülerin üstüste yığıldığı arabalar. Bu korkunç yığının üzerine çıkarak annesiyle babasını arayıp bulduğunu hatırlıyordu. Özellikle arınesini hatırlıyordu. Vücudu öbür vücutların altında kalmış. yalnız yüzü görünen annesini. Porfirio Diaz'in askerlerinin tüfekleri tekrar ateş açmışlar, o, yere kayarak, tuzağa düşürülmüş bir sansar gibi oradan uzaklaşmıştı.

Kulaklarına deniz dalgaları gibi heybetli bir uğultu geldi. Ve arkasından bir yardımcı sürüsüyle gelen Danny Ward'u gördü. Salon, yeneceği şimdiden bilinen ünlü kahramanı alkışlıyordu. Herkes onu istiyor, herkes onun tarafını tutuyordu. Hatta, Danny iplerin arasından fiyakalı bir tavırla geçerek ringe girdiği zaman Rivera'nın kendi yardımcıları bile neşeliye yakın bir tavır takındılar. Danny'nin yüzünü engin bir gülümseme dalgası kaplamıştı. Danny güldüğü zaman yüzünün her çizgisi, hatta gözlerinin içi bile gülerdi. Böyle güler yüzlü boksör bir taneydi. Yüzü, iyi duyguları, arkadaşlığı, olgunluğu açıklar gibiydi. Herkesi tanıyordu. Espriler yapıyor, gülüyor, iplerin arasından arkadaşlarıyle selamlaşıyordu. Daha uzakta olanlar, hayranlıklarından kendilerini tutamıyor, «Danny, Danny!» diye bağırıyorlardı. Bu sevgi gösterisi tam beş dakika sürdü.

Rivera'ya ilgi gösteren yoktu. Seyircilere kalırsa, o, mevcut bile dğieldi, Spider Haggerty'nin kaba yüzü Rivera'nınkine yaklaştı:

«Korkmak yok. Hem de talimatı unutma. Dayanmaya mecbursun, öyle çabucak yenilmek yok. Yoksa bak, soyunma odasında seni dövmek için emir aldık. Anladın mı?»

Seyirciler alkışa başladılar. Danny, ona doğru geliyordu. Danny eğildi, Rivera'nın sağ elini iki eli arasına alarak samimiyetle sıktı. Gülümsemeyle çevrelenmiş yüzü Rivera'nınkine yakındı. Seyirciler, Danny'nin bu sportmenliğe yakışan davranışını çılgınca alkışladılar. Rakibini bir kardeş samimiyetiyle selamlıyordu. Danny'nin dudakları oynadı, seyirciler o işitmedikleri kelimeleri iyi şans temennisi sanarak yeniden ve çılgınca alkışladılar. Hafifçe söylenen bu kelimeleri sadece Rivera işitmişti.

Danny, neşeli bir gülümsemeyle aralanmış dudakları arasından, «Seni küçük Meksikalı köpek, seni!» diye fısıldıyordu. «Canına okuyacağım senin!»

Rivera kımıldamadı. Yerinden kalkmadı. Sadece gözleriyle nefretini belli ediyordu.

İpler arasından başını uzatmaya uğraşan bir adam, «Köpek herif, ayağa kalk!» diye bağırdı.

Seyirciler, bu sportmenliğe aykırı hareketine karşı onu yuhalamaya başladılar. Ama o kımıldamadan oturuyordu.

Danny köşesine giderken gene çılgınca bir alkış koptu.

Danny soyunduğu zaman etraftan hayranlık sesleri yükseldi. Vücudu çok gösterişliydi. Teni bir kadın teni kadar beyaz ve düzgündü. Fotoğrafları hep spor dergilerinde yer alırdı.   

Spider Haggerty, Rivera'nın üstündekini çıkarınca seyircilerden bir hayal kırılışı sedası yükseldi. Teninin esmerliğinden vücudu da zayıf görünüyordu. Adaleliydi ama bunlar rakibininki kadar büyük bir etki yaratmadılar. Seyircilerin gözünden kaçan geniş göğsüydü asıl. Ne etinin sertliğinin, ne de bütün vücuduna yayılarak onu mükemmel bir hale sokan ince sinir sisteminin farkındaydılar. Seyircilerin görebildikleri bir çocuk vücuduna sahip on sekiz yaşlarında bir gençti. Danny'ye gelince iş değişiyordu. Danny, yirmi dört yaşında erkek yapılı bir adamdı. Ringin ortasında hakemin son talimatını dinlerken bu zıtlık daha çok belli oluyordu.

Rivera, Roberts'in tam gazetecilerin arkasında oturduğunu gördü. Her zamankinden fazla sarhoştu ve konuşması da o oranda ağırlaşmıştı.

«Aldırma Rivera,» diyordu. «Seni öldüremez, bunu unutma, Mk başta şiddetle saldıracak ama, şaşırma; sen savunmaya çekil, vakit geçirmeye çalış. Sana fazla bir zarar veremez. Kendini antrenmanlarda farzet.»

Rivera işittiğine dair bir belirti göstermedi.

Roberts, yanındaki adama, «Sessiz şeytan,» diye fısıldadı. «Her zaman böyledir.»

Ama Rivera her zamanki o nefret ettiğini açıklayan bakışlarını unutmuştu. Şimdi sayısız tüfek hayalleri gözlerini kamaştırıyordu. Salonda görebildiği her yüz sanki bir tüfekti. Kurak Meksika sınırını, ve sadece tüfekleri bekleyen hırpani devrimcileri görüyordu.

Köşesinde bekledi. Yardımcıları iskemleyi alarak iplerin arasından dışarı çıktılar. Danny karşısındaydı. Gong vurdu. Maç başladı. Seyirciler sevinçle haykırdılar. Bu kadar inandırıcı bir biçimde başlayan maç görmemişlerdi. Gazeteler yalan yazmamışlardı demek. Bu, gerçekten bir intikam maçıydı. Danny'nin aranın dörtte. üçünü bir hamlede aşarak amansızca saldırması Meksikalı'yı ezme arzusunu hemen belli ediyordu. Vurduğu yumruklar bir değil. on değil, sayısızdı. Bir yumruk makinesi, yumruk kasırgasıydı. Rivera bayağı görünmez olmuştu. İşinin ustası birinin her durumda, her açıdan indirdiği yumruk çığlarının altında kalmıştı. Ağırlık altında eziliyor; iplere çarpıyor, hakem ortaya getirince gene iplere itiliyordu.

Dövüş, kuralları dışında devam ediyordu. Boks . değildi bu, cinayetti, kıyımdı. Danny, arenada vahşet gösterisindeymiş gibi elinden gelen tüm gaddarlığıyla saldırıyordu. Seyircilerin heyecan ve taraf tutmaları öyle bir kerteyi bulmuştu ki daha ayakta olan Meksikalı'yı hiç görmüyorlardı. Rivera'yı unutmuşlardı. Danny saldırdıkça Rivera ufalıyor, kayboluyordu. Bu iki üç dakika böyle devam eti. Birden, ayrıldıkları zaman, Meksikalıyı gördüler. Dudağı patlamıştı, burnu kanıyordu. Sırtının iplere çarptığı yerlerinden kanlar sızıyordu. Ama göğsünün soluk soluğa kalkıp inmediğini, gözlerinin her zamanki gibi soğuk bir biçimde parladığını farkedemediler. Antrenman ringlerinde ihtiraslı şampiyonların bu vahşice saldırışlarına az mı karşı koymuştu. Onun üzerinde az mı öldürücü vuruş atakları denenmişti. Seferi yarım dolardan, haftada on beş dolara kadar bunlara dayanmasını öğrenmişti. O. zor bir okulda zor bir öğrenim yapmıştı.

O anda şaşırtıcı bir şey oldu. Dönen, göz karartan karışıklık birdenbire durdu. Rivera ayakta yalnızdı. Danny, heybetli Danny sırtüstü yerde yatıyordu. Aklı başına geldikçe vücudu titriyordu. Sendelememiş, yığılmamış, ağır ağır düşmemişti. Rivera'nın sağ kroşesi onu ölüm kesinliğiyle olduğu yere sermişti. Hakem, eliyle Rivera'yı itip düşmüş kahramanın üzerine eğilerek saniyeleri saymaya başladı. Seyirciler güçlü yumrukları, boksörünü tutsa da tutmasa da, alkışlamak alışkanlığındadırlar. Oysa şimdi kimseden ses bile çıkmadı. Bu hiç beklenmedik bir şeydi. Gergin bir sessizlik içinde saniyeleri dinlediler. Sessizliği Roberts'in bağırışı bozdu:

«Ben size onun iki eliyle dövüştüğünü söylemedim mi?»

Beşinci saniye sonunda Danny yüzüstü dönmüştü; yedincide dizi üzerinde doğrulmuştu, dokuzdan sonra ve ondan önce kalkmaya hazırdı. Eğer on sayıldığı zaman dizi daha yerdeyse yenilmiş sayılacaktı. Dizini yerden kaldırdığı anda ise ayakta sayılırdı ve onda da Rivera'nın onu tekrar düşürmek için çalışmaya hakkı vardı. Dizini kaldırdığı saniye vuracaktı. Bunun için etrafında dönüyordu. Ama hakem de atağı güçleştirmek için onunla birlikte dönüyordu; ve Rivera onun sayıları çok ağır saydığını gözünden kaçırmamıştı. Bütün yabancılar karşısındaydı. Hakem de karşısındaydı.

Dokuzda, hakem, Rivera'yı geri itti. Haksızdı. Ama bu sayede, Danny, dudaklarında gülümsemesiyle korkmadan kalkabildi. Kollarıyla midesini ve başını koruyarak Rivera'ya sarıldı bayağı. Oyunun kurallarına göre hakemin onları ayırması gerekirdi. ama o bunu yapmadı; ve Danny, bir tekene dibine yapışmış midye gibi Rivera'ya sarılarak zaman kazandı. yavaş yavaş kendine geldi. Eğer sonuna kadar dayanabilirse köşesinde tam bir dakika dinlenebilecekti. Ve durumun bütün bütün umutsuzluğuna, sıkıntısına rağmen gülümsemesini kaybetmeyerek dayandı.

Birisi hayranlıkla bağırdı:

«Sönmeyecek tebessüm!»

Seyirciler bununla avunarak güldüler.

Danny, köşesine gidince yardımcılarına sızlandı: «Allahın belası bir yumruğu var!»

İkinci ve üçüncü raundlar tatsız geçti. Danny, ilerliyor geriliyor, tutunuyor, savunuyor, o ilk raunddaki yumruğun etkisinden kurtulmaya çalışıyordu. Sarsılmış olduğu halde iyi formda bulunması gücünü toplamasına yardım etmişti. Ama artık o vahşi taktiğini kullanamıyordu.. Meksikalının ne odluğunu anlamıştı. Bu sefer bütün boks bilgisini ortaya döktü. Bütün oyunlarda ustaydı, önemli bir yumruk indiremiyorsa da karşısındakini teknik bir biçimde eziyor, yoruyordu. Rivera'nın bir yumruğuna karşılık o üç tane atıyordu; ama bunlar etkisiz vuruşlardı. Öldürücülüğü yaratan şiddetleri değil, sayılarıydı. İki yumruğunu da aynı güç ve ustalıkla kullanan bu acemiye saygı gösteriyordu.

Rivera, kendini savunurken sol kroşesini kullanmaya başladı. Saldırışlardan korunmaya çalışırken bu yumruğu arka arkaya Danny'nin ağzını ve burnunu buluyordu. Ama Danny, çeşitli stilerde dövüşebilirdi. Zaten şampiyonluğa aday gösterilmesi de bu yüzdendi. Dövüş sırasında stilden stile geçebilirdi. Şimdi, için için' dövüşüyordu. Bu stilde çök başarılıydı, böylece Rivera'nın sol yumruklarından da kurtulmuş oluyordu. Bir aparkat vurup Meksikalıyı yere düşürünce seyirciler çılgına döndüler. Rivera, bir dizini yere dayayıp saniyelerin sayılmasını bekledi, hakemin çok hızlı saydığı gözünden kaçmıyordu.

Danny, yedinci raundda açığını yakalar yakalamaz bir aparküt daha vurdu. Rivera'yı yalnız sendeletmeyi başarmıştı, bir an sonra onun savunmasız kalışından yararlanarak başka bir vuruşla iplerin arasından dışarı yuvarlandı. Rivera. aşağıdaki gazetecilerin başlarına düştü, onlar da onun ringin kenarına çıkmasına yardım ettiler. Hakem saniyeleri sayarken Rivera, ringin kenarında ama iplerin dışında bir dizini yerde tutarak dinleniyordu. Ringe girmek için iplerin arasından eğilerek geçmesi gerekiyordu. Danny'nin orada dikilip beklediği de bu durumda, eğilmiş olarak geçerken yapıştıracaktı yumruğu. Hakem ne karışıyor, ne de Danny'ye geri çekilmesini söylüyordu.

Seyirciler kendilerinden geçmişlerdi.

«Öldür onu Danny! Öldür onu Danny!» diye bağırıyorlardı.

Danny elinden geleni yaptı, ama Rivera, dokuzuncu yerine sekizinci saniyede ansızın fırlayarak iplerin arasından ringe çıktı. Danny ile vücut vücuda geldiler. Ama şimdi hakem harekete geçmiş, Danny'ye taraf tutan bir hakemin yapabileceği bütün kolaylıkları göstererek, Rivera'yı geri çekiyordu. Oysa Danny, güç durumda kalıp da Rivera'ya sarıldığı zaman onu ayırmıyordu.

Rivera, gene de raundun sonuna kadar dayandı ve beynindeki bulut kalktı. Bunlar hep birbirine bağlı şeylerdi. Hepsi de nefret edilen yabancılardı, ve hepsi haksızlık ederlerdi. Bu sıkışık durumunda bile olayların kötü izleri zihninde canlı canlıydı; çölün ortasından geçen demiryolu, Meksikalı ve Amerikalı polisler, kiralanmış katiller, tutukevleri ve hapishaneler, perperişan halk, Rio Blanco, grevden sonraki hayatın hatırlanması bile ürperten anlarıydı. Sonra onurlu ve büyük ihtilalin umutları canlandı içinde. Silahlar işte önündeydiler. Her nefret ettiği surat önünde bir silahtı. O, silahlar için dövüşüyordu. Silahlar ve devrim. Bu dövüş bütün Meksika içindi.

Seyirciler Rivera'ya bozulmaya başlamışlardı. Niçin boynunu kırıp dayağını yemekten kaçıyordu? Elbet yenilecekti! Niçin bu kadar inatçılık ediyordu. Seyircilerin pek azı ise Rivera'dan yanaydı. Bunlar şansa inanan birtakım kumarbazlardı. Danny'nin karşısında yenileceğini bildikleri halde Rivera'nın üzerine dörde on bahse girmişlerdi. Rivera'nın kaçıncı raundda nakavt olacağını tahmin edip para yatıranlar da olmuştu. Ringe yakın koltuklarda büyük paralar dönmüştü. Kumarbazlar, kazanacaklarından emin olarak koltuklarına yaslanmışlar ve sözde Danny'yi coşturanlara katılmışlardı.

Rivera'da yenilecek göz yoktu, sekizinci raundda Danny aparkütünü tekrarlamaya boş yere çalıştı. Rivera dokuzuncu raundda seyircileri gene şaşırttı. Vücut vücuda dövüşürlerken ansızın kendini geri alıp vücutlarının arasındaki o daracık boşlukta yumruğunu yukarı kaldırdı. Danny yere düştü ve saniyelerin sayılmasını bekledi. Seyirciler şaşkın bakakalmışlardı. Danny kendi oyunuyla yeniliyordu. O ünlü sağ aparkütü şimdi kendisine karşı kullanılmıştı. Rivera, dokuz sayılıp da Danny yerden kalkarken nizami bir hamle yaptı. Ama hakem önüne geçmiş onu engellemişti. Oysa durum ters olunca, yani yerdeki Rivera'ysa hiç de Danny'nin yolu üzerinde durmuyordu.

Rivera, onuncu raundda sağ aparkütünü iki kere daha kullandı. Danny'yi iki kere daha yere düşürdü. Danny, deliye dönmüştü. Ama gülümsemesi yüzünden silinmedi. O ilk başlardaki ezici hamlelerini gene çıkarabilirdi. Gelgelelim bu kasırga gibi yumruklar ne kadar şiddetle inerse insin Rivera'ya bir şey yapamıyordu. Oysa Rivera, bu karışıklık arasında onu üç kere yere düşürmüştü. Danny, artık kendine kolay kolay gelemiyordu. On birinci raundda Danny'nin durumu gerçekten zorlaşmıştı. Danny, o andan on dördüncü raunda kadar mesleğinin bütün inceliklerini gösterdiği bir maç yaptı. Geri geri gidiyor, savunmaya çekiliyor, kaçak dövüşerek kuvvet toplamaya çalışıyordu. Bir yandan da usta boksör kurnazlığıyla faullü vuruş fırsatlarını kaçırmıyordu. Bildiği her hileyi kullandı, sanki istemeyerek olmuş gibi Rivera'ya sarılıyor. nefes almasını güçleştirmek için eldiveniyle ağzını tıkıyordu. Bir yandan da Rivera'nın kulağına yakası açılmadık küfürler yağdırıyordu. Hakemden seyircilere kadar herkes Danny'yi tutuyordu. Herkes onun kazanması için çalışıyordu. Danny'nin tasarladığını biliyorlardı. Bütün gücünü tek bir yumruğa saklıyordu. Açık dövüşüyor, geri çekiliyor, hile yapıyor. ve hep Rivera'nın savunmasız kalacağı bir anı kolluyordu. Bütün gücüyle bir yumruk vuracak ve maçı bitirecekti.

Raundlar arasında yardımcıları Rivera'ya hemen hemen hiç yardım etmiyorlardı. Önünde salladıkları havluların bir fayda sağladığı yoktu. Spider Haggerty, ona öğüt veriyordu, ama Rivera, bunların yanlış şeyler olduğunu biliyordu. Herkes karşısındaydı. On dördüncü raundda Danny'yi tekrar düşürdü; hakem saniyeleri sayarken geri çekilip bekledi. Öteki köşedeki kuşkulu fısıltıların farkındaydı. Michael Kelly'nin Roberts'e giderek kulağına bir şeyler söylediğini gördü. Rivera çöl çocuğuydu, duyma yetisi bir kedininki kadar gelişmişti, söylenenlerden bazı kelimeleri işitti. Daha fazla işitmek istiyordu, Danny kalktığı zaman dövüşü iplere doğru çekti.

Michael, «Yanına git,» diyordu.

Roberts, peki der gibi başını sallamıştı.

«Danny'nin kazanması şart. Üstünde dünya kadar param yatıyordu. Eğer bu iş on beşinci raundda bitmezse hapı yuttuk. Çocuk senin sözünü dinler. Yanına git, bir şeyler söyle.»

Rivera artık bundan sonra daha kesindi. Yenilmesi için kurulan tuzaklar karşısında bu kesinlik şarttı. Danny'yi bir kere daha düşürmüş, ayağa kalkmasını bekliyordu. Roberts'in, antrenmanlarda olduğu gibi hakim bir sesle, «Danny artık kalkamaz, haydi köşene git!» demesi üzerine, ona nefretle baktı. Ve bekledi Danny'nin kalkmasını.

Raund arasında yanına Kelly geldi. Alçak bir sesle, «Allah belanı versin, yenil artık!» dedi. «Yenilmelisin Rivera! Sözümü dinlersen seni zengin ederim. Bir dahaki maçta Danny'yi yenmene izin veririm. Ama şimdi yenilmelisin.»

Rivera, söylediklerini işittiğini belirtti bakışlarıyla, ama kabul edip etmediğine dair bir işaret yapmadı.

Kelly, öfkeli, «Niçin cevap vermiyorsun?» diye sordu.

«Nasıl olsa yenileceksin,» diye Spider Haggerty söze karıştı. «Hakem seni zorla yendirecek. Kelly'yi dinlersen iyi edersin.»

«Cocuk, yenil,» diye yalvardı Kelly. «Senin şampiyon olmana yardım ederim.»

Rivera cevap vermedi.

«İnan bana, ederim.»

Rivera, gong çalınca yakın bir tehlike sezdi. Ne olduğunu kavrayamadı ama, sezgisi öyle kuvvetliydi ki. Bu henüz kavrayamadığı tehlikeyi çok yakınında duyuyordu. Danny’nin ilk başlardaki kendine güveni geri gelmişe benziyordu. İlerlerkenki sakınmazlığı, Danny'yi huylandırdı. Bir oyun yapılmak üzereydi. Danny saldırdı, ama Rivera karşıladı. kenara kaçtı. Ötekinin istediği vücut vücuda bir durumdu. Bu, yapacağı oyun için gerekli olmalıydı. Rivera gerileyerek etrafta dönmeye başladı. ama nasıl olsa vücut vücuda geleceklerini ve bu oyunun yapılacağını biliyordu. Danny'nin ilk saldırısıyla bu duruma girecekmiş gibi bir tavır gösterdi. Ama tam vücutları birbirine değerken bir sıçrayışta geri çekildi. Ve tam o saniye, Danny'nin köşesinden, «Faul!» sesleri yükseldi. Hakem, karar veremedi. Dudaklarında bekleyen önceden tasarlanmış kararı söyleyemedi, çünkü balkondan bir çocuk sesi yükselmişti: «Acemi hilesi!»

Danny, Riveraya açık açık küfür etmeye başladı. Rivera. artık onun vücuduna vurmamaya karar vermişti. Böylece kazanma şansını yarı yarıya azaltıyordu ama, biliyordu ki, eğer kazanacaksa bu dıştan vuracağı yumruklarla olacaktı. En küçük bir fırsatta hareketlerine faul denecekti. Danny artık korunmayı bırakmıştı. Bundan sonra tam iki raund üstüne gelmek isteyen Rivera'nın peşinde koştu. Rivera yumruk üstüne yumruk yedi, tehlikeli duruma düşmemek için bütün vuruşlara dayanıyordu. Bu son durum Danny'nin seyircilerini çılgına döndürdü, yerlerinde oturamıyor, ayağa fırlıyorlardı. Bir şey anlamıyorlardı. Bütün gördükleri gözde boksörlerinin maçı kazanmakta olduğuydu.

Rivera'ya, nefretle, «Niçin kaçıyorsun?» diye bağırıyorlardı. «Korkak herif! Korkak herif! Açılsana köpek! Öldür onu Danny, öldür onu!»

Salonda bir tek sakin insan varsa o da Rivera'nın kendisiydi, ne yaptığını biliyordu çünkü. Yoksa Rivera, orada bulunanların hepsinden daha ateşli bir yaradılıştaydı. O, böyle sürüyle insanın ortak ihtiraslarının çok daha büyük patlamalarını görmüştü.

Danny, on yedinci raundda çıkan bir fırsatı kaçırmadı. Rivera yediği yumrukla sersemleyerek sendeledi. Geri doğru düşerken kolları yanına sarktı. Danny beklediği fırsatın bu olduğunu sandı. Rivera'nın sonu artık insafına kalmıştı. Oysa Rivera, onu böylece kandırıp savunmasız bir duruma sokunca ağzına şiddetli bir yumruk indirdi. Bu seter Danny düştü. Kalktığı zaman çenesinin sağ tarafına müthiş bir tane daha yedi. Rivera bunu üç kere tekrarladı. Bu yumruklara faul denemezdi.

Kelly, «Ah. Bill! Bil!!» diye hakeme yalvardı.

Hakem üzüntülü bir sesle, «Yapamıyorum, fırsat vermiyor,» dedi.

Danny ayağa kalkmaya çalışıyordu. Menajeri havluyu ringe atmaya yanaşmadığı halde, Kelly ile kenarda oturanlar maçı durdurması için polise bağırmaya başladılar. Rivera. şişman polis komiserinin iplerin arasından içeri girmeye çalıştığını gördü. bunun ne demek olduğunu anlamamıştı. Yabancıların bu oyununda o kadar haksızlık yolları vardı ki. bu da onlardan bir tanesi olmalıydı. Danny, sallanarak önünde ayakta duruyordu. Hakemle komiser tam yaklaştıkları sırada Rivera son vuruşunu yaptı. Maçı durdurmaya gerek kalmadı. Danny bir daha kalkamamıştı.

Rivera boğuk bir sesle hakeme bağırdı:

«Say!»

Sayma bitince yardımcıları Danny'yi köşesine çektiler.

Rivera yüksek sesle sordu

«Kim kazandı?»

Ses yoktu.

Rivera, «Kim kazandı?» diye ısrar etti.

Hakem istemeyerek onun elini kaldırdı ve havada tuttu.

Rivera'yı tebrik eden yoktu. Kendi başına yardımcılarının şimdi hazırlamadıkları iskemlesine yürüdü. Sırtını iplere dayayarak onlara ve etrafındaki on bin yabancıya nefretle baktı. Dizleri titriyor, yorgunluktan hıçkırıyordu. İçi bulanırken nefret ettiği suratlar gözlerinin önünde sallanıyordu. Sonra onların silahlar olduklarını hatırladı. Silahlar onundu. Devrim devam edebilirdi.


 

Geride kalan şu:

Yaşadılar ve oynadılar.

Zarlar aşınmış, silinmişti boyaları.

Gene de hepten kaybetmediler oyunu.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült