Hikaye

 

 

Komşunun Karısı

Alfred Hitchcock


Yeni komşularımızla ilişki kurdun mu? Diye sorduğunda ED, karısı kucağına aldığı örgüsüne bakarak:

Elbette, diyerek yanıtladı.

Yemekten az önce bahçeye indiğimde, komşunun karısı da bahçedeydi. Bende, merhaba dedim biraz lafladık. California'dan gelmişler. Yüzünden kişiliğine ilişkin bir anlam çıkartmak olası değildi ama uygar bir kadın olduğunu belli ediyordu. Daha doğrusu ben öyle kabul ettim.

Yaa. Demek California'dan.

Sen orayı severdin değil mi?

Elbette.

Ben işe gittiğimde arkadaşlık edebileceğin birilerinin olmasına seviniyorum. Bu arada kendini dinlemekten de biraz uzaklaşır, rahatlarsın...

Ben onu fazla görme şansına eremedim. Sadece birkaç kez ben güneşlenirken oda çamaşır asarken karşılaşabildik, konuşabildik. Öyle gidip gelmeli bir komşuluk kuramadık.

Yine de yakınında bir arkadaş edinmen iyi olmuştur senin için.. diye vurgulayarak konuştu Evelyn'in kocası.

Konuşurken de büyük bir dikkatle karısını gözlüyordu. Örgüsünü yeniden eline alan karısının şiş seslerinin tıkırtısından başka bir ses yoktu odada. Evelyn örgü örmenin telaşı içinde rahatlıyor, huzur buluyordu yaptığı işten.

Biliyor musun, komşumuz çamaşır asarken çamaşırlarına öylesine düşmanca davranıyor ki gören onları parçalamak istiyor diye düşünür. Hele gömlekleri asarken bir mandallayışı var ki görmeye değer, sanki bıçaklıyor gibi takıyor mandalları diye konuştuğunda alçak bir sesle, kocası hiddetle:

Evelyn diye bağırdı.

Bana inanmalısın, gerçek bu. Hem öylesine çok gömlek yıkıyor ki... Bir düzineden çok gömlek yıkayıp astığı oluyor. Sanırım kocası gömlek fetişisti. Belki de temiz gömlek fetişistidir.

Ed gazetesini kızgınlıkla elinden atarak,

Beni dinle karıcığım, hayal gücün öylesine geniş ki bunu biraz sınırlasan iyi olur sanırım. Başkalarının hobileri ile uğraşmaktan vazgeçip iyi şeyler düşün. Geçen yıl geçirdiğin ruhsal bunalımını unutmamışsındır sanırım. Psikiyatristlere taşınmaktan ben bıktım ama sen aranıyorsun yine. Senin için böyle hayaller kurgulamak oldukça zararlı, bunu biliyorsun. Gerçek olayların dışında yoruma açık düşünce ve tasarlamalardan vazgeçmelisin. Düş gücünü böylesine meşgul etme. Biraz dikkatli olmalısın...!

Evelyn örgüsünü örmeyi sürdürürken, kocasının sözlerinden çok komşusunun ipe astığı gömlekleri düşünüyordu. Şiddetli tavırlarla astığı gömlekleri... Gömlekleri mandallarken sanki içinde biri var da onu da bıçaklıyormuş gibi mandallıyordu...

Belki de yıllardır gömlek yıkayıp ütülemekten bıkmış yorgun bir kadındır komşumuz. Gömlekleri asarken de yılların öcünü alıyordur gömleklerden...

Kocası kendisine hakim olmaya çabalayarak, sakin bir sesle,

Karıcığım, lütfen anlayışlı olmaya çalış. Şimdi iyileşmiş bir durumdayken başkalarının gömleklerine takıp yorma kendini. Belki de sıradan bir çamaşır asmıştır da sen düş gücünü zorladığın için saldırganca yorumlar getiriyorsundur. Davranışlarına dikkat etmelisin, yeniden hastalanabilirsin...

Beni hoş gör ama gerçeği söylüyorum, yinede böyle şeyleri aklıma getirmeyeceğim, diyerek örgüsünü örmeye devam etti Evelyn,

Çok isabetli davranırsın. Peki kocası ne iş yapıyormuş?

Pazarlamacıymış, lokantalara bıçak vs. satışı yapıyormuş.

İşte gördün mü? Pazarlamacılar elbette temiz gömlek giymek zorundadırlar. Adamcağız da elbette böyle çok gömleğe sahip olacak...

Sahi mi..? diye soran Evelyn kendi dünyasında ördüğü süveterin örneklerine bakıyordu. Süveter, hiçte iç açıcı bir renk olmayan grilikte idi. Böyle düşünüp yaka ve kolağızlarını olsun kırmızı yapmaya karar verdi.

Sen adamı gördün mü?

Hayır, ya sen? diye sordu gözlüklerini silen Ed.

Senin gidişinden az sonra gittiği için onu da görüyorum her sabah. Arabasını bizim mutfak penceresinin oradaki aralığa park ediyor, kahvaltı masasını kaldırırken onu arabasına binerken görebiliyorum.

Ed gazetesinin spor sayfasına bakarken, durup sordu.

Ne tip birisi?

Uzun boylu, bıçak gibi ince birisi. Her zaman gri elbiseler giyiyor. Nedense bende onu görünce hep gri yılanları anımsıyorum.

Evelyn... Yine saçmalamaya başladın. Lütfen kes artık.

Peki, peki bende yatmaya gidiyorum zaten ...

Evelyn yavaş yavaş yerinden kalkıp yatak odasına gitti. Odaya girdiğinde bir an hareketsiz durdu, sonra pencereye yürüyüp dışarıya bakmaya başladı.

Yandaki komşunun penceresinden bahçeye portakal rengi bir ışık vuruyor, karanlıkla bahçede uzun bir yol gibi parlıyordu. Bir süre ışığı, kırılmaları izleyip, yatıştırıcı haplarından Nembutal'i yuttu, yatağına girdi.

Her sabah bulaşıkları yıkarken, kapı komşularının işe gidişini izlerdi. Komşuları, uzun boyu, geniş adımlarıyla telaşsız, acelesiz tavırlarla arbasına binerdi. Her sabah yanında taşıdığı örnek eşantiyonların kutusunu da yanı başına koyardı. Oldukça uzun boylu, sattığı bıçaklar kadar keskin, belirgin yüz hatlarıyla ilginçti. Çukurlarına sinmiş gibi fıldır fıldır dönen gözleri siyah kalorifer böcekleri gibiydi. Arabasının motorunu biraz ısıttıktan sonra, çakıllar üzerinde vınlatarak hızla çıkar giderdi bahçeden.

Evelyn, arka bahçede ara sıra görüşse de komşu kadını da tanımıştı artık. Elinde çöp torbasıyla nasıl yürüdüğünü, çöp bidonunun kapağını tiksinircesine nasıl açtığını, çamaşırları kurutmak için ipe asarken onlarla savaşır gibi davranışını, kavga eden bir insan gibi kızgınca nasıl konuştuğunu iyice biliyordu artık. Öyle ki bu çığlıklara varan kavga sesleri saçma sapan sözler karmaşası da izlenebiliyordu. Son zamanlarda kavgacı seslerin yerini tehdit eden, kin dolu sesler almıştı. Evelyn, komşusunu iyice tanıyordu artık, buna emindi.

Komşu evden bazı gecelerde garip gürültü sesleri de geliyordu. Çok belirgin gürültüler değildi bunlar. Niteliği anlaşılmayan, ağız dalaşı ya da itişip kalkışmaktan çok, boğuk hırıltılı sesleri taşıyan gürültülerdi. Şiddeti mi yoksa acıyı mı ifade ettikleri bunları duyanın yorumuna kalmış bir şeydi. Belirsiz ama var olan şeyler.. Ed'e duyduğu gördüğü her şeye yorumlar getirmemeye söz vermiş olması Evelyn'i dizginliyor, olanları daha net algılamaktan alıkoyuyordu.

Komşunun arabası iki gündür yerinden kıpırdamamıştı. Dayanamayıp bunu bir akşam kocasına söyledi. Kocası sıkkın bir tavırla elindeki gazetesini sehpaya koyup:

Ya öyle mi? Belki de bizim pazarlamacı hastalanmıştır, olamaz mı yani?

Belki ama karısı da ortalıklarda yok? Onu da hiç göremedim.

Bir ara uğra istersen. Belki ikisi de hastadır, komşu olarak yardımlaşmamız gerekir.

Hayır. Ben onlara gitmek istemem.

Ed, söylemesi gerekeni toparlamaya çalışan bir sezgi ile bir sehpadaki gazetesine, bir karısına baktı...

Neden? Bahçedeki karşılaşmalarınızı, konuşmalarınızı anlatan sen değil miydin? Şimdi evlerine şöyle bir uğrayıp hatırlarını sorsan yanlış olmaz ki.

Evelyn nembutal almak yerine aynı oyalayıcılığı yaşatan örgüsüne yöneldi.

Olmaz, kendilerini gözetlediğim sanısına varabilirler.

Ed kararsızlığını tümüyle yansıtan ölçüleri taşıyan yüzünün buruşup durulması arasında bocaladı biran. Sonunda sevecen bir sesle:

Niçin böyle bir yargıya ulaşsınlar ki. Sanmam böyle düşüneceklerini.

İnan bana yapamam bunu...

Komşularında yaşam emarelerinin farkedilmediği bir gün daha geçirdiler.

Yinede komşu evi izlemekten, gece gündüz sesleri dinlemekten geri kalmıyordu Evelyn.

Üçüncü gün komşu kadın bahçede göründü. Küçük sepetinde taşıdığı çamaşırları asıyordu. Ama olamazdı. Komşusu bilinen şiddetli duyguları ile asmıyordu çamaşırları. Çamaşırları, hatta ve hatta gömlekleri bile sadece sıradan çamaşırlarmış gibi asıyor onları fark etmiyordu bile. Normaldi işte çamaşır asışı. Oysa daha birkaç gün önce onlarla savaşır, nefretini simgeleştirirdi onları asarken.

Evelyn aradaki parmaklığa yaslanarak komşu kadına:

Nasılsınız komşu? Kocanızda birkaç gündür arabasını kullanmıyor arızalandı mı yoksa? Diye seslendi.

Komşu kadın söylenenleri anlamamış gibiydi. Bir an ürperti ile baktı Evelyn'e. Sonra kuru dudaklarını yalayarak:

Ha... Hayır, arabaya bir şey olmadı. Kocam yeni bir iş sözleşmesi için yolculuğa çıktı. Uzak bir yer olduğu için de arabasını bana bıraktı,benim de gereksinimim olmadı.

Ya, öylemi! Sevindim, bizde kocanız hastalandı sanmıştık, yine de yardımcı olabileceğimiz bir şey olursa çekinme bize söyle.

Hayır, hasta değil. Hiç bir şeyi yok...

Komşu kadın canı sıkkın bir tavırla arkasını dönüp evine doğru yürüdü. Dudakları bir şeyler mırıldanırcasına kıpırdıyordu. Kızgınlıkla can sıkkınlığı arası bir şeydi tutumu. Evine girdiğinde şiddetle kapattı kapıyı. Kapının sürgüsünü çekişi, içeriden birkaç kez kilitlenen kapıdaki anahtar sesi günün sessizliğinde kulaklarında çınladı Evelyn'in...

Akşam kocası eve geldiğinde ona:

Komşumuz seyahate çıkmış, dediğinde.

Sonunda onlara gidebildin demek.

Hayır, gitmedim.

Söylediğinden başka ne anlam çıkartabilirim ki.

Canım bilmiyor musun bahçede karşılaştığımızı, kadınla.

Evelyn, örgüsünü örmeyi sürdürüp başını kaldırmadan ekledi:

Kadıncağızda öğleden sonra arabaya atlayıp gitti.

Ed, gazetesini okumaya dalmışken, karısının bir yandan örgüsün örüp biryandan da söylenmeye devam ettiğini fark etti.

Evden ayrıldıktan kısa bir süre sonra da döndü. Döndüğünde, arabada iki kocaman köpekte getirmişti.

Ed, ilgilenircesine:

Ne anlatıyorsun sen?

Ne diye sevinmiştim. Baksana, o köpeklerini gezdirmeye çıkarken sende ona arkadaşlık yapsana. Oyalanırsın böylelikle. Ne dersin?

Hayır, ne onunla ne de köpekleriyle dolaşmak isterim. Öylesine ilgisiz, soğuk birisi ki.

Evelyn konuşmayı kesip örgüsünü bıraktı elinden, sıkkın bir halde de yatmaya gitti.

Yine gecenin bir yarısında karınları iyice doyan köpekler oldukça sakin, kıpırtısızdılar. Artık iyice yağlanmış, hareketsizlikten tembelleşmişlerdi. Bilinen kıvrak köpek davranışlarını göstermiyorlardı. İplerinin elverdiğince bile gezinmiyorlardı, sürünüyor gibiydiler. Bu da hiçte güzel değildi.

Ertesi gün akşamüstü yine örgüsünü örmekle meşguldü Evelyn. Artık süveter bitmek üzereydi. Yaka ve kollara katkı yaptığı kırmızı yün gri rengin donukluğunu gidermişti. Dinlenmeye çalışan kocasına dönüp:

Nihayet bu sabah arabasına atlayıp götürdü köpekleri.

Gerçek mi?

Elbette. Sonra da eve yanında köpekler olmaksızın döndü. Eve girdikten bir süre sonrada iki bavulla ve iyi giyinmiş olarak dışarı çıktı. Bavulları arabaya yerleştirdikten sonra bana selam bile vermeden çekti gitti. Bakmak bile istemiyor gibiydi bana.

Belki seyahate çıkarken köpeklerin yalnız kalmalarını istemediği için aldığı yere geri vermiştir.

Evet. Bir seyahate çıktığı belliydi.

Gözlüklerini temizlerken esneyen Ed,

Sanırım köpekler ona pahalıya mal oluyordu. Onları öylesine yorup yürütmeseydi keşke. O yürüyüşler köpeklerin

İştahını açardı aslında...

Ed, gazetesini eline aldı yine.

Evelyn de boşalan şişlerini yün yumağına batırıp, bitirdiği süveteri katladı. Ayağa kalktı, bir an durdu. Ördüğü her şeyden sonra bir rahatlama duyardı. Bir şey yaratmanın hazzını duyardı daima.

Umursamaz bir sesle:

Bence yanılıyorsun. Köpeklerin komşunun karısına pahalıya mal olduğunu sanmıyorum. Kadına hiç para harcatmadı köpekler. Sadece bir cinayetin örtbas edilmesine yardımcı oldular... Onlara sadece kocasını yedirdi kadın, başka bir şey değil...

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült