Kimseye Yaranamadım

Martin Walser


Banka soygunculuğu için gerekli yüreklilik, pırıl pırıl taş yerlere basarak gündüz gibi aydınlatılmış vezne bölümüne dalıvermek yürekliliği bende yok; beni yetiştirenler bir meslek seçeyim diye zorladıklarında, bu eksiğimi farkettim. Orman memuru olmayı da pek isterdim. Fakat bence, bu meslek için de, banka soyguncusunun yürekliliği gerekli. Hemen bütün meslekler, yakından bakınca, veznenin bulunduğu kısma hızla girip elinde dolu —çoğu zaman da dolu olmayan— bir tabancayla herkesi yerinde durdurup, istediğini aldıktan sonra gülümseyerek geri geri gidip gözden kayboluveren bir erkeğin yürekliliğini istiyor..

Sonunda, kapıcı olmaya karar verdim. Bir oyuncak fabrikasında kapıcı oldum. Paydostan sonra da asık yüzle oraya buraya gidip bir el hareketiyle herşeyi geri çevirdiklerinden ötürü meslektaşlarımın çoğu pek burnu havada olmalıdır, diye düşünüyorum.

Ben böyle olmadım. Oysa, gündüzleri işimi bir dereceye kadar acımasız yapmak için güçlü olayım diye çabalarım. Camlı kapıcı odamda, ilk günden başlayarak kendimi hiç yabancı bulamadım. Bana emanet edilen kapıları açmak için basacağım düğmeleri nasıl kullanacağımı tek bir anlatılışta kavradım; binanın telefon tablosunu, bir defacık göz atmakla hemen ezberime aldım. Fakat, gelenlerle ilk karşılaştığımda biraz çekindim, itiraf edelim; cevaplayamayacağım sorulardan korkuyordum, edindiğim bilgileri her geleni hoşnut edecek gibi derleyebileceğim© henüz pek güvenemiyordum. Bir kapıcının istenilen işin üstesinden gelememesi olmaz şey değildir. Sözgelişi fabrikaya çok kibar baylar geldiğinde, kapıcı kurum direktörünün ille de şu veya öteki bayı kabulden hoşlanacağını bilemez. Hem binada herkes kendini kapıcının âmiri sanar. Kapıcının hiç bir meslektaşı yoktur, sadece bir sürü âmiri vardır. Kapıcı herkese gerektiği gibi davranmalıdır. Onlara göre, kapıcı dahili telefona sarılıp yukarı kattaki büroya bildirmeli ve bay falanın arzu edilip edilmediğini sormalıdır. Fakat bürodakiler öyle alıngandırlar ki, telefonla bir şey sorulmasından bile müthiş heyecanlanabilirler; böyle anlarında kapıcıyı telefonda iyice haşlarlar ve adamcağız kendini tutup gözyaşlarını akıtmamak için güçlük çeker. Böyle bir şey yapamaz da. Zira başını cama dayayıp bütün dikkatiyle bakan bir ziyaretçiye hemen cevap vermesi gerekmektedir. Fakat cevabında, büroda oturan dolgun aylıklı ve zayıf sinirli bayın az önce kulağına gürlediklerinden hiç renk vermemeli, rahatı bozulan bayın feryadını özür dileyen bir gülümseyiş, nazik bir davranışa çevirmelidir ki, aldığı cevapla yatışarak hemen kapıya yönelen ziyaretçi, yüzgeri çevrildiğini unutuversin. Böylesine tercümanlık, ustalık işidir dersem, inanın bana. Bundan başka, çoğu zaman reseptörü kulağa yapıştırıp başı, arkada asılı pardösünün astarına kadar eğmek gerekir, bürodan gelen öfkeli sesi ziyaretçiye duyurmamak için; zira en üst kademeden, yani, mal sahibinin kendisince verilmiş bir buyruğa göre, kim olursa olsun hiç bir ziyaretçiye kaba davranılamaz. Müdürlüğün bu buyruğu herkes içindir, ama, kapıcıdan başkasınca uygulanmaz. Ben bunu hep seve seve yaparım, zira kurumun bütün öteki buyruklarından daha çok bunu benimserim.

Bundan ötürü de telefona elden geldiğince az başvurmağa alıştım. Ziyaretçiyi kendim bir gözden geçirir ve satın alma şefi, imza yetkilisi şef, proje kısmı yöneticisi, kantinci ya da direktörlerin biri veya personel şefiyle görüşebilecek durumda olup olmadığına karar veririn:

Başlangıçta bazılarını çabucak tersyüzü göndermiş olabilirim. Fakat zamanla öyle bir kabiliyetli oldum ki, karşımdakini her ikimiz için de katlanılır fakat bütün ayrıntılarıyla yararlı bir konuşmayla —bir polis, bir casus gibi göze çarparak değil— öyle bir sorguya çekerim ki, sonunda ziyaretçinin firmamız için önem derecesini iyice öğrenir, onu sepetleyip sepetlememesini gerektiğine büyük bir iç rahatlığıyla karar verebilirim. Bir ziyaretçiyi tersyüzü gönderirsem —çoğunu da tersyüzü çevirmem gerekir— haber vermemi istediği, firmamızdan falanca bayla görüşmesinin kendisine hiç bir şey sağlamayacağına onu bu görüşme sırasında inandırırım. Bizde gerekli bütün uzmanlık kollarında öylesine bilgi sahibi oldum ki, beyaz teneke vernik için satın alma şefiyle görüşmek isteyen bir komisyoncuya teklifinin başarı derecesini büyük bir isabetle söyleyebilirim. Protesto için satış şefini görmek isteyen perakendecileri, ya da kantine mal vermek isteyen taşralıları, yahut da onpara etmez yeni oyuncak buluşları hakkında gevezelik etmek için proje dairemiz yöneticisine üçer dörder kişilik sürülerle saldırmak isteyen soluk benizli mucitleri yatıştırmağı, hatta, bir çok red mektubunun öcünü almak için reklam şefimize gelmiş olan ve bakışları kararlı yazar ve ressamların —taşralıları ve komisyoncuları onurlandırmak için söyliyorum— aklı başında sözlerle en güç yola gelenler sanatçılar olduğu halde, kötü davranışlarına engel olmağı da öğrendim, işte böyle, daha başka türlü diyemeyeceğim, kurumumuzun bütün yöneticilerini kapıda ben temsil ediyorum. Gittikçe artan satışlar, firmamızın idareci şahsiyetlerini —bu gibiler pek çabuk alınıp öfkelenirler— can sıkıntısı ziyaretçilerden korumam sayesinde olabilmektedir. Ne yazık ki bunun böyle olduğunu onlar hiç mi hiç bilmezler. Ziyaretçileri ziyaretlerinin boşuna olduğuna kabalık etmeden bir bir inandırmak için pek çok zaman gerektiğini bu yüksek kişiler hiç anlamazlar. Kapıcı odamın camından başımı çıkarıp ziyaretçilerle uzun uzun konuşmam zorunluluğundan, işe başladıktan bir yarım saat sonra, dakikadan dakikaya uzayan bir kuyruk meydana gelir, pencerenin dışında. İster aralarından biri kalabalıktan yararlanıp binaya gizlice sokulacak kadar yırtık olsun, ister dışarı çabuk çıkmak istiyen yöneticilerimizden biri bekleyenlerin meydana getirdiği kuyruk yüzünden bir saniyesini yitirmiş olsun, ziyaretçilere davranış metotlarım üzerine bir sürü şikâyet yükselir, içerdekilerden. Ağır çalıştığım, hantal olduğum, işlerden gereğince anlamadığım ileri sürülür. Bütün bunları dinlemek zorundayımdır. Bütün bu gibi suçlamalar ve şikâyetler öylesine kısa görüşlü, mesleğim hakkında öylesine bilgisizce şeylerdir ki, kendimi hiç savunamam. Ziyaretçilere kaba ve baştan savma davransam, sonucunu pek merak ederdim! O zaman giriş yeri gerçi hep boş olurdu ama, direktörlüğün telefonları," protestocuların saldırısından aralıksız çalacak, firmanın ünü zarar görecek ve satış düşecekti. Hiç bir ziyaretçiye kaba davranılmayacak diye direktörlük buyruğu, boşuna değildir. Direktöre koşup, benden yakınanların ağzını tıkasın diye, yalvaramam elbette. O, elimi çabuk tutmamı, fakat kaba davranmamamı söylemekle yetinecektir. Elimi çabuk tutarsam, firmamın kendilerini, kabul edemeyeceğine ziyaretçileri nasıl inandırabilirim? Büyük ikramiye kazandığına bir insanı tek bir cümleyle inandırmak, kabildir. Fakat, icadının, ya da hazırladığı reklâm yazısının, yahut da tenekesinin ve sebzesinin firmayı hiç ilgilendirmediğini hem kafasına sokmalı, hem de bunu öylesine başarmalı ki, adamcağız firmayı göklere çıkararak binadan ayrılsın... Bana karşı olanlardan biri bunu bir defacık şöyle iki dakikada basarsın da, göreyim. Ama, elden ne gelir?

Kapıcı odamın önünde bekleyenlerin meydana getirdiği kuyruk günden güne uzuyor; sürüklediği tehlike  —bunu şimdi farkediyorum— beni tedirginleştiriyor, güvenliğimi yitiriyor. Sözlerim akıcı değil, eskisi gibi; ter döküyorum, kekeliyorum, eskisinden daha da çok zaman gerekiyor. Başka zamanlar ne yapıp yapıp başardığım çok ölçülü yatıştırmalarımı şimdi asla elde edemiyorum. Küfrü basanlar, kapıyı çarpıp öfkeyle dışarıya fırlayanlar görülmeğe başladı ama, elden ne gelir? Artık, hiç birşey değiştiremem. Mesleğimdeki bu değişmeyi neden dolayı böyle ayrıntılı anlattığımı itiraf etmenin zamanı geldi; haklı çıkayım, hiç değil kendi yerimin dışından bir yerlerde anlayış bulayım, diye. Zira yarın için personel şefinin yanma çağırıldım. Önce, sadece bir uyarma, bir çeşit ilk ihtar sanmıştım, fakat şimdi böyle düşünmüyorum.

Dün, kapıcı kulübemin önünde uzayan kuyruktakilerden biri, incecik dudaklı ve kaba bir adanı, kendisini personel şefiyle görüştürmemi istedi. Parmağımla telefonu çevirirken, personel şefiyle ne görüşeceğini sorunca, ilânda okuduğu kapıcılık için geldiğini, söyledi.

Personel şefinin numarasını ilk defa olarak doğru çevirdim; ne var ki, numarayı çeviren işaret parmağım, donuverdi.

Adam, binaya girdi ve yarım saat sonra keyifli keyifli döndü; ıslık bile çalıyordu. Hayranlıkla baktım, arkasından. Onun yürekliliği olmalı, insanda, diye düşündüm. Ya da yürekli olmalı, aslında. Zira önceleri, sadece bir kapıcı olabildim diye, hep utanmıştım. Fakat şimdi bu iş için bile bir banka soyguncusu kadar yürekli olmak gerektiğini anlıyorum. Oysa ben, yürekliliği oldum olası, boşuna aranmışımdır.

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

Hikaye

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült