Hikaye

 

 

Kadın Nasıl Tavlanır?

Çetin Altan


Ta on üç yaşımdan beri dinleyip dinleyip de bir türlü öğrenemediğim konulardan biri de bir kadının nasıl tavlanabileceği sorunudur.

Nedense devlet büyükleri de söyledikleri yüz binlerce nutuktan hiç birinde bir kadının nasıl tavlanabileceği hususuna hiç değinmemişler, bu alanda erkek vatandaşlara devlet büyüğü olarak herhangi bir yol göstericilikte bulunmamışlardır.

Ülkenin su davası, okul davası, sağlık davası önemlidir de, kadınları tavlama davası önemli değil midir?

Ne çare ki büyüklerimiz tavlama tekniğinde bildikleri bütün hünerleri hep kendilerine saklamakta ve asla kadın erkek ayırımı yapmadan, vatandaşları tümden sadece kendileri tavlamak istemektedirler ve gerçekten de dahiyane başarılar sağlamaktadırlar.

O kadar anlı şanlı politikacımız var. Bütün ömürlerinde o kadar insan tavlamışlar. Bir kadının nasıl tavlanacağı konusunda şayet dileseler, gençlere, bekarlara, gözü dışarda olanlara sanki yardımcı olamazlar mı? Olurlar, ama nedense yanaşamazlar buna...

Kadını da, erkeği de, genci de, yaşlısı da, çocuğu da, büyüğü de tekrar tekrar boyuna ve boyuna kendileri için tavlamaya uğraşırlar.

Büyüklüğün şanına yakışır mı bu kadar bencillik. Hiç değilse kadınların nasıl tavlanacağı hususunda arada bir birkaç nutuk söyleyip, birkaç öğüt vermelidirler millete...

Geçenlerde keskin bir zampara:

—      Ben kadınları uzun yol metoduyla tavlarım! diyordu.

Merakla sordum:

—      Nedir uzun yol metodu? diye.

Tanıştığı kadını hemen akşam yemeğine

davet edermiş. Ve önce küçük, zevkli bir yere sokar, eğlenceli hikayeler anlata, yalnızlığından yakına, şiir okuya biraz içirirmiş.

Sonra çalgılı lüks bir lokantada yemeğe götürürmüş. Orada da içirir, dansa kaldırır, kadının boynuna hafif hafif nefesini üfler; sol eliyle kadının sağ elini sımsıkı eze okşaya, parmaklarını parmaklarına geçire, nefesini sıklaştırır; öteki eliyle de kadının belini sırtından kalçasına doğru usul usul sıvazlarmış. Kadın gözleri süzüle süzüle:

—      Ah yapmayın! dermiş.

Oradan Boğaz’da bir gece kulübüne çekermiş arabayı. Orada da daha sık dansa kaldırır, burnunu daha çok sokarmış kadının boynuna...

Ve oradan da, ta şehrin öteki ucundaki bir başka gece kulübüne götürürmüş. Burada da otururken kadına iyice yaklaşır, dizlerini dizlerine değdirir, yanağını yanağına yaklaştırır, bakışlarını bakışlarında eritirmiş...

Nihayet sabaha karşı dışarı çıktılar mı:

—      Gel dermiş; Çamlıca’dan güneşin doğuşunu seyredelim.

Kadının bir yandan içki, bir yandan yorgunluk, bir yandan küçük seksi tahrikler iyice kırarmış iradesini.

Ve en sonunda:

«Şurada benim bir büyük teyzem var, uğrayıp bir kahve içelim»e gelirmiş sıra...

Keskin zamparanın bu metoduna aklım pek yatmadı. O, kadınları tavlıyorum sanırken, kadınların bir güzel onu tavladıklarını düşündüm.

—      Kaç gün sonra çocuğumuz olacak müjdesini veriyorlar? dedim.

—      Nerden biliyorsun? dedi.

—      Ben dedi; sadece kadınları tavlamasını bilmiyorum; yoksa büsbütün de kadınları bilmiyor, değilim.

Şakadan anlayan hanımlara soranın bazen:

—      Yani ne demektir kadın tavlamak, nasıl tavlanırsınız siz?diye...

Aldığım cevap aşağı yukarı hep aynıdır:

—      Erkekler öyle zanneder, bir de tavladıklarını iddia ettikleri kadınların kendi aralarında neler konuştuklarını dinleseler, aptallıklarının tütsülemek için gider kiliseye mum dikerlerdi...

Bence bu kadar karmaşık, girift, vakit ve para harcatan oyunlar, insanların birbirini budala yerine koymasından başka hiçbir işe yaramaz.

Bunu gençliğimde söylerdim kadınlara. Kimisi terbiyesiz, kimisi küstah, kimisi şımarık, kimisi de açık yürekli bulurdu. Birinciler toz olup giderler, açık yürekli bulanlar da:

— Yanlış anlama, biz senin sadece kafanı seviyoruz! diye tuttururlardı.

Zıttına gitsin diye mi söylerlerdi, bilmiyorum ama, en öfkelendiğim söz de bu olurdu.

Bir Fransız arkadaşım vardı. Başından herhalde yıkıcı dramlar geçmiş olmalı ki, kadınlardan söz açıldı mı, bir anda kayıtsızlaşan suni bir sesle:

—      Kadın mı istiyorsun? derdi. Sonra eliyle para sayarmış gibi yapar: Ödersin olur derdi.

Çok katı gelirdi bu söz bana. Bir gün:

—      Aşık olursan görürsün!demiştim.

—      Hiçbir kadın yakıp tutuşturamaz ben demişti.

Yatağına sarhoş girdiği bir gece, elinde sigarayla sızıp kalmış. Yanarak öldüğünü yazdı gazeteler. Son sigarası kadınların intikamını almıştı galiba...

Kadınlar nasıl tavlanır? Erkekler mi tavlar kadınları, yoksa kadınlar mı tavlar erkekleri?

Aşkı kim madrabazlık lügatinin bu sözcüğünde eritmeye kalkmışsa, sonunda mutlaka çekmiştir cezasını! Ve bu cezanın da en büyüğü ne olmuştur biliyor musunuz? Ya aşksız kalmış, ya aşksız yaşamıştır.

O yüzden işte politikacılar tavlamasını çok iyi bildikleri halde, sevmesini pek bilmediklerinden bu konulara katiyen dokunmazlar.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült