Hikaye

 

 

Hükümet Geliyor

Şakir Balkı


Hödükoğlu Derviş'in en büyük damadı Yavaş Tosun, karakolun önündeki eski peykeye oturmuş, sırtını da güneşe vermiş, derdine yanıyordu. Yüzünün rengi, gözlerinin teri her zamanki gibi değildi, üzüntülü bir hali vardı. Oturduğu yerde «Hay anasını sattığımın işi, hay kör iblis..» diye kendi kendine konuşuyordu. Başından geçen olay, hiç aklından çıkmıyordu. Habire de söyleniyordu : «Yok canım, bana çok kötü bir oyun ettiler, onların alacağı olsun.. Benim işim tamam gayrı, her cezaya razıyım. .. »

Cıgara yaktı, bir iki nefes asıldı, dumanı mı acı geldi ne, savurdu cıgarayı yolun ortasına.

Aklından kimler geçmiyordu?. Eşek Cambazı Rıfkı, Toptancı Arif, o kaynatası olacak Hödükoğlu Derviş, Muhalefetçi Falih, Politikacı Recep, Komisyoncu Halet... Bunlara uyuz oluyordu, bunlar aklına gelince küplere biniyordu.

Karakolun önünde böyle güneşlenirken, kötü yorumlar yaparken, dizine şaplaklar indirirken, kendi hesabına yorumlarda bulunurken Yavaş Tosun, az ilerisinde istidacı Zeynel Efendi gözüktü. Onu görünce biraz toparlandı. Toparlanırken de Zeynel Efendi gelmiş oldu, yanına.. Peykeye ilişti ilişmedi:

— Hayır olsun Tosun, dedi, hayır? Ne oldu ki, bir vukuat mı var, hele?.. Karakolun önünde oturmuş pinekliyorsun, ne oldu sana?..

Yavaş Tosun isteksizce :

— Hiç sorma Zeynel Emmi, dedi, büyük kusur ettim...

— De hele, ne kusur ettin ki?..

— Sen bugün ilçede değil miydin?..

— Değildim ya, Altınavaya gitmiştim, bizim Sülük Murtaza'ya ...

— Olaydın da göreydin, bu yüzden karakola teslim olmaya geldim. Bir teslim olayım da, gayrısı ne olursa olsun, Zeynel Emmi. ..

— Tövbe cenım, ne kusur ettin, hele söyle de bir bileyim..

— Ama tüm kabahat benim kaynatada. Sözüm yabana, benim kaynatam bana öküzlük etti. Beni bozuk para gibi harcadı. Onun yüzünden karakollara düştüm.. Duman etti beni, duman.. Böyle kaynata olacağına hiç olmasın, Zeynel Emmi!..

— Adam mı vurdun ki?..

— Daha kötüsünü ettim, daha ...

— Tosun, sen rakı mı içtin a, akşamcılar gibi kelam ediyorsun da, adam öldürmeden öteye suç var mı?.. Hele de bana, de... Belki bi paralık faydam olur canım, derdini anlatmayan derman bulur mu?..

Yavaş Tosun, sol avucunu alnına götürdü, öyle düşünmeye başladı.

istidacı Zeynel Efendi'yi her zaman kendisine yakın buluyordu. Ona bir ağabey gözüyle bakıyordu zaten. O böyle üsteleyince, başından geçenleri şöyle anlatmaya başladı Yavaş Tosun :

— «Az önce sana söyledim ya Zeynel Emmi, adam öldürmekten de öteye kötü bir suç işledim. Adam öldürmek ne ki bizim ülkede, en büyük suç benimkisi, yalan değil ha.. Nasıl ettim de ben böyle bir dolmuşa geldim? Ben karakolun önünde pineklemeyeyim de kim pineklesin?. Gayrı ben namusumla teslim olmaya geldim, teslim.. içeri girdim ama karakolda kimseler yoktu. Hademe Hüsmen'in dediği üzre, benim ardıma düşmüşler, beni arıyorlarmış...

Hele diyeceklerime kulak ver Zeynel Emmi, ben Tavla kahvesinden içeri ayağımı attım, ne göreyim, bizim ilçenin politikacı esnafı köşeye çekilmişler, aralarında fiskos ediyorlardı. ilçenin eşek cambazını bilirsin sen, hep o konuşuyordu. Bizim kaynata Hödükoğlu, toptancı Arif, Politikacı Recep, komisyoncu Halet, aralarında bir iki kişi daha vardı. Tam çayımı içiyordum ki, benim kaynata bana el işareti etti.. Vardım varmasına yanlarına .. Bir eski iskemleye iliştim, bana hemen bir çay söylediler. Benim kaynata Hödükoğlu Derviş, elini omuzuma attı: «Beni iyi dinle» dedi «sana bir vatan görevi var!..» Bu sırada Eşek Cambazı Rıfkı cebinden bir gazete çıkarıp önüme attı. Bizim ilçenin o «Besmele» gazetesiydi ... Şu iri başlıklara hemen gözüm takıldı :

«İlçemize hükümet geliyor!»

Eh, ben de sevindim bu habere doğrusu! Hoş geldi safalar getirdi, değil mi? Ben bunları kafamdan geçiriyordum ki, toptancı Arif, elimi kaptı birden :

— Bak hele Tosun, dedi, sen vatanını çok seversin değil mi?..

Hemen davrandım :

— Vatanı sevmeyip de kimi seveceğim, dedim, elbette ki seviyorum. Vatan sağ olsun...

Benim kaynata bu sözler üzerine horoz gibi öttü :

— Ülen, damat... dedi. Öyleyse hükümetimiz bu gün sana teslim. Ona göre, oldu mu?..

Benim aklım mı karıştı. onlar mı aklımı allak bullak ettiler, ne kelam etsem yalan, dolandı. Beni şaşırttılar gitti... Hükümet aşağı, hükümet yukarı, hep bu sözleri ediyorlardı.

Onlar aralarında böyle konuşurlarken, ben de içimden yorumlarda bulunuyordum. «Bu adamlar akıllarını peynlr ekmekle ml yemişler ki, bu hükümeti bana teslim ediyorlardı?»

Eşek Cambazı Rıfkı :

— Hele beni dinle, dedi, senin işin çok önemli ha, yan basayım deme, bir yan bastın mı, işin tamamdır!.

Canım sıkılır gibi oldu :

— Güzel ya, dedim, ne demek oluyor bu yan basmak işi?

— Benim boz eşeği tanırsın değil mi?.

— Kim tanımaz onu ki, elbette tanırım...

— Haaa, şimdi oldu, bak hele Tosun, o boz eşeği sana vereceğiz, onu alıp doğru hükümetin konuşacağı alana götüreceksin, hepsi bu. Sen boş yere pirelendin, canım ... Hani hükümeti sana teslim edeceğiz dedikse, iri söz olsun diye dedik!..

Zeynel Emmi, bu sözler edildi ya, basiretim bağlandı sanki, hiç itiraz etmeden ben «Olur» dedim bu işe. Sen de iyi bilirsin a, bu eşeğin huyunu suyunu bilmeyen mi var bölgemizde, hani derler «damgalı eşek,» bu eşek de öyle bir eşektir.

Hükümet çarşı alanında konuşacaktı, hazırlıklar öyle gösteriyordu. Kürsü, bayraklar... Süsleme işleri, harıl harıl yapılıyordu. Bu hazırlıklar yapılırken, ben de o damgalı eşeği yularından tutup getirdim.. Canım, bu eşeği bilmeyen mi vardı? Hemen fiskoslar başladı. Bu eşekoğlu eşek bir kez anırdı mı, tamamdı. Çünkü huyu kurusun, yalan dolan karşısında hemen anırırdı!.. Kulakları çınlasın, bir Candarma Kumandanı. Neydi adı sahi, haa.. Arnavut Selman Beydi, yalan söyleyen eşkıyanın önüne bu boz eşeği çekerdi, eğer adam yalan saptı mı, hemen bu boz eşek anırmaya başlardı.. Bir suçlu, ya da tutuklu eğer doğru ifade verirse, boz eşeğin kulakları aşağı sarkardı.. Yok, işin içinde hile ile yalan oldu mu, başlardı hemen anırmaya!.. Şimdi de öyle ya, hayırlısı.. Bilirsin a, bu boz eşek kuyruğunu sağa salladı mı, yağmur yağardı.. Sola salladı mı, fırtına kopardı ... Eğer bir bakkal, bir tüccar birine kazık mı attı, götür onu tüccar ve bakkalın önüne, eğer kulaklarını dim dim tutuyorsa, alıcı büyük bir kazık yemiştir, anlamı çıkardı, değil mi Zeynel Emmi? işte ben böyle bir eşeği alıp hükümetin nutuk atacağı alana gittim...

Elimde boz eşeğin yuları, Berber Hasip'in dükkanının önünde dikiliyordum. Benim kaynata yanıma sokuldu:

— Burada olmaz, dedi, kürsünün dibine git...

Davul vurunca, düdükler ötünce, hükümet buyur etti. Yahu Zeynel emmi, ben avanaklar gibi hükümeti bekliyordum ya, ne göreyim, hükümet çoktan gelmiş de benim haberim yoktu. Canım biz bu güne dek hükümet ml gördük a, tövbe.. Hükümet başladı nutuk atmaya...

— «Çok sevgili yurttaşlar... »

Biri yanıma sokuldu, eşeği göstererek :

— Eşek nutuktan ne anlar, dedi, al şunu götür meraya sal... Baksana açlıktan eşeğin kulakları düşmüş!..

Ben bu adamın sözlerine hiç ses etmedim, belki benimle eşek şakası yapıyordu!

Orta boylu şişman adam kürsüye çıkınca, kalabalık el çırpmaya başladı .Anladım ki hükümet konuşuyordu!.. «Pek yakında bu ilçede, huzurunuzda, yüzbin kişinin çalışacağı bir Çelik fabrikasının temelini atacağız... Allahın izniyle de, sağolun.. Sağolun!.. Hani alkış?.. Ne diyordum, haa.. Bir de uçak fabrikasının temelini kazacağız!..»

Yularını sıkıca tuttuğum boz eşek, birden gerildi.. Sinirlendi. Dört ayak üzerine çakılıp kaldı.. Kulaklarını dikti ...

Hükümet bağırıp duruyordu :

— «Hele temelini atacağımız uçak fabrikası bir kurulsun, Amerika’ya bile uçak satacağız!..»

Kürsünün çevresinde sekiz on tane kır beygir vardı. Baktım benim eşek su koyuverecekti. onu bu hay huyun arasından alıp götürmeye başladım, ama bir türlü yerinden oynamıyordu.

Hükümet yine kendisinden geçti :

— Planları elimin altında mohderem vatandaşlarım, en kısa zamanda yine ilçenize gelip, Avrupa’nın en büyük keman fabrikasının temelini, çak değerli huzurlarınızda, Allahın izniyle, atacağız... Sağolun...

Bu keman sözünden sonra benim boz eşek sapıttı! Başladı anırmaya benim boz eşek... Ortalığı yıkıyordu. O anırdıkça da hükümet de bağırıyordu, elini kolunu sallıyordu, kürsüyü yumrukluyordu ... Canım, insan eşek milletinin anırmasına kulak asar mıydı ki?

Benim boz eşek anırdıkça, hükümet de mangalda kül bırakmıyordu.. Benim eşek torbayı morbayı attı!..

Zeynel Emmi, ben mi dedim eşeğe bu denli anır?.. Ben mi dedim bu kalabalığa dağılın?..

Benim boz eşeğin eşekliği tuttu ki, hem anırıyordu, hem de kendisini yerden yere çalıyordu. Eşeğin önüne saman attım, arpa verdim.. Kuru üzüm verdim, o anırıyordu habire.. Beri yanda hükümet, öte yanda benim boz eşek, ortalık curcunaya döndü.

Sen çok iyi bilirsin bizim yörenin halkını, sen Allah bir dersin sana inanmazlar da, boz eşek anırdı mı ona inanırlar! Kalabalık dağıldı yavaş yavaş ... Hükümetin çevresinde yalancılarla talancılar kaldı. Sen burada bulunsaydın, bu rezaleti gözlerinle görmüş olacaktın! Ne büyük rezalet, ne büyük kepazelikti.

Ya işte böyle Zeynel Emmi, karakolun önünde ol nedenle pinekliyorum... Hele polisler gelsinler de teslim olayım. Ne diyecektim, beni tahta kaşıkla yediler. Eşek cambazı Rıfkı, hele benim o kaynata Hödükoğlu, bana oyun oynadılar, haydi bana olsa, eh der geçerdim ama,. hükümete madik attılar!..»


 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült