Hikaye

 

 

Hafifletici Nedenler

Joyce Carol Oates


Çünkü bu bağışlanmaydı. Çünkü Tanrı o acımasızlığıyla bile bazen bağışlayıcıdır.

Çünkü Venüs Yay burcundaydı.

Çünkü sen bana gülmüştün, yıldızlara inanıyorum diye. Umut bağlıyorum diye.

Çünkü ağlıyordu, nasıl ağlıyordu bilemezsin.

Çünkü öyle zamanlarda küçük yüzü öyle çirkin ve ateşli, burnu öyle sümüklü, gözleri öyle kızarık görünüyordu ki.

Çünkü bu yönünü annesinden almıştı, senden değil. Çünkü onu böyle bir utançtan kurtarmak istedim.

Çünkü seni hatırlıyordu. Baba demeyi biliyordu.

Çünkü televizyonda birini gösterip soruyordu, Baba? Çünkü bu yaz bitmek bilmiyordu, hiç yağmur yağmıyordu. Geceleri şimşekler çakıyor ama gök gürlemiyordu.

Çünkü gecenin sessizliğinde yaz böceklerinin sesi insanın kulaklarını tırmalıyordu.

Çünkü gündüzleri toprak küreme makineleri ve hızarlar, saatlerce oyun alanının yanındaki ağaçları kesiyorlardı. Çünkü kırmızı tozlar gözlerimize, ağzımıza doluyordu.

Çünkü anne diye sızlanıp duruyordu, yüreğimi parçalayan o sesle.

Çünkü geçen pazartesi çamaşır makinesi bozuldu, müthiş bir gümbürtü koptu, ödüm patladı, deterjanlı kirli sular bir türlü boşalmıyordu. Çünkü tepedeki lambanın ışığında beni elimde ıslak çarşaflarla, ne yapacağım şimdi? Ne yapacağım? diye ağlarken gördü.

Çünkü verdikleri uyku hapları unla tebeşir tozundan yapılmaydı, bundan eminim.

Çünkü seni, gözlerinin bir mum alevi gibi üzerimde gezindiği o ilk anda senin beni sevdiğinden çok sevdim.

Çünkü bunu daha bilmiyordum; evet biliyordum ama düşünmemeye çalışıyordum.

Çünkü bunda utanılacak bir şey olduğunu seziyordum. Beni yeterince sevmeyeceğini bile bile seni sevmekte.

Çünkü iş başvurularıma yazım hataları yüzünden gülüyor, ben çıkar çıkmaz yırtıp atıyorlardı.

Çünkü niteliklerimi sıralayınca bana inanmayacaklar.

Çünkü o doğduğundan beri bedenim biçimsiz, hep o ağrıyı hissediyorum.

Çünkü bunun onun suçu olmadığını biliyorum, ama böyle bir şeyde bile suçluyorum onu.

Çünkü ona hamile kaldığım an bile (o ilk günlerde çok mutluyduk! Çok mutluydum, biliyorum! O dar gıcırtılı yatağın kadife örtüsünün üzerinde çatıya düşen yağmur damlalarının sesini dinleyerek yan yana yatışımız, tavan öyle alçaktı ki sen çok uzun boylu olduğun için eğilmek zorunda kalıyordun, dışarıdan sokaktan bakılınca koyu renk saç kaplaması hep ıslakmış gibi görünen çatı üçüncü katın pencerelerinin üzerinde çatılmış bir çift kaş gibiydi pencerelerse şaşı bakan gözler gibi Üniversite’den eve birlikte dönerdik Hardee’s’in köşesinde buluşurduk sen jeoloji laboratuarından ya da kütüphaneden çıkardın ben o aşırı loş ışıkları gözlerimi yoran muhasebe bürosundan kimse fark etmezdi gözlerimi senin kolun benim belinde benimki seninkinde öyle mutluydum ki bütün çiftler gibi, erkek arkadaşıyla geçen herhangi bir üniversiteli kız gibi, eve yürürdük, evet evdi orası, orayı hep ev olarak gördüm, binanın pencerelerine bakıp gülüşür acaba burada kimler oturuyor? adları nedir? kimdirler? derdik, saçakların altında, çatının başladığı yerdeki o küçük, gözlerden uzak oda saçaklarından kirli sular damlıyor bazen bu çatıya da damlaların düştüğünü sanıyorum ama yalnızca gün içinde giysilerim üzerimde yorgun bitkin uyuya kaldığım zamanlar uyanınca bakıyorum ki yağmur filan yok, yalnızca ağaçların yanındaki toprak kazma makinelerinin ve hızarların sesi yani aklıma iyice yazmalıyım o başka bir zamandı, zaman) evet biliyordum.

Çünkü sen onun doğmasını istemedin.

Çünkü kapalı kapının ardında, bütün kapalı kapıların ardında sesini bana duyurabilmek için ağlıyordu.

Çünkü ben onun Anne olmasını istemedim, o güçlü Baba olmasını istedim.       ‘

Çünkü elimdeki bu havlu, bunun nasıl olması gerektiğine karar verdiğimde de elimdeydi.

Çünkü çekler bana avukatının bürosundan geliyordu, senden değil.

Çünkü her keresinde zarfları parmaklarım titreyerek gözlerimde ümit dolu bir bakışla açarken, kendimi kendi gözümde öyle alçalmış görüyordum ki.

Çünkü o bu utancın tanığıydı, görüyordu.

Çünkü daha iki yaşında bunları anlayamayacağını sanıyordum: Çünkü yine de anlıyordu.

Çünkü doğum tarihi bir işaretti, Balık burcunun tam ortasıydı.

Çünkü belli yönlerden babasıydı, gözlerdeki beni delip geçen, beni alaya alan o bilge bakış.

Çünkü bir gün o da senin güldüğün gibi gülecekti.

Çünkü telefonun hiçbir yerde kayıtlı değildi, santralden söylemiyorlardı. Çünkü seni bulmayı umduğum hiçbir yerde değildin.

Çünkü kız kardeşin yüzüme karşı açıkça yalan söylemişti. Çünkü bir zamanlar dostum olduğunu sandığım bu kız bana hiç dost olmamıştı.

Çünkü onu çok fazla sevmekten korktum, bu zayıf halimle onun incinmesine engel olamayacağımdan.

Çünkü ağlayışı yüreğimi parçalıyordu, ama öfkelendiriyordu da, yani ona zalimce, iyice planlamadan el sürmekten korktum.

Çünkü beni görünce ürktü. Gözünde bir sinir seğirdi.

Çünkü kendine sürekli zarar veriyordu, dikkat etmiyor, salıncaktan düşüyor, başını direğe çarpıyor, öbür annelerden biri görüp sesleniyordu. Aaa! Aaa, bakın oğlunuzun başı kanıyor! Mutfakta sızlanıyor, huysuz huysuz eteğimden çekiştirip tencerenin sapına uzanmaya çalışıyor, kaynar suları neredeyse yüzüne deviriyordu, ben de kendimi kaybedip ona bir tokat attım, kolundan tutup sarstım. Kötü! kötü! kötü! kötü! Kimin duyduğuna aldırmadan öfkeyle sesimi yükseltiyordum.

Çünkü o gün mahkemede bana bakmadın, yüzün yüzüme kapalı bir kapı gibiydi, avukatınınki de öyle, sanki ayakkabının altındaki kirdim ben. Belki de senin oğlun bile değildi, ama kağıtları öyleymiş gibi imzaladın, çok büyüktün sen.

Çünkü mahkeme salonu hiç de düşündüğüm gibi bir mahkeme salonu değildi, televizyondakiler gibi büyük ve görkemli değildi, bir yargıç kürsüsü ve üç tane altı kişilik sırası olan bir odaydı yalnızca, penceresi bile yoktu, o flüoresanın sarımsı solgun ışığı şu an bile gözlerimi alıyor. Yargıca kendimle ilgili yanlış bir izlenim vermek için kara gözlüklerimi taktım, sürekli içimi çekiyor, burnumu siliyordum, bana yönelttikleri her soru karşısında heyecandan ve utançtan titrediğimi hissediyordum; yaşımı, adımı sorduklarında bile kekeliyordum, onun için de küçük görür gibi bakıyordun bana, hepiniz de öyle.

Çünkü onlar senin tarafındaydı, bunu değiştiremezdim.

Çünkü bana çocuk için nafaka vermekle evden ayrılmaya hak kazanıyordun. Çünkü peşine takılamazdım.

Çünkü o çişini altına yapıyordu, o yaşta, yapmaması gerekirken.

Çünkü bunun suçlusu bendim. Suç benimdi.

Çünkü kendi annem telefonda bana bağırıyordu. Benim için hiçbir şey yapamayacağını söylüyordu, kimseden yardım bekleyemezdim, birbirimize bağıra çağıra öyle şeyler söylüyorduk ki nefesimiz tükeniyor ağlıyorduk, telefonu kapadım, annem yoktu artık, üzüntüm hafifleyince böylesi daha iyi olacak biliyorum.

Çünkü bunu bir gün öğrenecekti ve öğrenince üzülecekti.

Çünkü saçlarının rengini benden almıştı, gözlerini de. O sol göz, göz sinirlerindeki sorun.

Çünkü o gün az kalsın oluyordu, kaynar su üzerine dökülüyordu, bunun ne kadar kolay olacağını, eğer bağırması engellenirse komşuların haberinin olmayacağını fark ettim.

Çünkü öğreneceklerdi, ama ancak ben öğrenmelerini istediğim zaman.

Çünkü o zaman sen de öğrenecektin. Ancak senin öğrenmeni istediğim gün.

Çünkü o zaman seninle bu şekilde konuşabilecektim, belki avukatının sana, ya da kız kardeşine göndereceği bir mektupla, belki telefonda, ya da hatta yüz yüze. Çünkü o zaman kaçamayacaktın.

Çünkü onu sevmesen de ondan kaçamazdın.

Çünkü altı gündür çok kanamam var, üç dört gün daha süreceğe benziyor. Çünkü tuvalette ellerim titreyerek tuvalet kağıdından tamponla kanı durdurmaya çalışırken, hiç kanaması olmayan seni düşünüyorum.

Çünkü ben gururlu bir kadınım, senin yardımına gereksinimim yok.

Çünkü ben iyi bir anne değilim. Çünkü çok yorgunum.

Çünkü gün boyunca toprağı kazan, ağaçları kesen makinelerin, gece boyunca da böceklerin sesi işkence gibi geliyor.

Çünkü uyku yok.

Çünkü şu son aylarda benimle yatıyor olsaydı rahat uyuyacaktı.

Çünkü inlemişti. Anne!'Anne yapma! diye.

Çünkü hiç nedensiz benden korkmuştu.

Çünkü eczacı reçeteyi alıp uzun süre gözden kaybolmuştu, bir yerlere telefon ediyordu, biliyorum.

Çünkü bir buçuk yıldır alışveriş ettiğim eczanede adımı bilmiyormuş gibi davranıyorlardı.

Çünkü markette kasiyerler bana ve iki gözü iki çeşme ağlayarak kolumdan çekiştiren ona gülerek bakıyorlardı.

Çünkü arkamdan fısıldaşıp gülüşüyorlardı, onlara yanıt vermeyecek kadar gururluydum.

Çünkü böyle zamanlarda o da yanımda oluyordu, bunlara tanık oluyordu.

Çünkü Annesinden başka kimsesi yoktu, Annesinin de ondan. Çok yalnızdık.

Çünkü geçen pazar gününden bu pazara kadar üç buçuk kilo almıştım, pantolonumun önü zor kapanıyordu. Çünkü bedenimdeki yağlardan nefret ediyordum.

Çünkü şu an beni çıplak görsen iğrenirdin.

Çünkü senin gözünde güzeldim, neden yetmedi bu?

Çünkü o gün gökyüzü çok bulutluydu, çiğ ciğer rengiydi ama yağmurdan eser yoktu. Şimşekler gürültüsüz çakıyor, beni sinirlendiriyordu ama yağmur yağmıyordu.

Çünkü sol gözü zayıftı, bir ameliyatla sinirleri güçlendirilmezse hep öyle kalacaktı.

Çünkü uykuda acı duyup korkmasını istemedim.

Çünkü onu sen ödeyecektin, avukatından gelen hiçbir not iliştirilmemiş çeki.

Çünkü ondan nefret ediyordun, oğlundan.

Çünkü o bizim oğlumuzdu, nefret ediyordun ondan.

Çünkü çekip gittin. Ülkenin öbür ucuna hem de bana kalırsa.

Çünkü ağladıktan sonra kollarımda öyle kıpırtısız yatıyordu ki aramızda bir tek kalp atıyor sanıyordum.

Çünkü onun incinmesine engel olamıyordum bir türlü.

Çünkü oyun alanının gürültüsü kulaklarımızı rahatsız ediyor, uçuşan kırmızı tozlar gözlerimize ağzımıza doluyordu.

Çünkü onu yıkayıp temizlemekten bıkmıştım, ayak parmaklarının araları, tırnaklarının içi, boynu, dışarıdan görünmeyen pek çok kirli yer.

Çünkü karnım yine sancımaya başlamıştı, kanamamın bu kadar erken başlaması korkutmuştu beni.

Çünkü büyük çocukların ona gülmesine engel olamıyordum.

Çünkü o ilk büyük acının ardından başka acı çekmeyecekti.

Çünkü bu bağışlanmaydı.

Çünkü Tanrı bağışlayıcılığını ona gösteriyordu, bana değil.

Çünkü yanımda bana engel olacak kimse yoktu.

Çünkü komşularımın televizyonunun sesi çok açıktı, havlunun altından bağırsa bile duyamayacaklarını biliyordum.

Çünkü sen burada değildin ki beni durdurasın, yalan mı?

Çünkü artık bizi durduracak kimse yoktu.

Çünkü kendi annem bana sırt çevirmişti.

Çünkü salı günü, yani eylülün ilk günü yine kira günüydü. Ve o güne kadar ben gitmiş olacaktım.

Çünkü bedeni çok ağır değildi, yorgana sarıp taşıyabilirdim, o yorganı hatırlıyorsun, değil mi?

Çünkü salyasıyla ıslanan havlu ipte kuruyacak, hiçbir iz kalmayacaktı.

Çünkü normale dönmek için unutmak ve akıldan silmek gerekti.

Çünkü ağlamaması gereken yerde ağlamış, ağlaması gereken yerde ağlamamıştı.

Çünkü ön ocakta, büyük tenceredeki su ağır ağır kaynamış, fokurdayarak etrafa saçılmaya başlamıştı,

Çünkü sımsıkı kapalı pencereler yüzünden mutfak buhar içindeydi, ısı kırk dereceye yakındı.

Çünkü hiç direnmedi. Direnmeye kalktığındaysa çok geçti.

Çünkü ellerim yanmasın diye plastik eldiven takmıştım.

Çünkü telaşlanmamam gerektiğini biliyordum ve telaşlanmadım.

Çünkü onu seviyordum: Çünkü sevgi çok acı verir.

Çünkü sana bunları anlatmak istedim. İşte hepsi bu.

 

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült