Hikaye

 

 

Gerçek Sevgi

Zölfet Hakim


Seviyor musun beni? Ne olur söyle! dedi Milevşe, mehtaplı gecede.

Seviyorum! diye fısıldadı Zebir.

Benim için kuyuya adar miydin peki? diye sordu Milevşe ümit ve beklentiyle.

Zebir hiç düşünmeden:

Elbette atlardım canımın içi! dedi.

Milevşe’nin gözleri ışıldadı birden:

Haydi, atla o zaman hemen!

Zebir apışıp kaldı. Ne diyeceğini şaşırdı. O arada Milevşe alınmıştı bile.

Sevmiyorsun sen beni... Sevseydin atlardın... Bak Ferit benim için kuyuya atlamıştı.

“Gene şu Ferit...” diye aklından geçirdi Zebir; kıskançlıktan, çaresizlikten ve şu tanımadığı Ferit’e karşı olan öfkesinden ne yapacağını bilemeyerek.

Zebir birden Milevşe’nin kolundan tuttu ve:

Haydi gidiyoruz! dedi. Atlayacağım!

Milevşe sevinçten alkış tuttu. Onun bu hareketi Zebiri daha bir coşturdu ve birlikte alel acele köyün başındaki kuyuya gittiler.

Zebir kuyuya atladı. Derin bir aşkı vardı; tıpkı kuyu gibi... Kuyudan bir müddet cumburtular yükseldi. Sonra Milevşe kuyuya:

Zebircik! diye seslendi. Sen hayatta mısın?

Kuyunun dibinden “Hayattayım!” diye yükselen titrek ses

Zebir’in sesine benzemiyordu.

Nasıl çıkacaksın şimdi peki? diye sordu Milevşe, Zebir’e biraz acıyarak.

Zebir yavuklusunun bu sorusuna aldırmadı.

Sen korkmadın mı peki bir tanem? dedi Milevşe’sini düşünerek.

Biraz korktum... dedi Milevşe. — Nasıl çıkacaksın diyorum?

Seni sevdiğime inandın mı şimdi, canımın içi? diye sordu kuyudaki ses.

İnandım elbette, dedi Milevşe.

Milevşe! Kovayı sarkıt... Zincir bitene kadar sarkıt! Ben zincire tutunarak tırmanırım.

Milevşe zincir bağlı kovayı kuyuya gönderdiğinde aşağıdan yükselen “Aaah!” iniltisine köyün köpekleri uyandı.

Aşağıdan:

Kafama düşürdün be! diye bir sitem yükseldi.

Milevşe bu söze sinirlendi:

Ben görüyor muyum sanki?! Tutmuş bir de bana bağrıyorsun ?

Özür dilerim Milevşe. dedi Zebir ve zincire tutunarak çıkmaya başladı. Kuyudan onun ağır ağır soluklaması duyuluyordu. Aniden tak diye bir ses daha yükseldi.

Zincir koptu, dedi. Kuyudaki ses.

Bak bunda benim suçum yok. dedi Milevşe; kendinden kaynaklanmadığına sevinerek. Yardıma çağırayım mı birilerini?

Kuyudan endişe dolu bir ses yükseldi:

Hayır hayır bir tanem, gerek yok. El alem ne der sonra... Belki biz bir çaresini buluruz.

Neee?! Sen el alemden mi çekiniyorsun?! Benim için kuyuya atladığını millet duyar diye mi korkuyorsun? Bu mu senin sevgin? Bak Ferit herkesin önünde atlamıştı!

“Ferit” lafını duyunca, milletten yardım istemeye razı oldu kuyunun dibindeki sefil aşık.

...Ertesi günün akşamı gazlı beze sarılı başını bir eliyle tutmuş, öksüre öksüre Milevşe’ye gönül alıcı sözleri bir bir sıralıyordu Zebir. O, kendini kahraman hissediyor bu yüzden Milevşe’ye artık tam sahip olduğunu düşünüyordu. Zebir’in o Ferit’ten neyi eksikti canım? Dahası Ferit, kuyuda zinciri kopup Zebir gibi ezalar da çekmemiştir.

Şimdi anladın mı seni nasıl sevdiğimi? dedi Zebir mağrurane bir edayla.

Anladım Zebir, dedi Milevşe iç geçirerek. Ama Ferit daha çok seviyordu galiba...

Zebir’in beyninde şimşekler çaktı.

Hangi Ferit bu? Kimin nesi? Nerede o?

Milevşe de alevlendi:

O benim Minzele’de stajyer öğrenciyken çıktığım genç.

Ya, ben de atladım ki kuyuya. Daha nasıl ispat edeyim sana sevgimi?

Heh... Ferit baş aşağı atlamıştı sen ayağın üzerine atladın.

Zebir tekrar soğuk kuyuya atlamış gibi oldu.

Baş aşağı mı atladı? dedi, şaşkınlıkla.

Evet baş aşağı. İşte buna sevgi denir canım!

Yaşıyor mu peki?

Yaşıyor. Aklı biraz gidip geliyor.

Baksana, onun aklı kuyuya atlamadan önce olmamıştır. Akıllı insan kuyuya baş aşağı atlamaz.

Milevşe’nin gözleri belerdi:

Ne dedin? Çok büyükmüş senin sevgin! O senden daha akıllıydı, çok merak ediyorsan.

Zebir birden aşkı sevdayı unuttu. O dakikada kuyunun soğuğundan ve Milevşe’nin soğukluğundan tir tir titreyen kalbi, şu Ferit denen düşmana karşı nefretle atmaya başladı.

Zebir ayaklarını güçlükle sürüyerek, kuyuya doğru gitti. Peşinden tin tin yavuklusu ilerledi.

Zebir atladı!

* * *

Hastanede yedi ay yattıktan sonra, Zebir ayağa kalktı. Kuyuya atlayıp sağ kalmasına ve Milevşe’nin hastaneye ziyaretine gelip gitmesine çok sevinen Zebir, kendini son derece mutlu hissediyordu. “İşte şimdi inanmıştır sevgime.” diye düşündü.

Bir gün Milevşe’si ziyaretine geldiğinde tekrar bunu sorma cesaretini gösterdi:

Artık inandın mı bari?

İnandım! dedi Milevşe. Fakat...

Zebir’in beti benzi attı:

Ne demek “fakat”?

Şey, hayır, öylesine... diye mırıldandı Milevşe “fakat” dediğine biraz pişmanlık duyarak.

Söyle söyle, devam et! dedi Zebir gerginleşerek.

Milevşe söyledi artık.

Ferit benim dememi beklemedi... Kendisi atladı. Ama sen, ben deyince atladın.

Zebir bunu duyunca küçük dilini yuttu. Ağır adımlarla koğuşuna girdi ve kendini yatağa attı. O dakikada kuyudan sağ çıktığına üzüldü.

Çok geçmedi, dışarıda koğuş penceresinin karşısında Milevşe’nin cıyaklaması duyuldu:

Zebir!

Zebir pencereye çıkıp çıkmama konusunda epey bir tereddüt geçirdi. Milevşe beş altı kez daha bağırınca Zebir dayanamadı pencerenin üst kanadından başını uzattı. Aşağıda ağlamaktan kızaran gözlerini ovalayan Milevşe durmaktaydı.

Ne o? Benimle konuşmak bile istemiyor musun şimdi? dedi Milevşe.

Zebir cevap vermedi.

Sözde “Seviyorum!” diyerek beni kandırdın, diyerek sızlandı Milevşe. Sen şimdi kuyuya atladığına da pişmansındır. Milevşe tekrar hüngür hüngür ağlamaya başladı.

Hadi evine! dedi Zebir sakince ve pencerenin kanadını şak diye kapattı sonra da yatağına uzandı.

Zebir artık Ferit’in kuyuya neden atladığını anlamıştı.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült