Hikaye

 

 

Gençlikte Mi Kocalıkta Mı?

Türk Halk Hikayesi


Bir varmış bir yokmuş, Allahın kulu çokmuş, çok söylemek günahmış, deve berber baykuş kadı iken bir çiftçi ve bir de karısı varmış. Bu çiftçi her gün sabahtan tarlaya gidip eker biçermiş. Bir gün yine tarlasında çalışırken ansızın arkasındaki kayalıklardan bir ses duymuş, "Ey çiftçi, başına bir felaket gelecek, bu felaketi gençlikte mi kocalıkta mı istersin?"

Çiftçi o akşam evine döndüğü zaman karısına, "Bugün garip bir şey oldu. ben tarlayı sürerken arkamdaki kayalıklardan bir ses duydum. Bana şöyle sesleniyordu, 'Ey çiftçi, başına bir felaket gelecek, bu felaketi gençlikte mi kocalıkta mı istersin?'. "Bu sesi tekrar duyarsam nasıl cevap vereyim?" diye sormuş.

Karısı. "Eğer başına bir felaket gelecekse bırak gençliğinde gelsin" demiş.

Ertesi gün kayalıklardan gelen ses çiftçiye aynı şekilde seslenince çiftçi, "Ey insanoğlu, eğer başıma bir şey gelecekse gençlikte isterim" diye karşılık vermiş.

O akşam çiftçi tarladan evine dönünce. evinin alevler içinde yanmakta olduğunu görmüş. Alevler içindeki evinden yalnızca karısını ve iki oğlunu kurtarabilmiş. Artık orada kalmak için bir nedeni yokmuş. Bir başka köye giderek bir ağanın yanına çoban olarak girmiş.

Yeni işinin ikinci gününde, sürüleri alıp evden uzaklaştığı zaman başına ikinci felaket gelmiş. O civarlarda konaklayan bir bezirgan biraz kolonya istemek için adamlarından birini çobanın evine göndermiş. Kolonya ile sırtını ovmak istiyormuş. Çobanın karısı kibar bir kadınmış. Bezirgan'a bir şişe dolusu kolonya vermiş. Bezirgan kadının kendisiyle ilgilendiğini düşünerek onu sandığına attığı gibi kaçırmış.

Çoban o akşam evine döndüğü zaman karısının evde olmadığını ve iki oğlunun ağlamakta olduğunu görmüş. Oğulları çobana annelerinin kaçırılmış olduğunu söylemişler.

Çoban artık oralarda kalmak istememiş. Bir iki eşyasını toplayarak oğullarını da yanına alıp bir başka köye gitmek üzere yola çıkmış. Yolda karşılarına bir nehir çıkmış. Bu nehri geçmeleri gerekmekteymiş. oğullarından birini kıyıda bırakarak diğerini sırtına almış ve nehri geçmeye başlamış. Tam nehrin ortasına geldiği zaman kıyıdaki oğlunun bağırmakta olduğunu duymuş. Geriye baktığı zaman oğlunun bir kurt tarafından sürüklenmekte olduğunu görmüş. Onu kurtarmak için kıyıya doğru koşmaya başlamış. Fakat bu sırada sırtındaki çocuk nehire düşmüş ve suların arasında kaybolup gitmiş. Böylece çoban bir anda iki oğlunu birden kaybetmiş.

Yürümeye devam etmiş, az sonra bir köye gelmiş. Orada bir kalabalığa rastlamış. Bu kalabalığın ne olduğunu anlamak için oraya doğru yürümüş. Bu köyün insanları padişah seçiyorlarmış. Bunun için de ehlileştirilmiş bir kuşu salıvermişler, kuş gidip kimin üzerine konarsa o padişah olacakmış.

Kuş gidip çobanın üzerine konmuş. Köy halkı bu işe karşı çıkmış ve "Bu keloğlanı bırakın, o bizim padişahımız olamaz. Kuşu tekrar uçuralım" demişler. Fakat kuş tekrar çobanın başına konunca onu padişah olarak ilan etmeye karar vermişler.

Yeni padişah senelerce hüküm sürmüş. Bu arada ölmüş olduklarını zannettiği iki oğlu büyümüşler ve ikisi de jandarma olmuşlar. Birbirlerini hiç tanımıyorlarmış. Fakat tesadüfen her ikisi de köy yakınındaki bir jandarma merkezinde görevlendirilmişler. Günün birinde bir bezirgan bu jandarma merkezine uğrayarak bir sandık bırakmış. Kendisi padişahı ziyaret edeceğinden, dönünceye kadar sandığına göz kulak olmalarını istemiş.

Jandarmalardan biri diğerine. "Haydi, bana hayatını anlat da vakit geçsin" demiş.

Diğer jandarma anlatmaya başlamış, “Babam çiftçi idi, bir gün tarlada çalışırken arkasından bir ses ona, 'Başına bir felaket gelecek, gençlikte mi istersin kocalıkta mı?' diye sormuş. Babam gençken olmasını istemiş. Sonra başına bir sürü üzücü olaylar gelmiş. Evimiz yanmış. annem kaçırılmış. Bir kurt beni alıp götürmüş ve kardeşim de nehirde boğulmuş."

"Ben senin kardeşinim ve ben boğulmadım. Bir oduncu beni nehirden çıkardı ve büyüyünceye kadar onunla birlikte yaşadım". İki kardeş birbirleri ile kucaklaşırlarken aniden bezirganın bıraktığı sandığın içinden bir ses duymuşlar. Sandığı açtıkları zaman içinde bir kadın olduğunu görmüşler. Kadın, "Ben sizin annenizim ve kaçırıldığım günden beri bu sandığın içinde yaşıyorum" demiş.

Bezirgan geri döndüğü zaman ana ve oğulların birbirleri ile kucaklaşmakta olduklarını görmüş. Bezirgan çok kızmış ve şikayette bulunmak üzere padişaha gitmiş. Padişah kadın ve oğullarının huzuruna getirilmelerini emretmiş. Sonra onlara durumu açıklamalarını söylemiş. İki jandarma hayat hikayelerini anlatmışlar. Sözleri bitince padişah onlara. "Bunlar çok garip hikayeler fakat ben size daha da garip bir şey söyleyeceğim. Ben sizin babanızım, bu kadın da benim karımdır", demiş.

Padişah bezirganı tutuklayıp bir atın kuyruğuna bağlatmış ve atı kırbaçlamış. Bezirgan taşlara vura vura parçalanmış ve hikayemiz de böylece sona erdi.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült