Hikaye

 

 

Evlen Gitsin, Boşan Gitsin!

Muzaffer İzgü


Yaşlı nüfus memuru elindeki kağıdı kütüğe işlemek için kara kaplı defterin sayfalarını karıştırıp Emin Kuzu ailesinin sayfasını bulunca, şöyle bir baktı Emin'in suratına.

"Bin maşallah" dedi, "amma evlenmiş boşanmışsın ha..."

Emincik boynunu büktü:

"Ne yaparsın abicim, geçim dünyası" dedi.

"Anlamadım?" diye sordu memur.

"Geçim dünyası dedim abicim, hiç ben de ister miyim o kadar evlenip boşanmayı amma, ne yaparsın ki geride çoluk çocuk var."

Yaşlı memurun bu kez merakı daha çok arttı:

"Sen çoluk çocuk için mi böyle durmadan evlenip boşanmışsın?" diye sordu.

Emincik içini çekti:

"Allah şahit hep onlar için" dedi. "Abicim biz aslında evlenip boşanmıyoruz da, kanunlara uyuyoruz. Nasıl anlatayım sana abicim, bundan yıllarca önce Almanya'ya kaçak işçi olarak gittim. Öyle bir işyerinde, öyle kötü koşullar altında çalışıyorum ki abicim, koy iti oraya it çekmez o kahrı ama, dedik ya memlekette çoluk çocuk var, hepsi benden bir lokma beklerler, gelecek beklerler, zavallı karım, gönderdiğim üç beş kuruşu onların boğazına, susuna busuna yetiştirebilmek için akla karayı seçer. Biz akşam olup da, Almanın köpeğine bile layık görmediği yerde sekiz on Türk yatağa girince ahlarla vahlarla uyuyoruz. Çünkü, memleket hasreti düşer içimize, karımızın kokusu burnumuzda tüter, çocukların cıvıldayışı, onlar çalınır kulağımıza. Amma ne yaparsın, memlekete gelsen bekleyeceksin nurlu ufukları, eee bizde de nurlu ufuklar bekleyecek güç kalmadı, onun için oflar puflar, devrisi sabah yine işin başına koşarız. Amma aradan çok geçmedi bizim ustabaşı bir şey attı ortaya;

'Vallahi' dedi, 'sizin hepinizi kapı dışarı edecekler. Çünkü kaçak işçiye memlekette iş yok...'

Memur abicim, kafanı ağrıtmıyorum ya, bu haberden sonra nasıl olduk, bilmezsin abicim, beynimizden vurulmuşa döndük. Ulan biz razıyız, tek iş ağır olsun, tek koşullar kötü olsun, ama üç beş kuruş kazanalım, çoluğa çocuğa yollayalım, onların geleceklerini kurtaralım. Aradan iki ay geçmedi, iş ciddiye bindi. Vay başımıza gelen ki, vay başımıza gelen... Bereket ustabaşı adam insan, bir gün bizi toplayıp;

'Bana bakın' dedi, 'yapılacak tek şey var, ö da buradan evlenmeniz. O zaman Alman da sizi sınır dışı edemez.' iyi amma ustabaşı, bizim memlekette köroğlu var, çocuklar var. Bunu diyemezsin ki böyle. Başladık hepimiz kara kara düşünmeye... Nesini düşüneceksin bunun, ya defolup gideceksin memleketine, ya da buradan bir Alman karısıyla evleneceksin. Evlenmesi kolay memur abicim, illa velakin buradaki karı n'olacak, iki karı almak dünyanın her yerinde suç... Patron yaptı ikinci toplantıyı;

'Bakın' dedi, 'hepinizden memnunum. Onun için size memleket izni vereyim, karılarınızı boşayın gelin.'

Adam böyle diyor abicim... Zannediyor kendilerindeki gibi, gömlek değiştirir gibi karı değiştir, koca değiştir... Bizim defterimiz yazmaz böyle bir şey amma, ne yapacaksın, aldık izni geldik memlekete. Daha o gece koskoca iki yılın hasretiyle söylemesi ayıp bizimkini yara bere çürükler içinde bırakmışım. İşte o yetti memur abicim, doktor öyle bir rapor verdi ki, hangi hakimin eline geçse bizi ossaat boşar. Darp, zarp, sert cisimle vurma, göğüsleri parçalama, kesici bir aletle kalçaları tırmıklama, kan emeceğim diye boyun yanlarındaki damarları ısırma... O sevgi dolu güzelim gecemizin tüm izleri, mahkemede yetti de arttı bile... Ben sadist ruhlu, vampir yapılı, kan emmeye meraklı bir koca olduğumdan, bu durumda da karımın hayatı tehlikede bulunduğundan hemen hakim iki tarafın rızasıyla ilk celsede boşadı gitti bizi. Boşanma ilamını buradaki kütüğüme işletir işletmez, karımın gözyaşları arasında Almanya ya uğurlandım.' Karım ikide bir;

'Ne olur bizi unutma Emin, alacağın kan bizi unutturmasın Emin' diye yalvarıyordu ardımdan.

Neyse efendim, geri Almanya'ya girişim ayrı bir konudur, tüm casus filmlerinin yazarları bile böyle konular düşünüp Almanya'ya girmeyi başaramaz ama, biz başardık, vardık fabrikaya... Alman gavuru;

'Ooo, sizin memlekette karı boşamak bu kadar kolay mı yahu?' diye tercümanla sorunca, cevabını verdim içimden:

'Ulan inek, kuduz diye beni hastaneye kapamadıklarına şükret.'

Kovulmamız gün meselesi olduğu için, usta bir taraftan sıkıştırıyor, patron bir taraftan sıkıştırıyordu, 'Yahu çabuk bulun birini evlenin' diye. Düşmüşüz tümümüz telaşa... Arıyoruz boyuna... Ulan bir karı olsun da nasıl olursa olsun. Sonunda Reneta isminde bir kadınla evlendim ki abicim, nah kalçalar değirmen taşı, göğüsler kova, kendi yüz okka. Almanya soğuk, karının şişmanı kışın kalorifer yerine, yazın yatak yerine geçer. Biz bu sıkıntıya katlanıyoruz, hiç olmazsa şu Almanya'nın nimetlerinden yararlanalım, dedik. Eve de bir mektup saldım, 'Yüz okkalık Reneta ile evlendim. Hepiniz aklımdasınız. Parayı muntazaman salacağım, hiçbir merakınız olmasın.' Gerçekten de fazla mesai şu bu diye çalışıyor, hem o Reneta karısının istediklerini alıyordum, hem de memlekete para salıyordum.

Biz şişman olsun, şu şu yararı olsun diye düşündük amma, nerde abicim, karıda bir kuvvet, kan bir azgın... Kızdı mı beni pösteki silkeler gibi silkeliyordu. Boşanır moşanır da işsiz kalırız diye ödümüz koptuğundan Reneta karısına ağzımızı açamıyor, geceleri koynunda kuzu kuzu uyuyorduk. Amma bir taraftan da, bu karıdan beni kurtarması için Tanrı'ya yalvarıyordum. Ah abicim, o kanun bir yıl önce çıksa, ben şu Reneta karısının altında her akşam loğ taşıyla ezilir gibi ezilmeseydim ya. Oldu bir kez, bakma... İzin verdiler, bizim için de çalışabilirler dediler. Ulan Emin, kanun çıkmış, daha ne durursun. Burada olsa kolay abicim... Alırsın satırı eline, koşturursun karının ardından, bir taraftan da şahitler duysunlar diye, 'Bırakın beni ulan, doğrayacağım bu karıyı' dersin, iki gün sonra şahitler mahkemede gördüklerini söylerler, boşanır gidersin, amma burada Reneta'nın ardından satırla falan koştuğum gün, yandığım gündür, soluğu hapiste alırsın, hem de kaç yıl. En iyisi yine sevişme yolu abicim... Bir gece şöyle hafiften kafayı tütsüleyip eve vardım ki, oho Reneta incecik geceliklerle oturur. Ve niye geç geldim diye bana saldırmaya hazırlanır. O gece Tanrı bana bir kuvvet verdi memur abicim, bir saldırdım Reneta'nın üzerine... Güya seviyorum, amma kadının tuttuğum yerini sanki koparacağım. Önceleri Reneta kendisini hiç böyle sevmiş olmadığım için memnundu ama, biraz sonra orasını burasını iyiden iyiye ısırmaya, bir taraftan da iri kalçasını şap şap diye tokatlamaya başlayınca, Reneta feryada başladı. Oh aman, tam istediğim gibi... Geriye çekiliyor atlıyorum Reneta'nın üstüne. Ben şaaap diye atlayınca, Reneta başını ya karyolanın demirine vuruyor, ya da duvara. Kolunu tutup kündeye getiriyor, bir taraftan bacağının birini ikiye büküyor, 'Oh canım, hayatım, çok seviyorum seni' diyorum. Reneta nasıl bağırıyor, 'Yapma, etme' diyor amma, durur muyum hiç, ulan bir yıldır bana neler çektirdin hergele karı. 'Ruhum' diyorum, bir yakalıyorum boğazından, kadının gözleri iri iri açılıyor, ha boğuldu ha boğulacak. Boğuk boğuk 'İmdat' diye bağırıyor, bir bıraksam hemen karşı dairelere kaçacak amma, ben mahsustan bırakmıyorum, bir öpüyorum, saçlarının yarısını koparırcasına, bir belini sıkıyorum, sanki işkence aletindeymişçesine... Sonunda baktım bizim kapı vuruluyor, kalkıverdim ayağa, kalkmamla beraber o yüz kiloluk Reneta yataktan fırlayıp, imdaat diyerek kapıyı açtı. Ben sanki kızgın boğa örneği abicim, mahsustan kapıya birikmiş olan Alman kadınlarına saldırınca, hepsi kaçıştılar. Bu arada Reneta da sokağa fırladı. Biraz sonra da kapım çalındı. Bir Alman polisiyle geldi. Bende pozlar o biçim, 'Ah Renetacığım, en güzel anlarımızda nereye kayboldun. Seni çok seviyorum Renetacığım' falan filan... Hakimi zor inandırabildim: 'Biz Türkler bazen öyle azarız ki hakim bey' dedim,

'o azgınlığımızda zaptedilmeyiz, önümüze kim gelirse saldırırız.' Kapı komşularımız, 'Evet, bize de saldırdı' diye konuşunca, hakim bizi boşayıverdi. Boşanma ilamını alır almaz koştum geldim memlekete. Ah sorma bizim evdeki bayramı memur bey... Bir ay kaldım, karımı tekrar nikahladım ve Almanya'ya işe döndüm. Ah memur bey ah keşke nikahlamayaymışım... Meğer bu kanun bizler için değilmiş. Oturma izni bitenler içinmiş.Bir sabah patron çağırarak;

'Bak Emin' dedi, 'sana bir ay izin, git yine karını boşa gel.'

'Aman patron niye?'

'Sorma, burada kalmak istiyorsan git boşan gel ve burdan evlen.'

Nasıl ağlamaklı olmuşum. Adam bizim gibi koyun bulamayacağı için, üstelik açıktan yol harçlığı falan da veriyor bana, gelip buraya karımı boşayayım diye. Geldim geri buraya...

Öyle yaptık ki, güya ben gittim gideli kendilerini aramamışım, yuvamı terk etmişim. Hakimin bir yığın aşağılayıcı sözleri arasında gül gibi kaç yıllık karımızı yine boşadık. Zavallı karıcığım boşanmaya alıştığından hiç sesini çıkarmadı. Geri döndüm Almanya'ya. Ağzım yanmıştı bir kez şişman kadından, biz etine buduna aldanmıştık amma, bir daha öyle şişman kadın mı Tanrı göstermesin. Bu kez öyle bir tane buldum ki, koy lodosun önüne, kağıt gibi uçup gitsin. Kendi tüy kadar, boğazı çöp kadar amma, o boğazın içindeki ses telleri sanki birer kargı, o ağzın içindeki dil sanki bir pabuç... Bir ağzını açıp konuşmaya başladı mıydı, Almanca anama avradıma bile sövüyordu. Ah ben dayaktan korkan kadının gözünü seveyim, ama bu çöpten gelin bayılıyor dayak yemeye. Ben dövdükçe kurbağa gibi dizlerimden bacaklarıma kenetleniyor, vur vur diyordu. Ben yorgunluktan düşüyordum, o hala biriki tekme tokat daha atmam için köşesinde söylenip duruyor, yediği dayaklardan garip bir haz duyuyordu.

Bu sırada, kanunen ben Türkiye'de sayıldığımdan, karım da daha önceden iş için sırada bulunduğundan Almanya sırası gelmez mi!.. Oh, dedim kendi kendime... Karım gelir gelmez, boşarım bunu, tekrar karımla evlenirim, çektiğim sıkıntılar da biter, onun için bu çöpten geline taktikleri değiştirmeliyim. Nitekim o günden sonra değiştirdim de, ne kadar söylenirse söylensin, hiç yanına yaklaştığım yok. Mahsus, kendisini döveyim diye burnumun içine sokuluyor, bizim sülaleyi sıradan geçiriyor, Emin sanki bir buz kalıbı, sanki kulakları sağır. Yatağa da gitmiyorum yanına... Çöpten gelin deli oldu, bir gün, iki gün bir aya kalmadı, mahkemeye başvurarak, benim kendisine kocalık yapmadığımı söyledi ve boşandık. Bu çöpten gelinden boşandığımızın haftasına karım geldi. Gerçi arkadaşlar çok söylemişler dinlememiştim amma, karımın da aklını çeliverdiler birkaç günün içinde. Güya ben yabancı olduğum için, Almandan da gelin aldığım için birçok hakka sahipmişim. Yani, Alman karımı yanıma alıp da şöyle bir Türkiye'ye gelsem ve de yanımda bir yığın eşya getirsem, gümrükte 'Bunlar karımın zati eşyalarıdır' desem, ne gümrük alırlarmış, ne de soran olurmuş. Buzdolabı, çamaşır makinesi, artık akla ne gelirse, bunları gümrüksüz olarak yurda sokabilirmişim. Karım;

'Şimdi benimle tekrar evleneceğine, şu işi de aradan çıkaralım, sen bir Alman karısı daha bul, evlen. Sonra memlekete bir yığın eşyayla gidin, eşyaları orada bırakın, sonra geldiğinde o karıdan boşanır tekrar benimle evlenirsin' dedi.

'Yahu karıcığım' falan filan dedim amma, karım;

'Yoo' dedi, 'ben onca sıkıntıyı niye çektim? Evleniver yine,'

Düştük mü memur abicim biz ortaya yine evleneceğiz diye. Orası burası gibi değil ki, burada birkaç kez evlendin mi, adın da kötüye çıktı mı, bir daha hiçbir kadın seninle evlenmez, ama orası Almanya, kadınlar macera olsun diye bile evleniyorlar. Bir ay içinde bir tanesini daha buldum. Zayıftan aldık payımızı, şişmandan da aldık payımızı, bu kez aldığım kadın orta boylu, balıketinde, minyon yüzlüydü. Hani ne bileyim, keşke en önce bununla evlenseymişim... Çok iyiydi. Evlendikten bir ay sonra, tutturdum Alman karıma;

'İlla memlekete gidelim' diye. Boynunu büktü, kabul etti. Dünyanın eşyasını aldım karımın zati eşyasıdır, diyerek... Gümrükten hepsini de beş kuruş vergi ödemeden geçirdim. Böylece ilerde Türk karımla buraya döndüğümüzde şimdiden tüm ev eşyamızı edinmiş oluyorduk. Bir ay kalmadım Türkiye'de. Yirmi gün içinde tekrar Almanya'ya döndük.

Şimdi sıra bu minyon yüzlüyü boşamaktaydı. Bunun da tek kötü huyu vardı, çok kıskançtı. Biz, Türk karımla bir iki buluşup, iki kez eve getirince, mahkemeye başvuruverdi. İlk celsede boşandık bununla da... Onun ardından hemen konsolosa giderek, karımla evlenme işlemlerini yaptırdım, ardından da evlendim."

Nüfus memuru, kütüğe baktı:

"Ama" dedi, "şimdi kütüğünüzde yine bekar görünüyorsunuz?"

"Ah memur bey abicim dedim ya hep geçim derdi... Şimdi biz buraya temelli gelirken dediler ki karıkoca olarak geri dönerseniz Türkiye'ye bir araba sokabilirsiniz. Düşündük taşındık abicim, onca yıl gurbetin kahrını, gavurun ağzının kokusunu çekmiştik, kanunda da yeri yok, bir insan ancak şu kadar evlenir, bu kadar boşanır diye... Gelmezden üç ay önce karım da, ben de Alman mahkemelerine başvurarak boşanmak istedik. Üçüncü celsede boşandık. Yurda gelirken iki araba getirdik, araba deyip geçme abicim, her birini yüz seksen bine sattık. Şimdi Allah izin verirse, tekrar evleneceğiz burada karımla. Ama bu son olsun artık, karım da ben de evlene boşana, evlene boşana, kütükte yazılacak yer bırakmadık."

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült