Hikaye

 

 

Erkekler Ve Kadınlar Nasıl Birleştiler

Kızılderili Öyküsü


Dünyayı ve üstündeki her şeyi Old Man (Yaşlı Adam) yapmış, elleriyle. Her şeyi yerli yerine koymuş ama bir yerde yanlışlık yaparak, erkeklerle kadınları birbirlerinden çok uzak yerlere koymuş. Bu yüzden bir süre birbirlerinden ayrı yaşamışlar.

Erkekler ve kadınlar her şeyi tam aynı şekilde yaparlarmış. Her iki taraf da bizon atlatırmış; bizon sürülerini kovalayıp, atlattırdıkları ve böylece hayvanların düşüp dibinde öldüğü yüksek tepeleri varmış. Sonra da her iki taraf da aşağıya inip orada hayvanların derilerini yüzüp, etlerini ayıklarlarmış. Bu et tek gıdalarıymış. Yenilebilecek diğer gıdalardan henüz haberleri yokmuş.

Bir süre sonra erkekler ok ve yay yapmayı öğrenmişler. Kadınlarsa bizon derisi tabaklamayı, çadır yapmayı ve kirpi dikeni desenli şahane kaftanlar dikmeyi öğrenmişler.

Old Man bir gün kendi kendine, "Sanırım her şeyi yerli yerine koydum ama kadınları ve erkekleri ayrı ayrı yerlere koymakla, berbat bir de hata yaptım sanıyorum. İşin ne keyfi kaldı, ne de neşesi. Erkek ve kadınlarım birbirlerinden epey farklı ve bu farklı şeyler insanlar çoğalabilsin diye mutlaka bir araya getirilmeli," diye düşündü. "Onları çiftleştirmem lazım. Ve bu işe de biraz zevk ve duygu katmalıyım. Aksi takdirde erkekler yapılması gereken konusunda tembellik yapacaklardır. Benim bizzat onlara bir örnek vermem gerekecek."

Old Man kadınların yaşamakta olduğu bölgeye inmiş. Kadınların kampına varana dek dört gün, dört gece boyunca yürümüş. Ağaçların arkasına saklanıp onları seyre koyulmuş. Kendi kendine, "Oh, ne güzel bir yaşam sürüyorlar!" demiş. "Tabaklanmış bizon derisinden güzel çadırları var. Oysa biz erkekler ya çalı çırpıdan yapılma barınaklarda, ya da leş gibi kokan işlenmemiş yeşil postların altında barınmaya çalışıyoruz. Ya şu üstlerindeki güzel giysilere ne demeli. Oysa bizler belimize sardığımız birkaç parça pösteki ile ortalarda dolaşıp duruyoruz! Evet, kadınları uzak tutmakla bayağı bir hata yapmışım. Bizle beraber yaşamalı ve bize de güzel çadırlar, giysiler yapmalılar. Geri dönüp diğerlerinin de fikrini sorayım bari."

Böylece Old Man kampına geri dönmüş ve gördüklerini diğer erkeklere anlatmış. Bütün o kullanışlı ve güzel şeyleri can kulağı ile dinleyen erkekler, "Hadi kalkıp oraya gidelim ve şu bizden farklı insanlarla bir araya gelelim," demişler.

Old Man, "Bütün hepsi elde etmemiz gereken o şeylerden ibaret değil," demiş. "Bir başka şey de var işin içinde, yaratmayı düşündüğüm zevk dolu bir şey."

Ha, erkeklerin kampında bunlar olup biterken, kadınlar köyünün şefi etrafı sessizce kolaçan ederken Old Man'in bıraktığı ayak izlerini keşfetmiş. Genç bir kadını bu izlerin peşinden gidip, sonra da olup bitenler hakkında bilgi getirmek üzere görevlendirmiş. Genç kadın erkeklerin kampına vardığında bir çalının arkasına gizlenmiş, ve bir süre onları seyretmiş. Sonra da elinden geldiği kadar çabuk kampına geri dönerek herkese gördüklerini anlatmış: Orada içinde insanların yaşadığı bir kamp var. Bizden farklı görünüyorlar, daha güçlü ve iri yanlar. Ah kardeşler sormayın, daha iyi şartlarda, bizden çok iyi yaşıyor bu insanlar. Attıkları sivri uçlu sopaları var ve bunların sayesinde her türlü av hayvanı vurabiliyorlar. Bizde olmayan yiyecekleri var. Asla açlık çekmiyorlar."

Bunu duyan kadınlar, "Ah keşke bu garip insanlar buraya gelip, aynı avlardan bizim içinde avlasalar!" diye iç geçirmişler. Kadınlar tam toplantılarını bitirdiği sırada erkekler de neredeyse hemen yakınlarındaki tepeyi aşmak üzerelermiş. Kadınlar erkeklere göz attıklarında onların, hepsi hepsi kıçlarında bir parça pösteki ile ne kadar hırpani giysiler içinde olduklarını fark etmişler. Donuklaşmış saçlarına bakmışlar, yıkanmamış bedenlerinin kokusunu duymuşlar. Kir pas içindeki derileri çarpmış gözlerine. Birbirlerine, "Bu erkek denen milletin yaşamaktan haberi yok. Üst başlarında doğru dürüst giyecek yok. Kir pas içindeler, leş gibi kokuyorlar. Bizim böyle insanlarla işimiz olmaz," diye mırıldanmışlar. Kadınların Şefi Old Man'e bir taş fırlatarak, "Defolun!" diye bağırmış. Bunun üzerine bütün kadınlar üstlerine taş yağdırmaya ve "Defolun!" diye bağırmaya başlamışlar.

Old Man, "Bu yaratıkları kendimizden uzak tutmakla hiç de fena yapmamışız," demiş. Kadınlar tehlikeli şeyler. Keşke onları hiç yaratmasaymışım." Sonra da Old Man ve diğer erkekler kendi yerlerine geri dönmüşler.

Erkekler gittikten sonra, kadın şefin aklı başına gelmiş. "Şu zavallı erkekler," demiş, "pek cahiller ama biz onları pekala eğitebiliriz. Onlara giysiler dikebiliriz. Erkekleri ayıplayacağımıza belimize bir parça deri sarıp onlar gibi kötü giyinerek onları geri getirebiliriz belki."

O sırada erkeklerin kampında ise Old Man, "Belki de şu kadınların yanma bir kere daha gitmeyi denemeliyiz," diyormuş. "Evet bunu bir kere daha denemeliyiz. Bakın onlara ne kurnazlıklar hazırladım." Yolculuk çıkınını açmış ve onlara içinde sakladığı kurutulmuş eti ve diğer erzakı göstermiş ve içinden ayrıca geyik derisinden beyaz bir göz kamaştırıcı giysi çıkartmış. "O kadınlar farkına bile varmadan bunu aşırmayı başardım. Bana bir parça küçük geliyor ama şurasına bir parça bizon derisi, burasına da bir parça ayı kürkü, ve belime uymayan şuraya bir ek yaparım olur biter. Bir de kafama tüyden bir şapka yapar, yüzümü de boyarım. Belki o zaman o kadın şef bana değişik bir gözle bakabilir. Bırakın önce ben yalnız başıma gideyim şu kadın yaratıklarla konuşmaya. Ben işleri yoluna koyana dek siz bir parça geride kalıp, görünmeyin bence."

Böylece Old Man elinden geldiği kadar şık giyinmiş. Bu amaca uygun düşeceği fikriyle, ter banyosu bile yapmış. Gölde aksine bakarak, "Aman Tanrım, ne kadar yakışıklıyım!" demiş. "Bu kadar güzel görüneceğimi hiç düşünmemiştim! O kadınların şefi herhalde artık beni beğenecektir."

Old Man kadınların kampına geri gitmek üzere öne düşmüş. Kadınların biri nöbet tutuyormuş ve ne kadar saklanırlarsa saklansınlar, erkeklerin geldiğini fark etmiş. Sonra da Old Man'in tek başına bir tepede durup, kampı gözetlediğini görmüş. Tepeden atlayan bizonların etlerini diğer kadınların bir çoğunla beraber ayıklamakta olan kadın şefe haber vermeye koşmuş, bir telaş. Bu iş için en kötü giysilerini giyerlermiş. Kafalarından geçirdikleri deriden bir elbise, ya da işlenmemiş deriden, kalçalarına sardıkları bir çaputmuş hepsi hepsi. Üzerlerine giydikleri her neyse, koyu kana bulanmış, ya da kestikleri et parçaları yüzünden pek fena kokuyormuş. Hatta elleri ve yüzleri bile kandan görünmüyormuş.

Kadın Şef, "Erkekleri böyle, olduğumuz halde karşılayacağız," demiş.

"Bizi onlar gibi görmekten hoşnut kalacaklardır."

Bunun üzerine kadın şef Old Man'in durmakta olduğu tepeye tırmanmış, peşinde diğer kadınlar olduğu halde. Kadın şefi orada öyle kesim giysileriyle, deri soyduğu bıçak elinde, saçları yapış yapış kan içinde ve keçeleşmiş bir halde görünce, "Öhö! Harkhurk, Bu kadın şef ne de çirkinmiş. Üstü başı kana bulanmış. Bir de leş gibi kokuyor. Benim böyle bir yaratıkla hiç işim olmaz be! Diğerlerinin de ondan pek bir farkı yok ki. Bu yaratıkları bizlerden uzak tutmakla ne iyi etmişim!" diye homurdanmış. Ve böyle dedikten sonra, diğer erkekleri de peşine takıp, geldiği gibi geri dönmüş.

Kadın şef, "Sanırım ne yapsak boş," demiş. "Her ne yapsak bu erkek yaratıklar bizi yanlış anlıyorlar. Ama gene de onlarla bir araya gelmek zorunda olduğumuza inanıyorum.

Sanırım onlarda bizde olmayan, bizde de onlarda olamayan şeyler var ve bunlar mutlaka bir araya getirilmeliler. Bizi anlamalarını bir kez daha denemeliyiz. Hadi gidip, güzelleşelim'

Kadınlar ırmağa girip, tepeden tırnağa yıkanmışlar. Saçlarını yıkayıp taramışlar, örmüşler ve deniz kabuklularından ve kemik çubuklardan tokalar takınmışlar. Üstlerine titizlikle tabaklanmış, göz kamaştırıcı beyazlıkta tavşan postuyla kaplı, gökkuşağından bile daha rengarenk kirpi tırnağı şeklinde desenli, en güzel kaftanlarını giymişler. Boyunlarına kemik ve deniz kabuklularından kolyeler, bileklerine istiridye kabuklarından bilezikler takmışlar. Ayaklarında tamamen kuş tüyleriyle kaplı mokasenler varmış. Kadınlar en son olarak da yanaklarını kutsal allıklarla kırmızıya boyamışlar. İşte böylesine takıp takıştıran kadınlar, erkeklerin kampına doğru yola çıkmışlar.

Erkek yaratıkların köyünde Old Man'in kafası bozuk, içi içini yiyormuş. Hiçbir şey onu mutlu edemiyormuş. Yediğinden, içtiğinden bile bir tat alamıyormuş. Şöyle derin bir uykuya hasret kalmış. Olur olmaz her şeye sinirleniyormuş. Bütün diğer erkeklerin de ondan bir farkı yokmuş ya. Old Man, "Ters giden şey nedir anlayamadım, "demiş. "Kadınlar çirkin değil güzel olmalı, leş gibi kokacaklarına mis gibi kokmalı ve taşlar atarak, ellerinde kanlı bıçaklarla üzerimize saldırmayacak kadar da iyi huylu olmalıydılar diye umut ediyordum."

Diğer erkekler, "Bizler de," diye ona katılmışlar.

Derken gözcülerden biri koşarak gelip Old Man'e, "Kadın yaratıklar kampımıza doğru yürüyüşe geçmişler," diye haber verdi. "Herhalde bizleri öldürmeye geliyorlardır. Çabuk herkes oklarını, yaylarını kuşansın!"

Old Man, "Hayır durun," demiş. "Çabuk! Irmağa koşun. İyi bir temizlenin. Yağlanın ve bedenlerinizi yağla ovun. Saçlarınızı güzelce tarayın. Kokular sürünün. En iyi kürklü giysilerinizi geçirin üstünüze. Yüzlerinizi kutsal boyayla kırmızıya boyayın. Başınıza en parlak tüylerinizi takının." Old Man ise kadınların kampından çalıp, kendisine savaş giysisi yaptığı kirpi tırnaklı desenli kaftanı geçirmiş sırtına. Kafasına büyük şef başlığını giymiş. Boynuna ayı pençesinden gerdanlığını takmış. Kendilerine böyle çeki düzen veren erkekler kampın girişinde toplanıp, kadınları beklemeye başlamışlar.

Kadınlar kampa varmışlar sonunda. Şarkılar söylüyorlarmış. Kirpi tırnağı desenli beyaz kaftanları erkeklerin gözlerini kamaştırıyormuş. Bedenleri tatlı otlardan çıkarılmış kokularla mis gibi kokuyormuş. Yanakları süründükleri kutsal kırmızı allıklarla, parıldıyormuş.

Old Man lafa girmiş: "Yahu, bu kadınlar ne kadar güzellermiş be! Gözüme pek hoş görünüyorlar! Şarkıları kulaklarımı mest ediyor. Bedenleri tatlı tatlı ve baş döndürücü bir şekilde mis gibi kokuyor!"

Bütün diğer erkekler bir ağızdan, "Yüreklerimizi hoplatıyorlar," demişler.

Old Man, "Gidip kadın şefle konuşacağım," demiş. "Onunla anlaşacağım."

Bu arada kadın şef diğer kadınlara, "İşe bakın, bu erkekler hiç de öyle eskisi gibi kaba saba durmuyorlar," demiş. "Yontulmamış duruşları biraz da güçlü kuvvetli olmalarından kaynaklanıyor. Kol adaleleri gözlerimi okşuyor. Seslerindeki derinlik kulaklarımın tozunu siliyor. Hım, bu erkekler hiç de fena durmuyorlar yahu!"

Old Man kadın şefin yanma giderek, "Hadi gel, seninle bir köşeye çekilip, şöyle karşılıklı bir konuşalım," demiş.

Kadın Şef, "Olur, konuşalım," diye karşılık vermiş. Gözlerden ırak bir yere çekilmişler. Kadın şef Old Man'e şöyle bir göz atmış, gördükleri pek hoşuna gitmiş. Old Man de kadın şefe bakınca yüreği sevinçten hop hop etmiş. Kadın şefe, "Hadi gel, şimdiye kadar hiç denenmemiş bir şey yapalım seninle," demiş.

"Ben işe yarar yeniliklerden hep hoşlanmışımdır oldum olası."

"Bunu yapmak için sanırım birilerinin yere yatması gerekecek."

Kadın şef, "Evet sanırım öyle," diye karşılık vermiş. Beraberce yere yatmışlar.

Aradan bir süre geçince Old Man, "Hiç şüphe yok ki, bu şimdiye kadar yaptığım en güzel şeydi," demiş. "Bunun bu kadar harika bir şey olacağı aklımın ucundan geçmezdi."

Kadın şef, "Ya ben, "demiş. "Kendimi bu kadar mutlu hissedeceğimi hiç düşünmezdim. Bu bizon dili yemekten bile zevkli bir şey. Kelimelerle anlatılamayacak kadar hoş."

Old Man, "Hadi gel, bunu diğerlerine de anlatalım," demiş.

Old Man ve kadın şef kampa döndüklerinde, ortalıklarda kimsecikleri görememişler. Bütün erkek ve kadınlar çoktan çiftler halinde kuytu bir yerlere çekilmişlermiş bile. Bu yeni işten onlara bahsetmeye hiç gerek yokmuş; onlar çoktan işin zevkine varmışlarmış bile.

Erkekler ve kadınlar çekildikleri kuytulardan çıkıp da, geri geldiklerinde, hepsi gülümsüyormuş. Hatta gözlerinin içi bile gülüyormuş. Görüldüğü üzere dudakları olduğu kadar, bütün bedenleri gülümsüyormuş.

Bunun üzerine kadınlar erkeklerin yanma taşınmışlar. Gelirken beraberlerinde her şeylerini, bütün hünerlerini de getirmişler erkeklerin köyüne. O günden sonra süsleme ve tabaklama işini hep kadınlar yapmışlar. O günden sonra hep erkekler çıkmışlar ava onlar için. Derken aşk göstermiş kendini, mutlulukla beraber. Derken de evlenmeler ve çocuklar çıkmış ortaya.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült