Hikaye

 

 

Eğer Hayvan İsek

Fakir Baykurt


Anadolu'nun uzak köşelerinden birinde, çamurun balçığın içinde bata çıka yaşamaya çalışan bir köy vardı. Köyün yakınından usul usul, yayıla yayıla bir akarsu geçiyordu. Nisan mayıs gelince akarsuyun kıyısındaki çimenler, tatlı tatlı yeşeriyor. Üç yılda bir budanan söğütlerin gölgesi bu aylarda hoş oluyor.

Bir gün kaymakam, baytar, doktor, kumandan, savcı, yargıç, malmüdürü, bir otomobile dolup bu köye geldi. Kendileri için kuzu kesildi, pilav pişirildi. Rakı şarap şişeleri, soğutulmak üzere sepetler içinde bir kuyuya sarkıtıldı. Eğlenceli, şenlikli bir gün olacaktı. Baharın bütün güzelliği serilmiş yatıyor her yerde.

Kasabadan gelen konuklar önce biraz top oynadı. Sonra bir köylü saz, bir köylü kaval çaldı, delikanlılar oynadı. Yaşlılardan biri gurbet türküleri söyledi; dinlediler, seyrettiler. Derken şişeler geldi, demlenmeye başladılar. Köylüler içmiyor. Muhtarı çağırdılar: "Gel sen bari iç!" dediler, o da oturmadı. Sol elini göğsüne bastırıp, "Aman efendilerim beylerim, ben sizin hepinize kurban olayım, hiç sizin yanınızda bizim içmemiz yakışık alır mı? Siz buyrun, siz yeyin, siz için, size afiyet olsun; biz size hizmet edelim!" dedi, özür diledi.

Gün ısınıyordu. Kafaları tuttular. Sazcıdan kavalcıdan çeşit çeşit hava, çeşit çeşit türkü istiyorlar. Bağıra bağıra ovayı, düzü inletiyorlar. Delikanlılar oynarken kalkıp oyuna katılıyorlar, birkaç adım sonra yıkılıyorlar. Gömlekleri pantolonlarının dışına çıkıyor, yakaları paçaları açılıyor. Eski kurumları çalımları kalmıyor.

O sıra, komşu köylerden birinin muhtarı atını sürüp geldi. Tekkelerde türbelerde adak adayarak arayıp bulduğu tek oğlunu aldırmış gibi bir acının içinde görünüyor adam. Atını bir söğüde bağlayıp şapkasını çıkardı. Sofraya, tam doktorun oturduğu yere yanaştı. Ellerini iki yanına yapıştırdı. Saygılıca bir duruş alıp:

"Beyim, affedersin!" dedi.

Doktor, rakıdan bulanmış gözünü muhtarın üstünde dolaştırdıktan sonra:

"Hastir ulan!" dedi. "Affedersem gene yaparsın!" dedi.

Muhtar bu karşılığı anlamadı:

"Beyim affedersin, kasabadan geliyorum."

"Hoşgeldin, safa geldin! Demek kasabadan geliyorsun? Öyleyse şöyle yanıma buyur! Kasabadan geldin mi iş değişir."

Muhtar ciddi ciddi yaklaştı: "Ben senin kurbanın olayım Doktor beyim! Köyde bir hastamız var, ölüyor." dedi.

Doktor, kadehi kaldırıp, "Şerefe!" dedi. "Köyde bir hastaları varmış, ölüyormuş! İyi ya, bırak ölsün! İçinizden bir hayvan eksilmekle kıyamet mi kopar?"

"Beyim affedersin, yanlış anlattım; hastamız hayvan değil, insan! Yani senin, benim gibi bir insan! Sana çok kurban olayım Doktoor beyim, sen bilirsin!" dedi, eğildi gene.

"Ulan muhtar, sen kafadan çatlaksın! Ulan köydeki hastanın hayvan mı insan mı olduğunu ben ta burdan nasıl bileyim?"

"Beyim, demek istiyorum ki, gidelim, bir bakıver! Yani sana at getirdim, yayan gitmeyesin bu sıcakta!"

Hükümet doktoru yayıldı iyice:

"At ha! Ulan sizin hayvandan ne ayırdınız var? Hepiniz hayvan gibi adamlarsınız? Doktor ne gerek size! Bırak ölsün hastanız! Ölsün dedim lan! Haaayttt!"

Komşu köyün muhtarı eğildi büküldü. Titreyen bıyıklarını, kollarını, sinirlerini, yumruklarını tuttu. Yüzyıllardır alıştığı üzere hep alttan alıyor.

"Beyim haklısın!" dedi. "Bak atım var. Sen bin, ben yaya gideyim. Hayvan gibi giderim senin yanın sıra. At üstünde götürür, at üstünde getiririm zatını. Köyüm çok değil bayım! Kalk bir bak hastamıza! Zatını kasabalarda aradım! Ücretini tam tüm vereyim, kalkıver!"

"Ne laf anlamaz adama çattık! Ulan ben sana diyorum, hayvana doktor gitmez! Siz hayvansınız! Ha siz, ha ahırdaki hayvan! Çekil artık karşımdan ulan!"

Komşu köyün muhtarı yalvarıp yakardı. "Elini ayağını öpeyim beyim!" dedi. Doktor yattığı yerden kalkmadı. Sarhoş başını sallaya sallaya, "Siz hayvansınız, bir hayvan ölmekle kıyamet kopmaz. Bir hayvan ölmekle Cumhuriyet batmaz." dedi, uzattı.

Zavallı muhtar, baktı gördü doktor dediğini diyor. Yüzyıllardır alıştığı üzere, töresini, terbiyesini bozmadan geri çekildi. Bir süre çözümsüz dikildi orda. Yer demir, gök bakır oldu adamakıllı. Ankara uzak, seçim uzak, okul uzak, gökyüzü uzaktı. Büktü boynunu.

Az ilerde, ötekiler toplanmış kaval dinliyor. Kavalcı çayıra bağdaş kurmuş. Konuklar dirsekleri üstüne yangelmiş. Baytar da orada.

Muhtar, elini yana indirip baytara yaklaştı:

"Köyde hastamız var gözel beyim!" dedi saygılıca. "Doktor bey gitmiyor. "Sizin tümünüz hayvandır, bırak ölsün! Bir hayvan ölmekle Cumhuriyet batmaz!" diyor. Baytar beyim, eğer biz hayvan isek, kalk seninle gidelim. İnsan isek, söyle Doktor beye, binsin ata, gelsin benimle. Birinizden birinizin gelmesi şarttır benimle! Çünküm hastamız ölüyor! Kurbanın olayım Baytar beyim, haydi kıpırda!" dedi.

İlçe Hükümet Baytarı yavaşça yerinden doğruldu:

"Doktor beyi alalım, beraber gidelim!" dedi. "Hastanız hayvansa ben bakayım, insansa o baksın. Bakıp kurtaralım."

Yürüdü, doktorun yanına. Yapıştı kolundan, kaldırdı. Birlikte birkaç adım yürüdüler. Ama sarhoştular. Hemen yıkıldılar. Ayakta duracak halleri yoktu. Atın yanına varamadılar.

Komşu köyün muhtarı baktı kaldı. Eli ayağı birbirine dolaştı. Ne yapacağını, ne edeceğini, kime gideceğini, güveneceğini düşünmeye başladı.

 

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült