Hikaye

 

 

Deli İle Devletli Bildiğini İşler

Türk Halk Hikayesi

 

Biri deliymiş, biri akıllıymış, ihtiyar anacığın iki oğlu varmış. Köy halkı kasabaya tuz almaya giderken, akıllı da onların peşine takılmış. Deli oğlanın canı yok mu, kardeşinin yerine kasabaya o gitmek istemiş. Gel gör ki akıllı hah demiş, hıh demiş, deliyi bu işe layık görmemiş. Deli pek sinirlenmiş, sinirinden ne yapacağını bilememiş. İşle güçle oyalanmak için bir kazan su kaynatmış, anasını yıkamaya niyetlenmiş. Kadın pek kirliymiş ama niyeyse yıkanmaya direnmiş.

Deliye laf geçer mi, almış anasını, altında har har odun yanan kazanın içine oturtuvermiş. Zavallı ihtiyarcık haşlanıp, oracıkta canını teslim etmiş.

Deli anasının hiç konuşmadığını görünce acaba darıldı mı diye endişelenmiş. Gönlünü almak için bir güzel giydirmiş, boyamış taramış, başköşeye yerleştirmiş. Kadıncağız haşlanarak öldüğü için mi ne, ağzı gözleri hep açık kalmış. Deli ona baktıkça sevinip ellerini çırparmış: “Oh ne güzel! Anacığım öyle mutlu ki hep gülüyor!”

Anası işbilir oğluna bakıp daha da sevinsin diye hayvanları otlatmaya götürmüş. Merada pek güzel bir armut ağacı varmış. Ağaca çıkmış, cümle armutları yapraklarla birlikte yere indirmiş. Bir yandan da hayvanlara bağırıyormuş:

         Armutlar benim, yapraklar sizin, bunu böyle bilin!

Ne ki o ağaçtan inesiye, hayvanlar armutları yemiş bitirmiş. Deli öfkesinden hepsini kıtır kıtır doğramış, geride yalnızca bir minicik tekecik kalmış. Aslında onu da kesecekmiş ama tam bıçağı eline aldığı sırada tekenin boynuzlarına takılı kalan iki armut görmüş. Sarılmış tekenin boynuna:

         Ah vefalı tekecik, bana armut ayırmış iki tanecik!

Deli dalmış tekeciği öpüp okşamaya, onlardan epeyce uzakta duran inek de kesilmekten kurtulmuş bu sayede. Oğlan bir armut dişleye, bir tekeyi öpüp, ineği itekleye itekleye gelmiş eve. Tuzdan dönen akıllı oğlansa kapıda onu beklemekteymiş. Deliye diğer hayvanların nerede olduğunu sormuş. Deli kestim deyince, eyvahlanıp nedenini anlamak istemiş. Deli olan biteni anlatıvermiş:

         Çıktım armut ağacına. Döktüm mumilikini, tupulikini aşağıya. Dökerken de mumiliği bana, tupuliki size dedim ama o kahrolasıcalar tupuliki bıraktı mumilikilerin hepsini yedi. Bir tek bu tekecik bana iki mumilicik bıraktı, canını kurtardı. Şu inek desen, o ta uzakta yeşilcik yeşilcik çimilikilerden otlamaktaydı.

Olan olmuş, akıllı ne yapsın, tuzu almış geçmiş içeri. Bir de bakmış ki anacığı ölmüş. Bizimki dizini dövmüş dövmüş ya, elden ne gelir? Konu komşu toplanıp kaldırmışlar cenazeyi.

Akıllı bundan sonra hayatımızı bir hale yola koymalı, ineği satıp uzakta bir yere yerleşmeli demiş. Deli tuza gidemedi ya, tutturmuş “Hele sen dur, ineği ben satacağım!” diye. Akıllı onunla başa çıkamayınca, çaresiz kabul etmiş. Demiş:

         Bunu beş altına sat, yoksa ineği geri alır, yerine seni veririm.

Deli yola çıkmış ama kasabaya gitmeye erinmiş, ineği yolda rastladığı birine satmaya karar vermiş. Tam o sırada bir mağara görmüş. İneği bu evde oturanlara satayım deyip mağaranın ağzına yaklaşmış, bağırmaya başlamış:

         İnek satıyorum huuuu! Var mı inek isteyen?

Mağarada sesi yankılanınca, aklı karışmış. Kendi sorusunu cevaplamaya bağırmış:

         Kaça alıyorsun?

Bu ses de yankılanınca, bizimki kendi sorusunu cevaplamış:

         Beş altına.

Kendi sorup, kendi söylediğine inandığından, ineği sattım deyip dönmüş köyüne. Giderken de bağırmış mağaraya:

         Bir hafta sonra gelir, paramı alırım.

Hafta tamam olunca, deli gitmiş mağaraya. Ama anca kurtların yediği ineğin kemikleri var karşısında. İyi de bundan ona ne, bağırıp durmuş: “Beş altınımı ver!” Mağaranın huyu malum, o da aynen bağırıyor: “Beş altınımı ver!”

Bu ne biçim iş arkadaş, ineği ver, üstüne de beş altın ver! Delinin tepesi atmış, hıncından mağaranın duvarlarını yumruklamış. O da ne, tepesine patır kütür altınlar yağmış. Ancak dürüst biri olduğu için, beş altını almış, gerisine dokunmamış.

Dönüp de olanları anlatınca; akıllı evde ne kadar heybe, torba varsa almış mağaraya yollanmış. Mağarada altınları doldurmak için deliden yardım istemiş, deli “Olmaz” demiş. “Önce sahibine soralım”

         Bize bu altınları veriyor musun?

Mağara da aynı lafı tekrar edince, kabuldür sanmış, altınları toparlamış. Eve geldiklerinde, muhtardan ölçek alıp altınları tartacağım diye tutturmuş. Akıllı onu engellemek istediyse de, durdurmak ne mümkün. Üstelik pek cömert bizimki, muhtar ölçeği boş getirdi demesin diye iki altını sıkıştırıvermiş köşeciğine. Muhtar kaçın kurrası, demiş ki:

         Altın bulmuşsunuz, bu belli. Eğer yarısını vermezseniz, candarmaya şikayet ederim sizi.

Akıllı durumu kurtarmaya birkaç palavra atmış, muhtar yutmadığı gibi iyiden iyiye çirkinleşmiş. Altınları ona gizlice hediye eden deli, sırrını ortaya çıkardı diye sinirlenmiş. İki sopa atınca, muhtar ölüvermiş.

Deliyle dolaşan akıllının çilesi biter mi? Akıllı almış muhtarın cesedini kuyuya atmış. Çok geçmeden, artık hangi sebeptense candarmanın muhtarı arayacağı tutmuş, muhtarı en son kim gördü diye herkesi sorguya çekmiş. Deli atılmış hemen:

         Öldü gitti benim elimden.

Akıllı kardeş, gece gizlice muhtarın ölüsünü çıkarıp yerine tekeyi kesip atıvermiş. Ertesi gün deli peşine candarmayla köy ahalisini takıp kuyuya gitmiş. Muhtarı çıkarmaya, sarkıtmışlar belinden bir iple bağlayıp deliyi kuyuya. Deli elini suyun içinde gezdirirken, tekenin boynuzlarına değmiş. Bağırmış yukarıya:

         Ey ahali sizin muhtar boynuzlu muydu, boynuzsuz muydu? Gülüşmüş ahali, aramaya devam etmiş deli. Bu sefer de tekenin kıllarına değmiş eli.

         Ey ahali sizin muhtar kıllı mıydı, kılsız mıydı?

Onlar gülüşedursun, sormuş deli:

         Ey ahali, sizin muhtar iki ayaklı mıydı, yoksa dört ayaklı mı? Bıkmışlar artık, demişler:

         Sormayı boş ver, ne buldunsa ipe bağlayıp yukarı gönderiver. Çıka çıka kuyudan şişmiş bir teke çıkmış. Ahali bakakalmış. Hep

el alem gülecek değil ya, bu sefer de deli kahkahayı basmış:

         Bir taş attım kuyuya, kırk akıllı toplandı çıkaramadı yukarıya! Sonra onca altınla mutlu mu mutsuz mu yaşadılar bilinmez.

Ama servet de bağışlasan, delinin yanında akıllının çilesi bitmez vallah bitmez!

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült