Hikaye

 

 

Deli Kadın Hikayeleri

Mine Söğüt


Hatmi çayı

Çay içmek ister misiniz? Öyle çok çay çeşidim var ki! Yasemin yapabilirim mesela? Ya da hatmi! Hiç hatmi içtiniz mi? Çiçekleri mor morken, öyle sararıp kavrulmadan demleyeceksiniz hatmiyi. Şahane bir kokusu var, buruk buruk. Buruk kokuları severim ben. Pas kokusu misal. Nasılda güzel kokar paslı demirler. Hatırlayın, tavana yakın penceremizde paslı demirler vardı. Siz gün doğarken bir bacağı aksak tahta taburenin üzerine çıkar, ayak parmaklarınızın ucunda yükselir, gövdenizi yukarı doğru iter, çenenizle gökyüzünü işaret ederdiniz. Kaşlarınız kalkardı. Derin derin nefes alırdınız. Gözlerinizi fal taşı gibi açar, hiç ama hiç kırpmadan yukarı en yukarı, sanki tanrıya bakardınız.. Sizi görsün isterdiniz. İşte o anlarda demirlere tutunan ellerinizin avuç içleri terler, demirin o şahane pas kokusu derinizden içinize işlerdi. Sonra ben yanınıza gelirdim. Bacaklarınıza sarı Lirdim. Yalvarırdım. Aşağıya inin diye yalvarırdım. Gökyüzüne değil bana bakın isterdim. Tanrıyı değil beni görün. Gözyaşlarını paçalarınızı ıslatırdı, Ama siz beni ne hissederdiniz ne de duyardınız. Zavallı gözyaşlarını solucan nemi gibi paçalarınızdan aşağıya akar, topuklarınızdan süzülür çaresizce yere damlardı.

Çok ağlattınız beni, çok. Ama insan kötü şeyleri çabuk unutuyor. Bakın şimdi size çay demleyeceğim. Birlikte hatmi içeceğiz.

Oysa siz çay sevmezdiniz. Kahve içerdiniz. Ot içerdiniz. Sigara sarar otları derin derin içinize çekerdiniz. Sonra uyuya kalırdınız. Ben karşınıza geçer saymaya başlardım. Bir... iki... üç... dört... beş... altı... yedi... sekiz... on demeden ateşiyle birlikte göğsünüze düşerdi külünüz. Yerimden kıpırdamazdım. Ateş üzerinizdeki rengi dönmüş beyaz atlette küçücük karakahve kenarlı bir delik açardı. Göğsünüz o an tütsü tütsü kokardı. Bayılırdım o kokuya. İçime çekerdim. Hemen uyanır sigaradan bir nefes daha çekerdiniz. Sonra dumanını bana üflerdiniz. En sevdiğim oyundu bu. Dumanı avucumla kendime çekip içime çekerdim. Siz avuçlarımı öperdiniz. Sanırım sadece ama sadece o anlarda beni çok severdiniz. Sonra gene gözlerinizi yumar kimbilir nerelere giderdiniz.

Çayınızın yanında üzümlü kek de ister misiniz?

Ne çok tatlı yerdiniz! Çikolatalarınız vardı evin çeşitli köşelerinde. Bazen muhallebi pişirirdiniz. Paranız olmadığı zaman toz şeker yaladığınızı hatırlıyorum. Un kurabiyesini çok severdiniz. Eğer becerebilsem size un kurabiyesi de pişirirdim. Ama beceremem bilirsiniz. Bu keki de ceketinizin cebinde bulduğum parayla köşedeki pastaneden aldım.

Bitiyorsunuz yemekleri siz yapardınız. Ben sadece sizi seyrederdim. Bulaşıkları yıkardınız. Ben sizi seyrederdim. Çamaşırları makineye atışınızı, sonra onları salonun ortasında duvardan duvara gerilmiş naylon ipe asışımzı, sonra tam kurumadan nemli nemli toplayıp gelişi güzel dolaba tıkışınızı... hep seyrederdim. Ah o yüzden hep küf koktu evimiz. Pas gibi küf kokusunu da severdim.

Ama ne çok dövdünüz beni. Evde hiç bir iş yapmadığım için ne çok kızdınız bana. Yine de fayda etmedi, öğrenemedim. Ne yemek yapmayı, ne evi toparlamayı, ne de sizi anlamayı öğrenemedim. Benden ne istediğinizi öğrenemedim. Beni sevip sevmediğinizi hiç bilemedim. Sadece kendime çiçeklerden çaylar demledim ve sizi seyrettim. Yatakta günlerce gözünüzü açmadan yatışınızı seyrettim. Sonra uyanıp ellerinizin üzerindeki delik deşik damarlan ovuşunuzu seyrettim. Aynada boynunuzdaki yaralan inceleyişinizi seyrettim. Ve ayaklarınızı seyrettim. Delik deşik ayak damarlarınızı uzun uzun seyrettim. Ve beni sevip sevmediğinizi anlamaya çalıştım.

Ne çok delik vardı vücudunuzda! Yaralar yaralar yaralar... evimiz bazen kan ve irin ve kusmuk ve ter kokardı hatırlıyor musunuz? Bazen de enginar, lahana ve soğan. Mutfağa girdiğiniz zaman gerçekten güzel yemek yapardınız. Ama girdiğiniz zaman! Bazen günlerce evde yiyecek bir şey olmazdı. 0 günlerde ben dolap diplerinde bulduğum her şeyi flaşlardım. Fasulye, nohut, mercimek. Üzerine tuz serpip yerdim sonra. Size de verirdim istemezdiniz. "Git başımdan şimdi" derdiniz. O zaman anlardım, yakında yine taburenin üzerine çıkacaksınız, ayak parmaklarınızın üzerinde yükselip yükselip yükselip gözlerinizle gökyüzünde bir şeyler arayacaksınız. Ben ayaklarınıza sarılacağım ve hüngür hüngür ağlayacağım. Siz beni fark bile etmeyeceksiniz. Sonra yatağınıza yatıp terleyecek terleyecek terleyeceksiniz. Teriniz çok güzel pas ve küf kokacak.

Hadi çayınızı koydum. İçin. Nasılsa artık size verdiğim çayları eskisi gibi elinizin tersiyle itip bardakları kıramazsınız. Beni yakamdan tutup "git git git git bana para bul" diye bağıramazsınız. Kafanızı duvarlara vurup vurup kanatamazsınız. Çakmak ateşinde eğdiğiniz metal kaşıkların büyülü küçük havuzunda mutluluk kulaçları atamazsınız. Aklınızdan geçen hiçbir şeyi yapamazsınız.

Korkarım artık terlemeyen avuçlarınızla hatmi dolu bardağı da kavrayamazsınız. O zaman ipleri benim elime almam gerek. Bardağı dudaklarınıza götürmem, kaskatı çenenizi parmaklarımla açıp aralamam ve hatmi çayını, ılık ılık, boğazınızdan içeri akıtmam gerek. Kekleri ıslatıp ıslatıp küçük hamur toplar yapıp yuvarlamam...

Siz üzülmeyin. İsterseniz tahta tabureye çıkıp ayak parmaklarımın üzerinde yükselir, paslı demire sıkıca sarılıp gökyüzüne de bakarım. Gördüklerimi size anlatırım. Siz şimdi hiçbir şey düşünmeden koltukta öyle kaskatı oturun. Uzayan tırnaklarınızı canınızı hiç acıtmadan keseceğim. Gece olunca açık gözlerinizi kapatacağım. Üzerinize bir battaniye örteceğim. Sonra sigaralarınızdan birini yakıp dumanım size doğru üfleyeceğim. Uykum gelirse ayağınızın dibinde kıvrılır uyurum. Biliyorsunuz, uykum hafiftir. Tık olsa hemen uyanırım.

Hiç korkmayın ben üzerinize konan sinekleri kovarım. Farelerin parmaklarınızı kemirmesine izin vermem. Kokunuzu derin derin içime çekerim ve sizi severim.

Siz bilmezsiniz ama kızlar babalarını çok severler. Her halleriyle severler.

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült