Hikaye

 

 

Dalkavukluk İstemem

Aziz Nesin


Yayın servisinden içeri girdi. Biz yayın servisinde dokuz arkadaş çalışıyoruz. Ben onu ilk görüyordum. O içeri girince, bütün arkadaşlar ayağa kalktılar. En sonra da ben ayağa kalktım. Onun kim olduğunu bilmediğimden hiç ayağa kalkmıyacaktım. Arkadaşlardan biri dürttü:

- Şişşşt, Cazim Bey...

“Cazim Bey” sözünü duyar duymaz fırladım. Adamın parası yirmi, otuz milyonun üstünde. Üstelik bizim patron da...

- Oturun! diye bağırdı.

Hep birden oturduk, bit Şevki ayakta kaldı. Cazim Bey,

- Ayağa kalkmak da ne oluyormuş... Ben dalkavukluğu sevmem... dedi.

Hala ayakta duran Şevki,

- Başüstüne efendim, başüstüne. Oturalım efendim! Hakkı aliniz var beyefendi... diyor ama, yine dikelmiş duruyordu.

Yalnız öyle dikelmiş dursa iyi, ellerini iliklenmiş caket düğmesinin üstüne koymuş, boynunu kırmış, iki büklüm.

Şevki, bizim yayın servisinin şefidir. Belli bir şey, Cazim Bey, çok zengin olduğundan, parası için kendisine dalkavukluk edilsin istemiyor. Aferin adama. Karşısında elpençe duran Şevki’ye dik dik bakıyorum. Ama onun anladığı yok. Boyuna, Cazim Beyin sözlerini tekrarlayıp,

- Evet Beyefendi. Herkes kendi işine baksın... deyip duruyor.

Cazim Bey, ona da, ayrıca,

- Oturun! diye bağırdı.

- Emredersiniz, oturayım efendim! dedi, ama Şevki yine oturmadı.

Olur rezillik değil. Adam düpedüz “Dalkavukluğu sevmem” diyor, o daha boynunu kırmış, evet efendim, sepet efendim, diyor Yanımda olsa, eteğinden çekip,

- Otur ulan, aşağı... diye bağıracağım.

Cazim Bey; büsbütün kızdı:

- Otursana yahu! dedi. Ben öyle şeylerden boşlanmam... Otur, işine bak!.

- Baş üstüne efendim, emredersiniz...

Diyor da oturmuyor. Cazim Bey, belki çekip gidecek, ya da birimize bişey soracak, ama karşısında boynu, beli bükük Şevki’ye bakmaktan şaşırmış, ne gidebiliyor, ne de istediği şeyi sorabiliyor. Bu sefer daha yumuşak bir sesle,

- Otursanıza kardeşim, oturun rica ederim. Rahatsız olmayın, dedi.

Şevki de,

- Aman efendim, estağfurullah... Ne rahatsızlığı... Zatıalinize karşı saygıda kusur etmiyelim de...

Cazim Bey, dayanamadı, güldü, ama pis bir gülüş, kızdığı belli.

- Adınız Şevki Bey’di değil mi?

- Evet efendimiz.

- Şevki Bey, ben böyle konuşmalardan da merasimlerden de hoşlanmam.

- Aman efendim, nasıl olur, estağfurullah... Ne münasebet, rica ederim.

Şeytan diyor ki, kalk, elinin tersiyle iki tokat at, omuzundan tut, oturt! Bizim yayın servisi şefi Şevki için arkadaşlar, dalkavuğun biri derlerdi de inanmazdım... Ben burada çalışmaya başlayalı bir ay bile olmamıştı...

- Otursanıza kardeşim!

- Aman efendimiz, huzurunuzda oturmaya teeddüp ederim. Müsaade buyurun ayakta durayım... Böyle daha rahatım efendim.

Yalvarıyor, neredeyse ağlayacak... Cazim Bey, sinirlendi. Şevki’yi oturtamayacağını anlayınca, ona arkasını, bize de yüzünü döndü.

- Ben dalkavukluğu sevmem, anladınız mı? Bir daha ben içeri girdim mi, hiç kimse ayağa kakmayacak... Herkes kendi işiyle uğraşsın.

Cazim Bey, o kızgınlıkla kapıdan çıkarken, hala ayakta duran Şevki, onun arkasından,

- Evet, efendim, başüstüne... diyordu.

Öğle yemeğine kalktık. Arkadaşlardan Kerim’e,

- Yahu ne dalkavuk adammış... Böylesini ne gördüm, ne duydum! dedim...

- O çeşit dalkavukluğun modası geçti, dedi, ona şark dalkavukluğu derler.

- Dalkavukluğun da şarkı, garbi olur mu? Zaten bu dalkavukluk şarka mahsus...

- Yooo... Öyle söyleme... Bir de Avrupalı dalkavukluk vardır: Şark dalkavukluğu geçti artık, eskidi... Anladın mı, modası geçti. Her insanın bir dalkavuğa ihtiyacı vardır. Sen daha yeni geldin, bilmezsin. Bu Cazim Bey var ya, her lafının başında "Ben dalkavukluk istemem, dalkavukluktan hoşlanmam" der, durur. Ama bir Avrupalı dalkavuğa düşsün de bak. İnsan hele zengin oldu mu, yanında ille bir dalkavuk bulundurmalı. Bizim Cazim Bey çok zavallı bir adam. Yirmi, otuz milyonu var, malı mülkü, çiftliği, apartmanları, otomobilleri, karısı metresleri var ama hiç mutlu değil. Çünkü dalkavuğu yok. İkidebir, “Ben dalkavukluk istemem” demesi, “istediğim gibi bir dalkavuk bulamıyorum...” demektir. Çok acıyorum zavallıya. Amerikan milyonerlerinin yanındaki sekreterlerin işi ne? Dalkavukluk. Ama onlarınki batılı dalkavukluk...

- Sen bu işin bilimini yapmışsın Kerim, dedim.

- Bilirim... dedi. Hem ilmini bilirim, hem felsefesini... Göreceksin, yakında çok şeyler olacak.

Bu konuşmamızdan sonra çok geçmedi. Kerim’in yakında olacağını söylediği çok şeyler olmaya başladı. Benim aylığım ikiyüzelli liraydı. Benden üç ay önce işe başlamış olan Kerim’in aylığı da benimki kadardı. O konuşmadan bir hafta sonra, Kerim’in aylığı birden üçyüz lira oldu. İki, üç yıldır çalışıp da hala yüzelli lira alanlar mırıldanmaya başladılar. Onlar mırıldana dursun, Kerim’in aylığı dörtyüz oldu. Şefimiz Şevki de dörtyüz alıyordu.

Derken, Kerim beşyüz lirayla başımıza şef, Şevki de onun muavini oldu. Kerim, işe bile, haftada ya iki, ya bir gün uğruyordu.

Aradan çok geçmedi. Kerim’i yediyüz elli lirayla başka bir servise aldılar.

Aylığı yükseldikçe, Kerimde aramızdaki mesafe de açılıyordu. Ona, eski arkadaşları Kerim Bey, diyorlardı. Hele, bizim servis şefi Şevki, eskiden yanında çalışan Kerim’i görür görmez önünü ilikliyor, onunla: “Beyefendiciğim, zatıaliniz” diye konuşuyordu.

Bir de duyduk, Kerim, Cazim Bey’le Avrupa gezisine çıkmış. Geziden dönüşte, Kerim’in aylığı duyduğumuza göre ikibin lira olmuştu. Ama ikibinde de kalmadı. Son duyduğum beşbin liraydı. Yaptığı işi pek bilen yoktu... Cazim Bey'in sekreteri, muavini, vekili deniyordu. Cazim Bey olmadığı zamanlar işleri hep Kerim görürdü. Sonraları iş değişti. Kerim olmadığı zamanlar, onun işlerini Cazim Bey görmeye başladı.

Bu Kerim, çalışkan değil, becerildi değil, bilgili değil, bu adamın ne hüneri var, kimse anlamıyordu. Ama ben, batı dalkavukluğuyla böyle yükseldiğini anlıyordum. Bu batılı dalkavukluk nasıl iş, onu bilmiyordum. Sonunda bunu da öğrendim.

Cazim Bey'in beşaltı müessesesi vardı. Bizim çalıştığımız, onun en eski işiydi. Müessesede çalışan herkese müessesenin kuruluşunun yirminci yıl dönümünün kutlanacağı bildirildi. Birer aylık ikramiye aldık. O gece, büyük otellerden birinin lokantasında, seksen kişilik bir de ziyafet verildi.

Batı dalkavukluğunu, Kerim’in başarısının sırrını ben işte o ziyafette öğrendim. Ziyafet masasının bir başında Cazim Bey, yanında da Kerim oturuyordu. Ben Kerim’in üç kişi daha solundaydım. Çok merak ettiğim için Kerim’in her sözüne kulak veriyor, onun her davranışını inceliyordum. Cazim Bey tam eline bir kadeh alıp, şerefe kadeh kaldıracağı sırada, Kerim, onun elini tuttu:

- Olmaz! dedi, biliyorsunuz, dokunuyor size...

Cazim Bey,

- Ne olur, bir kadehçik... dedi.

Kerim sertti:

- Olmaz deyince olmaz... Siz bilirsiniz, isterseniz için... Ama sonra ben karışmam. Biliyorsunuz, kalbinize dokunuyor!

Cazim Bey, şerefe kaldırdığı kadehi yerine koydu, sandalyesine oturdu.

Bir ara Cazim Bey,

- Hava sıcak, şu pencereyi açalım! demesiyle garsonlardan önce bizim şark dalkavuğu Şevki’nin masadan fırlaması bir oldu.

Bir yandan,

- Emredersiniz efendimiz! diye bağırıyor, bir yandan pencereye doğru seğirtiyordu.

Kerim’in sert sesi duyuldu.

- Bırak! Pencereyi açmayın!

Sonra Cazim Bey'e döndü:

- Yahu, ne yapıyorsunuz? Çocuk gibisiniz vallahi... Terlediniz canım... Şimdi pencere açılırsa ne olur?

Cazim Bey,

- Vallahi terlemedim... dedi.

- Nasıl terlemediniz. Terleyip terlemediğinizi ben bilmez miyim canım...

Cazim Bey, bardağına su koyuyordu. Kerim,

- AaaaaL. diye bağırdı. Siz ne yapıyorsunuz Allah aşkına çıldırdınız mı yoksa?

Cazim Bey,

- Hiç! dedi. Bardağa su koyuyorum...

Kerim başını sağa sola salladı:

- Allah Allah... Olur şey değilsiniz vallahi... Ben size su içiriyor muyum? Madem susadınız, bana neye sormuyorsunuz? Garson! Çabuk bir şişe soda getir!..

Cazim Bey ne yapmak istese, Kerim bırakmıyordu. O da, Kerim ne dese, kuzu gibi boyun eğiyor, ara sıra şımarık çocuklar gibi Kerim’e nazlanıyordu:

- Müsaade et, bir kadeh içeyim, ne olur...

- Olmaz, olmaz dedik ya canım... Hiç sağlığınızı düşündüğünüz yok...

Az önce yaptığının tersini yapmaktan da hiç çekinmiyordu. Demin pencereyi açtıtmayan Kerim, asıl şimdi herkes terlediği halde, Cazim Bey’e,

- Sıcak, değil mi? Sıkıldın... dedi.

Cazim Bey,

- Yooo... Sıkılmadım! dedi.

- Sıkıldın, sıkıldın... Ben bilirim. Açsınlar şu pencereyi.

Bizim şark dalkavuğu Şevki, çatalı bıçağı elinden attığı gibi fırladı,

- Emredersiniz efendim! diyerek, pencereyi açmaya koştu

Cazim Bey,

- Yahu, kaç defa söyledim!.. Ben dalkavukluktan hoşlanmam diye!... Bırakın efendim, pencereyi garson açar. Size ne?

Şevki,

- Başüstüne, emredersiniz. Oturayım efendim. Hiddet buyurmayın! dedi.

Cazım Bey,

- Bir cigara içebilir miyim? diye Kerim’e sordu.

Kerim,

Ama bir tane, dedi. Bir tane, daha içmek isterseniz, bırakmam... Bugün dördüncü cigara oldu.

Gözüm, kulağım onlardaydı. Bir ara,

- Yahu, ben size bu spor kahverengileri ziyafete giderken giymeyin diye kaç defa söyledim... dedi. İllallah... Dilimde tüy bitti. Çok zevksizsiniz... Bir dakika yanınızdan ayrılsam, ille de bir münasebetsizlik yaparsınız.

Cazim Bey’e baktım. Koca milyoner, şımarık bir çocuk olmuş:

- Aman, unuttum işte...

Kerim, masadakilere,

- Vallahi çocuk gibi bir adamdır! dedi. Bilemezsiniz.

Şark dalkavuğu Şevki atıldı:

- Aman efendim, estağfurullah!

Cazim Bey onu,

- Sus, sen sus! diye payladı. Ne dalkavuk adam yarabbi. Çocuk gibiyimdir ya... Elbette çocuk gibiyim... Kerim Bey olmasaydı, kaç defa hastalanıp ölmüştüm...

Kerim, kol saatine baktı,

- Haydi bakalım! dedi. Senin yatma zamanın geldi. Hadi kalk...

Cazim Bey,

- Biraz daha oturalım! diye boynunu büktü.

- Olmaaaaz... Saat dokuzbuçuk... Eve gidene kadar on. Geç bile kaldık... On dedi mi, yatakta olmalısınız. Hadi bakalım!

Kalkarken Kerim elini kadehe attı. Hemen eline yapıştım:

- Ne yapıyorsunuz siz Allahaşkınıza... Deminden beri bakıyorum, beş kadeh oldu. Siz hiç sıhhatinizi düşünmez misiniz!

Çekin elinizi!

Bir iyice payladım. Kerim,

- Ne olur, şunu da içeyim! diye yalvardı.

- Bu seferlik neyse, ama bir daha görmeyeyim.

Elini omzuma koydu, beni bir kenara çekti:

- Aferin! dedi. Doğulu dalkavuklukla, batılı dalkavukluğun farkını hemen kavradın... Daha bizim batıdan alacağımız ne kadar ders var. Biz daha dalkavukluk etmesini bile bilmiyoruz. Sen kaç lira aylık alıyorsun?

- İkiyüz elli...

- Beşyüz yaptım. Yarın, Şevki’nin yerine sen şef olacaksın, o da senin muavinin...

Şevki koşup kapıya gelmiş. Cazim Bey’i etekliyordu:

- Allah ömürler versin beyefendiciğim... Sağ olunuz, var olunuz. Bu akşamki ziyafette bizleri bahtiyar ettiniz.

- Çekil ordan dalkavuk!... diye bağırdım. Dalkavukluğu da rezil ettin, çekil!... Yıkıl, gözüm görmesin.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült