Hikaye

 

 

Çalmayan Hırsız

Muzaffer İzgü


İlk kez arkadaşım söylemişti ve şaşırmıştım. İş yerimden çıktıktan sonra yolda arkadaşıma rastlamıştım. Hoş beş'ten sonra, bir birahaneye oturmuş, içmiştik. Hesap gelince de:

— Bırak ben ödeyeyim, demiştim.

O da bana

— Elbette sen ödeyeceksin, demişti.

Sonra göz kırparak elimi tutmuş

— Allahını seversen günde ne kadar çalıyorsun? demişti.

Şaşırmıştım ki nasıl şaşıca, bakmış kalmıştım arkadaşımın yüzüne.

— Yahu Kadir, ne çalması kardeşim be?

Kadir, «Aman sen de» der gibi bir elini havada gezdirdikten sonra:

— Canım bilmiyoruz sanma, demişti. Çalıştığın yer çalınmağa tam elverişli bir yer. Hem inkar etmene gerek yok, bu zamanda kim çalmıyor ki, yeter ki olanak çıksın...

Önce pancar gibi olmuştum, sonra mosmor olmuştum, patlıcan gibi. Ama arkadaşım yüzümün rengini kızmama değil de alerjiye verdi.

— Galiba sende alerji var, dedi.

— Yok, dedim, böyle saçma sapan sözlere alerjim var.

Kalkmıştık, omzumdan yakalamıştı

— Amma da üstüne vardın ha, demişti. Canım bal tutan parmağını yala demişler, elbette çalacaksın!

İnanın bir kuruş bile çalmıyordum. Bu yüzden, o günden sonra bu arkadaşımla ilişkimi tümüyle kestim. Ne demek yani, adam bizi göz göre göre hırsız yapıyordu.

Aradan çok geçmedi, bu kez aynı iş yerinde çalışan başka bir arkadaşım koluma girerek

— Aklını başına toplarsan değil daire, apartman sahibi bile olursun, dedi. Senden önce o görevde bulunan arkadaş tutumlu olmadığı için ancak iki daire sahibi olabildi. Ama görüyorum ki sen çok tutumlusun. Bu gidişle iyi bir apartmanı kökünden satın alabilirsin.

Yüzüne aptal aptal baktım

— Sen ne diyorsun arkadaş! dedim.

— Canım gayet normal, dedi. Elbette çalıyorsundur.

Zor tuttum kendimi boğazına sarılmamak için. Bağırmışım

— Defol ulan yanımdan! diye.

Ne dese beğenirsiniz yüzüme karşı, hem de sırıtarak:

— Zaten tüm çalanlar senin gibi, yo çalmadım, çalmıyorum, derler ve böyle bağırırlar, çok normaldir bağırman, demesin mi?

Ölür müsün, öldürür müsün?

Eh, demiyorlar arkadaşlar bana bir şey ama, bakışlarından anlıyorum. Hatta yanlarına vardığım zaman şakamsı sözlerinden...

— Ooo buyur bakalım milyoner kardeş, diyorlar.

— Yahu ne milyoneri? diyorum.

— Milyarder olursun ilerde, diyorlar. Yalnız aklın varsa paranı taşınmaz mala yatır.

— Yahu kardeşim nerde bizde daireye, arsaya yatıracak para?

— A aa gerçekten çalmıyor musun?

— Yapmayın be kardeşim, ayıptır!

— A ayıp vallahi çalmıyorsan.

— Onurum üzerine söylüyorum ki...

— İnandıramazsın inandıramazsın!..

Çalıştığım yerde, kim para konusunda sıkışmışsa, benim yanıma koşuyordu:

— Şurdan iki bin lira ver hele!

— Bende iki bin ne arar yahu, hem de ay sonunda?

— Eh gördük amma senin gibisini görmedik, cebinde demet demet binliklerin olsun da...

Deli edecekleri vallahi beni. Hele o kırıtkan ve sırıtkan aynı zamanda hem cilveli, hem de işveli Serpil hanıma ne demeli? Aldı benden iki bin lira borç, yattı üstüne. Her isteyişimde de:

— A aa senin için iki binin sözü mü olur? diyordu.

— Ne demek benim için iki binin sözü mü olur, o benim haftalık mutfak masrafım Serpil hanım.

Serpil hanım, o insanın içini gıcıklayan kahkahasıyla kıkırdayıveriyor, kulağıma fısıltıyla:

— Bir iki bin daha harca benim için, istediğin yere gelirim, diyor.

Vay vay vay! Vazgeçtik iki binden, çünkü böyle demese başka türlü diyor, sinirimden hop oturtuyor, hop kaldırıyor:

— Senin bulunduğun yere geçmek için tüm arkadaşlar ücret almadan da bu işi yapmağa razılar.. Doğru söyle ne kadar çalıyorsun, kulağıma fısıldayıver canım, benden söz çıkmaz.

— E vallahi bağırım seni Serpil hanım!

Kadın değil maşallah ütü bezi:

— Tosla iki bin daha, boğuver! diyor.

Çok geçmedi aradan, karım nereden haber almışsa almış, bir akşam:

— Maşallah duyduğuma göre bir elin yağda bir elin baldaymış, dedi.

— Anlamadım karıcığım, dedim.

— Anlarsın anlarsın, dedi. Sanki ben farkında değil miyim, eskiden açık şarap içerdin, şimdi şişe şarabı alıyorsun.

— Yahu biliyorsun o şaraplar çok kötü, mideme dokunuyordu, hem haftada bir şarap içtiğimi çok mü görüyorsun?

Başlamasın mı ağlamağa,

— Ben senin karın değil miyim, ben senin kahrım çekmiyor muyum, aşım kim pişiriyor, üstünü başını kim yıkıp yunuyor, sonra şey de şey... Çaldıklarından bana vermeyeceksin de o şırfıntı Serpil karısına mı vereceksin? derneğe...

Allah Allah!.. Gel de çıldırma!

— Yahu ne çalması, kim söyledi sana?

— Arkadaşlarının karıları söylediler. Sen kimseleri bilmiyor san, ama herkes çaldığını biliyor. Zaten oraya oturan mutlaka çalarmış, çalmasına da gerek yokmuş, çalar gibi yapsa yetermiş, para oluk gibi akarmış. Demek çalıp çalıp da şıllık karılarla yiyorsun ha?

Tuttum karımın yakasından:

— Bana bak, dedim, ben namusluyum anladın mı namusluyum, bir kuruş bile çalmıyorum. Sana bunları kim söylemişse yalan söylemiş.

Ağıta devam:

— Hıh yalan söylemiş... Sen de insan değil misin ki? Ne farkın var ötekilerden, niye çalmayasın ha niye çalmayasın? Buz gibi çalıyorsun işte ama bana koklatmamak için çalmıyorum, diyorsun.

O günden sonra ev zindan oldu bana. Kapıdan girer girmez karım üzerime kurbağa gibi atlıyor, ceplerime saldırıyordu, para bulamayınca da, tırmalar gibi:

— Kimlerle yedin onca parayı ha, kimlerle? Diye bağırıyordu.

— Yahu çalmıyorum, her şeyim üzerine yemin ederim ki çalmıyorum.

— Sen onu benim külahıma anlat, bakkal Mustafa bile biliyor çaldığını.

Bağırmışım:

— Manav, kasap, manifaturacı da biliyorlar mı bari?

— Elbette biliyorlar. Geçenlerde köşe başındaki giysiciye uğradığımda giysilere bakıyordum, adam ne dedi biliyor musun, siz giymeyeceksiniz de kim giyecek Zerin hanım, dedi... Siz alın gidin, sonra verirsiniz, dedi. Ayol çok pahalı, bizde para ne arar, dedim de ne dese beğenirsin, aman siz de böyle söylerseniz, kocanızın maşallahı var, dedi, yaaa.

— Ben şimdi o hazır giysicinin yanına gider…

Sözümün sonunu getiremedim. Ne yapabilirdim ki hazır giysiciye, hiçbir şey...

Akrabanın biri gelip biri gidiyor... Düğün yapacaklar benim yanımda soluğu alıyorlar, sünnet yapacaklar benim yanımda soluğu alıyorlar, araba taksitini ödemeyen benim yanımda...

— Dayı ver hele!

— Amca ver hele!

— Amman enişte sen bilin hele!

— Yahu siz beni ne sanıyorsunuz? dedim mi de:

— Aa aa çalmıyor musun? diyorlardı.

Üstüne üstlük, bir de babamdan mektup almayayım mı,

— Oğlum duydum ki, Allah daha iyi etsin, gelirin çok artmış, artık bundan sonra bana gönderdiğin paraya da biraz zam yap, biliyorsun her şey ateş pahası, ha göreyim seni oğlum, kızın kocasından hayır yok, ne varsa sende var, elin altın kesiyormuş, enişten öyle diyor, oh oh daha ala olsun, daha ala olsun. Göreyim seni oğlum...

Gör bakalım beni baba!..

Karım

— Çalıyorsun!

Arkadaşlarım

— Çalıyorsun!

Babam

— Çalıyorsun!

Dost, tanıdık:

— Çalıyorsun!..

Çalarım ben ulan, vallaha billaha çalarım, çalanın da ötesine bile geçerim.

Evet çalıyorum... Oh şimdi çalıyorum. İçim bumbuz rahat. Artık kimsenin bakışı ters gelmiyor bana, kimsenin sözünden alınmıyorum. Karım bin mi istedi, al iki bin, al üç bin, diyorum.

Serpil şıllığım da metres mi etsem ne yapsam bilmem ki.


 

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült