Hikaye

 

 

Büyük Burunlar

Şakir Balkı


Hey gidi heey, kim derdi ki benim gibi kalın kafalının teki bir gün gelip de bilim adamı olacaktı?. Son yılarda kitaplıklarda yatıp kalkıyordum, kitaplarla al takke ver külah gidiyordum. Kitaplar benim en candan arkadaşım, kitaplıklar da evim ve barkım olup çıkmıştı. Burun ve burunlar üstüne ahkam doğramak kolay mıydı ki, hele benim gibi bidon kafalının biri için?

Yüksek sosyetemiz bir «Burun» sorunu içine yuvarlanmamış olsaydı, ben bu dalgaya bu denli sarılmazdım! Sosyete hanımları burunlarını ve başkaca yerlerini törpületmeye kalkışmaları, hiç kuşkusuz önemli bir olaydı bu. Benim için değil tabii, vatan millet için. Karıları burunlarını kalafattan geçirince, bu sefer kocaları da rahat durmaz oldular, onlar da burunlarını patlıcan burunlu yapmanın yollarını aramaya koyuldular... Ülkemizde çok şükür, burun konusunda bir kıpırdama olunca, ben de çuval ağzı açacağıma, «Burunların Kökenine Büyük Burunların Atmolojisine» yöneldim. inceleme, araştırma, taraştırma, notlar ve katlar derken, ben paçalarımı sıvadım:

«Dünyanın en büyük burnunu bulun bakalım?.. Buldum, Umutburnu!.. Bu burunu Portekizli Kaptan Bertelome Diaz bulmuştur... Sarayburnunu?.. Onu da buldum, Bizans imparatoru Jüstin bulmuştur.. Kalayburnu, onu da Kalaycı Süleman El Aman pırlamıştır...»

Kitaplıkları ben açıp, akşama doğru ben kapatıyordum. Ben böyle kitaplıklara girip çıktıkça, beni Kitaplıklar ve Kitaplar Genel Müdürü sanmaya başladılar! Oysa ben

Büyük burunlarla uğraşıyordum. Çünkü burun konusu sosyetemizi son derece bunaltmıştı!... Küçük burunlu hanımlar büyük burunlu erkekleri tercih ediyorlardı.

Kitaplıkta harıl harıl çalışıyordum, solumda biri bitti. Yazdıklarıma bakıyordum.. Tam uyuz oluyordum, ben adamın burnunu görünce, hiç ses etmedim, adam da bir burun vardı, yeni model petrol tankerleri gibiydi. «Eh» dedim içimden, «bu adamı bana Tanrı gönderdi.. Adamın o iri burnuna baka baka bu araştırma mı bitirmeliyim...»

Güleç bir yüzle:

— Sen, dedim, kıral olmak ister misin?..

O da güldü:

— Ne kıral?.. dedi.

— Sosyete kıralı!..

Adam kalender adammış, başını iki yana sallayarak yürüdü. Ben yine bilim dünyasına doldım:

«Eski çağlarda Patagonya'da, Saksonya'da, Makedonya'da Burun ve Burunlar konusunda çok derin çalışmalar yapıldı...»

«Kutsal kitaplar bu konuyu es geçmişlerdir. Havva Ana'mız, Adem Baba'mızın neresine tav oldu?.. Önüne, arkasına, gözlerine, kaşına ve başına mı? Hayır, bin kez hayır! Bir bilim adamı olarak çok kesin ve haşin olarak söylüyorum ki, Havva Adem'in burnuna tav oldu. Gerisi palavra!.. Ve o gün bu gün büyük burunlarda keramet arandı!..»

Burada bilim konuşuyor, boru değil.

«Carice Katerina, büyük burunlulardan hoşlanırdı. Tüm Saray Muhafızlarının burunları iki metreydi. Baltacı Mehmet Paşa, Prut Savaşı konusunda niçin yan bastı, hep burnunun iriliği yüzünden (Tarihi Alai Osmani, s. 765).»

«Efendim, Padişah 2. Abdülhamit döneminde üç sözcük yasak idi. Bu sözcükler şunlardı: Murad, Yıldız, Burun... Onun döneminde Sarayburnu'nda sandal alabora olmuştu. Temkinli Başyazar Ahmet Mithat Efendi: «Sarayburnu'nda büyük bir facia» diye yazacağına, işin içinde burun olunca «Saray çıkıntısında büyük bir facia...» diye yazmıştı. Ne kesiyordum? Sultan Hamit'in burnuna söz yoktu. O dönemlerde «Burun» dendi mi, hemen akla Padişah geliyordu! Babasını bile sallamayan Lastik Sait'in kafası atınca o biçim bir Başyazı döktürmüştü: «Nedir efendim bu edebiyatı laklakiye?. Bir «Burun» kuruttu mülkü Alisini..» Sözü edilen bu Başyazının başlığı da «Çektiklerimiz»di. Bu başyazı gazetede çıkınca, ertesi günü bomba gibi bir fetva zuhur etti:

«Bir erbabı kalem burun ile olay ettiğinden Allah'ın işine karışmış olup, mezkur ademin yekûn on sene Fizan'a sürgün edile bilittifak karar verile...»

İmza: Şeyhülislam Rıza.»

Benim böyle şallak mullak yazdığımı gören bir palamut burunlu:

— Kolay gelsin, dedi, ne yapıyorsun sen böyle?..

— Hiç, dedim, Burunoloji üstüne tıraşlamalar yapıyorum.

— Sen berber misin?..

— Hayır. bilim adamıyım!..

Çalışmaktan her yanım, Kasımpaşa dolmuşları gibi' dökülüyordu. Adamı savdım başımdan. «Sözler ve özler yumurtluyordum: «Burnu çabuk büyüdü, burnun dikine gider, burnu yere düşse eğilip almaz, dik burun, gönye burun, bodoz burun, düz burun, yayık burun, kanca burun. kalkık burun, basık burun, armut burun, havuç burun, palamut burun, sivri bulun, eğri burun, yamuk burun, ezik burun, diküçgen burun... Boksör burnu, boz burun...

Biri yanıma sokuldu: «Sen necisin?» dedi, «ne iş yaparsın?..» Güldüm: «Burun uzmanıyım» dedim, burun!..

Çepil yüzlü adam: «Dışarıdaki deliler» diye güldü: «içeridekileri geçti. Şu dalgaya bakın, adamın işi yok da burun uzmanlığı yapıyor.»

Burnumun üzerine bir yumruk yiyince ayıldım. bilim adamı ha?..

 

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült