Hikaye

 

 

Biz De İnsanız Be!

Rıfat Ilgaz


İstanbul Radyosu’nun en doğruya yakın haberi hava raporudur. Gene dediği çıkmış, bir haftalık soğuk dalgasından sonra Taşkonak Mahallesi güneşe kavuşmuştu.

Taşdirek Sokağı’ndaki Turşucu Apartmanı’nın orta katında oturanlar kaç gündür bu puslu, soğuk havadan bunalmışlardı. Hasene Hanım gelini Zekiye’ye:

“Kız!” dedi. “Açsana şu camları! Şakır şakır güneş var dışarda! ”

“Senin güneş neyine? Dolmanı sarmaya bak!” “Evvela şu perdeleri kaldır da gözümüz gönlümüz açılsın! ”

Hasene Hanım bu işi gelinine bırakmazdı ya, salamura yaprağa yalancı dolma sarıyordu.

Zekiye önce helaya girdi, sonra saçını başını taradı. Yanaklarını hafiften kızarttı dışarda. Sırtındaki sabahlığı da astı çiviye, odaya öyle girdi. Kaynanasına:

“Pencereleri mi aç diyorsun? Dur açayım. Dondum dersen, kalkar kendin kapatırsın! ”

Önce perdeyi kaldırdı. Ferit camın önünde oturuyor, bitişikteki Zehra’yla dalgasını geçiyordu. Zekiye kızmıştı bu işe. Sıçan gibi kızdı şu Zehra, yüzüne bakılacak tarafı mı vardı? Ne midesiz oluyordu şu erkekler.

“Kız!” diye çıkıştı Hasene Hanım. “Kakıldın kaldın cam önünde. Hangi iri, uğursuzu gördün gene sokakta?” Tam dalına basmak için:

“Oğlunu!” dedi.

“Beğenemedin mi oğlumu? Dairesine günde dokuz sefer girer çıkardın o zamanlar?”

“Ne bileyim, bir adam sanmıştım, kılkuyruğun biriymiş meğer!”

Hırsından Hasene Hanım’ın elindeki asma yaprağı titremeye başlamıştı:

“Dilenciye hıyar vermişler de eğridir diye beğenmemiş. Bak şu haspaya! Cayır cayır onu yaktığı yetmiyormuş gibi, neler de söylüyor yüzlü yüzlü!”

“Onu ben mi yaktım, o kendi kendini mi yaktı, gösterecek müfettişler. Şu pul dalaveresinden bakalım nasıl kurtaracak kuyruğunu. İşinden attılar mı, beni koydunsa bul!”

“Bilsem yakasını bırakacağını, gider yalvarırdım müfettişlere... işten attırmak için!”

“O zaman zor otururdun altı yüz liralık apartımanda.”

“Sizin gibilerin hakkından genç müfettişler gelir! Hadi, şimdi söyletme beni!”

Zekiye hırsından bütün camları açmış, perdeleri fora etmişti. Bağıra bağıra söyleniyordu üstelik:

“Daha geçen gün aldınız Bahçelievler’den arsayı. Kocandan kalan parayla mı aldın!”

“Ne sandındı? Senin gibi köksüz değilim ben. Babamdan da kaldı, kocamdan da...”

“Reşat altınları da mı kocandan kaldı? Şu sandığına kitlediğin altınlar!”

“Sus! Duyarlar da sahi sanırlar! Çekil pencerenin önünden! Utanmaz, arlanmaz, bangır bangır bağır da bütün Taşkonak Mahallesi duysun! Kapat şu pencereleri diyorum sana!”

“Kapatmayacağım! Benim çekindiğim bir şey yok! Yarası olan gocunur!”

Yatağının üstündeki battaniyeyi kapmış, silkiyordu. Battaniyenin uçları alt kattakilerin açık camlarına kadar inmişti. Leman Düzelli kızmış bağırıyordu aşağıdan:

“Heyyy!”

Zekiye duymuştu ya, hiç oralı olmuyordu. Leman daha yüksekten seslendi:

“Heyyy! Sana söylüyorum, çek şu pis battaniyeyi!” “Pis ha! Halt etmişsin sen!”

“Çek diyorum sana!”

“Rahatsız oluyorsan kapat camlarını!”

“Çekecek misin, çekmeyecek misin!”

“Ne yapacaksın çekmezsem! Karakola mı gideceksin, yeşillilere mi? Yoksa valiye mi?”

Hasene Hanım dayanamadı. Fırladı yerinden: “Cehenneme kadar yolun var! Senin gideceğin vali çoktan yerini buldu. Bu valiye gidersen hava alırsın sen! Yere tükür yüz elli lira, pencereden mendil silk yüz elli lira... Nerde bu bolluk? Demokrasi var memlekette. Battaniye de silkerim, toz bezi de... Silkecek battaniyen varsa, hiç durma... Sen de silk!”

Leman deliye dönmüştü.

“Yukarı çıkar ağzını faraşa çeviririm senin. Gelinin eteğinden çekip paylayacak yerde bir de arka çıkıyor. Sen sonradan görmelerde aile terbiyesi mi arıyorsun?

Çingene evinde musandıra! Bir polis çağırayım da karakoldan!”

“Ne? Polis mi çağıracaksın? Sen çağırsan çağırsan zerzevatçıları çağırırsın sokaktan. Hadee! Söyletme beni!”

Zekiye boyuna silkiyordu battaniyeyi. Her silkişinde, un çuvalı gibi tozuyor, tozların birazı da dolmaların üstüne sıvanıyordu. Ama bunun farkında olan kimdi? Leman başa çıkamayacağını anlayınca:

“Biz de insanız be!” diye bağırdı. “Alt katta oturmaynan insanlıktan çıkmadık ya... Bizim de temiz havaya ihtiyacımız var!”

Sonra teker teker kapattı pencereleri. Hasene Hanım:

“Ne insanlar var be! ” dedi gelinine. “Altı yüz liradan kirasını ver. Bir de mendil bile silkeleme penceresinden. Aferin Zekiye, verdin ağzının payını!”

Ferit pijamasını çıkarmış, don gömlek jimnastik yapıyordu. Zekiye dirseklerini dayamıştı camın önüne. Bu yay gibi çevik vücudu seyrediyordu.

Az sonra üst kattan bir divan örtüsü sarktı başına. Temizlik sırası üst kattakilere gelmişti. Zekiye önce pek aldırmadı. Tozlar tepesine yağmaya başlayınca:

“Yavaş ol Raziye!” dedi. “İnsan var aşağıda!”

Divan örtüsü çekilmiş, yerine bir velense sarkmıştı:

“Hey!” dedi. “Sana söylüyorum. Çek şu pis örtülerini!”

Raziye kızmıştı:

“Pis mi?” dedi. “Senin iç çamaşırın değil bunlar. Benim kendi yatağımın örtüleri!”

“Çek diyorum sana!”

“Çekmezsem!”

Hasene Hanım da kızmıştı bu açıktan açığa terbiyesizliğe:

“Kız Raziye!” dedi. “Ağzımı açtırma benim. Orta katta oturduysak insanlıktan da çıkmadık ya. Sen örtülerini silkeceksin diye biz havamızdan, güneşimizden mi olacağız? Biz de insanız be!”


 

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült