Hikaye

 

 

Bir Üstadın Doğuşu

Andre Maurois


Ressam Pierre Douche, eczacı çömleğindeki çiçeklerle tabakta patlıcanlan tasvir eden bir natürmorttu bitirmek üzereyken romancı PaulEmile Glaise atölyeye girdi. Glaise, çalışan dostunu bir iki dakika seyrettikten sonra kesip attı:

«Olmadı.»

Öteki, şaşırarak başım kaldırdı ve bir patlıcanın parlatılmasını yarı bıraktı.

Glaise sesini yükselterek :

«Olmadı» dedi, «Olmadı, hiç bir zaman bir iş beceremeyeceksin. Mesleğinin ehlisin, yeteneklisin, dürüstsün, ama resmin yavan, cancağızım. Göze çarpmıyor, haykırmıyor. Beş bin tabloluk bir salonda, uykulu ziyaretçiyi seninkiler önünde durduracak hiç bir şey yok... Yok, Pierre Douche, hiçbir zaman başarılı olamayacaksın. Yazık doğrusu.»

Saf Douche içini çekti :

«Niçin? Ne görüyorsam onu yapıyorum. Daha fazlasını da istediğim yok.»

«İstemelisin, dostum; bir karın, üç çocuğun var. Sütün litresi on sekiz kuruş, yumurtanın tanesi bir frank. Alıcıların sayısından fazla tablo ve anlayandan çok ahmak var. Peki, tanınmayanlar kalabalığından sıyrılmanın çaresi ne, Pierre Douche?»

«Çalışmak mı?»

«Şakayı bırak. Tek çaresi ahmakları uyandırmak, heybetli işler becermektir. Kuzey kutbunda resim yapacağını ilan et. Mısır kralı kıyafetinde dolaş. Bir okul kur. Sözlerine dinamik çıkarımlar gibi. bilgince sözcükler kat, beyannameler kaleme al. Hareketi ya da sessizliği, akı ya da karayı, daireyi veya dört köşeyi inkar et. Kırmızı ile sarıdan başka renk kabul etmeyen neohomerik resmi, silindir biçimi, sekiz yüzeyli, dört boyutlu resmi icat et...»

O sırada acayip ve tatlı bir koku, Madam Kosnevska'nın geldiğini haber verdi. Bu Pierre Douche'un zarifliğine hayran olduğu güzel bir Polonyalı kadındı. Üç yaşında çocukların şaheserlerini büyük masraflarla basan pahalı dergilere abone olan kadın, orada Douche'nin adı geçmediği için onun sanatını küçümsüyordu. Bir sedire usanarak başlamış resme baktı, sarı saçlarını salladı; ve düş kırıklığına uğramışçasına biraz gülümsedi. Baygın ve edalı sesiyle :

«Dün zenci sanatının parlak dönemine ilişkin bir sergiye gittim. Ah! O ne incelik, o ne ustalık, ne güç o!»

Ressam ona göstermek üzere beğendiği bir portreyi çevirdi.

Kadın dudaklarının ucu ile bir «Hoş» dedi ve baygın, edalı, kokulu, çıkıp gitti.

Pierre Douche paletini bir köşeye attı ve kendini sedire bıraktı, «Sigorta müfettişi, banka memura, polis olacağım. Ressamlık mesleklerin en aşağılığı Sersemlerin sağladığı basarı sahtekarlara kısmet oluyor. Eleştirmenler ustalara değer vererek yerde, barbarları teşvik ediyorlar. Bıktım artık, vazgeçiyorum» dedi.

PaulEmile bu sözleri dinledikten sonra bir sigara yaktı ve uzun boylu düşündü.

«Snoblarla sahte sanatçılara hakkettikleri dersi vermek ister misin? Büyük bir ciddilikle, sır verircesine; Kosnevska ile daha bazı sanatseverlere on yıldan beri yeni bir tarz hazırladığını haber verebiliyor musun?»

Saf Douche şaşkınlıkla :

«Ben mi?» dedi.

«Dinle... Senin düşünsel çözümsel okulunu kurduğunu iki esaslı makale ile dünyaya iln edeceğim. Sana gelinceye kadar, portreciler, cahillik yüzünden, insanın yüzünü incelerlerdi. Ne saçma şey! İnsanın asıl kimliği bizde uyandırdığı düşüncelerdir. örneğin, bir albayın portresi mavi ve yaldız zemin üzerine beş kocaman şerit, bir köşede bir at, öbür köşede nişanlar. Bir sanayicinin portresi bir fabrika bacası, bir masa üzerinde kapalı bir yumruktur. Pierre Douche dünyaya nasıl bir yenilik getirdiğini anlıyor musun, bana bir ay içinde düşünsel çözümsel yirmi portre hazırlayabilir misin?»

Ressam acı acı gülümsedi :

«Bir saatte» dedi, «işin hazin tarafı şu ki, bu iş başaya erişebilir Glaise»

«Deneyelim.»

«Ama atıp tutmasını beceremem.»

«O halde, dostum, biri senden açıklama istedi mi, bir süre susar, sonra karşındakinin yüzüne piponun dumanını salıvererek «Siz hiç nehir gördünüz mü?» dersin...»

«Peki, ne demek bu?»

«Hiç, onun için pek güzel bulacaklar, seni keşfedip iyice açıklasınlar, pohpohlasınlar, sonra işin içyüzünü anlatarak hallerine güleriz.»

*

İki ay sonra, Douche sergisinin hazırlıkları bir zafer havası içinde hazırlanıyordu. Güzel madam Kosnevska, baygın, edalı, kokulu, yeni büyük adamının yanından ayrılmıyordu.

Durmadan :

«Ah! O ne incelik, o ne ustalık, ne güç o? Ne zeka! Ne yenilik! Bu şaşırtıcı bireşimleri nasıl başardınız, dostum?»

Ressam biraz durdu, piposunun dumanını salıverdi ve, «Hanımefendiciğim» dedi, «Siz hiç nehir gördünüz mü?» dedi.

Heyecanlanan güzel Polonyalı kadının dudakları baygın ve edalı mutluluklar vaat etti.

Tavşan yakalı pardösüsü ile genç ve parlak eleştirmen LevyCoeur bir topluluğun ortasında tartışıyordu: «Çok güçlü» diyordu. «Çok güçlü!» «Ben kendi hesabıma, modele bakarak resim yapmaktan daha aşağılık bir şey olamayacağım her zaman tekrarlayıp dururum. Peki ama, Douche, söylevin bakalım, bu düşünce nereden geldi aklınıza. Benim yazılarımdan mı?»

Pierre Douche uzun bir süre durdu, adamın burnuna büyük bir duman bulutu salıverdi, sonra: «Siz hiç nehir gördünüz mü, beyim?» dedi.

Öteki :

«Pek güzel!» diye doğruladı, «Pek güzel!»

O sırada ünlü tablo tüccarı, atölyeyi devrettikten sonra ressamı kolundan tutup bir kenara çekti :

«Douche, dostum» dedi, «Yaman adamsınız Bunları sürebiliriz. Yaptıklarınızı bana ayırın. Size haber vereceğim güne kadar tarzınızı değiştirmeyin, sizden yılda elli tablo alırım... Oldu mu?»

Douche karşılık vermeden esrarlı bir tavırla piposunu tüttürdü.

Yavaş yavaş atölye boşaldı. PaulEmile Glaise gidip son ziyaretçinin ardından kapıyı kapadı. Merdivenlerde takdir mırıltılarının uzaklaştığı duyuldu. Sonra ressamla yalnız kalınca, romancı ellerini neşeyle ceplerine soktu ve müthiş bir kahkaha attı. Douche şaşkınlıkla ona baktı.

«E, söyle bakalım, dostum» dedi, «Nasıl, herifleri kafese koyduk mu? Tavşan yakalı küçüğün dediklerini duydun mu? Ya güzel Polonyalı kadının. Ya durmadan «Ne yeni, ne yeni!» diye tekrarlayan üç genç kızın sözlerini? Ah! Pierre Douche, insanların ahmaklığına son' olmadığını bilirdim ama, bu defaki umutlarımı da aştı.»

Bir gülme krizine tutulmuştu. Ressam kaşlarım çattı( öteki katıla katıla gülerken birdenbire :

«Budala!» dedi.

Romancı şaşırdı :

«Budala mı? Bu kadar büyük bir işi becerdikten sonra hal bana...»

Ressam yirmi çözümsel portreyi gözleriyle şöyle bir süzdü ve inancın verdiği güçle:

«Evet, Glaise» dedi, «Budalasın. Bu resimde bir şeyler var...»

Romancı sonsuz bir şaşkınlıkla dostuna bakakaldı.

Bunun üzerine Pierre Douche bir süre durdu, piposundan büyük bir duman salıvererek:

«Sen hiç nehir gördün mü?» dedi.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 


 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült