Hikaye

 

 

Bilinçli Tüketici

İnci Aydın


Kadir kaşlarını çatmış, elleri belinde, yazıcının ekranında beliren yazıyı okuyordu “Near Empty Red”1

Gözünü kıstı. Sağ kaşım kaldırdı. Bir çıkış daha istedi. Bu kez yazıcının ekranında ‘“Empty Magenta”[1] [2] yazıyordu. Gözlerini ekrandaki yazıdan ayırmadan içeriye bağırdı:

- Neriman?

Neriman üstünde çiçekli mutfak önlüğü, elinde kepçeyle mutfaktan başını uzattı.

- Efendim?

- Yazıcının renkli kartuşunu sen mi kullandın?

- Yooo!

- Buhar olup uçmadı ya!

- Ay ne bileyim Kadir? Açıp baksana, diyerek mutfaktaki işine döndü.

Kadir kafasını kaşıdı. Yazıcıyı fişten çekti. Kapağını kaldırdı. İçinden düşünüyordu. Bu ne saçma şeydi. Siyah mürekkeple çıkış alacakken bir renkli kartuşun bitmesi buna engel olmamalıydı.

Siyahla sarı kartuşlar ağzına kadar doluydu. Kırmızı da dolu sayılırdı. Bir iki milimetrelik bir azalma ya olmuş, ya olmamıştı. Kartuşları yerine yerleştirirken öfkeliydi. Söyleniyordu.

- "Allah Allah! Allah Allah! Siyah kartuş dolu. Bu alet nasıl çalışmaz? Kesin beyninde bir sakatlık var. ”

- Neriman!

- Ayyyine ne var Kadir?

- Sen ıslak bezle toz alırken, sakın bu alete su kaçırmış falan olmayasın.

- Ben senin çalışma odana girmiyorum ki toz alırken.

- İşte ondan oluyor.

Neriman ellerini beline koyarak meydan okur bir tavırla:

- Ne ondan oluyormuş?

- Yazıcı ondan bozuluyor.

- Neden?

- Sen toz almıyorsun bu odada. Makinenin beynine toz kaçıyor. Makine kafayı yiyor.

- Pes vallahi Kadir! Bunun da suçlusunu ben yaptın ya, bravo sana. Toz alsan kabahat, almasan kabahat.

Kadir öfkeyle güldü. Bütün kartuşları tek tek çıkardı. Yazıcıyı aldığı dükkana gidecekti. Bu yazıcıya da amma para saymıştı, yazıcıyı da beğenen Neriman olmuştu. Her kartuşu ayrı bir poşete koyup çantasına attı, giyindi. Mutfağın önünden geçerken Neriman’a ters ters baktı. Her şeyin suçlusu Neriman’dı. Bu tatil gününde ayaklarını uzatıp gazetesini okuyamıyorsa, Neriman suçluydu.

Soluğu bilgisayarcıda aldı.

-  İyi günler!

- Buyurun efendim nasıl yardımcı olabilirim?

Karşısındaki jöleli saçlı, kırmızı kravatlı genç adamı kuşkuyla süzdü Kadir.

- Geçen gün sizden siyah kartuş almıştım. Belki hatırlarsınız.

Genç adamın hatırlamadığı her halinden belli oluyordu.

- Haa, evet hatırladım.

- Kartuşu taktım ancak yazıcıdan yine çıkış alamadım.

- Hayret! Nasıl olur?

- Ben de onu size sormaya geldim.

Kadir bunları söylerken bir yandan da bez çantasının fermuarını açmış, poşetlere sardığı kartuşları tezgahın üstüne bırakıyordu.

- Efendim yazıcınız dijital ekran mı?

- Evet.

- Bir şey yazıyor mu?

- Near empty red yazıyor. Bir de empty magenta.

Satış elemanı hafifçe güldü.

- "Kırmızı bitmek üzere, magenta bitmiş” demek efendim bu. Kırmızıyla magenta kartuş alacaksınız.

-  Ben İngilizce öğretmeniyim. Ne yazdığını biliyorum.

Satış elemanı hafifçe pembeleşmişti. Birden ciddileşti.

- Pardon.

- Bakın bakalım, şu kırmızı kartuşun bitmek üzere bir hali var mı?

Satış elemanı baş parmağıyla işaret parmağı arasına sıkıştırdığı kartuşu ışığa doğru kaldırdı. Gözlerini kıstı. Sonra Kadir’e döndü.

- Ama siz bundan kullanmışsınız.

- İyi de %90 ’ı doluyken, neden yeni kartuş alayım? Böyle saçma şey mi olur?

-  Şimdi efendim şöyle anlatayım. Bu markalar son teknoloji ürünü olup çok hassas aletlerdir. Herhangi başka bir kartuştaki azalma öteki kartuşları da etkisizleştirmektedir. Yani siz en azından magenta kartuş almalısınız.

- Maşallah para konusunda çok hassasmış bu alet.

- Anlamadım efendim?

- Eflatun kartuş ne kadar diyordum?

- 30 YTL efendim. Ama tek satamıyoruz.

- Hm?

- Firmadan üçlü paketler halinde geliyor. Sarı-Kırmızı-Magenta.

Kadir’in eli cebinde kalmıştı. Tek gözünü kıstı.

- Yani siz bana, siyah mürekkebi kullanabilmem için, dolu olduğu halde renkli mürekkep aldıracaksınız öyle mi?

-  Maalesef efendim.

- 90 YTL vereceğim öyle mi?

- Öyle efendim.

Kadir, tezgahın üstüne koyduğu poşetleri, hışımla çantasına yerleştirirken, dişlerinin arasından söyleniyordu. “90 YTL haa! Milleti enayi sanıyorlar. Ah Neriman ah! Bu aleti bana sen aldırdın. ”

Eve doğru yürürken Kadir’in öfkesi yatışmıştı. Bir çare düşünüyordu. Birden durdu. Gülümsedi. Gözleri parladı. Kararlı adımlarla evine giden yoldan sağa saptı. Eczaneye girdi. Eczaneden çıktığında gülümsüyordu.

Eve vardığında Neriman’ı ayaklarını uzatmış, gazetesini okur durumda buldu. Kadir’in elindeki poşeti görünce sordu:

Ne aldın?

Hiç. İlaç.

Neriman kuşkuyla Kadir’i süzdü. Kadir, poşetleri çalışma odasına götürdü. Mutfağa girdi. Gül desenli pembe kahve fincanına içme suyu koydu. Yeniden çalışma odasına gitti. Çıktığında sevinçliydi.

Neriman! Nerimaaan!

Ne oldu Kadir?

Gel gel! Bak ne yaptım ?

Ne yaptın? Mürekkep mi aldın?

Hayır. 90 YTL verecek göz var mı bende?

Neriman, Kadir’in çalışma masası üstündeki şırıngayı gördü. Merakla Kadir’in yüzüne baktı.

Yazıcıyı kandırdım.

Nasıl?

Kartuşlara su şırınga ettim.

Neriman eğildi. Yazıcının dijital ekranına baktı.

- Burada “Don’t put water” yazıyor.

- Saçmalama.

Kadir boş bulunarak, dijital ekrana baktı. Neriman gülerken Kadir ekrandaki yazıyı keyifle okudu.

- %100 Normal. Ready to use. [3] [4]


1 Kırmızı Bitmek Üzere

[2] Eflatun Bitti

3 Su Koyma

[4] Kullanıma Hazır

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült