Hikaye

 

 

Beşinci Karl Hikayesi

Bahaeddin Özkişi


O, ışıkla karanlık arasında, zindanın kapısında durdu. Bulunduğum köşede beni göremiyordu. Zaman, rutubette çürümüştü, ürperti veriyordu.

İngrid hikayeyi anlatırken ben böylece insan gözünden uzak kaldım ve Kral'ı yaşadım.

Tirol rüzgarı soğuk ve tatlı esiyordu. Şatonun çirkin yıkıntısının her gizli kovuğunu yokluyor. Beşinci Kari hikayesini beraberinde sürükleyerek tebasının torunlarına taşıyordu. Ama hırçın esinti, medeni şehirlerin bina köşelerinde kırılıyor, fabrikalarında renk, koku ve şekil değiştiriyor, sonra, bir sokak köpeği kadar ürkek, bir irinli düşünceyi yalayıp, bir parça bulaşık suyu kokusu, biraz insan iniltisi yüklenip, insanlara taşıyordu. Böylece Beşinci Kari hikayesi silikleşiyor, bütün tekrarına rağmen anlatamıyor insanlara kendini, sonra mahzun tekrar canlılığını bulduğu zindana dönüyordu. Soytarı Von Der Roscn, yiğitçe bağlılığı ile hikayede beraberce yaşıyor, halta insan zannediyordu ki; kralın soytarısı, umulmaz bir kap içinden çıkan bir iyi dev gibi, kralı, hikayesini ve ızdıraplarını sırtına yüklenmiş, ayakta tutuyordu.

Ben bu hikayeyi dinlerken, ön planda kral vardı. Ama, bana öyle geldi ki; Allah, bir hiçte, nasıl herşeyi yaratmaya kudretli olduğunu göstermek istedi ve Kral Beşinci Karl'ı yarattı. Beşinci Kari bahaneydi sadece. Soytarının içinde gizli özü, ancak onun önce var, sonra hükümdar, daha sonra da mahkûm olmasıyla yüze çıkardı ve zamanımıza kadar yaşattı.

Kralın katilleri, asiller, saray adamları, politikacılar aynı suç çerçevesinde toplanmışlardı. Korkuları ve vicdan azapları, güzel konuşan hukuk adamlarının ifadesinde hemen hemen yok denecek kadar inceliyor, hatla çoğu iyi bir iş yapmanın iç rahatlığına erişiyordu. Oysa kral, tac'ı, asası ve ümitlerinden koparılmışlığıyla yapayalnızdı. Ama sonra, bir gün, zindanın karanlık kapısında bir adam belirdi. Bütün hepsine, insanların tümüne bedel bir adam; soytarı.

İngrid: "Von der Roscn şöyle söyledi" dedi: "Asil efendim; sana pelerinimin altında asanı ve gönlümdeki sevgini getirdim. Sana verdikleri acı benimdir. Yıllardır taşıdığım şeydir yalnızlık acısı. Sana vermeyi düşündükleri ölüm de öyle, benim ölümüm. Bir kralın içine sığamayacağı kadar dar bir ölüm bu. Bütün bunları düşündüm ve resmini de beraberimde getirdim. Ta kral olduğunu yeniden idrak edesin."

Beşinci Kari, soytarısının sözlerini dinlerken, belki de ilk defa, krallıkla insanlık arası mesafeyi ezilerek kutluyordu. Gözlerinde, kahraman Von der Rosen'in düşüncesi ü sürükleyip götürmek istediği tacı, gerçek değerini alıyordu.

Bu arada dışarıdan sesler duyulmaktaydı. Soytarı önemsemez bir tonla, "Keser ve testere" dedi. Sesinde mutlu bir ahenk vardı. "Bu sesler efendim;" dedi, "Sizin zindandan kurtulmanız demektir."

Anların en önemlisiydi. Ağır, yoğun, ümitsiz ve mana yüklüydü zaman. Bir hüküm arifesindeydiler. Bir şeyin kesin sonu ve inançları kadar engin bir diğer şeyin başlangıcında.

Toplum zarını, uykudan uyanıyordu. İnsanın verdiği zavallı ölümlü payeler, zarının uykulu değeri, testere seslerinde doğranıyordu. Ama yalnız, iki omuz omuza insandı bunu duyan. Tam adam olması gereken kral ve soytarı -yarı adam-,

Yaldızsız ve boyasız iki el, gelecek olanı beraberce beklediler.

Dönüşte uzun süre konuşmadık. Tirol rüzgarı serin ve tatlı esiyordu.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 


 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült