Hikaye

 

 

Aynadaki Kız

Japon Halk Hikayesi


Şogun Aşikaga[1] döneminde, güney İse'deki Ogavaçi Tapınağı yıkılmaya yüz tutmuştu. Bölgenin daimyösu[2] olan Kitabatake ise, iç karışıklıklar gibi sebeplerden dolayı tapınağın yeniden inşası ile ilgilenememişti.

Tapınağın rahibi Matsumura, Şoguna bağlılığı ile bilinirdi. Rahip Matsumura, bir gün daimyö Hosokava'dan yardım istemek için Kyoto'ya gitti ve durumu anlattı. Hosokava, Matsumura'yı büyük bir içtenlikle karşıladı ve tapınağın yeniden inşası konusunu Şoguna ileteceğine söz verdi.

Tapınağın yeniden inşası için Şogunun izni ve yardımı gerekiyordu. Ancak, bu iznin çıkması biraz vakit alacaktı. Onun için Hosokava, Matsumura'ya izin çıkana kadar Kyoto'da kalmasını teklif etti. Teklifi kabul eden Matsumura, ailesini de yanında getirerek Kyoto'da bir eve yerleşti.

Matsumura ailesinin yerleştiği ev, oldukça büyük ve güzel bir evdi. Ancak, bu evde uzun yıllardır kimse yaşamamıştı. Civarda oturanlar arasında, bu evde bir uğursuzluk olduğu söylentisi dolaşıyordu. Evin geniş bahçesinin kuzeydoğusunda bir su kuyusu vardı. Daha önce bu evde yaşayanlar, belirli bir sebep olmaksızın, kendilerini bu kuyunun içine atarak intihar etmişlerdi. Ne var ki, Matsumura bir rahip olduğu için ruhlardan ve hayaletlerden zerre kadar korkmuyordu. Matsumura ve ailesi, bu yeni evde sıradan bir yaşam sürmeye başladı.

O yaz, müthiş bir kuraklık hüküm sürmekteydi. Aylardır bölgeye tek bir yağmur damlası bile düşmemişti. Nehir ya taklan kurumuş, su kuyularında su kalmamıştı. Başkent Kyoto'da büyük bir su sıkıntısı yaşanıyor, halk susuzluktan adeta kınlıyordu. Ancak ne hikmetse, Matsumura'nın yaşadığı evin bahçesindeki kuyunun içi su ile dolup taşıyordu. Su, son derece temiz, berrak ve soğuktu; sanki bir pınardan geliyordu. Sıcak yaz mevsimi boyunca pek çok kimse, kuyudan su çekmek için Matsumura'nın evine gelmişti. Matsumura, su için gelenleri geri çevirmiyor; kuyudan istedikleri kadar su çekmelerine müsaade ediyordu. Kuyudaki suda ise hiçbir eksilme olmuyordu.

Ancak, bir gün yakındaki bir konaktan her gün su çekmeye gelen bir hizmetkar, su kuyusunda ölü bulundu. Hizmetkarın intihar etmesine sebep olabilecek hiçbir şey yoktu. Rahip Matsumura, kuyu ile ilgili söylentileri hatırladı. Bunun kötü bir ruhun işi olabileceğini düşündü.

Matsumura, kuyuya çit çekme bahanesiyle kuyunun etrafını dikkatle incelemeye başladı. Kuyunun başında dikilirken, kuyudaki suda ani ve büyük bir dalgalanma olduğunu farkederek şaşırdı. Kuyudaki su, sanki içinde büyük bir canlı hareket ediyormuşçasına aniden dalgalanmış ve yine aniden durulmuştu.

Matsumura, büyük bir merak içinde kuyuya doğru eğildi ve suya bakü. Suyun içerisinde; on dokuz, yirmi yaşlarında genç bir kız vardı. Kız, inanılmayacak derecede güzeldi. Ayrıca yüzünde özenle yapılmış bir makyaj vardı. Genç kız, yana dönük olan yüzünü Matsumura'ya doğru çevirdi ve Matsumura'ya gülümsedi.

Matsumura'nın kalbi hızla çarpmaya başlamışta. Matsumura, bir sarhoş gibi başının döndüğünü hissetti. Etraf, bir anda kararmışta. Gördüğü tek şey, genç kızın tıpkı ay gibi parlak ve beyaz gülümseyen yüzüydü.

Kızın olağanüstü güzelliği, Matsumura'nın başını döndürmüştü. Dahası; genç kız, sanki Matsumura'yı kuyunun derinliklerine çekmek istiyor gibiydi. İşte, o anda, Matsumura iradesini gösterdi ve kendine hakim olmasını bildi. Hemen gözlerini kapattı. Gözlerini tekrar açtığındaysa; kızm görüntüsü kaybolmuş ortalık yine aydınlanmışta.

Matsumura, kendini kuyunun başında kapaklanmış halde bulmuştu. Eğer o baş dönmesi veya baş dönmesine sebep olan ve insanın aklını başından alan kızın görüntüsü biraz daha devam etseydi, Matsumura'nın bir daha güneş ışığını göremeyeceği kesindi.

Matsumura, hemen eve döndü ve evdekilere ne olursa olsun kuyunun yakınına gitmemelerini ve kimseye kuyudan su çekmesine izin vermemelerini tembihledi. Ertesi gün de, kuyunun etrafına sağlam bir çit yaptırdı.

Çitin yapılmasından yaklaşık bir hafta sonra, aylardır süren kuraklık; güçlü bir tartına ve şiddetli bir yağmurla sona erdi. Ardı ardına şimşekler çakıyor, gökgürültüsünün ürküntü veren sesi, Kyoto şehrini sanki deprem oluyormuşçasına titretiyordu.

Şiddetli yağmur ve tartına; üç gün, üç gece boyunca devam etti. Sağanak yağmur yüzünden Kamo nehri taşmış; yükselen nehir sulan, bazı köprüleri yerle bir etmişti.

Fırtınanın üçüncü gecesi, geç bir saatte Matsumura'nın kapısı çatandı. Kapının dışından, içeri girmek isteyen bir bayanın sesi duyuldu. Ancak Matsumura, kuyudaki olaydan sonra oldukça temkinli davranıyordu. Ev halkına bu sese inanmamalarını söyledi ve kapıya doğru yöneldi. Kapıyı açmadan, kapının arkasından bu esrarengiz ziyaretçiye seslendi:

—"Kimi arıyorsunuz?"

Kapının dışındaki bayan cevapladı:

—"Sizi rahatsız ettiğim için lütfen beni affedin. Benim ismim Yayoi. Size söylemek istediğim çok önemli bir şey var. Lütfen, içeri girmeme müsaade edin!"

Fakat, Matsumura tedbiri elden bırakmıyordu. Kapıyı, sadece yansına kadar açtı. Kapı aralığından, kuyuda gülümseyen genç kızın yüzü göründü. Ancak, genç kız bu defa gülümsemiyordu. Çok üzgün bir hali vardı.

Matsumura:

—"Eve giremezsin!” diye gürledi. "Sen insan değilsin! Kuyudaki kötü ruhsun! Neden insanları aldatıp, acımasızca öldürüyorsun?'

Genç kız, çok hoş ve duru bir sesle yanıt verdi:

—"Ben de, aslında bununla ilgili konuşmak istemiştim. Ben, asla insanlara zarar vermeyi istemedim. O kuyuda çok eskiden beri, kuyunun efendisi olan bir ejderha yaşıyor. Bu yüzden, kuyudaki su hiç eksilmez. Ben, yıllar önce bu kuyuya düştüm ve ejderhanın emrine girmek zorunda kaldım. Ejderha, insan kanıyla beslendiği için beni insanları kuyuya düşürmek için kullandı. Ancak, Gök Tarın tarafından ejderhaya Şinşü'daki Torü gölüne gitmesi ve orada yaşaması emredildi. Ayrıca Gök Tarın, bu ejderhanın bir daha Kyoto'ya dönmesini yasakladılar. Bu gece, sizden yardım dilemek için evinize geldim. Ejderha kuyudan çıkıp gittiği için kuyuda hiç su kalmadı. Bu yüzden, insanlar beni çok geçmeden görecektir. Ne olur, benim kuyudan çıkmama yardıma olun! Bu iyiliğinizin karşılıksız kalmayacağından emin olabilirsiniz!"

Genç kız; bunları söyledikten sonra, geldiği karanlığın içinde kayboldu.

Sabah olmadan önce fırtına dinmişti. Güneş doğduğunda, berrak mavi gökyüzünde tek bir bulut bile kalmamıştı.

Matsumura, sabah erkenden kuyuya bakmaya gitti. Gördüğü manzara inanılacak gibi değildi. Her zaman su ile dolu olan kuyu, bu kez kupkuruydu.

Kuyuyu temizlemekle görevli kadın, kuyuda biriken çöpleri dışarı çıkardı. Kuyu, içinde hiç su olmadığından; temizlenmesi bu kez çok kolay olmuştu. Kuyunun dibinden, fırtınanın sürüklediği yaprak ve ağaç dallarının dışında; eski tarzda yapılmış bir saç tokası ve ilginç bir şekli olan madeni bir ayna da çıkmıştı.

Matsumura, bu aynanın, kuyu ile ilgili sim çözmede önemli bir ipucu olabileceğini düşündü. Çünkü aynaların ruhu vardı ve aynaların ruhu kadındı.

Ayna, çok eskiydi ve her tarafını pas tutmuştu. Matsumura, önce aynayı büyük bir özenle temizledi. Ortaya her zaman görülmesi mümkün olmayan, usta bir işçilikle yapılmış değerli bir ayna çıktı. Aynanın arkasına güzel bir figür ve birkaç sözcük kazınmıştı. Sözcüklerden bazıları halen okunabiliyordu. Onlardan birisi "üçüncü ayın üçüncü günü" sözcüğüydü. Matsumura, mart ayının eski dildeki söylenişinin "Yayoi" olduğunu biliyordu.

Matsumura, adının "Yayoi" olduğunu söyleyen genç kızı; daha doğrusu esrarengiz varlığı hatırladı. Yanına gelen varlığın, bu aynanın ruhu olabileceğini düşündü. Onun için, bu aynanın ruhuna da; insan ruhuna gösterdiği saygının aynısını göstermeye karar verdi.

Matsumura, aynayı tekrar temizledi ve parlattı. Kıymetli bir ağaçtan, bu aynanın girebileceği büyüklükte özel bir kutu ve evde onu muhafaza edeceği özel bir bölme yaptırdı. Aynayı kutunun içine koydu ve büyük bir saygıyla evdeki özel bölmeye yerleştirdi.

O gece Matsumura, huzurlu bir şekilde, evdeki çalışma odasında tek başına otururken; aniden, yanı başında Yayoi belirdi. Önceki halinden çok daha güzeldi. Bu ışıltılı güzellik, bembeyaz bulutların arasında ışıldayan bir yaz gecesindeki ay ışığı gibi insana huzur veriyordu.

Yayoi, Matsumura'nın önünde saygıyla eğilerek duyduğu memnuniyeti gösterdi ve anlatmaya başladı:

—"Beni o derin ızdırap ve yalnızlıktan çekip kurtardığınız için size ne kadar teşekkür etsem azdır. Size şükranlarımı sunmaya geldim. Sizin de bildiğiniz gibi, ben aslında bulduğunuz aynanın ruhuyum. İmparator Saimei zamanında, Kore'den Japonya'ya getirildim. Uzun bir zaman, imparatorluk sarayında kaldım. Ancak daha sonra Fudvara ailesinin eline geçtim ve kuşaklar boyu bu ailenin hazinesi içinde yer aldım. Daha sonra ise, bu kuyuya düştüm. Yıllar süren iç karışıklıklar boyunca, kimsenin dikkatini çekmeden kuyunun dibinde öylece kaldım. Kuyunun efendisi olan ejderha ise, daha önce bu yakınlardaki bir gölde yaşıyormuş. Göl, üzerine ev yapmak için insanlar tarafından doldurulunca; ejderha da, bu kuyuya gelerek kuyuyu sahiplendi ve kuyunun efendisi oldu. Ben de, onun hizmetinde çalışmak zorunda kaldım. Ejderha, beni kullanarak çok sayıda kimseyi kuyuya düşürdü. Ancak, sonunda Gök Tanrının gazabına uğradı ve kuyudan kovuldu. Sizden son olarak bir isteğim olacak. Beni, eski sahiplerimle kan bağı olan Şogun Aşikaga'ya teslim eder misiniz? Eğer bu isteğimi yerine getirirseniz karşılığını muhakkak fazlasıyla göreceksiniz. Ayrıca size yaklaşmakta olan büyük bir tehlikeden bahsetmek zorundayım. Yarından sonra, bu evde oturmamalısınız. Çünkü bu ev, birkaç güne kalmadan yıkılacak."

Yayoi, bunları söyledikten sonra tekrar gözden kayboldu.

Ertesi gün, Matsumura hemen ailesini ve eşyalarını başka bir eve taşıdı. O gün, müthiş bir fırtına koptu. Fırtına ve yağmur, öncekinden çok daha şiddetliydi. Ev, fırtına ve sel sularına dayanamayarak; tıpkı Yayoi'nin dediği gibi yıkıldı. Matsumura, Yayoi'nin uyarısı sayesinde büyük bir felaketten kurtulmuştu.

Kısa bir süre sonra; Matsumura, Hosokava'nın yardımıyla Şogun ile görüşme fırsatı buldu. Şogun Aşikaga'ya aynayı ve aynanın başından geçenleri yazdığı bir belgeyi teslim etti. Şogun Aşikaga, aldığı hediyeye çok memnun olmuştu. Bu anlamlı hediyeye karşılık, Ogavaçi Tapınağının yeniden inşası için rahip Matsumura'ya büyük miktarda para yardımında bulundu.


[1]1568-1588 yıllan arasında hüküm sürmüş olan Şogun. (Ç.N.)

[2] Büyük bir bölgeye hükmeden yüksek rütbeli samuray. (Ç.N.)

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült