Hikaye

 

 

Aydınlanma Anı

Hanım Karavelioğlu


Kale’ye doğru gidiyoruz. Beyaz bir minibüsteyiz. Teypte İbrahim Can türkü söylüyor. Çevre hareketli. Vızır vızır işleyen kamyonlar öteye beriye hafriyat taşıyor, dozerler toprağın altını üstüne getiriyor. Birtakım insanlar, prefabrik evlerden ya içeri giriyor ya da dışarı çıkıyor. Hummalı bir çalışma; hepsi, şimdi, dağın yamacında vurulmuş askerler gibi uzanmış yatan ağaçları yok etmek için...

Kel tepeler, vurulmuş ağaçlar.

Vaktiyle ladinlerin uzunluğundan, ağaçların sıklığından gökyüzünün görünmediği bu tepeler; artık, verimsizliği, tükenmişliği, ölümü çağrıştıran bir yer olmuş. Her taraf toprak rengi. Dağın zirvesine yakın bir yerde canavar ağzını çağrıştıran iki koca delik. Hayatı yutacak. İçim cız ediyor. Göğsümün tam orta yerinde bir sızı peyda oldu. Yanımdakini usulca dürttüm. “Şu hale bak, mahvetmişler ormanı!” dedim.

Yanımdaki, “hep ormanda yaşayacak değiliz ya, gelişmemiz için enerjiye ihtiyacımız var” dedi. “Böyle mi yapmak lazımdı” dedim. Hiç ses etmedi. Belli ki tasarlayanlardan önce kabullenmişti durumu. Vardır böyleleri.

Baktım ki yalnızım sustum. Uzunca sürdü. Suskunluğum ve yalnızlığım beni ta yıllar öncesine götürdü...

Yıllar öncesine, Ayşe’yi seviyorum dediğim o aydınlanma anına gittim.

Liseye başlayacağım yazdı. Canımın sıkıldığı bir gün, o zamanlar dayımın üniversitede okuyan oğlu Güneş’in kitaplığından rastgele seçtiğim bir kitabı okumaya başlamıştım. İvan Illıch’ın kitabı: H2O ve Unutmanın Suları. Hiç unutmam, okudukça sanki başımın içinde bütün dünyayı kaplayan uçsuz bucaksız bir ova oluşuyordu. Zihnimde bir ferahlık. Bu hal epey devam etti. Okuduklarımdan öyle etkilendim ki yıllık ödevimi coğrafyadan aldım. Konu: Suyun geleceği.

Bahar geldi. Ayşe’ye yangınım. Ödevleri teslim etmişiz. Yıl sonu geliyor. Ova bayır gelincik içinde. Gönlüm ateşlerde.

Ödevleri teslim edeli ne kadar oldu bilmiyorum. Merak da etmiyorum. Güneşli bir günde üçüncü teneffüsteydik. Ders zili çaldı. Zil çalar çalmaz Zehra Hoca sınıfın kapısında bitti. İri çerçeveli gözlükleri, alnının ortasından ikiye ayrılıp özenle topuz yapılmış açık kestane saçlarıyla, Anadolu uygarlıklarından kalma bir tanrıçayı andıran edasıyla sınıfın ortasına kadar geldi. Kim bilir kaçıncı keredir “Merhaba Gençler” diyerek bizi selamladı; masasına yöneldi, defteri imzaladı, sınıfa daha doğrusu bana döndü. Edasına bakınca tanrıça izlenimi veren Zehra Hoca:

- Kamil, ödevini beğendim. Belli ki çok uğraşmışsın. Emek olmadan yemek olmazdı. Uğraşına değmiş. Arkadaşlarına da sun, öğrendiklerinden onlar da yararlansınlar. Notun on dedi.

Böyle bir emir beklemeyen ben; biraz da zaman kazanma isteğiyle

- Hangi dersinizde sunayım hocam, dedim.

- Şimdi sun. On aldığına göre konuya hakimsin demektir, dedi.

Fena sıkıştırılmıştım. Ikına sıkına

- Peki, dedim. Heyecanlıydım.

Gözümün yanıyla Ayşe’ye baktım. Kirpiğinin ucundan bana bakıyordu. Perçemli alnı, kara gözlerinin derin bakışlarına gölge oluşturmuş, iki yana örülüp uzatılmış saçları, yüzünün tüm güzelliğini ortaya sermişti. İnsanı sonsuza taşıyacak bir gücü vaat ediyor gibiydi.

Bana bir cesaret geldi. İçimden “Konuyu biliyorum. Belki de şimdi, tam da kendimi gösterme zamanı” dedim.

Derin bir nefes aldım. Bütün cesaretimi topladım. Bedenim ısınmaya başlamıştı. Damarlarımdaki kanın akışını duyar olmuştum. Güçlü olmalıydım. Emin adımlarla masamı yazı tahtasının önüne, çektim. Gücümü topladım, öyle topladım ki kurtuluş mücadelesinde ordu yönetiyor gibiydim. Tüm insanlığa bakıyordum şimdi... Sunumdan çok konferansı andıran sözlerime başladım.

“Değerli arkadaşlar,

Tarihin ilk çağlarında insanoğlu avlama ve toplamayla yaşamış, daha sonra medeniyetler kurmuştur. Sanayi devrimiyle çevre sorunları başlamıştır.

Su dağılımı dünyada medeniyetler haritasını da çizen önemli bir faktördür. Eski medeniyetler Dicle, Fırat ve Nil havzasındadır. Şehirler deniz sahillerinde ve nehir yataklarındadır. Yaşlı dünyamız sınırlı kaynaklara sahiptir. Suyumuz tükeniyor. Su kıtlığı üretimi sınırlandırıp durdurabilir. Bundan sonra yapılacak savaşlar su yüzünden olabilir.”

Beynimde adeta kazımış olduğum bilgileri çağıl çağıl sıralıyordum.

Tanrıça Zehra bir yerden sonra sözümü kesti.

- Peki önerin nedir, dedi.

Şaşırdım.

Ali, Ayşe, Osman, Nihat uzatmayayım bütün sınıf bir anda dikkat kesilmişti. Nasıl öneride bulunacaktım. Suyu nasıl çoğaltacaktım?

Yüzüm yangın yerine dönmüş, bana öyle geliyor ki, ateşim sınıfı ısıtmıştı. Ancak yenilmemeliydim.

- Ormanları tahrip etmeyelim, baraj ve derivasyon tesisine bir son verelim, elektrik enerjisini başka türlü üretelim.

Korkunun ecele faydası yoktu. Ya bu saatte Ayşe’nin gözüne girecek yahut ebediyen kaybedecektim. Bir çırpıda önerilerimi sıralamaya başlamıştım. Konuştukça devleştiğimi arkadaşlarımın gözbebeklerinden görebiliyordum. Bu, cesaretimi daha da artırmıştı. Davasına inanan bütün mücadeleciler gibi kendimden emin bir şekilde anlatıyor, anlattıkça coşuyordum ki Tanrıça Zehra birden

- Peki niçin? dedi.

Ne niçindi? Nasıl niçindi? Uçurumlarda dolaşıyordum. Bir anlık şaşkınlık ve tereddütten sonra birdenbire, kendim de nasıl söylediğimi bilmediğim bir şekilde:

- Ayşe’yi sevdiğim için, dedim.

An yırtılmıştı. Zaman durmuştu. Sanki kimse nefes almıyordu. Bu sürprizli zaman diliminin hiçbir anını kaçırmak istemiyor; bir yandan bir sonraki şaşkınlıklarına hazırlanıyorlardı. Bense artık hiçbir şeyi görmez ve duymaz olmuştum. Kulağımda alkış ve ıslık sesleri, beynimde uğultular... Sonrasını hatırlamıyorum.

Hatırladığım o günden bu güne pek çok şey değişti. Ayşe’yle ben evlendik, çocuklarımız oldu. Çocuklarımız.

Yanımdakine döndüm, elinin üstüne samimiyetle dokundum.

Gövdesini hafifçe bana çevirdi, yüz yüze geldik.

- Çocuğunuz var mı? dedim

Biraz da böbürlenerek

- Çocuklarım da var torunlarım da, dedi.

- Çocuklarımıza doğru dürüst bir dünya bırakmalıyız. Bizim aydınlanmaya ihtiyacımız var, dedim.

- Baraj bitsin aydınlanacağız inşallah, dedi.

Geleceği düşünmeyen yüzüne umutsuzca baktım. Sonra ikimiz de ileriye baktık.

Kale’ye yaklaştık kel tepeler, çıplak yamaçlar.

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült