Hikaye

 

 

Avusturya Noel Efsanesi

A. Larnet Holenia


Çok yavaş bir kar yağıyordu. Kilise kulelerine sürünerek damları, ağaçların çıplak dalları arasından üğünerek parkları kaplıyor; süslü, bezekli ulukapılar üstünde ve evlerin pencere gezlerinde birikiyordu. Şehrin sokaklarında taşıtların gürültüsünü boğup, havasında seslerin yayılışım kısıyordu. Noel akşamının alacakaranlığı bastırıyordu artık, ama genel direktör Leichtinger daha masası başında oturuyor ve masa üstünü dolduran dosyaların işini bitirmeye çalışıyordu. Yaşlı odacı Hemetsberger birkaç kez kapıyı aralayıp içeri bakmış, bununla sayın genel direktöre paydos zamanının çoktan geldiğini babaca hatırlatmak isteyerek öksürmemişti; ama o bunun farkında bile değildi. Leichtinger uzun hizmet süresinde her an sorum duygusu altında çalışmış, omzundaki görevin ağırlığını hiç aklından çıkarmamış sadık bir memurdu; onun için de bakanlığın en yüksek değilse bile. —Pekala öyle de denebilirdi— en önemli makamına oturtulmuştu: Maliye kolunun başına!

Bir çocuk bile bilir ki, devlet, kamu yararına harcadığı paraları basımevinde keyfince çoğaltamaz; bu toplumu enflasyon denizinde batırmayı göze almak olurdu. Devlet genel hizmetler için gereksindiği paraları halktan vergi olarak toplar. Halk yine kendisi için harcanacak bu vergi borçlarını ödemekten hoşlanmaz ama. Mırıldanır, homurdanır, kaçınır, yan çizer. Hiç olmazsa taksitleri geciktirir ve devletin, ikiyüzyirmibin memurunu nasıl besleyeceğini hiç umursamaz! Sayısız işsizleri nasıl yaşatacağını, yada yazın yalnız birkaç ayında çalışan yarı-işsizleri, sezon işçilerine kışı nasıl atlatacağını hiç umursamaz. Hep cebidelik bir sınıf olan sanat adamlarına dağıtmak zorunda bulunduğu ödenekleri nerden bulacağı ile hiç ilgilenmez. Devlet muhtaç olduğu parayı ne pahasına olursa olsun sağlamak zorunda bulunan bakanlık, onun için vergi dairesinin başına Leichtinger’i koyduğu gibi yanına da yetenekli iş arkadaşları vermişti. Bunların görevi kaçınan, yan çizen vergi yükümlülerini bulmak, koğuşturup cezalandırmaktı. Bu örgütten her Birlik Hükümetinde vardır, ama hiçbirinin başarısı Leichtinger'in yönettiği ile ölçülemezdi. Nevar ki bu başarı, vergi kaçakçılarına karşı kazandığı bu zafer Leichtinger’i içten sevindirmiyordu, çünkü her zafer gibi bu da birçok kurbanlar pahasına elde edilmekteydi, itirazlar, yakınma ve sızlanmalar oluyor, genel direktörün çabalaklığı yüzünden birçok haksızlıklar olduğu, kaş yaparken göz çıkarıldığı, bir kötülüğün daha büyük bir kötülükle önlenmek istendiği söyleniyordu. Tüm yönetimin kanuna, anayasaya aykırı olduğu, kaldırılması gerektiği bile söyleniyordu. Zafere giden yol üstünde Leichtinger’in karşısına dikilen en çetin engel kayası ise Tratzler adında bir mimar olmuştu. Genel direktörlüğün temelindeki ahlaksal nedeni kavrayamayan bu adam ona karşı giriştiği amansız savaşta davasını bütün yollardan geçirerek ta Anayasa Mahkemesine ulaştırmıştı.

Kirpi gibi dikenli bir herifti bu Tratzler! Ona bakılırsa Leichtinger görevini devlet zararına hatta özel tutkuları uğruna kötüye kullanıyor, komşu ülkelerle dostluğumuzu bozacak işler yapmaktan bile çekinmiyordu, çünkü yelek cebinde bir Sherlock Holmes olduğu halde vergi yükümlülerinin sınır aşırı gelirlerini bile meydana çıkarıyordu. Bu ise yalnız göreve değil, uluslararası yasalara da aykırı idi. Böyle bir devlet yönetim kolunun bulunmasından bulunmaması daha hayırlıydı. Evet o yüzsüz mimar bu iddiaları ortaya atmaktan çekinmemişti. Şimdi ister misin, Anayasa Mahkemesi ona hak versindi! O zaman sayın mahkeme üyeleri aylıklarını nerden alırlardı acaba? Bunu kim düşünür, kim umursardı ki!..

Leichtinger üzgün ve yorgun, başını avuçları içine almış, düşünüyordu. Başını kaldırdığında ortalığı iyice kararmış bulduğundan masa lambasını yakmak istedi, ama daire arkadaşlarından vergi başdenetmeni Strauchgartner’in karşısında dikildiğini görerek şaştı. Nasıl girmişti içeriye hiç ses çıkarmadan?...

—      Evet Strauchgartner, hayırola, bir şey mi var?

—      Düşünün sayın Genel direktörüm, düşünün bikez... Ses biraz başka türlü idi. Memurun bu saygısız davranışına içerlemiş olan direktör onu dikkatle süzüyordu. Hafifçe sinirli, sordu:

—      Ne düşüneyim azizim, söylesene!

—      Az önce başıma gelen... Strauchgartner yine durakladı, ama birkaç saniye sonra ekledi; Az önce başıma gelen olay beni çok sarstı da...

—      Vergi başdenetmeni, kendinize geliniz, nasıl konuşuyorsunuz benimle öyle? Sarhoş musunuz yoksa? Başınıza ne geldi, neden sarsıldınız? Çıkarsanıza dilinizin altında ne varsa!..

—      Sayın Genel Direktör, şimdi bir görevden dönüyorum...

—      Çalışma saatlerinde dışarı mı çıktınız demek? Hiç beklemezdim bunu sizden! Nereye gittiniz bakalım, anlatın!

—      Mimar Tratzler’e gittim; dedi Strauchgartner ansızın, söyleyeceğini geveleyip durmak tan vazgeçmiş, ağır yaşantının baskısından bir an önce kurtulmak istermiş gibi.

—      Nee? diye bağırdı genel direktör, o suçlu, o canavar herife mi gittiniz? O iflas jurnalcisine, o finans, o hazine düşmanına haaa!..

—      Evet, dedi alçak sesle memur, ama gördüğüm hiç de bir finans ve hazne düşmanına benzemiyordu. Böyle beklemediği bir günde, Noel akşamı arifesinde, baskın yapıp ev araması yapmak istediğim adamı nasıl buldum, biliyor musunuz? Bir sürü çocuğun ortasında... Sayın genel direktör dosyalardan bilmektedir ki mimar Tratzler bir duldur ve bizim tedbirlerimiz yüzünden acı bir yoksulluğa düşmüştür, hem bir sürü öksüzle birlikte...

—      Hakettiği yoksulluğa tabii!...

—      Evet, belki hakettiği yoksulluğa. Ama dul babayı yarı öksüzleri arasında öyle görünce içimin nasıl burkulduğunu anlatamam! Gördüğüm şey acı, acıklı bir yoksulluktan çok daha fazla bir şeydi! Tratzler çocuklarıyla birlikte odsuz ocaksız bir odada kutsal geceye hazırlanıyordu, yani zavallı bir çam dalına incecik mumlar dikiyordu. Çamın dibi bomboştu, birtek çocuk armağanı bile yoktu. Noel şarkısını söyleyerek bayramı şenlendirecek gramofonları da biz haczetmişiz. Demek ki Tanrıya yalnız çıplak insan sesleriyle yakaracaklardı.

—      Yakarmak mı?

—      Evet, yakarmak! Hem ne dediler, kimi andılar, kime iyilik dilerdiler bu yakarıda, biliyor musunuz?

—      Kimi andılar, kim için yakardılar? (Genel direktörün sesine bir titreklik gelmişti)

—      Sizi, sayın direktör, Sizi! Strauchgartner heyecana dayanamayıp ağlamaya başladı. Ağlayarak kekeledi. Sizi, yoksulların baş düşmanı sayılan Sizi, sayın Genel Direktörüm...

Bir hıçkırık sesini boğduğu için utançtan yüzünü öte çevirdi.

Leichtinger gözünü ondan ayırmıyor, ama ses çıkarmadan karşısındakinin hıçkırıklarını dinliyordu. Sonra içinin ezildiğini hissederek başını yine elleri üstüne yıktı.

—      Beni dinleyin Strauchgartner, dedi, biraz sonra başını kaldırıp, Tratzler ailesi gerçekten benim için Tanrıya yakardılarsa... Ne diyeyim?.. Yani demek istiyorum ki...

Ama tuhaf şey! Gözüne bakıp destek bulmak istediği memur şimdi yerinde yoktu, nasıl sessizce geldiyse yine öyle sessizce sıvışıp gitmişti. Ne kapının açıldığını duymuş, ne de ağlayan adamın dışarı çıktığını sezmişti. Sanki bir görüntüydü o! Şimdi oda iyice karanlıktı, hemen telefona sarıldı.

—      Strauchgartner, siz misiniz? Az önce yanımda değil miydiniz?

Çok iyi tanıdığı ses kesin bir cevap verdi:

—      Hayır, sayın Genel direktörüm.

—      Nasıl olur yahu? Odama sessizce giren ve bana acıklı bir yaşantı anlatan siz değil miydiniz?

—      Yorgunluktan uyuyakalmış ve düş görmüş olmayasınız efendim? diye soran başdenetmenin sesi tasalı idi. Leichtinger hiç cevap vermedi, bir süre sonra kısaca dedi ki: «Siz artık evinize gidin dostum, size bütün ailenize mutlu, neşeli bir Noel akşamı dilerim!»

Telefondaki dost sesi «Ama nasıl olur efendim?..» diye başladıysa da Genel direktör kesti ve «Haydi güle güle!» deyip dugacı çatala bıraktı.

Bir süre düşündükten sonra yine telefonu açıp Viyana'yı, federal devletin Maliye Bakanlığını istedi, seksiyon şefi Dr. Woikowsky ile konuşacaktı.

Woikowsky! dedi az sonra kulaklıkta bir ses.

—      Günaydın bayım, karşınızda Leichtinger. Size hemen bildirmek istiyorum ki...

—      Ne tuhaf! Ben de şimdi sizi düşünüyordum, telefon etmek üzereydim! Yazık ki size hoş olmayan bir haber verecektim. Hani şu mimar Tratzler var ya: Sizinle uğraşıp duran ve davasını Anayasa Mahkemesine dek ulaştıran adam? Evet, işte o hiç beklenmedik bir şekilde hak kazandı; Yani sizin makamınız anayasaya aykırı sayıldı. Birlik Bakanımız, —ki çoktan hakettiği iznini kullanacak yerde bizlerle birlikte didinip duruyor— beni sizinle görüşüp durumu bildirmeye memur etti. Bu durumda görevinizi kaldırmaktan başka çare olmadığını söyledi. Zaten tatsız gelen şu mübarek Noel akşamında bu haberle karşınıza çıkmak zorunda kalmak benim için ne sıkıntılı bir görev, değil mi sayın meslektaşım? Özür dilerim ama...

—      Gerçekten tuhaf tesadüf! Ben de telefonu bunun için açmıştım zaten; Yani görevimden affımı rica edecektim sayın seksiyon şefi.

—      Ne demek bu? Nasıl olur sayın meslektaşım? Hangi sebep sizi böyle bir davranışa...

—      Sebebi telefonda anlatmak hem güç olur, hem de uzun sürer. Yalnız şuncağız söyleyim ki benimkisi gerçekten ne üdüğü belirsiz bir görevdi, bulanık bir işti. Sayın Bakanımızın o özdeyişine aykırı düşüyordu: Bir yerde ki vergi adaleti ve açıklığı yoktur, orada vergi ahlakı da yoktur! Üstelik az önce bizim vergi başdenetmeni hayalleme yoluyla bana gözüküp güttüğüm politikanın yanlışlığını acıklı bir hikaye ile belirtti, kanıtladı. Böyle ansızın ortadan silinişime doğrusu üzülmüyorum. Sayın seksiyon şefi, bu vesile ile size ve Bakanımıza mutlu bir Noel bayramı dilerim.

Telefonda sıkıntılı bir sessizlik oldu, telin öbür ucundaki Woikowsky'nin Viyana’nın Himmelspfort sokağındaki dairesinde şaşkın şaşkın baş salladığı seziliyordu. Nihayet şöyle dedi: «Görevinizin kaldırıldığı tabii ancak üç ay sonra resmen ilan edilecektir. O zamana değin daha bir sürü hayırlı işler yaparsınız sanırım.»

Leichtinger ilgisiz bir tonla cevap verdi: «Nasıl isterseniz, sayın seksiyon şefi.» Seksiyon şefini bu soğukluk irkiltmiş olmalıydı, «İyi Noeller!» deyip sinirlice kapattı telefonu. O zaman Leichtinger bir kaba soluk alarak duygacı yerine koydu.

Karanlıkta garip bir haz duyarak oturuyordu görevi kaldırılan genel direktör, ve gülümsüyordu. Kalktı ve ışık yakmadan odadan çıktı. Girişteki şapka ve paltosunu alıp bir hırsız gibi oradan uzaklaştı, artık gerçek olmayan makamını temelli bırakıyordu.

Dışarıda lapa lapa kar yağıyor, lambaların ışığı altında sokaklar pamukla kaplanmış gibi gözüküyordu. Bütün evlerde Noel ağaçlarının mumları yakılıyor ve radyolar çalıyordu: «Sessiz gece, kutsal gece!..»

Leichtinger Noel duygusuyla dolu, ama gönlü hiç olmadığı kadar ferah, karları çiğneyerek ağır ağır yürüyordu. Eve varıp kılık değiştirecek ve yüzbaşı dostunun bayram çağrısına gidecekti.

İçi rahattı, şendi.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült