Hikaye

 

 

Aşkın Suçları

Marquis De Sade


OCHELLE’li zengin bir tacirin oğlu olan Dorgeville, pek genç yaşta Amerika’ya gitmişti. Amerika’da işleri iyi giden bir amcası vardı. Onun yanında kaldı uzun süre. On iki yaşından sonra onunla hep amcası meşgul oldu; Dorgeville kendine verilen işlerde uzmanlaştı, bütün erdemleri öğrendi.

Genç Dorgeville’e Tanrı beden yönünden bazı nimetleri pek fazla vermemişti; öyle çok çirkin ya da çok sevimsiz değildi gerçi; ama bizim cinsi yakışıklı ya da bütün adam haline getiren bazı fizik verilerin hiçbiri yoktu onda. Ancak doğa onda eksik bıraktığı bu özelliklere karşılık başka özellikler vermeyi de unutmamıştı; dehadan da üstün olan bir espri, son derece ince bir ruh, aydınlık, içten bir huy; tek kelimeyle onurlu adam, duygulu adam diye özetleyebileceğimiz Dorgeville’de bu özelliklere bol bol raslayabilirdiniz; o çağlarda da bunlara sahip olduktan sonra kişinin bütün ömrünce mutsuz olması için pek sebep yoktu.

Dorgeville daha yeni yirmisine basmıştı ki amcasını kaybetti; evin idaresini üstüne alması, işleri artık onun yürütmesi gerekiyordu; tam üç yıl bu işi mümkün olan en üstün zekayla başardı; ne var ki yüreğindeki iyilik duyguları çok kısa bir zamanda bütün varlığını kaybetmesine sebep oldu; kendisi gibi şerefli olmayan birçok dostlar edinmişti; çok borçlandı; düzenbaz biri olmadığından bütün borçlarını ödemek için uğraştı; sonunda da yıkıldı.

«Korkunç bir şey böyle benim yaşımda bu duruma düşmek, diye düşünüyordu genç adam; yalnız bunca keder arasında sevinilecek bir şey de var: iyilikler yaptığıma inanıyorum, kimseyle görülecek hesabım yok.»

Dorgeville’in başına gelen felaketler sadece Amerika’ dakilerden ibaret değildi; ailesinden de kötü haberler alacaktı. Kendisi Yeni Dünya’ya hareket ettikten birkaç yıl sonra doğan kızkardeşi onursuz bir hayat sürmekteydi; kendini ve kendine ilişkin her şeyi mahvetmişti; Virginie adlı, ve şimdi on sekiz yaşında olması gereken bu ahlaksız kız, ne yazık ki aynı zamanda aşk kadar da güzeldi; bir şirket katibiyle sevişmişler, ancak evlenme izni almadıklarından rezil olmuşlardı; amaçlarına ermek için kız kaçarken evden annesine babasına ait bir miktar para da çalıp götürmek istemişti; hırsızlık önlenmiş, ama iki alçak sıvışıp kaybolmanın yolunu bulmuşlardı; şimdi İngiltere’de oldukları söyleniyordu. Dorgeville’in aldığı mektupta hemen Fransa’ya dönmesi ısrarla bildiriliyordu; malının mülkünün başına geçmeliydi; hiç değilse Amerika’da kaybettiklerinin yerine oradakileri koyabilirdi.

Bir sürü olayla umutsuzlaşmış Dorgeville La Rochelle’e döndü; öfkeliydi, utanç içindeydi; aldığı haberlerin hepsi doğruydu; bunca felaketten sonra artık yapamıyacağını anladığı ticaretten vazgeçti, Amerika’daki adamlarıyla angajmanlarını feshetti, Poitou’da, Fontenay dolaylarında bir çiftlik satın aldı; orada duygulu ruhunun iki önemli erdemi olan iyilik ve sevecenliği rahatça uygulayabilecek, ömrünün geriye kalan kısmını dinlenerek geçirebilecekti.

Bu plan gerçekleşti. Küçük toprağına yerleştikten sonra yoksullara destek oldu, yaşlılara güç verdi, çiftçilere çalışma olanakları kazandırdı, kısaca o küçük bölgenin yaratıcısı,.

tanrısı oldu. Kim mutsuz, kim bahtsız, Dorgeville’in kapısı ona ardına kadar açıktı; nerde iyi bir iş yapılmışsa onda Dorgeville’in de eli vardı; bir yanağa gözyaşı mı damladı, onu silecek el muhakkak Dorgeville’in eli oluyordu. Adı herkesin kutsadığı bir ad olmuştu; herkes ruhunun dibinde onun adını anıyor ve şöyle diyordu:

«İşte doğanın bize kötülüklerin önlenmesi için yolladığı adam... Doğa insanlara verdiği acılan hafifletmek için onu yolladı bize.»

Herkes istiyordu ki Dorgeville artık evlensin; çünkü böyle bir adamın dölünden gelecek çocuklar toplum için büyük değerler ifade edeceklerdi; henüz aşkın çekiciliklerini kesin anlamda anlayamamış olan Dorgeville ise buna karşılık çevresindekilere şimdiye dek kendine uygun ve mutluluğunu paylaşabilecek nitelikte bir kız bulamadığım, onun için de evlenmeyeceğini söylüyordu; gösterilen kızların hepsini reddediyordu; kendisine takdim edilen kadınların hiçbirinde bir gün onu seveceğine inandıran belirgin bir özellik görmüyordu.

«Alacağım kadında her şeyden önce bağlılığa önem veririm; her şeyini de bana borçlu olmalı; zenginlik de yüz güzelliği de bu bağları kurmak için yeterli değil; karımla benim aramda öyle temel bağlar olmalı ki onlar dolayısıyla beni terketmesi ya da bana hayınlık etmesi mümkün olmasın.»

Dorgeville’in bazı dostları bu düşünce tarzına karşı çıkıyorlardı.

«— Ama düşünün bir, gölgenize, kanadınızın altına alacağınız o yeni ruh sizinki kadar güzel olmazsa bu söylediğiniz bağlar nasıl kurulabilir? Minnet duygusu herkeste sizin anladığınız gibi çözülmez bir bağ yaratmaz ki. Minnet duygusunu aşağılayan zayıf ruhlar olduğu gibi, minnet duygusuyla gurur duyup da ondan sonraları sıyrılmaya çalışan ruhlar da vardır; siz kendi deneylerinizde de acısını çekmediniz mi bunun: minnet duygusu insanların arasını açar, hele dostlukların kurulmasına iyice engel olur.»

İnandırıcı kanıtlardı bunlar hep; ne var ki Dorgeville kendi yüreğinin buyruğunu dinlemekte kararlıydı; ve bugüne kadar onu mutsuz kılan düşünce sisteminin içinde hayatını sürdüreceği anlaşılıyordu.

İşte böyle düşünüyordu hikayesini anlattığımız değerli adam. Ama bu daha da uzun sürmeyecek, günün birinde talih onun karşısına bütün servetine ortak yapabileceği ve yüreğine verilmiş en eşsiz bir armağan olarak düşünebileceği birini çıkaracaktı.

Doğanın ayrılırken bizi zenginlikleriyle donattığı, daha birkaç ay güzelliklerini hiç eksiltmediği o mevsim ne kadar soylu ve ilinçtir; kırda yaşayanlar avlanmak, bağbozumu ya da hayatlarını tatlı kılan başka türlü birçok iş dolayısıyla yanyana gelirler bu mevsimde. Şehrin uğultusuyla yaşama sevincini yitirmiş, cansızlaşmış, şehrin lüksünden bunalmış, eriyip bitmiş kimseler kırlara koşarlar, oradaki temizliği, sıcaklığı, açıklığı yüreklerine doldururlar, acılarının düğümlerini kırda yaşayanların yanında çözerler. Dorgeville de ekim ayında, vaktiyle taşraya geldiğinde kendisini konuk eden ve ruhu kendi ruhuna birçok yerde benzeyen bir dostunun yanma gitmeye karar verdi.

Atma bindi ve o dostunun kendi toprağından birkaç konak ötedeki şatosuna doğru yola çıktı. Uşaklarından biri de arkasından geliyordu. Henüz iki konak ilerlemişlerdi ki yol boyunca uzanan bir çitin arkasından birtakım iniltiler duydu. Durdu hemen; acı çekenlerin acılarını paylaşmak onun eski adetiydi, biliyoruz; atını uşağına bıraktı; yolla çiti ayıran hendeğin içinden geçerek demin kendilerini şaşırtan o iniltilerin geldiği yere doğru yürüdü.

«Oh mösyö, diye bağırdı çok güzel bir kadın, kollarında daha yeni dünyaya getirdiği anlaşılan bir çocuk tutuyordu, şu zavallının yardımına hangi tanrı yolladı sizi?... şu umutsuzluğa mahkûm yaratığı görüyor musunuz? diye devam etti kadın gözyaşı selleri içinde, onursuzluğumun bu sefil meyvası az daha benim ellerimle yaşamaya veda edecekti...

— Hangi sebeplerle böyle korkunç bir işlemi uygulamaya kalktığınızı sormadan önce, madam, izin verin de gerekli ilk yardımı yapayım size; galiba yakın bir yerde bir kulübe olacaktı buralarda; önce oraya gidelim isterseniz, kendinize gelin biraz, ondan sonra sizi bunca mutsuzluğa kaptıran olayın ayrıntılarını sorarım; yalnız inanın ki size yararlı olmaktan başka hiçbir amaç taşımıyorum. Sorularımın da sizin anlatmak istemediğinizin sınırlarını aşmayacağından emin olabilirsiniz.»

Cecile'in bu karşılaşmadan memnun olduğu anlaşılıyordu; o sırada uşak yaklaşıp çocuğu kucağına aldı; Dorgeville onu annesiyle birlikte atma bindirdi; çiftliğe doğru yürümeğe başladılar; Çiftliğin sahipleri Dorgeville’i yakından tanıdıkları için onları çok iyi bir şekilde karşıladılar; Cecile için bir yatak serildi, çocuk da evdeki bir beşiğe konuldu; bu serüveni çok merak eden Dorgeville o günü ve ertesi geceyi o kulübede geçirmeğe karar verdi; Cecile’in dinlenmeye ihtiyacı vardı; şimdi anlatması uygun değildi; genç kadın akşam da kendine gelemeyince, Dorgeville ertesi günü bekledi.

Cecile’in hikayesi uzun değildi; Duperrier adlı bir asilzadenin kızıydı; buradan on konak ötede oturuyorlardı; Vermandois alayından genç bir subayla sevişmişti; bu alay o sırada babasının şatosuna yakın bir yerde konaklamıştı; genç adam Cecile’in gebe kaldığını öğrendikten kısa bir süre sonra ortadan kaybolmuştu; işin daha kötüsü üç hafta sonra bir düelloda öldürüldüğü haberi gelmişti; Böylece Cecile onurunu da umudunu da aynı zamanda kaybetmiş oluyordu; durumunu mümkün olduğu kadar ailesinden saklamaya çalışmışsa da sonunda olan biteni onlara açıklamak zorunda kalmıştı; Annesi de babası da yapmadıklarını bırakmamışlardı zavallı Cecile’e; o da ne yapsın, kurtuluşu evden kaçmakta bulmuştu; kaç gündür buralarda dolanıyor, neye karar vereceğini bilemiyordu; kederler içinde, tekrar evine mi dönmenin yoksa oralardaki başka çiftliklere mi sığınmanın doğru olacağını düşünüyordu; işi hatta çocuğunu öldürmeğe kadar ileri götürüyordu; kimbilir belki de Dorgeville o anda çıkagelmeseydi öyle yapacaktı; bu yüzden Dorgeville’e ne kadar dua etse azdı.

Bütün bu ayrıntılar... sonra Cecile’ in insanı büyüleyen yüzü, inceliği, ilinçliği... Dorgeville'in duyarlı yüreğinde hemen bir kıpırdama yarattı.

«Matmazel, dedi, Tanrı sizi benim karşıma çıkardığı ir çin çok mutluyum; birbirinden değerli iki zevki birden duyuyorum şimdi: biri sizinle karşılaştığım için, daha güzel olan İkincisi ise acılarınızı biraz olsun hafifletmek fırsatını bulduğum için.»

Bizim sevimli kurtarıcı daha sonra Cecile'e kurduğu planı anlattı: gidip ailesiyle görüşecek, bir uyuşma imkanı arayacaktı.

—      Gidin ama mösyö, yanınızda ben olmayayım, ben gidemem oraya.

—      Olur Matmazel, ilkin ben yalnız giderim, dedi Dorgeville, ama yeniden evinize dönme iznini alabileceğimi umuyorum.

—      Oh! mösyö, işte bunu hiç aklınızdan geçirmeyin onların ne sert insanlar olduklarını bilmiyorsunuz; vahşilikleri ve sahtelikleri ile ün yapmışlardır bu dolaylarda; artık hiçbir güvenim kalmadı onlara.»

Bununla birlikte Cecile,Dorgeville,in ertesi gün Duperrier’lere gitmekte kararlı olduğunu anlayınca kendisine yapılan teklifi kabul etti; yalnız babasının yanında çalışan Saint-Surin adlı bir uşağa verilmek üzere bir mektup verdi ona; söylediğine göre bu uşak her türlü güvene layık ve kendisine son derece bağlı biriydi; ayrıca Dorgeville’e, bu mektubu kimseye göstermemesini, hiç dokunmadan, içini okumadan Saint-Surin’e iletmesini rica etti.

Baştan beri göstermiş olduğu dürüst davranış örneğine karşı bu ardı arkası gelmez üstelemelerden sinirlenmişe benziyordu. Dorgeville. Ama Cecile’in özür yağmuruna dayanamadı, mektubu aldı, Cecile’i ev sahiplerine emanet etti ve gitti.

Yolda düşünüyordu: herhalde şu üstündeki mektup o uşağın lehinde bir anlam taşımalıydı; en iyisi önce mektubu Saint-Surin’e veririm, Duperrier ile de onun aracılığıyla tanışırım; Saint-Surin götürüp takdim eder, diyordu kendi kendine. En iyisi buydu. Herhalde Cecile de mektubunda Saint-Surin’e kaderiyle ilgilenen bu adam hakkında bazı bilgiler veriyordu. Dorgeville bu düşüncelerden sonra mektubu götürüp Cecile'in sadık uşağına teslim etti. Saint-Surin mektubu şöyle bir okur okumaz hakim olamadığı bir coşku içinde bağırmaktan kendini alamadı:

— Nasıl? demek sizsiniz, mösyö..., demek bizim mutsuz hanımımızın koruyucusu sizsiniz! Gelin sizi aile büyüklerine götüreyim; yalnız önceden söyleyeyim ki büyük bir öfke içinde annesi de babası da; doğrusu aralarını düzeltmek konusundaki çabalarınızda başarıya ulaşacağınızdan biraz kuşkuluyum; ama sonuç ne olursa olsun, diye devam etti Saint-Surin, ben sizin yüksek ruhunuzun aynası olan bu çalışmanızda hep yanınızda olacağım, en kısa bir sürede başarmanız için elimden geleni yapacağım.»

Saint-Surin güzel yüzlü bir adamdı. Zeki bir görünüşü vardı. Hemen merdivenleri tırmandı Dorgeville'in gelişini efendilerine duyurmak için. Onbeş dakika sonra da tekrar göründü.

Yukarıdakiler Mösyö Dorgeville’le görüşmeye razı olmuşlardı; ancak bu daha çok onca yolu böyle bir iş için katetmek zahmetine girdiğindendi; yoksa aslında o lanetli kızın lehine herhangi bir çözüm yolu düşünmeyi akıllarına bile getirmiyorlardı; Mösyö Dorgeville böyle bir zahmete katlanmasa daha iyiydi; Cecile, büyük günahının cezasını kaderiyle ödemeliydi.

Bu haber Dorgeville'i hiç yıldırmadı; onları inandıracağına güveniyordu. Biraz sonra içeri alındı; Mösyö ve Madam Duperrier, ikisi de, ellişer yaşlarında çok temiz ve namuslu görünüşlü iki insandı; Dorgeville'i kibarca karşıladılar; Dorgeville önce biraz utandıysa da, sonra bir ağızda kendisini oraya getiren sebebi açıkladı.

— Karım da ben de çok kesin olarak karar vermiş bulunuyoruz, mösyö, bizim namusumuza leke süren o yaratığı bir daha karşımızda görmek istemiyoruz; kendisi nasıl yaşamak istiyorsa öyle yaşasın; onu Tanrıya havale etmiş bulunuyoruz artık; Tanrının kısa bir süre içinde bu kızın bize çektirdiklerini fitil fitil burnundan getireceğine inanıyoruz...»

Dorgeville, elinden geldiği kadar ve en duygulu, en parlak cümlelere başvurarak onları bu vahşi planlarından vazgeçirmeye çalıştı; bunu başaramayınca bu kez mantıklı konuşmayı bırakıp yüreklerini ırgalamayı denedi, duygularından medet umdu; ama nafile, bu noktada da aynı sert dayatmayla karşılaştı; bununla birlikte Mösyö ve Madam Duperrier, Cecile’in zaten Dorgeville’e anlattığı “olay dışında başka şeylerle suçlamıyorlardı onu; bu taş yürekli yargıçlarla Cecile'in anlattıkları tıpatıp uyuyordu birbirine.

Dorgeville insanın ömründe bir kere yenildiği bir zaafın suç sayılmaması gerektiğini, Cecile’i baştan çıkaran adam ölmüş bulunmasaydı ve evlenseydiler bu hatanın baştan itibaren silinmiş olacağını coşkuyla anlattı durdu, ne var ki olumlu bir sonuç alamadı; boşuna çene yormanın gereksizliğini anlamıştı artık; ne yapsın, izin istedi ayrılmak için; ev sahiplerinin birlikte yemek yeme teklifini kabul etmedi, teşekkür etti; yalnız bu teklifi biraz da aldığı olumsuz sonuçtan dolayı geri çevirdiğini hissettirmeye çalıştı onlara; zaten onlar da pek fazla üstelemediler. Dorgeville çıkıp gitti.

Saint-Surin onu şatonun kapısında bekliyordu.

«Gördünüz ya mösyö, dedi büyük bir ilgi gösterisi içinde, çabanızın boşuna olduğunu söylemekte haksız değilmişim; konuşmak için geldiğiniz bu insanları tanımıyorsunuz;

yürekleri taştandır, tunçtandır onların; hiçbir İnsani tavır beklenemez; ben de şimdi sizin koruyucu ve dost olarak kanatlarınızın altına aldığınız sevgili hanımıma saygı ve bağlılığımı gösterme fırsatını kaybettiğim için artık buraları terketmeği düşünüyordum; Mösyö Duperrier’e hizmet etmek istemiyordum; durumum bugün iyice kesinleşti, kendime başka bir kapı aramam gerek.»

Dorgeville bu sadık uşağı yatıştıracak sözler söyledi; efendilerini hiçbir zaman bırakmamasını öğütledi; Cecile için de fazla meraklanmamalıydı; Dorgeville onda babasının yerini dolduracaktı bundan sonra; Cecile’deki o ilk günlerin büyük umutsuzluğu hafifleyecekti nasıl olsa.

Saint-Surin, Dorgeville’in ayaklarına kapandı ağlayarak, Cecile’in mektubuna yazdığı cevabı kendisine iletmesi için yalvardı; «Tabii, dedi Dorgeville, memnuniyetle»; mektubu aldı ve Cecile’in yanma döndü; Cecile’in morali iyice bozulmuştu, ne kadar uğraştıysa teselli edemedi onu.

«Gördünüz işte mösyö, dedi Cecile ailesinin davranışını öğrenince, bunun böyle olacağını kestirmeliydim, onların nasıl insanlar olduklarını bildiğim için sizin oraya gitmenizi engellemeliydim; bunu yapamadığım için kendimi hiçbir zaman affetmeyeceğim.» Bu son sözler gözyaşlarına karıştı. İyilikçi Dorgeville çok duygulanmıştı; gözlerini sildi onun ve kendisini bundan böyle hiç yalnız bırakmayacağını söyledi.

Birkaç gün sonra artık Cecile kendine gelir gibi olmuştu; Dorgeville ona kendi evine gelip yerleşmesini teklif etti.

— Aman, mösyö, diye tatlı bir tavırla cevap verdi Cecile bu teklife, sizin istediğiniz bir şeye nasıl karşı koyabilirim? Ama bilmem ki bu teklifi kabul ederken utanmalı mıyım acaba? Zaten benim için çok şeyler yaptınız; sizi tanımakla öyle bağlar kazandım ki, onları daha da sıkılaştırmak ve aynı zamanda daha da aziz kılmak konusundaki hiçbir durumu reddedemem.»

Dorgeville’in şatosuna doğru yola çıktılar; onun topraklarına girmelerine az kalmıştı ki, Matmazel Duperrier koruyucusuna bazı kaygılarını açtı; herkesin gözü önünde bir sığıntıymış gibi yaşamak güç gelecekti ona; sonra kendi ailesinden korkmaktaydı henüz; gerçi babasının şatosu buralardan onbeş konak ötedeydi, ama buna çok uzak bir mesafe denemezdi; ya bir de tanınırsa, ya babasına haber uçurulursa... işlediği bu ağır hatayı (ağır kelimesini kullanıyordu) cezalandırmak için bazı hain düzenlere başvurulursa, ne olurdu sonra? Gafil avlanmaktansa önceden böyle bir felaketi önlemek herhalde daha iyiydi; hem sonra ailesi tarafından reddedilmiş, kamuoyunca aşağılanmış bir kıza karşı Dorgeville’in gösterdiği özel ilgi bu yörelerin halkında bazı dedikodulara yol açmaz mıydı acaba?

Alçakgönüllü ve dürüst Dorgeville bu sonuncu nokta üstünde pek durmadı; ama birinci fikir mantıklı gelmişti ona da; söz verdi Cecile’e, ikisi aynı çatı altında yaşarken gereken bütün incelikler gösterilecekti, zaten Cecile’i bir kuziniymiş gibi tanıtacaktı şatoda çalışanlara; çevredeki insanlara gelince, Cecile onlardan yalnız canının istedikleriyle görüşmekte serbestti. Genç kadın bu sözleri duyunca bir kere daha teşekkür etti koruyucusuna ve şatoya girdiler.

Burada şunu hemen söylemeliyiz: Dorgeville Cecile’in karşısında şimdiye kadar hiç tatmadığı bir duygu içinde kalmıştı; onunki gibi bir ruh ancak duyarlıkla yumuşamış, iyilikle yuğrulmuş bir aşka kapılabilirdi; bir kadında aradığı bütün nitelikleri Dorgeville Matmazel Duperrier’de buluyordu; evleneceği kimsede istediği o fevkalade özellikler de vardı onda; ne diyordu Dorgeville bu konuda eskiden beri, evleneceği kadınla tanışma şekli onu kendisine sımsıkı bağlayacak, yani aile birliğinin temeli bu bağlanma duygusuyla temellenecek. İşte burada da öyle olmamış mıydı? Cecile de öyle bir kadın değil miydi? Eğer Cecile’in ruhsal dalgalanmaları kendisininkine uzak düşmüyorsa, aşkın bağışlanmaz zararlarını yok etmek için ona bir evlilik hayatı sunması gerekmiyor muydu? Matmazel Duperrier’nin şerefini onarırken, çok ince ve iyice Dorgeville’in ruhuna özgü yeni bir çeşit umut beliriyordu; böylelikle Matmazel Duperrier'nin ailesiyle arası düzelirdi. Üstelik Dorgeville’e, mutsuz bir kadına en vahşi önyargılarla çekilip alınmış onurunu geri vermek, hem de taşyürekli bir tutumla yoksun bırakıldığı aile şefkatini yeniden kazandırmak çok tatlı bir iş gibi geliyordu.

Kafası bu düşüncelerle dolup taşan Dorgeville Cecile’e ikinci bir kere ailesine başvurmayı uygun bulup bulmadığını sordu; Cecile bu konuda fazla konuşmadı; fikrini hiç değiştirmemişti; koruyucusunun öğütlerini sonuna kadar dinledi; gerçi bir iki defa böyle bir teşebbüsün faydasızlığını ona hissettirmedi değil, ama sonuçta her şeyi Dorgeville’e bıraktı; koruyucusu nasıl uygun görüyorsa öyle hareket etsindi. En sonunda da gerçek bir kaygısını belirtti; galiba artık Mösyö Dorgeville’e yük olmaya başlamıştı; öyle ya, onun, ailesinin yanma dönmesini bu kadar ısrarla istemesi başka nasıl yorumlanabilirdi? Hem de annesinin babasının kendisinden ne kadar nefret ettiklerini bildiği halde.

Dorgeville kendisine içini açmak konusunda yeni olanaklar kazandıran bu cevaptan çok memnun olmuştu; şunu belirtti: ailesiyle aralarının düzelmesini düşünüyorsa bu yalnız onu ve çevredeki insanları düşündüğü içindi; yoksa Dorgeville’in bu yakınlaşmayı kurmak istemesinde başka bir niyet olamazdı; öte yandan gösterdiği ilginin yanlış yorumlanacağını da hiç ummamıştı. Matmazel Duperrier bu inceliğe dostunun göğsüne kapanarak karşılık verdi; gözleri yorgun ve sevgi dolu bir anlam taşıyordu; galiba minnet duygusundan da ötede bir anlam. Dorgeville de bu anlamı farketmişti; kararını verdi: kanatları altındaki bu kadına rahat ve onurlu bir hayat yaşatacaktı; Cecile’in ailesine yaptığı o ilk ziyaretten iki ay sonra ikinci bir defa onlara başvurmak istedi; kızlarıyla evlenmeyi düşündüğünü söyleyecekti; Tabii bu haberin Mösyö ve Madam Duperrier’yi duygulandırmaması imkansız olacaktı, Dorgeville’e hemen kapılarını ve sevgi dolu kollarını açacaklardı; hayattaki biricik kızları bir hata yapmıştı, bu yüzden yanlarına kabul etmiyorlardı onu; şimdi bu adam çıkıyor, bu hatayı onarıyor, namuslarını kurtarıyordu; buna sevinmemenin imkanı olabilir miydi?

Cecile bu defa Dorgeville’e ilk gidişindeki gibi Saint-Surin yazılmış bir mektup vermedi. Bunun nedenini belki biraz ilerde anlayacağız. Dorgeville de Saint-Surin’i bu kez yalnız kendisini Mösyö ve Madam Duperrier’nin yanma götürsün diye aradı; Saint-Surin onu yine en büyük sevgi ve saygı gösterileriyle karşıladı; Cecile’in nasıl olduğunu sordu; Dorgeville’in bu ikinci gelişinin gerçek nedenini öğrenince de çok sevindiğini, soylu davranışından ötürü Dorgeville'i alkışladığını belirtti; ne var ki tıpkı geçenki gibi bu kez de Duperrier’lerle görüşmenin bir başarı sağlamayacağından emindi o; Dorgeville ise iyice azimliydi, umudunu hiçbir şey kıramazdı; Mösyö Duperrier’nin yanma gitti; kızlarının şimdi kendi şatosunda kaldığını, kendisine ve çocuğuna elden gelen her türlü özenin gösterildiğini, Cecile’in artık böyle yanlışlar yapmıyacağına inandığını, zaten her an acılar içinde olmasının da bunun bir kanıtı olduğunu, o acılarla ve son sıralarda sürdüğü dürüst hayatla artık gerçekten bağışlanmaya layık bir duruma geldiğini söyledi; bunları söylerken Dorgeville bir an anne ve babanın yüreklerinde yumuşamaya benzer bir gelişimin başladığını sandı; işler düzeliyor muydu yoksa? ama bu çok kısa sürdü; Duperrierler geçen seferki soğuk tavırlarını hiç bozmaya yanaşmadan eski olumsuz cevaplarını tekrarlamışlardı; Dorgeville büyük bir şaşkınlık içinde anladı ki karşısındaki insanların ruhları ruh değil, demir; bunlar insan değil hayvan; İnsani görünümlerinin altında bir yırtıcı hayvan niteliğini gizliyorlar.

Bu acımasız, bu taştan davranış perişan etmişti Dorgeville’i; yine de Mösyö ve Madam Duperrier’ye bazı somlar yöneltmekten kendini alamadı: kızlarına karşı besledikleri böyle aşırı bir kinin başka nedenleri de mi vardı yoksa; öyle ya, kusurlarını hiçe indirecek bir sürü erdemle donanmış bu tatlı ve dürüst yaratığa bunca büyük bir cezayı uygun görmeleri akla ister istemez bunu da getiriyordu. Ne vardı başka?

Tam burada Mösyö Duperrier konuşmaya başladı:

— Mösyö, dedi, bir zamanlar kızım sıfatıyla adımı taşıyan, şimdiyse kirlettiği bu ada layık olmadığını ispat eden kimse hakkındaki iyi düşüncelerinizi bozmak istemem; bakıyorum, beni gaddarlıkla, duygusuzlukla suçlandırmak çok hoşunuza gidiyor, biraz konuşayım da bunun pek o kadar öyle olmadığını anlayın; koruduğunuz kimsenin o hareketi dışında hiçbir kötü eğilimini görmüş değiliz; ancak o büyük hata bizim onu kirlenmiş görmemiz ve hayatımızdan kovmamız için yeterince ağır bir edimdir; daha ne yapsaydı istiyorsunuz; üstelik daha günahının ilk sarhoşluk günlerinde kaç kez uyarmışızdır Cecile’i; ilerde başına gelebilecek kötülükleri kaç kez hatırlatmışızdır; ama dinleyen kim? Öğütlerimiz bir kulağından girip öbür kulağından çıkmıştır; sözlerimizi küçümsemiş, buyruklarımızı dinlememiş, kendi duygularının doğrultusunda, isteyerek, uçuruma doğru yürümüştür; oysa ailesini seven bir kızın böyle hareket etmemesi gerekirdi; Cecile hep kendisini ayartan ve çukura doğru sürüklemeye çalışan adama yaslandı; bize meydan okuyacak bir güç buldu kendinde, küstahlaştı; şimdi kusurlarının, haksızlıklarının farkına vardığını söylüyorsunuz, iyi bir şey bu; ama şimdi biz de ondan yardımımızı esirgemekle haksız bir şey yapmıyoruz ki; Cecile, gerçekten muhtaç olduğu günlerde bu yardımı elinin tersi ile itmişti, küçümsemişti. Sonra şu da var: diyelim bir kere akılsızlık etti, adını kirletti, orada durması gerekmez miydi? Hayır, o hemen ikinci bir hata daha yapmak eğilimine girdi, evden kaçarak birinci hatasını herkese ilan etti; şimdi çevremizdeki bütün dostlarımız, yakınlarımız olanı biteni biliyorlar; herkes diyor ki Cecile evden şunun için kaçtı; gelin, siz de biraz bizi anlamaya çalışın, bu ruhsuz ve arsız yaratığa yeniden kucak açmamızı istemeyin; yeni kederlere, yeni onursuzluklara hiç de hazır değiliz.

— Bu düzenler, bu ilkeler tüylerimi ürpertiyor, diye haykırdı öfkesi artık şurasına gelen Dorgeville, tek suçu duyarlık olan bir kızı bu tehlikeli ilkelerle mi mahkûm ediyorsunuz? Ne korkunç cinayetler işlenmiştir bu ilkelerin desteğiyle! Siz, vahşi baba, taş yürekli ana, bırakın bu masalları, baştan çıkarılmış bir kızın bütün onurunu yitireceği varsayımından vazgeçin biraz; daha az bilgelik, daha az din aşlayarak daha az suçlu kılabilirdiniz onu; doğayı izlemekten başka kusur işlememiş birine o saçma rezillik ve alçaklık damgasını vurmaktan kaçının. İnsanların yarattığı adetlerde ahmak bir çelişki görüyorum ben: bu adetler onuru en hafif, en bağışlanabilir suçlara bağlayarak, kendileri için utancın pişmanlıktan daha ağır olduğu kimseleri en ağır suçlara doğru itiyorlar; örneğine binlerce defa Tasladığımız böyle durumlarda gösterilen vahşi ve sert tepkiler, gizlenmemesi gereken birçok suçun daha baştan itibaren gizli kalmasına yarıyorlar; ufak tefek suçlar, bunların suçlularında bir iz bırakmıyorlar, hatta böyle suçları örtmek için fazla çalışılmıyor, büyük acılar içine düşülmüyor; şimdi önyargıları bir yana atarak düşünelim, en doğal bir duygu girişimi içinde, aşırı bir çıkışla varlığını katmerlendiren bir kıza rezil diyebilir miyiz? Alçak diyebilir miyiz? Bir suç söz konusu ise hangi suçu işlemiştir o? Ruhunun ya da varlığının bizim için ürkütücü yanı nedir? Hiç düşünmüyoruz ki onun aynı nitelikte işleyeceği ikinci suçu, sadece birincinin bir devamı olacaktır. Ne büyük çelişki! Sözgelimi bir kızı düşeceği bütün tuzaklara hazırlayarak yetiştiriyor, sonra da tuzağa düştü diye cezalandırmaya kalkıyoruz? Ey barbar babalar! kızlarınız bir nesneyle ilgileniyorsa, onu çekip almayın ellerinden; büyük bencilliğinizle onları pintiliğinizin ya da hırsınızın kurbanları halin getirmeyin; kendi yasalarınıza göre kızlarınıza en doğal eğilimleri yasaklarsanız, onlar artık sizde bir dost yüzü görmemeye başlayacaklar, sizin yasaklarınızla çatışan yeni yeni suçlara yöneleceklerdir; onlan suça yönelten daha çok sizler oluyorsunuz.. Yüzlerine o pisliği, o karayı çalanlar sizler oluyorsunuz... Yalnız sizler oluyorsunuz... Onlar doğanın sesini dinledikçe kim karşı çıkıyor buna sizlerden başka? Yasaların bıçağı altına onlar yatıyor, buna karşılık onları kendi ruhlarında boğmak istiyenler sizlersiniz... Onların kötülüğe yönelmelerinin, suç işlemelerinin asıl sebebi sizler olduğunuza göre cezalara da, onursuzluğa da siz mahkûm olmalı değil misiniz? Sizlerin barbar tutumlarınız olmasa onların doğanın kendilerine kazandırdığı erdem ve utanç duygularını yenmelerine imkan var mı?

«İşte böyle! diye devam etti Dorgeville gitgide ateşlenen bir tavırla, işte böyle mösyö! o ki siz kızınızın onurunu onarmak istemiyorsunuz, bundan böyle ben uğraşırım bu işle; siz görülmemiş bir barbarlıkla Cecile’e bir yabancı gibi baktığınızı söylediniz demin, bense bundan böyle ona karım olarak bakacağım; işlediği suç ne olursa olsun, bütün sorumluluğu üstüme alacağım. Şimdi mösyö, esasa geliyorum, gerçi takındığınız şu tavırdan sonra olumlu ya da olumsuz bir cevap vermeniz benim için önemli değil, ama yine de soracağım size... Onunla evlenebilir miyim?

Bu sözlerden mahçup olan Duperrier büyük bir hayret içinde gözlerini Dorgeville’e dikmekten kendini alamadı.

—      Nasıl oluyor da mösyö, dedi, sizin gibi kibar bir adam kalkıp böyle sakıncalı bir işi üstüne alıyor?

—      Evet mösyö, bütün sakıncalarıyla üstüme alıyorum; kızınızın beni tanımadan önce işlediği hatalardan ötürü hiç yüksünmüyorum; kocasından önce bir adamı sevmiş bir kadını suçlu ve aşağılık görebilir miyim sanıyorsunuz? Bu haksızlığı ancak adaletsiz kimseler ya da zalim önyargılar yapabilir; böyle bir düşünce tarzının kökünde, sahip olduğu şeylerle yetinmeyen, egemenliğini henüz sahip olmadığı şeylere doğru da uzatmak isteyen gereksiz bir gurur yatar... Hayır mösyö, bu saçma ilkeler benim umurumda değil; ben, evlenmeden önce hiçbir şey yapmamış bir kadındansa, kötü tanınmış ve yaptıklarından pişmanlık duymuş bir kadını tercih ederim; İkincinin erdemlerine karşı güvenim daha büyüktür; biri 'uçurumun tehlikelerini biliyor ve hiç düşmüyor oraya, öteki ise çiçeklere aldanarak atıyor kendini aşağıya.. Her neyse, bir kez daha soruyorum mösyö, izin veriyor musunuz evlenmemize?

—      Artık böyle bir izin verecek yetkiye de sahip değiliz, dedi Mösyö Duperrier, biz onu lanetlemiş, inkar etmiş, üstündeki bütün haklarımızdan vazgeçmiş bulunduğumuza, bu durum şimdi de devam ettiğine göre böyle bir iznin bizden alınması doğru olmaz; rastlantıların getirip sizin ellerinize teslim ettiği bu kız bizim gözümüzde bir yabancıdan başka bir şey değil; zaten yaşıyla, hareket tarzıyla, bizi bırakıp gidişiyle de serbest olduğunu ispatlamış değil mi? Kısacası, mösyö, siz nasıl hareket ederseniz, neyi uygun bulursanız onda özgürsünüz.

—      Peki mösyö, Matmazel Duperrier’nin kusurlarını Madam Dorgeville olduktan sonra da bağışlamayacak mısınız?

—      Madam Dorgeville olduktan sonra bağışlarız bu ahlaksızlığı; ancak hangi ad altında olursa olsun, kiminle evlenirse evlensin ailesine bu lekeyi sürmüş olan birini bir dar ha karşımızda görmek istemeyiz.

—      Yalnız mösyö, dikkat ediniz, şu sözleri söylerken bana da hakaret ediyorsunuz; sonra şu benim temiz davranışım karşısında niçin böyle gülünç bir duruma düşürüyorsunuz kendinizi, anlayamıyorum.

—      Bizim için şu anda yapılacak en iyi şeyin ayrılmak olduğunu düşünüyorum da ondan mösyö; hoşunuza gittiği sürece o kahpenin kocası olun, bize ne? Bizim bu evlenmeyi önlemeye hakkımız yok; yalnız şunu da bilesiniz ki kendisiyle evlenmekle bu kadının birgün bizim eve girebileceğini sanıyorsanız aldanıyorsunuz; çünkü o bu çatıyı acıyla ve matemle doldurdu... rezaletin kiriyle doldurdu.»

Dorgeville iyice öfkelenmişti, oturduğu yerden kalktı ve tek kelime söylemeden dışarı çıktı.

«Az daha gebertecektim şu zalim herifi, dedi o sırada atını hazırlayan Saint-Surin’e, eğer insanlığım galip gelmeseydi ve eğer yarın kızıyla evlenecek olmasaydım vallahi yapacaktım bunu.

—      Onunla evleniyor musunuz mösyö? diye sordu Saint-Surin şaşkın bir tavırla.

—      Evet, yarın onun namusunu temize çıkaracağım... Bahtsızlığına bir son vermek istiyorum yarın onun.

—      Oh mösyö! Ne cömertçe bir davranış! Şu zalim herifleri utandıracaksınız bunu yapmakla; kızların en erdemlisi olduğu halde aynı zamanda en bahtsızı olarak kalmış birini hayata kavuşturacaksınız; bütün eyaletin gözünde ölümsüz bir şeref kazanacaksınız...»

Ve Dorgeville dörtnala uzaklaştı ordan.

Cecile’in yanma dönünce ne var ne yok, anlattı ona, hiçbir ayrıntıyı atlamayarak; işte nasıl gittiğini, nasıl soğuk karşılandığını v.b. Mösyö Duperrier’nin saygısız hareketlerinden de söz etti; Dorgeville bu hareketlerin hesabını sorardı, ama arada Cecile vardı... Cecile, ölçülü davrandığı ve elinden bir kaza çıkmadığı için ona teşekkür etti; ama Dorgeville sözü evlenme konusuna getirip bu işi ertesi gün hemen halletmek istediğini belirtince genç kızı tarifsiz bir keder sardı; bir şeyler söylemek istedi... Kelimeler dudaklarında dondu kaldı... Girdiği sarsıntıyı saklamaya çalıştıysa da başaramadı... Kederi artıyordu azalacağına...

«Ben, dedi, perişan bir halde, ben nasıl karınız olurum? Ah mösyö!.. Niçin zavallı bir kız için böyle büyük bir özveride bulunasınız... Sizin o yüce iyiliklerinize layık değil ki o.

—      Her şeye layıksınız matmazel, diye konuşmaya başladı tekrar Dorgeville. Zalimce cezalandırılmış bir suç: size çektirilen acıları ve duyduğunuz pişmanlığı düşünün... Bir daha işlenmeyecek bir suç: anlaşılıyor ki siz de suçunuzu hiçbir zaman tekrarlamayacaksınız... Nihayet insanın daha olgunlaşmasına yarayan bir suç: sizin hayat deneyinizdeki yanlışlık da bugün aleyhinize bir sonuç doğurmamış bulunuyor... Böyle bir suç sizi hiçbir zaman gözümden düşürmez. Eğer benim onu onaracağıma inanıyorsanız, bakın işte kendimi sunuyorum size matmazel... Elimi, evimi... servetimi, sahip olduğum her şeyi hizmetinize veriyorum... Ne dersiniz?

—      Oh mösyö! diye sesini yükseltti Cecile, öyle şaşırdım, öyle budalalaştım ki, bağışlayın beni; ailemin o öldürücü tutumlarından sonra sizden böyle bir iyiliği beklemeli miydim? Bu iyiliklerden yararlanabilecek güçte olduğuma inanabilir miyim acaba? Nasıl istiyorsunuz buna inanmamı?

—      Aileniz gibi sert kurallarım yok benim; bir düşüncesizliği, bir hafifliği suç olarak, görmüyorum ben ve size onca gözyaşına mal olan bu hatayı silmek için karım olmanızı istiyorum.»

Matmazel Duperrier koruyucusunun ayaklarına kapandı; ruhunu dolduran duyguları anlatacak kelime bulamıyordu; bu duygularda sevecen bir aşk da vardı. Kısaca Matmazel Duperrier Dorgeville’i bu davranışlarıyla kendine öyle bağladı ki sekiz gün içinde düğünleri yapıldı, o da Madam Dorgeville adını taşımaya başladı.

Bununla birlikte yeni gelinimizin o eski münzevi hayatım değiştirmek istemediği görüldü; bunu kocasına uygun bir dille anlattı: ailesiyle arası düzelmemişti, bu yüzden herkesle görüşmek içinden gelmiyordu, belki de utanıyordu hala; Dorgeville anladı karısını, çevredeki insanlara madamın biraz rahatsız olduğu duyuruldu; şatodakiler dışında sadece bir iki yakın dostla görüşülmeye başlandı; bu arada akıllı Cecile Poitou'dan başka bir yere gitmek konusunda kocasını işlemeye başladı; sırası geldikçe bu konuda yeni yeni kanıtlar getiriyordu; burada kaldıkça ikisinin de huzuru olamayacaktı; en iyisi Cecile için bir sıkıntı ve aşağılanma havasıyla dolu olan bu eyaleti değiştirmek, daha uzak bir yere taşınmaktı.

Dorgeville de bu pianı benimsemiş görünüyordu; hatta Amiens dolaylarında oturan bir dostuna bir mektup da yazdı : genç ve sevimli bir kızla evlenmişti; kızın ailesi ile arası biraz bozuktu; bu yüzden Poitou ona kederden başka bir şey vermiyordu; biraz uzaklaşmaları gerekiyordu bu çevreden; acaba oralarda kendilerine uygun bir çiftlik arayamaz mıydı?

Bu mektubun cevabını bekliyorlardı ki birgün Saint-Surin’in şatoya geldiğini gördüler; Saint-Surin eski hanımının yanma gitmeden önce Dorgeville’i bulup önünde saygıyla eğildi; tabii o da onun gelişine çok sevindi; sıcak bir kabul gösterdi.

Ve Saint-Surin anlattı: Cecile’e bağlılığı ve onun yararına çalışması yüzünden işinden olmuştu; şatodan kovmuşlardı Saint-Surin’i; şimdi ise Cecile’e saygılarını tazelemeye gelmişti, izin verirse kendine başka kapı bulmak için uzaklara gidecekti.

— Bizi terkedemezsiniz, dedi Dorgeville, duruma gerçekten üzülmüştü, bu adamı yanlarında alıkoymak karısına vereceği en güzel bir armağan değerinde olurdu, «hayır, bizi terkedemezsiniz» diye tekrarladı; daha sonra da bu güzel sürprizi haber vermek için Cecile’in odasına girdi, ona evin başhizmetçisi olarak takdim etti Saint-Surin’i.

Bu ince jest Madam Dorgeville’i ağlatacak kadar duygulandırmıştı, kocasına sarıldı, teşekkürler etti; bu uşağın kendisi için alıkonduğuna ne kadar memnun olduğunu belirtti. Bir ara Mösyö ve Madam Duperrier’den konuşuldu; Saint-Surin onların katı portrelerini tıpkı Dorgeville’in aklında kaldığı gibi çizdi; daha sonra da bu konu bırakıldı, hareket günü hazırlıklarıyla uğraşıldı.

Amiens’deki dosttan haber gelmişti; tam kendilerine uygun bir yer bulunmuştu o dolaylarda; karıkoca tam bu konutun mülkiyetinin kendi üstlerine geçmesi için uğraşıyorlardı ki bir olay oldu; beklenmeyen ve yıkıcı bir olay; bu olay Dorgeville’in gözlerini açtı, rahatını kaçırdı, ama altı aydan beri kendini uğraştıran alçak yaratığın maskesini düşürmeye de yaradı.

Her şey sakindi şatoda, her şeyde bir neşe havası vardı; biraz önce Dorgeville ve karısı başbaşa öğle yemeğini yemişlerdi; şimdi de salonda oturmuş yine başbaşa konuşmaya dalmışlardı; mutlu bir dinlenme içindeydi Dorgeville, kaygısız ve ferah; karısı ise pek öyle değildi kuşkusuz; suçun mutluluk payı herzaman azdır çünkü; bozulmuş yaratıklar belki katkısız bir ruhun mutlu görünüşünü taklit edebilirler, mutluymuş gibi görünmeyi becerebilirler, ama gerçekten mutluluğu yaşamaları pek enderdir. İşte tam bu sırada büyük bir gürültü duydular; kapılar ardına kadar çarpıldı. Bir sürü inzibat eri girdi salona. Ortalarına Saint-Surin’i almışlar ve zincire vurmuşlardı. Dört kişi de birden kaçmak isteyen Cecile’in üstüne atıldı, kıskıvrak yakaladı onu da. Onların bağırmalarına aldıran olmadığı gibi Dorgeville’in kendisini tanıtması da para etmedi. Cecile’le Saint-Surin’i hemen alıp götürmek istiyorlardı.

«Mösyö... mösyö, diye bağırdı Dorgeville çocuk gibi ağlayarak, allah aşkına dinleyin beni... Ne yapıyorsunuz böyle bu kadına? Nereye götürüyorsunuz? Bilmiyorsunuz ki o benim kanımdır, bana aittir. Burası benim evimdir.»

«Mösyö», diye cevap verdi zaptiyelerin amiri Dorgeville’in evin efendisi olduğunu farkedince, «sizin gibi şerefli bir insanın başına gelebilecek en büyük felakete uğramışsınız, bu rezil yaratıkla evlenmişsiniz; ama artık bunca alçak düzenler kurarak elde ettiği yeni adı bile kendisini bekleyen kaderden kurtaramaz onu; demin sordunuz, nereye götürüyorsunuz onu diye, Poitiers'e götürüyoruz mösyö, zindana; çok önceleri Paris mahkemeleri tarafından tutuklanmasına karar verilmişti, ama binbir dolap çevirerek bugüne dek kaçtı elimizden; yarın, aşığı ile birlikte diri diri yakılacaklar.» İnzibat amiri bu sözleri söylerken Saint-Surin'i gösteriyordu.

Dorgeville bu son kelimeleri de duyunca neye uğradığını anlamadı, dizlerinin bağı çözüldü, olduğu yere yığılıp kaldı. Hemen yerden kaldırdılar; zaptiye amiri bu mutsuz koca ile meşgul oldu. Dorgeville biraz sonra kendine geldi.

Cecile bir sandalyede oturuyordu. Başında nöbetçiler vardı. Bir suçluydu o. Oysa bir saat önce aynı salonda hanımefendi olarak buyruklar veriyordu... Saint-Surin ondan bir iki adım ötede, aynı durumdaydı, onu ayrıca sımsıkı bağlamışlardı. Yalnız o, Cecile’e göre daha az soğukkanlı görünüyordu. Cecile’in yüzü bile kızarmamıştı; rahatı yerindeydi sanki rezil kadının, sakin gözlerle, korkusuz, kaygısız » bakıyordu çevresine.

«Tanrıya şükretmelisiniz mösyö», dedi Dorgeville’e, «bu beklenmedik olay sizin hayatınızı kurtardı; eğer bütün ömrümüzce yerleşeceğimizi sandığınız yeni eve taşınsaydık, hemen ertesi günü şunu yemeğinizin içine atacaktım», cebinden bir zehir torbası çıkararak yere attı, «altı saat içinde öbür dünyayı boylayacaktınız.»

«Mösyö, dedi iğrenç kadın bu kez de zaptiye amirine dönerek, görüyorsunuz ki artık sizin elinizdeyim, bizi bir saat önce götürmüşsünüz, bir saat sonra götürmüşsünüz pek farketmez, ama ben sizden biraz izin istiyorum, Dorgeville’e kendisini çok ilgilendirecek bazı şeylerden bahsetmem gerek.

«Evet mösyö, dedi yine kocasına dönerek, evet mösyö, siz ne kadar inanmasanız da bu işler böyle; Şimdi bir saat kadar şu askerlerden izin isteyin de konuşalım biraz; çok şaşacağınız şeyler anlatacağım size; yalnız sözlerimi sonuna kadar rahatça dinleyebilir misiniz, bana karşı olması gereken nefretiniz daha da katmerlenir mi bilmem; ama hiç değilse bu acı hikayede benim, yeryüzündeki kadınların en mutsuzu, aynı zamanda en suçlusu olduğumu öğreneceksiniz; şu canavara gelince, Saint-Surin’i gösterdi, o, insanların en cani ruhlusudur kuşkusuz.»

Henüz vakit erkendi, zaptiye amiri tutuklunun istediği hikayeyi anlatmasına razı oldu; Cecile’in bütün suçlarını bilmesine rağmen, Dorgeville’le arasındaki ilişkiyi o da öğrenmek istiyordu belki; salon boşaltıldı; içerde bırakılanlar şunlardı: Dorgeville, iki sanık, iki er ve zaptiye amiri. Kapılar sımsıkı kapatıldı ve sahte Cecile Duperrier, aşağıdaki hikayeyi anlatmaya başladı:

«Bana bakınız Dorgeville, Tanrı bende hayatınızın fırtınasını, evinizin yüzkarasını da yarattı; Siz Amerikadayken, Fransa’dan ayrıldıktan birkaç yıl sonra bir kızkardeşinizin dünyaya geldiğini öğrenmiştiniz; uzun bir süre sonra başka bir şey daha öğrenmiştiniz: bu kızkardeşiniz kendini seven bir adamla aşk oyunlarına dalmış ve onunla kaçmış diye... iyi mi Dorgeville? O kızkardeşiniz benim işte, yani bahtsız karınız... Aşığım da Saint-Surin... Görün işte, ben ne suçlar işliyorum; gerektiğinde o suçlan nasıl katmerlendirmesini, büyütmesini biliyorum. Sizi nasıl aldattığımı, ökseye düşürdüğümü görün Dorgeville... Ama sakin olacaktınız hani, diye devam etti, zavallı kardeşinin dehşetten gerilediğini ve ikinci kez duygularının yıkıldığını görünce, kendinize gelin kardeşim; bunlar asıl beni titretmeliydi... Ama görüyorsunuz ki çok rahatım ben; belki ben de suç işlemek için doğmamıştım, Saint-Surin'in çirkin öğütleri olmasaydı belki suç benim yüreğimde de filizlerini sürmeyecekti... Zaten annemizin babamızın ölümünü de ona borçluyuz... cinayeti o tasarladı, o öğütledi bana... gereken bütün yollan o gösterdi; sizin hayatınıza son verecek zehiri de onun elinden almıştım.

«ilk planımız annemi ve babamı öldürmekti; onu uyguladık; ama çevreden kuşkulanmaya başlamışlardı; kaçmamız öyle ani oldu ki götürmeyi tasarladığımız paraları bile alamadık; tabii kuşkular bir süre sonra kanıtlara bağlandı; davamız görüldü, hakkımızda karar verildi; uzaklaştık oralardan... Ne yazık ki pek de uzaklara gidemedik; İngiltere’ye gitmişiz diye bir söylenti çıkarttık; herkes de inandı buna; daha uzaklara gitmeyi gereksiz bulmuştuk, delilik etmişiz. Saint-Surin, uşak olmak için Mösyö Duperrier’ye başvurdu; yetenekli biri olduğu için hemen şatoya kabul edildi; beni Duperrier’lerin şatosuna yakın bir köyde sakladı; gizli gizli beni görmeye geliyordu; bense bu dönem boyunca evinde kaldığım kadından başka kimseye görünmemeye çalışıyordum.

«Ama bu hayat tarzı artık canımı sıkmaya başlamıştı; böyle köşede ve gizli bir hayat sürmek için yaratılmış bir insan değildim; suçlu ruhlar çok defa tutkularla hareket ederler; yeteneksiz, değersiz olup da servete kavuşmuş kimselere bakın, bunların çoğunun suçluluktan geçmiş olduklarını görürsünüz; Saint-Surin de başka işler çevirmeye hazırlanıyordu; ne var ki gebe kalmıştım ben, yapılacak ilk iş beni bu yükümden kurtarmak olmalıydı; Saint-Surin doğumu Duperrier’lere çok uzak bir yerde yapmamı istemişti; o evinde kaldığım kadının başka bir köyde bir dostu varmış, işte onun yanında; Saint-Surin hep beni gizleme kaygısında olduğu için oraya yalnız gitmemi düşünüyordu; öyle oldu, tam oraya gitmek için yola çıkmıştım ki size rasladım... Yolda ağrılarım başladı, bir ağacın altında çocuğu doğurdum...

Ama bundan sonra büyük bir umutsuzluğa düştüm... eski varlıklı hayatım aklıma geldi... eğer biraz erdemli yaşasaydım buralarda mı olacaktım şimdi? Bu düşüncelerden sonra günahımın meyvası olan bu çocuğu öldürmeye karar verdim. Sonra da kendi yüreğime bir hançer sokacaktım. O sırada yoldan siz geçtiniz; kaderimle ilgilenecek bir havanız vardı; birden yeni yeni suçların umudu beliriyordu galiba; bana duyacağınız ilgiyi arttırmak için size yalan söylemeye karar verdim; Duperrier’lerin bir kızı vardı, asıl Cecile Duperrier, o da tıpkı benim gibi bir adamla sevişmiş ve baba evinden kaçmıştı; durumlarımız aynıydı, kendimi Cecile Duperrier diye tanıtabilirdim pekala size; bunu yaparken güvendiğim iki nokta vardı: bir kere Cecile’in artık geri dönmeyeceğini biliyordum, ikinci olarak ailesi hakkında da gerekli bilgim vardı; Cecile gelip onların ayaklarına kapansa, af dilese bile evlerini açmazlardı ona, bunu da biliyordum; bu güvenli iki noktaya dayanarak size hikayemi anlattım; Saint-Surin’e yazdığım mektubu da siz kendi koynunuza sokarak götürdünüz; o mektupta Saint-Surin’e başıma gelen olayı anlatmış ve sizden bahsetmiştim, şimdiye kadar hiç görmediğim erkek kardeşime Tasladığımı söylemiştim, yakında servete kavuşacağımızı da eklemiştim.

«Saint-Surin’in cevabını da yine siz getirdiniz bana; daha sonra gizlice, düzenli olarak yazıştık onunla; Duperrier’lerin evinde karşılaştığınız soğuk havayı ve uğradığınız başarısızlığı aklınıza getirin şimdi; hiç korkmamıştım değil mi siz oraya giderken? Çünkü nihayet Saint-Surin Mösyö ve Madam Duperrier’ye sizden gereği gibi bahsediyordu; onlar sizi benim bir aşığım gözüyle görüyorlar, bir plan karşısında olduklarını sanıyorlardı. Saint-Surin işi iyi idare etmişti.

Sonra sizin bana aşkınız geliyor... Benim için büyük fedakarlıklarda bulundunuz; bütün her şey sizi kıskıvrak elde edeceğim şekilde düzenleniyordu; ama size olan bağlılığımdan dolayı o evlilikten kaçmak istediğimi de düşünün bir an; oysa bütün planlarım sizinle evlenerek gerçekleşebilirdi... suçlarımın bana kazandırdığı planlar... arsızlığımdan, sefaletimden, aşağılanmışlığımdan çıkan planlar.. Bunlar evlendikten sonra uzak bir eyalete gitmemizi gerektiriyordu. Ancak bu şekilde zenginliğe kavuşabilirdik Saint-Surin’le... Ne var ki kaderimiz başkaymış. Daha sonra olanların hepsini siz de biliyorsunuz, gözlerinizle gördünüz; artık işlediğim suçların cezasını çekme zamanım geldi: siz de iğrenç bir canavardan, bir ifritten kurtulmuş olacaksınız böylece... sizin güveninizi hep kötüye kullanmış bir caniden kurtulmuş olacaksınız... kardeşinin kolları arasında en büyük günahın zevklerini tadarken şu herifle de ilgisini bir gün olsun kesmemiş bir zalimden kurtulacaksınız; oysa daha biraz evvel Saint-Surin’e acımış, yakınlık göstermiştiniz.

«Nefret edin benden, Dorgeville, böyle bir nefrete layığım ben... benden iğrenmenizi o kadar istiyorum ki... yarın şatonuzun pencerenizden sizi bu denli aldatan... hayatınıza bu denli gölge düşüren yaratığın alevler içinde yakıldığını göreceksiniz. Ben alevler içinde kavrulurken sizin duyarlı yüreğinizin kabardığını, benim için gözlerinizin yaşardığını umarak avunmak isterim., biliyorum ağlayacaksınız mutsuzluğuma... evet, benim hayatınızı yıkmadan önce bir kızkardeşiniz olduğumu da hatırlayacaksınız belki. Bu bir hak benim için. Kızkardeşiniz olarak doğmuşum. Kızkardeşiniz olarak sizde bir acıma uyandırmak isterim.»

Korkunç kadın aldanmamıştı. Gerçekten hikayeyi dinlerken zavallı Dorgeville’in yüreği kabarmıştı, ağlamaya başlamıştı.

«Ağlamayın Dorgeville, ağlamayın, dedi Virginie... Sizden gözyaşı istemekle haksızlık ettim. Layık değilim ben böyle ağlanmaya; ama o ki kendinizi tutamıyorsunuz, ben o gözyaşlarını kurutacak bir iki söz daha söyleyeyim, kusurlarımdan, suçlarımdan konuşayım yine... şu kadına bir daha bakın, onda bütün suçların, bütün iğrençliklerin toplamını göreceksiniz, onları gördüğünüz anda da ağlamak yerine bir ürkme, bir ürperme gelecek üstünüze...»

Bunları söyledikten sonra, Virginie ayağa kalktı:

«Hadi mösyö, dedi soğukkanlı bir tavırla zaptiye amirine, şu eyalet halkına benim ölümümle kazanacağı ibret dersini verelim; benim şu zayıf cesedim herkese Tanrı yolundan sapmanın, görevlerini yerine getirmemenin nelere patlayacağını öğretsin.»

Avluya inen merdivenlerde durdu, oğlunu görmek istediğini söyledi; Dorgeville’in soylu ve cömert yüreği ondan bu son avunmayı çok görmedi; getirildi çocuk hemen; Virginie oğlunu kucağına aldı, bağrına bastı, öptü, öptü... ama biraz sonra ruhunda bir gevşeme oldu. Belki de durumunun dehşet verici görünümü sebebiyle, birden bütün şefkat duygularını bir yana itti, zavallı çocuğu kendi elleriyle boğup attı bir kenara.

«Hadi bakalım, diye bir çığlık attı, dünyada ne görecektin zaten utançtan, aşağılanmalardan, alçaklıklardan başka; cinayetlerimin hiçbir izi kalmasın bu dünyada. Sen de benim son kurbanım ol.»

Ve cani kadın bir anda zaptiye amirinin arabasına kuruldu; Saint-Surin de bir at üstüne bindirilmiş, zincire vurulmuş, arabanın arkasından geliyordu; ertesi gün bu iki pis yaratığın işleri görüldü. Akşamın saat beşinde, büyük işkenceler içinde... Tanrının gazabı ve insanların adaleti onlar için işledi.

Dorgeville’e gelince o önce uzun ve amansız bir hastalığa tutuldu, yatağa düştü, sonra malını mülkünü bir iki düşkünler evine bıraktı, Poitou’yu terketti, Trappe’da köşeye çekildi, dünyadan elini eteğini çekerek yaşamasını sürdürdü, iki yıl sonra da öldü. Bunca müthiş bir deneye, gördüğü korkunç örneklere rağmen ne güzel ruhunu biçimlendiren iyilik ve acıma duygularını yitirmişti, ne de sön soluğunu verene kadar büyük bir aşkla sevdiği o zavallı kadını unutabilmişti... Kısaca, kendi hayatının kurbanı olmuştu Dorgeville. Yoksa daha uzun yıllar yaşayabilirdi.

Ey bu hikayeyi okuyacak olanlar! Bu hikaye sizlerde hiçbir zaman sapmadığımız kutsal ödevlere karşı bir bağlılık yaratsın. Eğer insan ilk yanlışını işledikten sonra pişmanlık getirip bir yerde durmayı becerebilse erdemin haklarını bütün bütüne yitirmeyebiliyor; ne var ki zaaflarımıza yeniliyoruz, kötü öğütlerle bozuluyoruz, tehlikeli örnekler gözümüzü alıyor. Sanki hiçbir tehlike yok önümüzde, sanıyoruz. Gözümüze gerilen perde ancak adaletin kılıcı parladığı anda kalkıyor ve o zaman pişmanlığın dayanılmaz acılan başlıyor; ama iş işten geçmiştir artık; bu kez öç almak için yanıp tutuşuyor kişi; insanlara yalnız zarar vererek yaşayan bir kimsenin, eninde sonunda onlara verdiği korkuyla bu dünyadan çekip gideceğini biliniz.

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült