Hikaye

 

 

Aşk Hikayesi

Pınar Kür


Küpelerimi mi diyorsunuz? Ben de çok severim, evet, pek güzeldirler. Antika üstelik. Anneannemin babaannesinden kalma. Saraylıymış kendisi. Hoş şimdi taklitlerini de yapıyorlar bunların, ama sahicileri hemen belli oluyor tabii. Biliyor musunuz, ben sırf 'bu küpeleri takabilmek için kulaklarımı deldirdim yirmi yaşımdayken, evet, evet. Yirmi yaşımdaydım, tuttum hastaneye gittim. Amerika’da hem de. Doktor eline çuvaldız gibi bir iğne alınca öyle korkmuştum ki. Ama acısını duymadım bile, önceden novaljin yaptı çünkü.

O zamanlar entelektüeller arasında pek modaydı bu tür takılar. Süslenip püslenip Greemvieh Village’a giderdik. Çocukluk işte! Village sanatçılarla serserilerin haşır neşir olduğu bir yerdir. Paris’in Rive Gauche’u gibi hani. Tabii jNew York’taki daha, çok özenti. Rive Gauche’da yaşadıktan sonra anladım bunu. New York’tayken eğlenmek için inerdik Villaıge’a. Yukarda dediysem Uptown yani, şehrin daha iyi semtlerinden birinde, dayalı döşeli, her türlü konforlu dairesi vardı babamın. Paris’teyse gerçekten süründüm diyebilirim.

Ama bunun da bir başka tadı vardı canım, şimdi bayağı arıyorum billahi. O eğri büğrü, kırık dökük merdivenlerle çıkılan çatı katı stüdyoları, o arka sokaklardaki eski, "yıkık oteller. Eh, az yatıp kalkmadık oralarda. Gerçi ben fazla düşkün değilimdir o işe, ama ne de olsa insan deli dolu oluyor yirmi iki yaşında. Gene de yapabileceğimin dörtte birini yapmadım, isteseydim daha neler neler. Bir tek özlem kaldı içimde, isteyip de yapmadığım şey yani. O zenci bolluğunda bir zenciyle yatamadım, iyi,mi? Oysa, her genç kızın başından bir zenci geçmeli derim hep. inanır mısınız, onca yıl Amerika’da yaşadım da, zenci düşmanlığı.işlememiş içime. Hiç güneyde yaşamadım da ondan herhalde. New York’ ta 'öyle aşırı bir siyah beyaz ayırımı yoktur. Harlem’e sık şık giderdik, pek eğlenceli bir yerdi. Tabii o zamanlar zenciler de şimdiki gibi aşırı hareketlerde bulunmazlardı. Ne diyorlar şimdi? Aşırı eylemler, değil mi? Her işeyin aşırısı kötü.canım. Şimdi tam tersine bir rasizm doğuyor. Karaların rasizmi bu seferki. Ben çok anlamsız buluyorum. Ha kara ha beyaz işte, ne fark var, değil mi? Hepimizi Tanrı yaratmış. Zenci erkekleri çok güçlü oluyormuş diyorlar. Hoş belki de yalandır ya, ben kendim denemedim, dediğim gibi. Bilmem bilir misiniz, Avrupa’da adeta efsaneleşmiş zenci erkeğinin gücü. Ben de o yüzden heveslendim ya. Neyse, kısmet değilmiş demek ki. Tam tanınmış bir şarkıcıyla —zenci yani— tanıştıracaklardı, Pierre’le karşılaştım. Eee o zaman her şeyler bitti tabii. Müthiş bir tutkuydu bizimkisi ilk başlarda. Gözüm hiç kimseyi görmez oldu. Şimdi ne diyeceksiniz bilmiyorum. «Canım, Fransa’da karı kocalar birbirlerini aldatmakta bir sakınca görmezlermiş, sen de tanışıverseydin şarkıcıyla, ne olacak?» Ah, kaç kez işittim bu sözleri, ama ne kadar yanlış. Efendim, bizim milletin hastalığı bu işte. Olur olmaz duydukları birtakım sözlerle, gerçekle hiçbir ilişkisi olmayan 'genellemelere varırlar. Fransa’da karı kocalar birbirini aldatırlar diye işitmiş ya bir yerden, artık tamam! Artık tüm Fransızlar böyledir onlar için. Ne kötü! Bakın, batılı insanın.bu tür ön yargıları yoktur. Kişileri... nasıl demeli, bireysel olarak değerlendirmesini bilirler Avrupalılar. Bütün bir milleti bir söze kurban etmezler. Aslına bakarsanız, onların pöti burjuvaları da tutucu olanlar, ne bileyim, bu tür anlamsız genellemelere saplananlar var elbet. Ama yalnızca pöti burjuvalar arasında. Bizim entelektüellere bakıyorum da, onların pöti burjuvalarıyla.aynı düzeyde görüyorum ne yazık ki. öyle üzülüyorum ki. Entelektüeller dışında kalan halksa başlı basma bir felaket! Sizin o çevrelerle ilginiz yoktur, bilmezsiniz. Oysa ben neler gördüm, anlatsam şaşkına dönersiniz. Geçenlerde bir İngiliz arkadaşım gelmişti, Sultanahmet’i, Eyüp Sultan’ı falan görmek istedi. Aldım götürdüm, 'gezdirdim. İşte o sırada halkımızı yakından incelemek fırsatını buldum. Aman beyefendi, bir görseniz, o gerilik, o ilkellik, bu dünyanın en güzel kentinde!.. Akıllara sığacak gibi değil. Ne diyordum? Pierre tutucu bir erkek değildi, kıskanç da sayılmazdı, —Avrupalı erkekler kıskanç değildir zaten— ama prensipleri vardı. «Bak, cherie,» dedi, «birbirini sevenler birbirlerini aldatmazlar. Canın başka birini çektiği an bil ki sevgimiz ölmek üzeredir. Türlü aldatmacalarla bir cesedi yaşatmak çabasına girişmeyelim. Birbirimize gerçeği olduğu gibi anlatalım hemen.» Razı oldum. Son derece doğru bir şey, değil mi ya? Dediği gibi de yaptım. Evleneli bu* yıl olmamıştı daha, Londra’ya gittim paskalya tatilinde, iki hafta kalıp, biraz alış veriş yapıp, dönecektim. Bir Alman’la tanıştım. Pierre’e olan sevgim soğumaya yüz tutmuşmuş demek ki, karsı koymadım adama. Aslında ben, az tanıdığım erkeklerle rahatça yatan kızlardan olmadım hiç. İnsan ne kadar modern eğitim görse, ne kadar dışarıda yaşasa, o ilk çocukluk yıllarının eğitiminden kurtulamıyor bir türlü nedense. Bir tutukluk, cinsel tutukluk demek istiyorum, kalıyor ne olsa. Neyse, diyeceğim, bir o Alman vardır, iki saatlik tanışmadan sonra yattığım. Sarı saçlı, iri yarı bir şeydi, iyi hatırlıyorum. Üç gece geçirdik birlikte. Sonra, Londra dışında bir yere gidecekmiş, gitti. Bir daha görüşmedim tabii. Niyetim yoktu zaten. Başka kadın olsa, bu serüveni gizler, hiçbir şey olmamış gibi kocasına dönerdi, değil mi? Ben yapamadım işte. Paris’e dönmeyi bile beklemeden, hemen yazdım Pierre’e. Çok anlayışlı davrandı doğrusu, ayrılmayı kabul etti. Düşünebiliyor musunuz, bir Türk erkeği olsa ne yapardı bu durumda? Tabancayı kaptığı gibi dan dan dan! Gerilik çok kötü şey canım. Gerçekten bir çare bulmak gerekli buna.

Ne diyordum?.. Bir şey demiyordum galiba, düşünüyorum. Düşünüyorum da, yaptığım hiçbir şeye pişman değilim. Güzel değil mi? Türkiye’ye döndüğüme bile. isteyerek geldim elbet, insan er geç kendi yurduna dönmeli. Hele artık yirmi beş yaşı da gerilerde bıraktık, durulmanın zamanı geldi. Ülkeme de yararlı olmak istiyorum. Gülmeyin canım, gerçekten istiyorum. Bunca kabiliyetim var, kültürüm var. Neden bir yararım dokunmasın? Ama bilemezsiniz ne güçlüklerle karşılaşıyorum. Sonra kararsızım da. Eskiden beri yazıya hevesim vardır, özellikle şiire. Oysa yıllardır Türkçe’den uzak kalmışım, inanın İngilizce daha rahat yazıyorum. Düşünürken de hep Fransızca. Elime kalemi aldım mı Türkçem uçup gidiyor sanki. Ne tuhaf değil mi? İngilizce ya da Fransızca yazsam daha iyi olur belki. Türkçe yazıp da uluslararası üne varmak olacak iş değil aslında. Bir yandan da tiyatro kabiliyetim vardır. Geçende Diler kardeşlerin ortancasıyla tanıştım. Hamen tiyatrosuna almayı teklif etti. Çok iyi bir teklif doğrusu. Diler kardeşler özel toplulukların en iyisi kuşkusuz. Ama diyorum ya, kararsızım. Oyunculuğa başlarsam resim çalışmalarım aksar mı acaba diye düşünüyorum. Şiirle resmi bir arada yürütmek kolay, tiyatro yorucu iş. insanın çok yönlü olması fena, değil mi?. Ne yapacağını şaşırıyor. Bir de annemin sınıf arkadaşlarından birinin yeğeninin turizm bürosu açmak fikri var. Şimdiki babası uzaktan akrabamız oluyor, her türlü kredi yardımı yapacağını söyledi. Bu da ilginç bir şey ve de ülkeye yararlı. Benim bütün kaygım yazar olmak. Ne yazık ki herkese anlatamıyorsunuz bunu. Geçende... ay, aklıma geldikçe fena oluyorum, bir yazarla tanıştırdılar. Adını söylemeyeyim şimdi, bayağı ünlü bir kişi çünkü. Ne kadar düş kırıklığına uğradım, anlatamam. Tuttum adam sayıp biraz dert döktüm buna —hani size döktüğüm gibi. Ama yalnızca sanat konusunda, anlıyorsunuz ya. Yani, şu elimdeki kabiliyetlerle nasıl yararlı olabilirim diye sordum, bir fikir ve öğüt verin dedim. Ne karşılık verse beğenirsiniz? Ay hiç beklemezdim böyle şey doğrusu. «Kızım, sana burada iş yok, geldiğin yere ’git» demez mi? Şaşkınlıktan ağzım açık kaldı bir süre. Sanatçıdır, kültürlüdür diye saygı göstermenin sonu bu. Zaten pek kaba bir görünüşü vardı. Bakışından anlayıp hiç yüz vermemeliydim. Kaba adamlar bunlar, canım. Yanlışlıkla bir iki şey yazıyorlar, adam yokluğunda bir şey olup çıkıyorlar. Genel kültür, terbiye sıfır. Avrupa’da >adam denmez bu gibilerine. Hoş, (bir yerde hakkı var belki adamın. Hala doğru dürüst alışamadım adama. Dost arkadaş çevresi iyi de, sokakta falan rahatsız oluyorum, öyle bir bakıyorlar ki, üstüme saldıracaklar sanıyorum. Gerçekten... Ah, geçenlerde ne oldu bilseniz. Bir yaz Amerika’dan gelmiştim, on dokuz yaşında mıydım neydim. Çiftehavuzlarda, teyzemin köşkünde kalıyordum. Birgün aklıma esti, dadı kalfayla birlikte pazara 'gideyim dedim. Pazar dedimse, öyle perşembe pazarı falan değil canım, Kadıköy’de köşede bir tane var hani, oracığa. Merak işte, bir de pazar görelim dedik. Hiç unutmam, siyah lasteks bir pantolonum vardı. O zamanlar daha Amerika’da bile yeni çıkmıştı. Şimdiki gibi herkesin ayağında pantolon yoktu o günlerde. Şaşıyorum doğrusu, artık herkes 'giyiyor, koca koca popolarına bakmadan. Neyse, indik pazara. İnanmayacaksınız ama her sözüm gerçek. Bir dakikada sarıverdiler çevremi. Aaaa, baktım bir sürü çocuk. Koskoca adamlar bile var.Koskocaman halka çevremde! öyle laf falan attıkları yok. Bakıyorlar yalnızca, ağızlan bir karış açık. Korktum başta, bayağı korktum.açıkçası. Beni bir gülmedir aldı ki sormayın! Zor kaçtım aralarından. Atladığım gibi bir taksiye, doğru eve.,Bir daha da pazara falan çıkmadım. Şimdi öyle değil durumlar. Çok belli bir ilerleme var. Peki neden? Göre göre alıştılar da ondan. İnatla giydim pantolonumu. Başkaları da inatlaştı bu arada. Şimdi pantolonluya hayvanat bahçesinde hayvana bakar gibi bakan var mı? Bizim sayemizde oldu bu gibi ilerlemeler. Artık Avrupa modası nerdeyse günü gününe uygulanıyor burada da. Eh, ilerlemelerin öncülüğünü bizler yapacağız elbet, onlar da göre göre alışacaklar. Bizim yardımımızla olacak ilerleme de kalkınma da. Avrupa’da gerçekten daha rahat edersiniz ama ben yalnız kendimi düşünmüyorum ki. Onun için kızdım ya, o yazar geçinen herife. Söyledikleri bir yerde haklıydı belki, ama söyleyiş tarzı çok çirkindi. Ne kaba adam!

Peki siz ne dersiniz bu işlere? Bakın ilki saattir başınızı ağrıttım, bir öğüt verin bana. Sizin gibi kültürlü, anlayışlı biri... Ne dersiniz, turizm konusu fikri iyi mi sizce? Yoksa Biler kardeşlerin teklifini mi düşünsem? A aaaa, n’apıyorsunuz? Rica ederim kendinize gelin. Ay çok rica ederim. Salih bey, ben sizi ağabey bilip de içimi açarken. Yapmayın, n’olur, karınıza çok,ayıp olur. Ben şimdiye kadar karısını tanıdığım bir erkekle hiç... Ama rica.ettim değil mi... Burada katiyen olmaz... Salih pey, şu ışığı söndürün bari, karşı balkondan görecekler.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült