Hikaye

 

 

Aptal Kızlar

Kızılderili Öyküsü

 

(OJIBWAY KABİLESİ)

Çok uzun zamanlar önce dünyada bazı insanlar kayın ağacından kulübelerde yaşarlarmış. Hep kulübenin dışında, açıkta uyuyan aptal iki kız kardeş varmış. Sırf kendilerini düşünen iki kız bunu yalnız aptallıklarından değil, erkeklere olan düşkünlüklerinden yaparlarmış. İşte bu yüzden dışarıda  yatar, kıkırdar dururlarmış.

Kızlardan biri diğerine, "Şu yıldızlara bak bir, şu biri kırmızı, diğeri beyaz olana iki yıldıza," demiş.

Bir yıldızla yatmak isterdim doğrusu. Onlar sıkı olmalılar, gerçekten iyi sevişenlerden," demiş diğeri.

"Bence de öyle battaniyemin altında bir yıldız benimle beraber yatsın işerdim ben de,"demiş arkadaşı. "Ben kırmızı yıldızı alırdım yatağıma, beyaz da sana kalsın."

Arkadaşı, "Fark etmez," demiş ve kalkıp yatmışlar. Uyandıklarında kendilerini yukarı dünyada, yıldızlar diyarında bulmuşlar. Yıldızlar erkekmiş ve sızlara seslenerek, "Bizimle yatmak istediniz, ha? Tamam, işte biz buradayız, hadi yatalım!" demişler.

Öyle de yapmışlar. Kızıl yıldızı seçmiş olan kız, onun son derece enerjik bir erkek olduğunu fark etmiş. Bütün gece onunla oluyormuş. Kız aradığını bulmuş onda. Ama diğeri hiç de öyle değilmiş çünkü beyaz yıldız, son derece yaşlı biriymiş. Ak saçlarıyla pek başarılı değilmiş. Kız arkadaşına, "Bir süre için kocalarımızı takas edelim, ne dersin?" demiş. Ama kız arkadaşı buna hiç yanaşmamış.

Böylece bir müddet seçmiş oldukları yıldızlarla düşüp, kalkmışlar. Bir süre sonra kızıl kafalı genç yıldızla evlenmiş olan dert yanmaya başlamış. "Bu adam canıma tak dedi yahu. Bu kadarı da fazla canım. Bu iş devamlı yapılmaz ki, artık dayanamıyorum," demiş.

Diğeri, "Bu benim yıldız sevgilim o kadar yaşlı ki, hiçbir icraatı yok henüz," demiş.

Ve orada bir epey oyalandıktan sonra ikisi birden yıldızlarla birlikte olmanın hiç de sandıkları kadar keyif verici olmadığını düşünmeye başlamışlar. Onların bütün yaptıkları yıldız yemekleri yiyerek, kızlarla yatmak ve parıldamakmış. Ne oyun oynar, ne de ava çıkarlarmış. Kızlar sıkılmışlar ve evlerini özler olmuşlar. Kış geldiğinde biri diğerine, "Aşağıda, memlekette insanlar kızak kayıyor olmalılar," demiş. "Ah, şimdi orada olmayı ne kadar istedim."

Koca karı hep gökyüzündeki deliğin üzerinde otururmuş. Bir keresinde bu aptal kızlar geçerken, bir parça kenara kaçılarak, kızların delikten aşağıya bakmalarına izin vermiş. Köylerini ve kızak kaymakta olan insanları görmüşler. Delikten yukarı gelen şen şakrak sesleri duyunca, üzüntüden kendilerinden geçmişler.

"Oraya nasıl döneriz ki?" diye sormuşlar. Koca karı onlara türlü çeşitli otlar vererek, "Bunları bükerek uzun bir ip haline getirin. Geldiğiniz yere dönmenin tek yolu bu," demiş.

Kızlar uzun günler boyu otları bükerek, ip yapmışlar. O kadar uzun bir ip yapmak gerekiyormuş ki, artık yorulmuşlar. Aptal oldukları kadar tembellermiş ve " Eh, bu ipin uzunluğu yeter artık. Daha fazla uğraşmaya ne gerek var?" demişler. Yıldız kocalarına giderek, "Kısa bir süre için aşağıdaki dostlarımızı ziyarete gitmek istiyoruz. Sonra bizi tekrar yukarı çekebilirsiniz," demişler.

Tabi bu konuda pek ciddi değillerdi. İnsanlarla yatağa girmenin, bu işi yıldızlarla yapmaktan pek farkı olmadığını fark etmişlerdi. Artık Ojibway erkeklerini arzuluyorlardı, o derece aptal ve vefasızdılar.

Yıldızlara, "Şu iplerin ucundan tutun da, aşağıya inmemize yardım edin," demişler. Ama ipler, üşengeçliklerinin bir sonucu olarak pek kısaymış. İpler hemen hemen aşağıya katlar inmelerine yettilerse de, çok çok uzun bir ağacın, dünyanın en uzun ağacının tepesine ulaşacak kadar aşağıya inmelerine yetmiş ancak. Bu ağacın en tepesinde terk edilmiş bir kartal yuvası varmış ve içlerinden en aptal ikisi buraya yapışıvermişler. "Aman! Şimdi ne yapacağız? Aşağıya nasıl ineceğiz?"

Aşağıdan geçmekte olan bir ayı çarpmış gözlerine. "Hişt, ayı kardeş, sanıyorum gece beraber yatacak bir kadın arıyor olmalısın. Eğer sağ salim aşağıya inmemize yardımcı olursan, bunu bizimle yapabilirsin!" Ayı kızların pek güzel olduklarını fark etmesine karşılık, bunların aynı zamanda çok aptal ve şımarık oldukları da gözünden kaçmamış. Onlarla hiç ilgilenmemiş. Bir ağaca pek kolaylıkla çıkabileceği gerçeğine rağmen, bunu yapamayacakmış gibi davranmış. Ayı arkasına bile bakmadan uzaklaşıp, gözden kaybolmuş.

Bundan sonra ağacın altına bir bizon gelmiş. Kızlar, "Hey, Güçlü Kişi," diye bağırmışlar. "Bizi buradan indirsene. Bunu yaparsan bizimle yatabilirsin." Bizon kızların güzelliği karşısında, aptal olup olmadıklarına hiç aldırmamış. Ağaca tırmanmaya çalışmış ama bunu ne kadar uzun süre denediyse de, başarılı olamamış. En sonunda pes edip kızlara, "Bu iş için toynaklarım hiç uygun değil. Pençeleri olan birini bulun siz!" diyerek, oradan uzaklaşmış.

Oradan geçen üçüncü kişi Old Man Coyote imiş. Kızlar aşağıya seslenerek, "Hişt, arkadaş!" demişler. "Koynuna girebileceğin güzel mi güzel kızlara ne dersin, ha? Bizi buradan indirdiğin takdirde bu işten bile değil."

Old Man Coyote, "Tabi isterdim," diye bağırmış, "ama benim genç mi genç ve kıskanç bir karım var. Ortalıklarda kızlarla fink attığım takdirde dünyayı bana dar eder." O da uzaklaşıp, gitmiş.

Dördüncü kişi, hiçbir kızın yatağa girmeye bile dayanamayacağı kadar çirkin biri olan Wolverine (Kutup Porsuğu) imiş. İki kız, "Hişt, yakışıklı," diye seslenmişler, "sen gerçekten pek yakışıklı birisin. Bizi buradan indir de, bizimle olmanın keyfini çıkart."

Bunu bir daha söylemek zorunda kalmamışlar; Porsuğun güçlü pençeleriyle en yüksek ağaçlara bile tırmanması işten bile değilmiş. İlk kızı aşağıya atmış ve hiç vakit kaybetmeden ona sahip olmuş. Pek güçlü ve doymak bilmez haliyle karşı konulası biri değilmiş. Sonra aynı şeyi diğer kıza da yapmış. Hayatında bu kadar zevk aldığı bir gün olmamışmış ama kızlara sorarsanız, porsuk o güne kadar gördükleri içinde en çirkini olduğundan, onlar bu işten hiç zevk almamışlar. Kızlardan biri diğerine, "Kardeş," demiş.

"Sanırım yaptığımız iş, iş değil bizim. Eve vardığımda, bir daha asla yuvamın dışında bir yerde uyumayacağım."

Bir diğer kız, "Ne kadar haklısın," demiş. "Bu adanı gerçekten pek çirkin ve o kadar kaba ki, kalbim paramparça. Bir daha asla geceyi dışarıda geçirmem, asla."

Ama bir sorunları varmış çünkü onlarla seviştikten sonra porsuk karınlarını doyurup, bin bir katakulli yaparak, onları kartal yuvasına geri götürüyormuş. Onları asla yitirmek niyetinde değilmiş. Haspam elde ettiği şeyin değerini iyi bilirmiş.

Bir gün porsuk avlanmaya gittiğinde, bu dertli kızlar kaldıkları yuvadan bir de ne görsünler. Porsuğun bir hanımı yok muymuş? Porsuk bayan henüz bay porsukla karşılaşmamış ve o kadar çirkin, gerçekten o kadar çirkinmiş ki, hiçbir erkek onunla olmak istemezmiş.

İki kız, "Hey, aşağıdaki güzel bayan," diye seslenmişler. "Buraya yukarı bak yosma! Eğer bizi buradan indirip de, yuvaya yerleşecek olursan, sana beraber yatağa girebileceğin yakışıklı bir genç bulacağımıza söz veriyoruz. O aşk yapmak için hep yukarı, buraya çıkıyor ama bizler insanız ve kendi kabilemize geri dönmek istiyoruz. Ama o çok nazik biri olduğundan, onu hayal kırıklığına uğratmak istemiyoruz. O beraber yatacağı güzel bir hanımı çoktan hak etti."

Bayan Porsuk, "Tamamen haklısınız," demiş, "ve de son derece cömertsiniz! Yakışıklı bir erkeğe gerçekten pek ihtiyacım vardı."

Bayan Porsuk kızları sağ salimen aşağıya indirince, kızlar arkalarına bile bakmadan, ellerinden geldiği kadar çabuk oradan uzaklaşmışlar. Hayatlarında hiç o kadar hızlı koşmamışlarmış.

Gece olduğunda erkek porsuk çıka gelmiş ve ağaca tırmanarak, bayan porsuğu aşağıya indirmiş. Etekleri öylesine zil çalıyormuş ki, kartal yuvasında sadece bir bayan olduğunun farkına bile varamamış. Şafak sökene kadar onunla sevişmiş ve sabah olduğunda Bayan Porsuk, "Bana anlattıkları kadar yakışıklı değilmişsin," demiş.

Bay porsuk aldatıldığının farkına varmış. Kıza, "Sen de pek öyle bir matah biri değilsin, biliyor musun?" demiş.

Kız, "Bırakalım bunları," demiş. "Gerçekle yüzleş. İkimiz de son derece çirkin şeyleriz. Bizi başkaları istemeyeceğine göre, birlikte kalalım."

Erkek Porsuk, "Sanırım haklısın," demiş ve böylece bir daha hiç ayrılmamışlar. Her çirkinin bir taliplisi varmış, pekala.

İki kız porsuğa oynadıkları bu oyundan sonra akıllanmışlar ve aptallıklarına son vermişler.

 

1974 yılında, New York’ta David Red Bird tarafından anlatılıp, Richard Erdoes tarafından kaleme alınmış.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült