Hikaye

 

 

Aldatma İşi

Merri Lisa Johnson


Kanepede yan yana oturuyoruz, yüzümüz ofisinin karşı duvarındaki kitaplığa dönük. Paul geleceğimizle ilgili bir şeyler söylüyor ve ben de saygısızca ve baştan savma bir şeyler söylüyorum. Dönüp ciddi bir şekilde soruyor, “Bunun yürümesine imkan olmadığını mı düşünüyorsun, gerçekten?” Ona gerçeği söylemeyi düşünüyorum, düz, banal gerçeği, “elbette, yok,” ama sonra bunu söylememeye karar veriyorum. Bunun yerine, “Şu anda, senin yanında otururken, mantıklı düşündüğümde, geleceğimiz konusunda kuşkulu olsam bile, genel olarak her şeyin mümkün ve yerinde olduğunu hissediyorum.” Bu hayali ortamda içimin ısındığını, ama aynı zamanda yalnız olduğumu hissediyorum. Yalan söylüyorum ve bunun farkındayım. Durumun düzelmeyeceğini biliyorum. Yine de düzeleceğini söylüyorum ve sıcak çayıma umut üflüyorum.

Bunu Paul’e hiç söylemedim, ama gerçek şu ki onu bir aldatma partneri olarak seçmemin sebebi zayıf ve sorunlu biri olduğunu biliyor olmamdı. Ofisimin kapısında durup karısı dışında herkesin yeni şapkasını beğendiğini söyleyince, onun müsait olduğunu anlamıştım. Diyabetli çocuklar için yardım toplama broşürü üzerine konuşarak flört ettik. Oğlu şeker hastasıydı ve Paul günde on kez kanındaki şeker seviyesini kontrol ettirmek zorundaydı. Hepsi bir ders kitabıydı. Çoğunlukla, yalnızca düzüşmek istiyordum. Onu tespit ettim ve hoşlanıyormuş rolü oynadım, hafta sonu için şehir dışında olduğum bir sırada, kız kardeşime onu özlediğimi söyledim “Ciddi ol,” dedi. “Neden?” Bilmek istiyordum. “Bir şeyler hissediyormuş gibi davranmak, hiçbir şey hissetmemekten daha eğlencelidir.” Başka bir şey söylemedi. Otel odamdan Paul’ü aradım ve bir ilişkimiz olması gerektiğini söyledim. Kabul etti.

Doğum kontrolünü ne yapacağımızı sordum. Daha öpüşmemiştik bile. Ders vermek üzere sınıfa gitmek için ofisinden çıktığım sırada, duyulabilir bir fısıltıyla, “Seni seviyorum,” dedi. O akortsuz kuş cıyaklamalarına benzeyeceğinden korktuğum gülüşümü bastırdım. Gözlerim büyüdü. “Ben de seni seviyorum.”

Biz yatakta uzun saatler geçirirken pencerelerim açık duruyor ve kahve, pencere kenarında soğuyor. Bana penetrasyon anında nefesimin kokusunun değiştiğini söylüyor ve bu tespit beni katıla katıla güldürüyor. Kalça kemiklerime dokunuyor, onlara “kalça dorukları” diyor, heykelimi yaptığını hayal ediyor, başparmaklarını kalçalarımın oyuklarına bastırıyor ve tekrar tekrar soruyor, “Daha önce hiç böyle hissetmiş miydin?” Önceki erkek arkadaşlarımın ardından nasıl da güçten kuvvetten düştüğümü hatırlayarak tereddüt ediyorum. Ona, her gece karısına geri döndüğü sürece böyle sorular soramayacağını söylüyorum. Soru vurgusunu kaldırarak tekdüze bir sesle, “Daha önce hiç böyle hissetmiş miydin,” diyor. İçimden bu sorunun yeterince belirsiz olduğunu, yalan söylemeden ya da onu daha içten ve daha derinden sevdiğim öbür erkeklerin üstüne koymadan cevap verebileceğimi düşünüyorum. “Hayır, hissetmemiştim.”

Paul, Asheville’deki bir mandolin konserine bilet alıyor ve gitmek isteyip istemeyeceğimi soruyor. Oturup Tim O’Brien dinliyoruz. Orange Peel biletimi bir fetiş ya da kanıt gibi, kemik kaplı bir kutunun içine koyuyorum. Ben buradaydım. Uyum içinde sallandık.

Çocukları hiç sevmiyorum, ama otuzlu yaşlarınıza geldiğinizde öbür insanların yavruları konusunda nazik olmanız gerekir, bu yüzden, Paul beni arayıp oğluyla frizbi oynamasını seyretmeye davet edince, arabayla kampusa gidiyorum ve yeni çıkmış bahar çimenleri üstünde oturup gülümsüyorum. Kampus rahibi yanımızdan geçiyor. Paul’e tutkun bir öğrenci gelip bizimle oturuyor. Onunla sohbet ediyor ve ben de alanın karşısından gözlerimi dikip onlara bakıyorum. Ben burada ne arıyorum? Kendi kendime bilmediğimi söylüyorum.

İlişkimizin en iyi kısımları ayrı olduğumuz ve benim Charlotte radyo istasyonunu açıp arabamla yolculuk ettiğim zamanlar. Kendimi bütün vücudumu saran likralı pembe bir badi içinde hayal ediyor, Lil’ Kim’in zencilere oral yapmakla ilgili şarkısına eşlik ediyorum. Sevinçli ve kanun kaçağıyım. Müziğin sesi yüksek ve ben aile değerlerini, çekirdek aileyi koruma meselesini, dürüst olmayı ya da kendi erkeğimi bulma gibi konuları hiç iplemiyorum. Paul’ün sabah beşte geleceğini düşünüyorum, sabahın köründe beni uçuracağını söyleyip böbürlendiğini gözümde canlandırıyorum, yatakta en iyi ihtimalle beceriksiz olsak bile. Bu rap şarkılarının içine tırmanıyor ve yumuşak gerçekliği arkamda bırakıyorum. Katıksız bir neşe, eğlence ve zevk duyuyorum. Saygısız. Paul oğlunu okula götürmek üzere çıktığı zaman, yatakta kalıyorum ve karın kaslarım acıyana kadar doruğa ulaşıyorum. Sonra, elimde bir kitapla arka bahçeye gidiyor ve mutfak penceremden bangır bangır gelen bluegrass müziği eşliğinde bronzlaşmaya çalışıyorum. İlişkimiz hiçbir zaman çok iyi olmadı, ama ben içimdeki bir düğmeyi çevirerek kendime oyuncu ve erotik olma izni veriyorum Üstsüz bir şekilde televizyon izliyor ve bacaklarımı tıraş ediyorum. Gillian Welch karşılığı olmasa bile bunu yapacağını söylüyor sızlanarak, ben de hıhımm, diye başımı sallıyorum.

Ha deyince hemen hazır olmayı bir sanat haline getirmiştim, yıllar önceki şehirlerarası tutkulu ilişkimde hissettiklerimi yeniden yaşamaya çalışıyorum, ama o zamanlar kısa bir hafta sonu için Seattle’a uçabilir ya da sırf benim için ne kadar önemli olduğunu kanıtlamak için bir buz fırtınası içinde arabayla İthaca’daki havaalanına gidebilirdim. Bu durumda ise tutkulu olmak, benim için yalnızca Six Feet Under dizisini kaçırmak ya da karısı onun ödevlere not verdiğini sanırken, bir Pazar akşamını Paul’le birlikte neredeyse boş bir sinema salonunda geçirmek demek oluyordu.

Bir öğleden sonra, oturmuş, en sonunda karısına bizden söz etmesinin ne anlama geldiğini tartışıyoruz. Onu bunu yapmaya ben kışkırtmış olsam bile, kendimi teşhir edilmiş gibi hissediyorum Karısına söylemenin her şeyi değiştireceğini, onu özgürleştireceğini, bana da statü kazandıracağını sanmıştım. Resmi Kız Arkadaşlık. Ama aslında Paul ile görüştüğümüz zamanlar karısının nüfuzu daha fazla oluyor ve bu daha sonra kim bilir ne kadar sürüyor. Telefon çalıyor. Paul’ün, karısına ve dolaylı olarak da bana, “Bu gece dışarı çıktığını biliyorum. Birkaç dakika içinde evde olurum,” dediğini duyuyorum. Paul telefonu kapatıyor, dönüp benim için uygun olup olmadığını soruyor. Ben her zamanki gibi sofistike görünmek istiyorum, bu yüzden, “Elbette,” diyorum.

On dakika sonra, karısı dışarı çıkmaya hazırlanırken, biz yemek masalarında oturuyoruz. Kendimi tuhaf hissediyorum. Evliliği “alışılmış düzeninden saptırmak” gibi şık bir şey yapmak niyetindeyim, ama şimdi sıkılgan bir tavırla oturuyorum ve neden burada olduğum konusunda kuşkularla doluyum. Bu gece sevgilimin evine gideceğimi bilseydim, bu mor, çiçekli elbiseyi ve mavi kazağı ya da bu siyah, kürklü çizmeleri asla giymezdim Pamuklu bir hırka ve düz, topuksuz ayakkabılar içinde şık olurdum. En kötüsü de deodorant sürmeyi unutmuşum Karısı çıkar çıkmaz, banyoyu kullanmak için izin istiyorum Lavaboya akan suyun gürültüsünde çekmeceleri açıyor ve deli gibi bir Secret deodorant arıyorum Markasız stick deodorantı elbisemin dar, göğüs dikişinin altından sokuyorum ve kendimi koruyucu kokuyla kaplıyorum Karısı iki saat içinde eve döndüğünde, kalçasını Paul’unkine bitiştirerek duruyor, bana geldiğim için teşekkür ediyor; bu da “Artık gidebilirsin,” demenin bir yolu. “Siz kim olduğunuzu sanıyorsunuz, dalga mı geçiyorsunuz?” dememek için kendimi tutuyorum

Dokuz hafta içinde bir kez orgazm oldum En azından, hala birlikteyken bir kez. Bu kısmı nasıl açıklayacağımı bilemiyorum; “Aşağı in,” diyemiyordum ve birinin oral yapmadan önce yedi hafta beklediğine inanamıyordum Yalnızca bir kez yaptı, evlilik danışmanıyla ilk görüşmelerinden hemen önce ve olması için hep hayal kurmam gerektiğinden, bu sefer karısı da oradaymış gibi geldi: Evliliklerini kurtarmak için Paul’ün gelip onu almasını beklerken ortalığı topluyor; mutfak sandalyelerini masanın altına sokuyor, oğlunun tostundan dökülen kırıntıları avucuna topluyor ve lavaboya atıyordu. Oraya yüzünde benim kokumla git, diye düşündüm ve resim kırılıp bacaklarımın arasından aktı. Teolog-tire-psikolog benden “şu öbür kız” diye söz ediyordu ve Paul’ü benimle ve karısıyla çocukluğundaki bir dramı sahnelediğine ikna etmişti, yüzünde bıraktığım kaygan parlaklık sanki hiç orada bulunmamış gibi uçup gitmişti.

Görüştüğümüz o son sabah, üç saat geç kaldı. Hala şafak vaktiymiş gibi yataktan çıkmamaya, örtülerin altında kalmaya çalıştım, ama sonunda biraz kahve içme ve hareket etme ihtiyacı duydum Mutfağa geldi ve ona evli gözlerle ters ters baktım Mutfak tezgahına döndüm ve fincanıma şeker koyarken, o sabahı, karısına özel sırlarımızın sonuncusunu, sabah beş ziyaretlerini anlatmakla geçirdiğini, ben şehrin öbür ucundan ikisine de küfrederken karısının onu orada tuttuğunu açıkladı. Bütün sırlarımız ortaya saçılmıştı bir kere, zorla sevişemezdik, bu yüzden onu isteksizce elimle tatmin ettim ve o gidince çarşafları değiştirdim.

İki yıl geçti ve ben hala yalan söylüyorum Paul benim için hiçbir şey ifade etmiyordu. Onu artık hiç düşünmüyorum


 

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült