Hikaye

 

 

Açlık Psikolojisi

Adnan Veli Kanık


Mapusaneye ilk gelenler, ilkin bir yabancılık, bir yadırgama duygusu içine düşerler, kolay kolay avunamazlar, üzüntülerini bir türlü azaltamazlardı. Bu gibilerde, ilk bir iki gün içinde tuhaf bir sersemlik, bir ürkeklik, bir kuşku olurdu. Mapusanede onların bu halinden yararlanıp parazit olarak geçinen kimseler de türerdi. Bunlar yeni gelenlerin efendi kılıklı, biraz gösterişli olanlarına sokulup bir şeyler koparmanın yollarını bilirlerdi. Bu parazit sınıfın en yaman kurtlarından biri de Dağıstanlı Nuri Baba idi.

Bir gün tecrithanenin penceresine yaslanmış, yeni gelenleri seyrediyordu. Besbelli bir tanesini gözüne kestirmiş olacak ki, uzaktan el işaretiyle onu çağırdı. Yanma gelince gülümseyerek,

—      Geçmiş olsun evlat... —dedi—. Ben seni birine benzetiyorum. Senin adın ne?..

—      Hulûsi, efendim..

—      Hulûsi, Hulûsi... Yahu bu isim bana hiç yabancı gelmiyor. Sen esas Konya’lı mısın?

—      Hayır, Hatay’lıyım.

—      Ha, Hatay’lısil demek?.. Ama Hatay’dan iyi insan çıkar. Hatay’lıların hepsi adam evladı olur. Senin suçun ne?..

—      ... Doğru dürüst bir suç değil ya.. Öyle söylüyorlar..

—      Ne diyorlar yani evlat?

—      Diyorlar ki ben, sözümona, iki bin dört yüz lirayı zimmetime geçirmişim

—      İyi etmişsin.. Canın sağolsun. Sen yemesen başkası yiyecekti zaten... Sen Hatay’da otelci Ayvazyan’ı tanır mısın? Senden iyi olmasın, çok eli açık adamdı. Kendi yemez, fakir fukaraya yedirirdi. Hem de paralı adamdı ha!.. Gözü toktu. Seni ne zaman tevkif ettiler?..

—      İki gün önce...

—      Zararı yok. Alışırsın. Burada yatanlar da ana baba evladı.. Onlarınki de can.. Üzerinde fazla cigaran var mı bari? Sabahtan beri cigara içmedim. Kafam Yalta domuzu gibi şişti.

Genç adam elini cebine sokup, yenice paketini çıkardı. Nuri Baba’ya uzattı. İhtiyar, yapmacık bir nazla cigaranın birini aldıktan sonra,

—      Senin de kalmamış —dedi—. Ama paran varsa aldırırız.

—      Olur..

Geri çekik bir çene etrafında çepeçevre kırlaşmış sakalıyla, sivri ve şeytanınkine benzer burnuyle, adamakıllı çukura kaçmış gözleriyle, ihtiyarın insana ürkeklik veren bir hali vardı.

—      Ah, ah.. —dedi—. Parasızlık zor şey doğrusu.. Hiç böyle olmamıştım.

Sağ elinin işaret parmağını ağzının kenarına takıp, dişlerini gösterdi:

—      Görüyor musun? —dedi—. Üst sıra baştanbaşa altındı. Söktüm sattım, söktüm sattım. En sonunda diş kalmadı. Şimdi bekliyorum, peynir dişi çıksın da biraz öteberi yiyeyim diye.. Ağzımın içi meşatlığa döndü.

—      Sizin suçunuz ne?..

—      Benim suçumu sonra öğrenirsin. Acelen ne? Yarın çıkacak değilsin ya!..

—      Peki benim işimin duruşması çok sürer mi? Acaba bana ceza verirler mi dersiniz?

—      Para yiyene ceza verirler. Kanun öyle.. Sen şimdi bunlara boşver. Kahve filan içer misin?

—      İçerim.

—      Öyleyse gidip iki kahve söyliyeyim de seninle karşılıklı içelim. Burası mapusane.. Fazla düşünüp efkarlanmaya gelmez. İnsan düşüne düşüne hasta olur. Halbuki biz cemiyete lazımız. Cemiyet bizden ilerde istifade edecek. Anladın mı?..

İkinci münferidin bahçe kapısından Kör Kamil’e seslenerek kahveleri ısmarladı. Sonra tekrar yeni ahbabının yanma döndü:

—      Sen hiç yemek yememişe benziyorsun. Karnın aç olsa gerek..

—      Tabi ya!.. Dünden beri ağzıma lokma koymadım. Burada hükümlülere, tutuklulara yemek vermezler mi?.

—      Fakirlere günde bir öğün verirler. Çoğu zaman biberli bulgur verirler. İstersen sana, bunu yemesini öğreteyim. İlkin bakır sahana bulguru koydun mu koydun... Kaşığı eline aldın, tabağın içinde şöyle bir kolaçan edersin. Kaşığa «Çat!» diye bir şey çarparsa duuuur!.. —Trafik memurları gibi, elini havaya kaldırarak Hulûsi’ye durmasını işaret etti—. «Çat» diyen anla ki taştır. Taşı arar bulursun.. Buldun mu buldun.. Yok eğer bulamazsan çabuk yiyeyim deme ha!.. Dişlerinin gürültüye gittiğinin resmidir. Bulguru ağzında biraz çevireceksin. Salyanla adamakıllı ıslatacaksın. Sonra Bismillah diyip yutacaksın. Yuttun mu yuttun. Yanında kupayla su duruyor değil mi? Hemen sudan bir yudum içersin. Bir bulgur, bir su, bir bulgur, bir su...

Böyle böyle yiyeceksin. Ama bulguru her gün yersen birkaç ay sonra görürsün. Mapusane müdürü kedi kısmını hiç sevmez. Hayvanın önüne bir tabak bulgur kor. Hayvan bu, akıl etmez ki.. Yedi mi yedi.. Bir saat sonra yere yatar. Kuyruğunu titretmeğe başlar. Biz hepimiz, hayvanın başına toplanırız. Bir iki sene sonraki sonumuzu seyrederiz. Anladın mı?

Kahveler gelmişti. İhtiyar fincanın köpüklüsüne yapıştı. Hulûsi onun anlattıklarına şaşıyordu. Maralda sordu:

—      Peki siz hep bulgurla mı yaşarsınız?..

—      Sen bizim yaşamamıza bakma.. Alıştık.. Ben cezamı bitirince eve gider, canımı kurtarırım. Buradan çıkınca ne yapacağım biliyor musun?. İlkin şehre gideceğim. Tabii elbiseler filan ütülü.. Sakalları da kestireceğim. Gravat da bağlayacağım. Caddede kollarımı sallaya sallaya yürüyeceğim. Düşün bir kere evlat.. Yolda gidiyorsun. Şerbetçi dükkanına rasgeliyorsun. Korkma gir... «Hey, nereye gidiyorsun?» diyen yok. Otobüs mahallinde dur. Yanında süngülü candarma yok, gardiyan yok, sivil memur yok.. Oh, rahat.. Dünya senin.. Şerbetçiye gir, iç.. Oradan çık, dondurmacıya gir, ye. Oradan çık, pastacıya gir, bir de orada ye... Parasıyle değil mi? Kimin ne demeğe hakkı var?.. Eninde sonunda hürsün. Baktın ki karşıdan güzelce bir kadın geliyor. Yanma sokulursun. Yavaşçacık dersin ki: «Ben de sizinle beraber geleyim hanımefendi. Kalbimde hiçbir kötülük yok.» Hapisten yeni çıktığını söyleyeyim deme ha.. Karı korkar.. Hiç hapisten çıkmamış gibi yaparsın. Kadın biraz gülümsedi, değil mi?.. Korkma yanaş.. Anla ki teşnedir. İlkin mehtaptan laf açarsın.

Hulûsi gülmeye başlamıştı. İhtiyar,

—      Ne gülüyorsun be? —diye çıkıştı—. Bizi böyle sakallı makallı gördün de bu işlerden çakmaz mı zannettin? Biz gençliğimizde elektrikli tramvayın tevkif mahalline aptest bozmuş adamız. Lakırdıya omuz verme, kulak ver.. Sonra efendiceğizime söyleyeyim, akimda kalmış bir şiir varsa, karıya

ayak üzeri bir de şiir okursun. Onun için insan daim ezbere bir iki şiir bilmelidir. Şiiri okuduktan sonra, karı fingirder.. Ver bakalım bir cigara daha .. Cigarasız laf etmek bile zor oluyor... —Hulûsi, paketteki sonuncu sigarayı da uzattı. Nuri Baba tekerlemesine devam etti— İşte o zaman yanildan geçen otomobilin şoförüne elinle bir işaret edersin. Atladığınız gibi, çek bakalım Çerkeş tavuğu satan bir lokantanın önüne.. Şoförü savdıktan sonra içeriye girersin. Baktın ki masaların birinde bir polis oturuyor. Korkma.. Yüzüne bile bakma.. Polisse polisliğini bilsin, yerli yerinde otursun.. Sen geçip başka bir masaya yerleşirsin. Karıyı da oturtursun. Yemek listesini eline alırsın. Baktıktan sonra karıya verirsin. Ama sen karının yiyeceği yemeğin fiyatına bakmaya kalkma, ayıp olur ha!.. Lakırdıyı dinliyor musun, yoksa dalga mı geçiyorsun?.

—      Tabii dinliyorum efendim..

—      İlkin bir Çerkeş tavuğu söylersin. Sonra bir de pilav.. Yok, yok.. Pilava boş ver.. Lanet bulgur aklıma geliyor. Pilav istemez. Makarna yersin. Bir de hoşaf içersin. Sonra elini göbeğine götürüp, «Doydum mu, doymadım mı?» diye bir yoklarsın. Baktın ki doymamışsın. Bir patatesli et yersin. Bir de pilav.. Pilav istemez canım.. Bir de.. —İhtiyar durdu. Aklından yemekleri geçiriyordu—: Ulan be! —dedi—. İsimlerini bile unuttum. Bir de zerzevat yersin. Bir hoşaf daha içersin. Artık doyarsın, anladın mı? Yanında bozuk elli kuruşluk varsa ver de, sana, yarın olmazsa öbür gün geri veririm. Şimdi aklıma geldi. Yirmi beşiyle bizim karıya taahhütlü bir mektup atacağım. Yirmi beşiyle de akşama koğuşta belime şişe çektireceğim.

Hulûsi, yelek cebinden çıkardığı elliliği de uzattı. O sırada manzarayı uzaktan dikiz eden birkaç kişi, kulaktan dolma İngilizceyle, Nuri Baba’yı matrağa almıştı:

—      Hello Nuri Baba! Maydarlinğ!..

Nuri Baba önce duymamazlığa geldi. Ama ötekiler susmuyorlardı:

—      Nuri Baba!.. Hello!.. Bay bay!..

İhtiyar dayanamadı. Geriye dönerek,

—      O Hello dediğin senin anan gibi olur. Züppe!.. —diye bağırdı.

Ama ihtiyar kızınca ötekiler büsbütün dalma bindiler:

—      Hello Nuri Baba!.. Ay lavyu!..

Nuri Baba büsbütün zıvanadan çıktı.

—      Ulan siz edep nedir bilmez misiniz, a dürzüler?

Bu sırada bir tanesi, Nuri Baba’nın arkasından usulca pencereye sokuldu. Hulûsi’ye çabuk çabuk,

—      Kardeşim —dedi—, müthiş dolandırıcıdır. Laflarına sakın inanayım deme.. Kaşla göz arasında insanı şip diye kafese koyar.

İhtiyar bir seğirtti. Ama delikanlıyı yakalıyamadı. Adamakıllı fitili almıştı. Hele ekmeğine engel olmalarını bir türlü hazmedemedi. Müdüriyete doğru hızlı hızlı yürümeğe başladı. Hulûsi arkasından sesleniyordu:

—      Nuri Baba!.. Aldırma canım.. Nereye gidiyorsun?..

O, başını arkaya çevirmeden, burnundan soluyarak cevap verdi:

—      Namus davası açmaya..

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült