Köşe Yazarları

Fırat Budacı


Hayallerini süsleyen eski model bir arabayı satın alma macerasını, iki hafta üst üste pazar yazısı olarak kaleme alan ve "Evet okurlarım aldım, sonunda bunu da yaptım" diye yazısını bitiren o köşe yazarının, rüyama girip, bana "Gel seni arabaya bindireyim, gezeriz" demesi, köşe yazarı çeşitleri hakkındaki bu yazıyı yazmama sebep oldu. Bu sebep doğru da olsa, yalan gibi durduğu için, yazının başına, ciddi bir sebep varmış gibi Süleyman Demirel'in lafını koydum. Böylelikle köşe yazarlarının sık sık başvurduğu, "tarihten örnekleme" metoduyla bilgiç bir hava yaratıp, sağlam bir girizgah yapmaya gayret ettim. Bazen kendimden tiksiniyorum.


1- Hazzın Derinliklerinde Koşuyorum.
En alt kademeden başlanan meslekte, gösterilen başarılar, iş bitiricilik, insan idare edebilme becerisi, patronla arayı hoş tutabilme gibi yetiler birleşince, zaman içinde kazanılan para, başka bir coğrafyanın standartlarına çıkıyor. Bu ülkenin dertleri yazılmaya devam edilirken, bir akşamüstü Boğaz manzarasının karşısında, yıllanmış bir viski eşliğinde caz dinlenmeye, İngiltere'deki o küçük dükkândan alınan nefis çayın dışında çay içilememeye başlanıyor. Yazarımız, haz yelpazesini gitgide genişletirken, bu zengin hayat mönüsünü okurlarıyla paylaşmayı şımarıklık olarak değil, "hayatta yaşanması gereken zevkler"in bir listesini sunmak olarak algılıyor. Solculuk günlerinde boşa geçen o 'kayıp zaman ı şimdi konsantre bir hayat yaşayarak telafi etmeye çalışıyor. Bulup çıkarıyor haz kuyusunun derinliklerinde parıldayan ne varsa. Bir şarap mesela, 25 yıldır bir şişenin içine hapsedilmiş mutluluk iksiri... İşte hayat... İşte o nefis şaraplardan başı dönen muhteşem "pazar yazıları." Biliyorsunuz ekonomik çalkantılar, savaşlar pazar günleri yaşanmıyor. Biz de hafta içi dünyanın sorunlarıyla boğuşup, hafta sonu kaliteli bir yaşamın guruları olarak görev yapan bu insanların köşelerine gömülüyoruz. Keyifle uzatıyoruz ayaklarımızı ve yazarın derdiyle dertleniyoruz: "... Hala Romano Conti şarap içemedim."


2- Bana Ne! Ben Hayatı Böyle Biliyorum.
Kendi sorunlarını, tüm dünyanın sorunları gibi anlatıyor. Yılışık bir umursamazlıkla yazıyor yazılarını. Ama ayda ortalama bir defa karşısına, artık yazmasa ayıp olacak büyüklükte bir toplumsal olay çıkınca, gözlerini koca koca açıp, şaşkınlıkla "ay inanamıyorum bu olanlara" ana fikirli yazılar yazmayı bir görev biliyor. Bir ömür, açılan yeni bir kafenin reytingiyle; yeni taşındığı evin boyasını yapan ustayla aralarında boya rengi konusunda çıkan anlaşmazlığı anlatmakla; gidilen nefis restoranın adresini ve telefonunu okurlara duyurmayı borç bilmekle; kedisinin tıraş zamanının geldiğini haykırmakla; yağmurda birlemediği taksiler yüzünden sırılsıklam olmuş halde dünyanın en lanet, en uğursuz anlarını yaşadığı o saatleri, sakar bir kurgu içinde anlatmakla; tatil telaşını, ayağını incittiği için berbat geçen tatilini, dönüşte uçağı kaçırmasını bir melodram filminin en can alıcı sahneleri gibi kaleme almakla geçiyor. Bizeyse seyretmek düşüyor.


3- Kafam Sığ Ama Yazıyorum Yıllardır, Abi Derler Bana Camiada
"Bak kardeşim! Vay vay vay... Adama sormazlar mı, sen in misin cin misin? Kulaklarını aç beni iyi dinle. Çıkarsın, gümbür gümbür topunu oynarsın. Bahanelerin arkasına sığınmazsın."
İşte, her gün yazılan bu tür yazıların özeti budur. Bu interaktif yazım stili daha çok, sonradan gazeteci olmuş, gençliğinde bin defa "önümüzdeki maça bakacaz artık," diyen ağabeylerimizce kaleme alınır. İnsanın bu yazıyı okurken, cevap veresi, konuşası gelir, o kadar sahicidir...


4-İki Satır Arasına Kafam Girsin.
İşte büyük ustalar! Neyse gündem, 5 cümlede paketleyip okurun eline verenler. Bu yazıların her biri kıssadan hisse, her biri karmakarışık gündemin yılların tecrübesinden damıtıldığı birer manifesto. Bu köşe her biri altın değerinde, "Ya... Ya" diye onaylayacağımız, birbirinden 5 santim uzaklıktaki cümlelerden oluşuyor. Yazarımızdan, yılların tecrübesiyle ulaştığı bu sadeliğe yaraşır, tek bir cümleden oluşan bir köşe yazısı diliyoruz artık: "Bundan böyle hep tatilde olduğumdan, yazılarım artık elinize ulaşmayacak..."


5- Sürekli Dolaşıyorum, Ama Hep Çok Güzel Yerlere Gidiyorum.
"... Biz de kalktık Halil Be/in misafiri olduk, iyi ki de olmuşuz. Halil Bey 7 kuşaktır İstanbullu. Mevsim tabi lüferden yana, yanında da Halil Beyin özel tarifi rokalı kuskus pilavı... Ve tabi Halil Beyin insanı sarıp sarmalayan muhabbeti, eşi Aylin Hanım'ın benim diyen şarkıcılara taş çıkartan sesi... Hayatımın en güzel gecelerinden birini yaşadım. Teşekkürler Halil Bey, elleriniz dert görmesin..."
Yakın dostlarla sahibini tanıdığı restoranlarda; kendini evinde gibi hissettiği ve sahiplerinin mutlak ülke meselelerine duyarlı olduğu E otellerde geçen bir hayat Mecburen biz de konuk oluyoruz o sofralara, Ş o otellere. Onlar yiyip, içiyor; biz okuyoruz. Yeri geldiğinde ülke elden gidiyor, kahrolunuyor; yeri geldiğinde eski dostlar anılıyor, hüzünleniliyor; İ, yeri geldiğinde bir şarkı patlatılıyor ki eskilerden, neşeden geçilmiyor...  Ama şu soru hiç akıldan çıkmıyor "Fakat bize ne Halil Efendinin muhabbeti eşliğinde mideye indirdiğin balıktan?"


 


 

 
Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

Güncel

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült