Güncel

 

 

İkbal, Bağımsız Yaşama Coşkusu Ve Mustafa Kemal

Yaşar Nuri Öztürk


Muhammed İkbal'e göre, işgal ve köleliği kabul eden Hintli Müslümanların karakteri "insana yakışmayan" (unmanly) bir karakterdir. Bu karakter onların, bireysel ve ulusal morallerini mahvetmiştir. Ve bu karaktere yenik düşen Müslümanlar, işleri ve kazançları, mevki ve siyasal kariyerleri ne olursa olsun, çöküşe, mahvolmaya mahkûmdurlar. Çünkü onlardaki 'hayat coşkusu, varoluş aşkı ve bağımsızlık sevdası' mecalsiz kalmış, sönmüştür.

Büyük İkbal, içini yakan bu acısını, Armağanı Hicaz adlı eserindeki şu Farsça beyitle dile getirmiştir:

"Şebi Hindi ğulamanra seher nist,

Be in hak, afitabira gözer nist."

Yani, "Köleler Hindistan’ının gecesine şafak yok;

bu toprak üzerinden bir güneşin geçmesi söz konusu değil".

Ölümsüz düşünüre göre, bu karanlık kaderin müsebbipleri Hintli Müslümanların bizzat kendileridir. Çünkü onlar, Türklerin aksine, özgür ve bağımsız yaşmayı sağlayacak bir karaktere sahip olamamışlardır. İkbal burada, Hintli Müslümanlar için gerçekten çok ağır bir sıfat kullanmıştır: "Characterless Hoşt." Yani "Karaktersiz kalabalık veya karaktersiz ev sahibi veya karaktersiz ordu". Kullandığı "hoşt" sözcüğü bu anlamların üçünü do taşımakladır ve Ikbal'in ülkesini ifadeye belki de en uygun sözcüktür.

Bu tabiri kullandığı konferansında üç soru soruyor ve üçünün cevabının da olumsuz olduğunu bildiriyor. Sorular şunlardır:

"1.     Hintli Müslüman güçlü bir bedende güçlü bir iradeye sahip midir?

2.       Hintli Müslüman, var olmak iradesine sahip midir?

3.       Hintli Müslüman, kendine ait olan sosyal vücudu darmadağın etmeyi amaçlayan güçlere karşı koymayı başaracak yeterlilikte bir karaktere sahip midir?"

"Üzgünüm ama" diyor İkbal, "bu soruların tümüne olumsuz cevap vermek zorundayım". Ve ekliyor:

"Efendiler! Bilmelisiniz ki, büyük varoluş savaşlarında, sosyal bünyenin hayatta kalmasını sağlayacak olan temel değer sayı çokluğu değil, niteliktir. İnsanoğlunun en mükemmel ve kader belirleyici sermayesi nitelik, namı diğer karakterdir."

İkbal'in, İslam dünyasının kaderini mutluluğa doğru kanatlandıracak ruhu İmam-ı Azam'ın fikri ve siyasi mücadelesiyle, onun zihniyetini izleyen Türklerin fikir ve siyaset anlayışında bulmasının sebebi işte buradadır. Yani İkbal, İslam ümmetinin selametini Hintli Müslüman'la Türk Müslüman'ın mukayesesinde dikkat çeken, "Türk Devrimi"nin yarattığı fark'ta bulmaktadır. Hintliyi zavallı köleye dönüştüren o fark olduğu gibi, Türk'ü vazgeçilmez ve öncü kılan da o farktır.

Mustafa Kemal'e duyduğu hayranlık da anılan farkı yaratan önderin Mustafa Kemal olması yüzündendir. İkbal, kader belirleyen Gazi'ye bu derin hayranlığını, Peyam-ı Maşrık (Şarktan Haber) adlı şiir kitabına koyduğu şu manzumesiyle ölümsüzleştirmiştir:

"Mustafa Kemal Paşa'ya Hitap (Allah Ona Yardım Etsin!)

Bir milleti vardı ki, biz onun hikmet, akıl ve idraki sayesinde takdirin gizli alemindeki sırlara vakıf olduk.

Bizim aslımız, rengi uçmuş bir kıvılcım iken onun bir bakışı ile cihanı kaplayan ve aydınlatan güneş haline geldik.

Din büyüğü Harem piri, gönlünden aşk mefhumunu çıkardı. O zaman, alemde kusurumuz derecesinde zelil olduk.

Bize yarayan, ovaların sert rüzgarlarıdır. Bahar rüzgarının nefesleri altında dargın ve mustarip bir goncaya döndük.

Allah dışındaki şeylerin tuzağına düştüğümüzden beri, o, feleklerin kubbesini aşan feryatlarımız, birer iniltiye dönüştü.

Tuzak kurmadan nice avlar avlayıp terkimize asmıştık. Şimdi ise okumuz ve yayımız koltuğumuzda, avlarımız bizi öldürüyor.

Atın nereye kadar giderse oraya yürü, düşünme! Biz bu meydanda nice kereler tedbirli olalım diye diye mat olduk."[1]


[1]        İkbal, Peyam-ı Maşrık, Prof. Dr. Ali Nihat Tarlan tercümesi, s.79.

 

 

 

 

 

 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült