Güncel

 

 

Zulme ve Zalimlere Niçin ve Nasıl Karşı Çıkmalıyız?

Emre Kongar


Önce “içimizdeki Zalim”le niçin hesaplaşmamız gerektiğini irdelemeye çalışacağım. Sonra bunun yöntemleri üzerinde bazı önerilerim olacak ve son sözlerimi söyleyip kitabı bitireceğim, sizi benliğinizle ve toplumla baş başa bırakacağım.

 

Niçin Mücadele Etmeliyiz?

“içimizdeki Zalim'le niçin hesaplaşmalıyız?

Kendimiz için!

Niçin daha iyi bir insan olmaya, niçin daha iyi bir toplum yaratmaya çalışmalıyız?

Kendimiz için!

*

“Daha iyi” ne demek? “Daha iyi insan”, “daha iyi toplum” ne anlama geliyor?

ilk bakışta bunlar zor ve karmaşık sorular gibi gelse de, yanıtların insandan insana, toplumdan topluma, zamandan zamana değiştiğini düşünsek de, aslında yanıt çok basittir. Tek bir sözcükte gizlidir: “Mutluluk”

Mutluluk sözcüğü, yanıtın anahtarıdır.

Daha iyi insan, daha mutlu insan demektir.

Daha iyi toplum, daha mutlu bir toplum anlamına gelir.

“İçimizdeki Zalim”le hem bireysel hem de toplumsal mutluluğumuz için hesaplaşmalı, mücadele etmeliyiz.


 

Çünkü benliğimizdeki zalimi yendiğimiz zaman daha mutlu oluruz.

Çünkü toplumdaki zalimleri alt ettiğimizde, bu mutluluk topluma yayılır, daha çok insanla paylaşılır, büyür ve artar!

Sevgili okurlarım, daha açık sözcüklerle düşüncemi açıklamaya çalışayım:

Bencil olduğumuz için, zalimlerle, zulümle mücadele etmeliyiz. Çünkü ancak zulümden, zalimlerden kurtulduğumuz zaman özgürce yaşayabilir, başkalarıyla birlikte mutlu olabiliriz. Kendi özgürlüğümüz, mutluluğumuz ancak başkalarının da özgür ve mutlu olduğu bir toplumda güvenceye kavuşur. Zalimler yönetimdeyken, onların hışmına ne zaman uğrayacağımızı bilemeyiz.

Toplumda zulüm varken, bu zulmün ne zaman bize zarar vereceğini bilmediğimiz için korkarız, mutlu olamayız. Çünkü, bırakın sonradan edindiğimiz siyasal düşüncelerimizi, doğuştan bizimle gelen dinimiz, mezhebimiz, ırkımız, milliyetimiz, cinsiyetimiz, tenimizin rengi, konuştuğumuz dil bile bizi zalimlerin hedefi haline getirebilir.

 

Benliğimizdeki Zalimle

Nasıl Mücadele Etmeliyiz?

Toplumdaki zalimlerle başa çıkmak için önce kendimizle hesaplaşmamız, kendi “İçimizdeki Zalim”i yenmemiz gerekir. Ancak kendimizi zulümden, zalim eğilimlerden arındırabildiğimizde, toplumdaki zulme ve zalimlere karşı baş kaldırabiliriz. Benliğimizdeki zalimin üstesinden gelmeden, toplumdaki zalimlere karşı verilecek bir mücadele, ancak o zalimlerin, bizim benliğimizdeki yeni zalimlerle yer değiştirmesine yol açar.

Amaç, mevcut zalimin egemenliğine son verip yeni zalimler yaratmak değil, toplumdaki zulmü sona erdirmektir. Bu da ancak kendi benliğindeki zalimi yenebilmiş insanların savaşımıyla gerçekleşebilir.

Benliğimizdeki zalimi alt ettikten sonra, sıra toplumsal anlamda “İçimizdeki Zalim”e gelir.

Aslında toplumsal anlamdaki zalimleri üreten mekanizma, bireysel olmaktan çok, toplumsal, siyasal ve ekonomik nitelik taşır. Zalim üreten bu mekanizmalarla savaşmanın yolu da demokrasiyi ve insan haklarını geliştirmektir. Ama önce kendimizden başlayacağız. Toplumsal anlamdaki çabalardan önce benliğimize yönelik bir “zulümden arınma” eylemi zorunludur.

Ayrıca burada çok önemli bir nokta daha var:

Zulme yol açan öfke, kin ve nefret duyguları insanı mutsuz kılar, kötü insan yapar. Kinimizi, nefretimizi, öfkemizi dizginlediğimiz, hatta kendimizi bu duygulardan arındırdığımız zaman daha iyi, daha mutlu bir insan oluruz.

*

Bir insanın kendi kendine yapabileceği en büyük iyilik, “içindeki Zalimi” yenmektir:

Kendimizi, başkalarından ne daha üstün, ne de daha aşağı göreceğiz.

Bizden farklı olanları da, kendimizden ne daha aşağı, ne daha üstün göreceğiz.

Bizden farklı olanlardan korkmayacağız, nefret etmeyeceğiz, onları dışlamayacağız.

Bizim gibi olanları kayırmayacağız.

insanları, dinlerine, mezheplerine, ırklarına, milliyetlerine, dillerine göre yargılamayacağız, onlara farklı davranmayacağız.

Cinsiyet ayrımcılığı yapmayacağız. Özellikle yüzyıllardır ezilen kadınlara, kadın haklarına, kadın özgürlüğüne sahip çıkacağız.

içimizdeki, kin, nefret, intikam, öfke gibi olumsuz duygulardan kurtulmaya çalışacağız.

İçimizdeki sevgi, anlayış, hoşgörü, dayanışma gibi olumlu duyguları geliştirmeye çalışacağız.

Zulmün en belirgin aracı olan maddi şiddete asla ve asla başvurmayacağız; başvuranları onaylamayacağız, onlara destek vermeyeceğiz, onları eleştireceğiz ve kınayacağız.

Manevi şiddeti de dışlayacağız, uygulamayacağız ve uygulanmasını eleştireceğiz.

Bireysel ve toplumsal ilişkilerimizde her türlü şiddetin bir sorun çözme yöntemi olarak kullanılmasına karşı çıkacağız.

Siyasal ve ideolojik tercihlerimizde, şiddet içeren her öneriyi, her kuramı, her düşünceyi reddedeceğiz.

İnsanları değerlendirirken, ahlak gibi, güvenilirlik gibi ölçütlerin yanına şiddete karşı olmayı da koyacağız.

ilkeli ve disiplinli bir insan olarak, şiddeti bu ilke ve disiplin anlayışının dışında tutacağız.

Aile veya iş yaşamımızda herhangi bir sorunla karşılaştığımız zaman ilk dikkat edeceğimiz nokta, çözüme şiddet ve baskı içermeyen yöntemlerle ulaşılması olacak.

Şiddete ve haksızlığa maruz kalan kimseyi, “Hak etmişti,” diye suçlamayacağız.

Şiddet uygulayan, haksızlık yapan hiç kimseyi, “Başka yapacak hiçbir şey yoktu,” diye mazur görmeyeceğiz.

Bütün insan ilişkilerimizde, ailede, iş yaşamında, arkadaşlarımız arasında, “ceza yöntemini” değil, “ödül yöntemini” uygulayacağız; olumsuzlukları vurgulanmaktan çok, olumlu özellikleri öne çıkarmaya çalışacağız.

Başkalarını dinleyeceğiz ve anlamaya çalışacağız; onların duygu ve düşüncelerini önemseyeceğiz, empati yeteneğimizi geliştireceğiz.

“Dinlemek” başlı başına bir sorun çözme yöntemidir. Bunu hiç unutmamalıyız. Ayrıca empati yeteneğimizin gelişmesine de yardımcı olduğu için bizi de olgunlaştırır.

insan haklarına dayalı demokratik değerlerimizi, karşımızdakilere empoze etmeden, dogmatik ve fanatik bir tavır almadan aktarmaya çalışacağız.

Tek ve biricik doğruları açıklayan bir tavır yerine, sorular sorarak, karşımızdakinin düşünce yapısını anlamaya çalışarak konuşacağız veya yazacağız.

Ve, bütün bu kuralların sonucu olarak, belki de benliğimizin anayasası gibi uyacağımız son iki ilke:

Başkalarına, bize davranılmasını istediğimiz gibi davranacağız.

Bize yapılmasını istemediklerimizi başkalarına yapmayacağız.

Bütün bu kurallardan sonra bir de hesaplaşma ilkesi geliyor:

Sık sık kendimizle hesaplaşacağız. “İçimizdeki Zalim”le olan mücadelemizde, yenilgiye doğru mu, zafere doğru mu gittiğimizi düşüneceğiz.

 

Toplum Olarak Ürettiğimiz Zalimle

Nasıl Mücadele Etmeliyiz?

“İçimizdeki Zalim”le savaşımda, benliğimizi zulüm eğilimlerinden arındırma çabalarından sonra, sıra toplumumuza gelir.

Toplumsal düzeyde “İçimizdeki Zalim’’le mücadele, sözcüklere dökülmesi daha kolay, eylem olarak başarıya ulaşması ise çok daha zor bir hedeftir. “İçimizdeki Zalim'le toplumsal savaşım, özünde bir insan hakları, demokrasi, laiklik, hukuk devleti ve sosyal devlet mücadelesidir. Ama bu savaşımın formüle edilmesi, sözcüklere dökülmesi ne kadar kolaysa zafere ulaşması da o denli güçtür.

Sevgili ve değerli okurlarımın çok iyi bildiği gibi, insan hakları ve demokrasi savaşımı insanlık tarihi kadar eskidir ve hala kazanılmış değildir; sürmektedir.

"İçimizdeki Zalim”le toplumsal mücadele, bence bir insanlık tarihidir.

Bütün insanlık tarihi, insanların daha mutlu, yani daha özgür ve daha refah içinde yaşaması için verilen mücadelelerle yazılmıştır.

İnsanlık, bu mücadeleler tarihinden hiçbir şey öğrenemediyse bile, insanlığın bir bütün olduğunu, birey ve toplumlar kendisi için istediği mutluluğu başkaları için de istemediği sürece bu savaşımın bitmeyeceğini öğrenmiştir.

 

Seçilmiş Bir Lider Zulme Yönelirse...

Seçilmiş bir lider zulme yönelirse ne yapılır? Nasıl başa çıkılır? Bu sorunun üstesinden nasıl gelinir?

*

Çağımız, yeni bir devrim çağıdır: insanlığın iki büyük devrimi olan tarım ve endüstri devrimlerinden sonra bilişim devrimi çağında yaşıyoruz.

Bu devrimler aniden değil, yavaş yavaş oluşur... Önce tohumları atılır, sonra bu tohumlar filizlenir, daha sonra düşünce akımları biçimlenir. İnsanlar yavaş yavaş, yeni düşünceleri, yeni kavramları, yeni ideolojileri yeni bir yaşam biçimini benimsemeye başlar. Bir süre sonra bu yeni yaşam biçimi, bu yaşam biçiminin zorunlu kıldığı yeni fikirler, ideolojiler toplumda yaygılaşır, geniş kitleler bunları benimsedikçe, yeni bir devrim artık iktidara yürümeye başlar.

iktidar değişikliği de her zaman bir anda olmaz, hatta kimi zaman fark edilmez bile. Çünkü yeni bir devrim hükmünü icra etmeye başladığı zaman, artık iktidar partileri de, muhalefet partileri de bu yeni devrimin yaşam biçimini, ideolojisini farklı ölçülerde ve farklı yönlerde de olsa benimsemişlerdir.

*

Seçilmiş, bizim seçtiğimiz bir başkan, bir başbakan, bir lider zulme yönelirse, yaptığı zulmü, aldığı oya ve demokratik yolla iktidara gelmiş olmasına dayarsa, “Ben milli iradeyi temsil ediyorum, ne istersem onu yaparım. Seçilmiş olduğum için yaptığım her eylem, verdiğim her karar meşrudur,” derse ne yapacağız?

Bugün pek çok kusurlu demokratik ve melez rejime sahip ülkede olduğu gibi, liderin merhametine mi sığınmaya çalışacağız, lideri öfkelendirmemeye, gazabını üzerimize çekmemeye mi dikkat edeceğiz?

Bizi itip kakmasına, azarlamasına, insanları, bireyleri, sivil toplum kuruluşlarını tehdit etmesine boyun mu eğeceğiz?

Halkın, zalim bir liderin öfkesine boyun eğdiği, onu kızdırmamaya çalıştığı, merhametine sığındığı bir ülkedeki rejime demokrasi denilebilir mi?

İnsan hakları, hukuk devleti, laiklik, demokrasi, sosyal devlet gibi kavramların hiçbiri gökten zembille inmemiştir. Bunlar yıllar, yüzyıllar içinde büyük bedeller ödenerek, kan ve gözyaşı dökülerek geliştirilmiştir. Mutlaka, ama mutlaka korunmaları gerekir.

Zalim bir lidere karşı direnişin tek ve biricik yolu, demokrasiyi, insan haklarını, laikliği, hukuk devletini, sosyal devleti savunmaktır. Zulme karşı çıkmak, onun üstesinden gelmek, zalime, aynı zulüm yöntemleriyle karşılık vermekle olmaz. Çünkü zalime karşı zalimce yöntemlerle savaşmak zulmü ortadan kaldırmaz, sadece zulüm yapanların, zalimlerin yer değiştirmesine yol açar.

Zulmü ortadan kaldıracak yöntem insan haklarını savunmaktan, zalim lidere değil, hukuk devletine sığınmaktan, zalim lideri değil, demokratik hak ve özgürlükleri savunmaktan geçer.

Biliyorum, gerek dünyada gerekse Türkiye’de çok partili düzene geçildikten sonra yaşanan olaylar, yapılan uygulamalar pek çok kişinin insan haklarına ve demokrasiye olan inancını, güvenini yok etti.

Örneğin Amerika Irak’ı işgal ederken, “Demokrasi götürüyoruz” sloganını kullandı; Türkiye’de çok partili demokrasinin sağladığı olanaklar ve güvencelerle iktidara gelenler, bu olanakları ve güvenceleri yok etmeye kalkıştı ve bu yüzden Türkiye askeri darbelere maruz kaldı.

Bugün dünyada da Türkiye’de de demokratik hak ve özgürlüklerden yararlanarak bu hak ve özgürlükleri tahrip edecek otoriter veya totaliter rejimler kurmak isteyenler var.

Ama bütün bunlara karşı verilecek mücadele, ancak yine insan hakları ve demokrasi bağlamında yürütülürse başarıya ulaşabilir.

Bunun için kavram saptırmalarına, iktidarların aldıkları oya dayanarak yalnız kendilerini “milli iradenin temsilcisi” saymalarına, demokrasi adına çoğunluk baskısı kurmalarına ve demokrasinin, insan haklarının öteki kurumlarını yozlaştırmalarına karşı çıkmalıyız.

Zulme ve zalimlere karşı koymada, insan haklarından, demokrasiden, hukuk devletinden, laiklikten, sosyal devletten sapmanın sadece ve sadece zulmün koyulaşmasına veya zalimlerin yer değiştirmesine yol açacağını, ama asla zulmü sona erdiremeyeceğini bilmeliyiz.

 

Zalime, Ancak Kendine Saygı Duyan

İnsan Karşı Çıkabilir

Tabii toplumumuzun ürettiği, bizim yarattığımız “İçimizdeki Zalim’e karşı çıkmak için insanın önce bireysel olarak kendi içindeki zalimin üstesinden gelmesi gerekir.

Zalimle ancak, gerçekten zulme karşı çıkan, insan haklarına, laikliğe, hukuk devletine, demokrasiye, sosyal devlete yürekten inanan, benliğindeki zalimin üstesinden gelebilmiş olan ve bütün bu nedenlerle kendine saygı duyan vatandaşlar başa çıkabilir.

Yukarıdaki çözümlemede anahtar sözcükler “kendine saygı duyan” ifadesidir.

Kim “kendine saygı duyar”?

Başkalarına da kendine davranılmasını istediği gibi davranan, kendine yapılmasını istemediği davranışları başkalarına yapmayan, kendi kimliğine, mukaddes değerlerine istediği saygıyı başkalarınınkine de gösteren, insan haklarına inanan, laikliğe, hukuk devletine, demokrasiye, sosyal devlete bağlı, bu değerler bağlamında tutarlı, kendini geliştiren, benliğindeki zulüm eğilimlerinin üstesinden gelmiş, zalime karşı direnebilecek olanlar...

 

Söyleme Değil Eyleme Bakmak Gerekir

Hiçbir Zalim “Zulüm Yapıyorum” Demez!

Zalim bir liderle başa çıkmanın en zor kısmı, onun peşinden gidenlerin, ona destek verenlerin, inananların ya da inanmasa bile dalkavukluk yapanların oluşturduğu baskıya karşı durabilmektir.

Bu baskı, kimi zaman bir siyasal baskı olarak görünür biçimlere bürünür, kimi zaman da “muhafazakarlaşma” gibi, “mahalle baskısı” gibi çok daha etkili ama siyaseten somut olmayan, toplumsal ve kültürel niteliklerle toplumu zulme götürür.

Günümüzde artık liderler, bu bölümde zulme karşı yöntem olarak savunduğum değerleri, yani insan haklarını, demokrasiyi ve benzeri sloganları kendilerine kalkan yaparak zalimleşiyor.

Sanıyorum olayın en vahim tarafı da bu:

Her zalim lider, başka bir zulme karşı çıktığını savunarak, kendini gerçekleştirmek için görevlendirdiği bir “yüce amaç”, bir “ulvi hedef “belirleyerek zulme yol açıyor.

Bu nedenle liderlerin söylemlerinden çok, eylemlerine bakmak gerek. Söylemleri ne denli demokratik olursa olsun, insan haklarına ilişkin hangi sloganları kullanırlarsa kullansınlar, sonuç olarak ne yaptıkları, eylemlerinin ne olduğu önemlidir.

Bakıyorsunuz bir zalim lider, demokratik hak ve özgürlükleri savunanları, asıl kendisinin kullandığı ve uygulattırdığı “mahalle baskısı” yapmakla itham edebiliyor.

Bakıyorsunuz, asıl kendi vesayetini tüm toplumun üzerine bir zulüm mekanizması olarak empoze eden bir lider, buna karşı çıkanları, demokrasinin olmazsa olmaz koşullarından biri olan yargı bağımsızlığını savunanları, “yargı vesayetini” savunmakla suçlayabiliyor.

Bakıyorsunuz, hapishaneler gazetecilerle doluyken ve mahkemelerde aleyhlerine açılmış pek çok dava varken, “Türkiye’deki medya özgürlüğü Amerika’dan ileridir,” denilebiliyor.

Bakıyorsunuz bir lider, güya “halkı uğruna” askeriyle, polisiyle, tankıyla, tüfeğiyle, uçağıyla kendi halkını katlediyor.

İşte bu durumlarda liderin ve taraftarlarının söylemlerine değil, eylemlerine bakmak gerekiyor. Örneğin temel hak ve özgürlükler, bu bağlamda ifade özgürlüğü, sınırlanıyor ve kısıtlanıyor mu?

Demokrasinin belli kesimlere, bazı dinsel, mezhepsel, etnik gruplara özgü olmadığı bilindiğine göre, laiklik ilkesi ülkenin tümünde bütün yaşam alanlarında zedelenmeden uygulanıyor mu?

Yoksa siyaset ve siyaset yoluyla toplum, belli bir inancın simgeleri ve bu inanca dayalı eğitim yoluyla baskı altına mı alınmaya çalışılıyor?

Demokrasinin en önemli koşullarından biri olan medya özgürlüğü ne durumda?

Medya, siyasetin ve liderin zulmünün etkisinde mi, yoksa gerçekten bağımsız ve korkusuzca işini yapabiliyor mu?

Demokrasinin güvencesi olan yargı bağımsızlığı ne durumda?

Yargı gerçekten evrensel hukuk kurallarına ve hukuk devleti ilkelerine göre hareket edebiliyor mu?

Bağımsız ve hukuka uygun kararlar alabiliyor mu?

Yargı bağımsızlığının önkoşulu olan bağımsız yargıç ve savcıların atamaları nasıl yapılıyor; bu atamalarda zalim yönetimin etkisi var mı?

Sanıkların masumiyetleri esas olarak kabul ediliyor ve suçlan iddia makamı tarafından ispat edilmeye mi çalışılıyor?

Yoksa aynen Ortaçağ engizisyonunda olduğu gibi, her mahkeme önüne çıkarılan kişi, esas olarak suçlu kabul ediliyor ve içeri tıkılıp masumiyetini ispatlaması mı bekleniyor?

Halk günlük yaşamını korkusuzca sürdürebiliyor mu?

Yoksa herkesi, izlenme, kaydedilme ve yaptığı hukuka aykırı olmayan eylemlerden dolayı bile suçlanma ve suçsuzluğunu ispat etmeye zorlanma kaygısı mı almış?

Ve tabii en önemli göstergelerden biri olarak, toplumda belli etnik ya da mezhepsel gruplara ayrımcılık yapılıyor mu?

Son olarak en çok dikkat edilecek noktalardan biri de kadınların eşitliği ve özgürlüğü:

Kadınlar erkek egemen bir toplumsal baskı altında mı yaşıyor? Baskı, dayak, cinayet gibi somut zulüm olaylarına maruz kalıyor mu?

Sonuç olarak, insan hakları, hukuk devleti, laiklik, yargı bağımsızlığı, medya özgürlüğü, demokrasi gelişiyor ve derinleşiyor mu, yoksa gittikçe sınırlanıyor ve kısıtlanıyor mu?

Tabii Kuzey Afrika’daki ve Ortadoğu’daki diktatörlere karşı son ayaklanmalar, bütün bu soruların bile sorulamadığı rejimlerin, Atatürk devrimlerini yaşayamamış Müslüman toplumların trajedilerini yansıttığı için, bütün bir insanlık tarihinin dönüm noktalarından birini oluşturmaktadır.

 

Bencil Olduğum İçin

Zalime, Zulme Karşı Çıkıyorum

Konuyu dağıtmadan tartışmak ve bu kitabın çerçevesi olan “kendine yardım” bağlamında kalmak için belki kendimden örnek vermem daha doğru olacaktır.

Böylece insanın doğasındaki bencilliğin nasıl zulme değil de insan haklarına, demokrasiye ve hukuk devletine destek vereceğini daha iyi anlatabilirim.

*

Aslında kitabın başında bencillik ile zulme karşı çıkmak arasındaki ilişki konusunda söylediklerimi, biraz daha açarak anlatmak istiyorum burada:

Niçin insan haklarını, demokrasiyi, hukuk devletini, sosyal devleti istiyorum ve bunların zulme karşı savaşta hem birer araç, hem de birer hedef olduğunu düşünüyorum?

Demokrasi ve insan hakları benim için nedir, ne anlama gelir?

Başkalarının haklarını ve özgürlüklerini sınırlamadığım, kısıtlamadığım ve tehdit etmediğim sürece;

Hiç kimseden, hiçbir gruptan, hiçbir makamdan, hiçbir kurumdan, hiçbir zaman, korkmama özgürlüğü...

Can ve mal korkusu olmadan, güvenlik içinde istediğim biçimde yaşama özgürlüğü...

İstediğimi yeme içme, istediğim gibi giyinme özgürlüğü...

istediğim gibi sokaklarda dolaşabilme, gezme tozma özgürlüğü...

Ailemi, kökenimi, ırkımı, dinimi, mezhebimi, cinsiyetimi, yaşımı, inandıklarımı ya da inanmadıklarımı kimse sorgulamadan, herkesle eşit vatandaş olarak haklarımdan yararlanma özgürlüğü...

Özel hayatımı istediğim gibi, kimsenin denetimine tabi olmadan yaşama özgürlüğü...

İstediğim kişi ya da kişilerle kimseden korkmadan, izlenmeden, kayda alınmadan, teşhir edilmeden buluşabilme, konuşabilirle özgürlüğü...

Haber ve bilgi edinme özgürlüğü...

İstediğimi okuma ve yazma özgürlüğü...

Yöneticilerimi seçebilme, denetleyebilme ve korkusuzca eleştirebilme özgürlüğü...

Bir sorunla karşılaştığım zaman adil biçimde yargılanma hakkı...

Sağlığımı koruyabilme özgürlüğü...

İstediğim eğitimi alma, istediğim mesleği seçme özgürlüğü...

iş bulma, iş kurma ve çalışabilme özgürlüğü...

Başımı sokabilecek bir konut edinebilme özgürlüğü...

Hastalandığımda ya da yaşlandığımda aç kalmama ve sağlık hizmeti alma özgürlüğü...

Ve en önemlisi sevdiklerimle birlikte yaşama özgürlüğüdür benim için demokrasi.

İşte ben böyle bir rejimde yaşamak istediğim için, bencilce duygularla, zulme karşı çıkmak, “içimizdeki Zalim”i yenilgiye uğratmak istiyorum.

*

Bencil duygularım beni insan haklarından, demokrasiden, laiklikten, hukuk devletinden, sosyal devletten yana olmaya itiyor.

Eğer devlet;

Herkesi izliyor, kayda alıyorsa...

Evrensel hukuk kurallarına ve evrensel adalet anlayışına göre suç işlediği saptanmamış insanları tutuklayıp dört duvar arasına hapsediyorsa...

Mallarına, mülklerine el koyuyorsa...

Özgürlüklerini keyfi olarak sınırlıyorsa...

Sevdiklerinden koparıyorsa...

Hele hele bütün bunları bir avuç yöneticinin çıkarları için yapıyorsa. ..

Adı ne olursa olsun ben o devleti demokratik diye niteleyemem, o rejime demokrasi diyemem. O nedenle de insan haklarını, demokrasiyi, laikliği, hukuk devletini, sosyal devleti savunmak, zulme ve zalimlere karşı çıkmak isterim.

*

Bu kitabı yazarken, haksız, hukuksuz, adaletsiz bir biçimde özgürlükleri kısıtlanmış ve sınırlanmış olanları, sevdiklerinden ayrı yaşamaya mecbur bırakılanları, malına mülküne el konulanları, öldürülenleri aklımdan çıkaramıyorum!

Bugün onların başına gelenlerin yarın benim ve herkesin de başına gelebileceğinden korkuyorum.

Bu bencilce bir korku.

İşte bu bencilce korkudan dolayı, zalimlere, zulme karşı çıkmak zorunda hissediyorum kendimi.

Toplumdaki zalimlere karşı çıkabilmek için de önce benliğimi zalimce duygulardan, dürtülerden, düşüncelerden arındırmam gerektiğini biliyorum.

 

Birtakım Basit Yöntemler

Zulme zalime karşı çıkmanın evrensel yolları, yüzyıllar boyunca süzülerek gelmiş olan insanlık tarihinden öğrenilir.

Çağımız demokrasi ve insan hakları çağıdır.

Bu açıdan yüzyılların deneyimini demokrasi, laiklik, hukuk devleti, sosyal devlet bağlamında yorumlamak ve genel ilkeleri saptamak çok kolaydır.

Zor olan bunları uygulamaktır!

-İlgili, bilinçli vatandaş olacağız.

Kendi haklarımızı bileceğiz ve bunlara sahip çıkacağız. Bize bilinçsiz bir sürü muamelesi yapılmasını kabul etmeyeceğiz.

Ülkemizde ve özellikle siyasette olup bitenleri izleyeceğiz. Sadece ülkemizi izlemekle de yetinmeyeceğiz. Dünyada olup bitenleri, egemen eğilimleri, bölgemizdeki gelişmeleri, hangi büyük ülkelerin ne planları ve projeleri olduğunu takip edeceğiz.

-Örgütlü toplumdan yana olacağız.

Sivil toplum örgütlerini ciddiye alacağız. Onlara destek vereceğiz, katılacağız, olanaklı ise bu örgütleri kendimiz kuracağız.

-Sesimizi duyuracağız.

Gerek birey olarak, gerekse sivil toplum örgütleri içinde etkin olacağız. İnsan haklarını, demokrasiyi, hukuk devletini, laikliği, sosyal devleti her koşulda savunacağız ve geliştirmeye çalışacağız. Toplumsal, siyasal ve kültürel olaylarda aktif bir katılımcı olacağız. Ama itici, çığırtkan, saygısız olmayacağız.

-Her türlü ayrımcılığa karşı çıkacağız.

İnsanları dinlerine, mezheplerine, ırklarına, milliyetlerine, cinsiyetlerine göre yargılamayacağız.

Laiklik ilkesini ve hukuk devletini herkes için her zaman savunacağız. Başkalarını, sadece yaptıkları ve onlara yapılanlar açısından değerlendireceğiz.

-Daima ezilenlerin, mazlumların yanında olacağız.

Tarih boyunca zulme uğramış olan kadınların, muhaliflerin ve yoksulların haklarını savunacağız. Mazlumların din, mezhep, ırk, milliyet, ideoloji farklarını değil, ezilmişliklerini dikkate alacağız. Hepsinin haklarını kendi hakkımız gibi savunacağız.

Kadın haklarını savunacağız, bu hakları savunan bireylere ve örgütlere destek vereceğiz.

Herkesin insan gibi yaşamasını sağlayacak olan sosyal devlet ilkesinden yana tavır koyacağız. Herkes için, sağlık, eğitim, sosyal güvenlik hakkı isteyeceğiz.

Anayasanın sosyal devlet ilkesini asla unutmayacağız ve her koşulda savunacağız. Sosyal devlet ilkesinin girişim özgürlüğüne karşı olmadığını, sadece devlete yoksul mazlumların korunması için görevler yüklediğini belirteceğiz.

-Her düzeydeki yöneticimizi kendimiz seçeceğiz ve seçtiklerimizi sürekli denetleyeceğiz.

Bir defa seçtiğimiz kişi ya da kadroların, “Biz seçildik, her istediğimizi yaparız,” anlayışını asla ve asla kabul etmeyeceğiz. Seçtiğimiz yöneticileri sürekli olarak, temel insan hak ve özgürlükleri, meşruiyet, hukuk devleti, evrensel hukuk ve adalet, laiklik, sosyal devlet ilkeleri açısından izleyeceğiz. Eleştireceğiz. Demokratik denetim haklarımızı kullanacağız.

-Parti eşittir devlet anlayışına asla izin vermeyeceğiz.

Devletin bütün organlarıyla, tek bir görüşün, tek bir partinin,

tek bir grubun emrine girmesine karşı çıkacağız.

Seçimlerin istismar edilmemesi için uyanık olacağız.

Demokrasi ve insan hakları gibi kavramların kötüye kullanılmasına, bu kavramların dinci veya ırkçı amaçlar için istismar edilerek temel hak ve özgürlüklerin altının oyulmasına izin vermeyeceğiz.

-Bağımsız ve tarafsız, hızlı işleyen bir yargıyı her koşulda savunacağız.

Yargının evrensel hukuk kurallarından sapmasına izin vermeyeceğiz. Siyasal iktidarların yargı üzerinde egemenlik kurmasına karşı çıkacağız. Yargıçların ve savcıların bağımsızlıklarını korumalarına destek olacağız.

Devlet güvenlik mahkemeleri gibi, özel yetkili mahkemeler gibi evrensel hukuk kurallarıyla uyuşmayan oluşumlara onay vermeyeceğiz. Herkesin adil yargılanma hakkından yana olacağız. Masumiyet kannesini esas kabul edeceğiz. Engizisyon usulü, sanığın baştan suçlu sayılmasına karşı çıkacağız.

Siyasallaşan davalarla ilgileneceğiz, önemli davaları izleyeceğiz.

Hukuk devleti ilkesini anayasanın değiştirilmez hükmü sayacağız ve onu gözümüz gibi koruyacağız.

MacCarthyizm örneğini unutmayacağız, yargıistihbaratsiyasetmedya arasında, hukuk devletinin istismarına yönelik, insan haklarını ve demokrasiyi yozlaştıran kötü uygulamalar olursa, bunlara karşı çıkacağız.

İfade özgürlüğünü vazgeçilmez bir insan hakkı olarak sonuna kadar savunacağız.

-İfade özgürlüğünün, iktidarı ve hatta toplumu rahatsız edecek düşünceleri ve önerileri dile getirme özgürlüğünü de içerdiğini unutmayacağız. Sadece siyasal ve hukuksal değil, toplumsal baskılara, mahalle baskısına karşı da direneceğiz.

İfade özgürlüğünün sadece konuşmak ve yazmaktan ibaret olmadığını bileceğiz. Toplantılar, gösteriler, yürüyüşler düzenlemenin de ifade özgürlüğünün ayrılmaz parçaları olduğunu bileceğiz ve bu haklarımızı kullanacağız.

İnternetteki yeni iletişim kanallarını ihmal etmeyeceğiz. Gerekirse özgürlük ve demokrasi için buralarda gruplar kuracağız.

-Medya özgürlüğünü sonuna kadar savunacağız.

Haber ve bilgi alma, haber ve bilgi verme özgürlüğünün temel bir insan hakkı olduğunu hiç unutmayacağız.

Hem medya patronlarına karşı yapılan zulme ve sindirme çabalarına karşı çıkacağız, hem de medya çalışanlarının haklarını sonuna kadar koruyacağız, onların baskı altına alınmasına, yaptıkları gerçeğe uygun haberlerden dolayı cezalandırılmalarına sessiz kalmayacağız.

Elbette medya özgürlüğünün bir zulüm aracı olarak kullanılmasına da karşı çıkacağız.

-Muhalefet hak ve özgürlüğüne her koşulda, her zaman sahip çıkacağız.

Sadece siyasal partiler bağlamında değil, her ortamda ve bağlamda aykırı düşüncelerin, eleştirilerin dile getirilme özgürlüğüne destek vereceğiz. Siyasal olarak muhalefete sınırlama ve kısıtlama getirilmesini kabul etmeyeceğiz.

Siyasal muhalefetin baskı altına alınmasının rejime bir darbe olduğunu bileceğiz.

-Nefret söylemlerine karşı çıkacağız.

İster siyaset arenasında olsun, isterse medya ortamında, belli insanları, grupları, görüşleri hedef alan nefret söylemlerini asla onaylamayacağız. İnsanlar arasındaki kin ve nefret duygularını geliştiren söylemleri kınayacağız.

-İnsanların kimliklerini oluşturan din ve milliyet duyguları gibi duyguların siyasette kullanılmasına karşı çıkacağız.

Din, mezhep, ırk, milliyet üzerinden siyaset yapmayacağız, yapılmasını eleştireceğiz.

-Sanat, edebiyat ve bilimin özgürlüğünü savunacağız, sanatçılara, edebiyatçılara, bilim insanlarına, yazarlara sahip çıkacağız.

Zulme karşı en önemli direnişin gerçeklerden, güzelliklerden geçtiğini hiç unutmayacağız. Bilimsel araştırmaların ortaya koyduğu gerçeklerden korkmayacağız. Sanatın ve edebiyatın güzelliklerini yaşayacağız ve yaşatacağız. Ressamlarımıza, heykeltıraşlarımıza, müzisyenlerimize, şairlerimize, romancılarımıza, öykücülerimize sahip çıkacağız. Onların baskı altına alınmasına, sansürlenmesine sessiz kalmayacağız.

-Yolsuzluklara karşı çok hassas olacağız.

İş yapan yöneticilerin yolsuzluk da yaptığı, dürüst olan, yolsuzluk yapmayanların beceriksiz olduğu biçiminde toplumumuza dayatılan ahlaksız siyaset ilkesini kesinlikle reddedeceğiz. Nerede “Yiyor ama iş de yapıyor” mazeretini duyarsak asla suskun kalmayacağız, bunun bir ahlaksızlık olduğunu söyleyeceğiz.

iktidarın belli bir din, mezhep, tarikat, ırk, milliyet veya ideoloji grubuna ayrıcalık tanımasına karşı çıkacağız. Bunun hem demokrasiyi hem de serbest piyasa ekonomisini tahrip edeceğini bileceğiz ve anlatacağız.

Para gücüyle desteklenen zulme karşı çıkmanın çok daha zor olduğunun farkında olacağız ve bunu eleştireceğiz.

-Siyasetle ilgileneceğiz, olanaklı ise doğrudan siyasal partiler aracılığıyla siyaset yapacağız.

Zulme, zalimlere karşı en önemli direnişin siyasal arenada yapılabileceğini aklımızdan hiç çıkarmayacağız. Politikacıları küçümsemek, aşağılamak yerine, karşı çıktıklarımızı eleştirip, onayladıklarımızı destekleyeceğiz.

Politikacıların bize hizmet için ortaya çıktıklarını bileceğiz ve bize en iyi hizmet edeceğini düşündüklerimize oy vereceğiz. Beğenmediğimiz zaman sesimizi yükselteceğiz. Onları bizim göreve getirdiğimizi unutmayacağız. Kendi görevlendirdiğimiz kişilerin bizi ezmesine, bize zulüm yapmasına asla ve asla izin vermeyeceğiz.

-Herkesin siyasal görüşüne ve tercihine saygı duyacağız.

Kimseyi cehaletle, satılmışlıkla, hainlikle itham etmeyeceğiz.

Herkesle, onların da görüşlerine saygı göstererek tartışacağız.

-Feodal baskı altında olanlardan, güvenlik tehdidi yaşayanlardan kahramanlık beklemeyeceğiz, onların koşullarını iyileştirmeye çalışacağız.

Feodal bir yapıda yaşayan vatandaşlarımızın çağdaş özgürlüklerden yararlanmalarını sağlamaya çalışacağız.

Toplumun çağdaşlaşmasının, çağdaş değerlere kavuşmasının zulme ve zalimlere karşı en büyük güvence olduğunu bileceğiz.

-İnsan hakları, demokrasi ve özgürlük mücadelesini, meşru ve açtk kanallardan, herkesin gözü önünde, kimseden korkmadan, çekinmeden, saklı gizli şeyler yapmadan yürüteceğiz.

Mevcut yasaların ve anayasanın bu tür çalışmaları koruyan maddelerini çok iyi bileceğiz. Bu maddelere sahip çıkacağız.

-Seçimleri çok önemseyeceğiz.

Zulme, zalimlere karşı en etkili savunma mekanizmasının sandik olduğunu bileceğiz. Her seçimde mutlaka oy kullanacağız. Olanaklı ise insan haklarından, demokrasiden, özgürlüklerden yana olan herkesle, her görüşle ittifak arayacağız.

Zalimlerin bıkkın, sıkkın ve umutsuz demokratların ilgisizliklerinden yararlanarak yükseldiklerini hiç unutmayacağız.

-Şeffaf seçimlerin, seçim güvenliğinin hayati olduğunu bilecek ve bunları gerçekleştirmek için elimizden gelen her şeyi yapacağız.

Seçmen listelerini sadece kendimiz için değil, tanıdıklarımız için de inceleyeceğiz. Gördüğümüz aksaklıkları görevliler dahil, herkese anlatacağız.

Birden fazla oy kullanılmasını, başka insanların yerine oy atılmasını, seçmenlerin kayıtlı olmadıkları sandıklarda gösterilmesini kesinlikle önlemeye çalışacağız.

Olanaklı ise sandık kurullarında görev yapacağız.

Sonuçların şeffaf ve sandık bazında denetlenebilir biçimde yayınlanması için elimizden gelen her şeyi yapacağız. Denetim işine sandık sonuçlarından başlayacağız.

-Bu ilkeleri hayata geçirmek için, demokrasiden, insan haklarından yana olan, zulme karşı çıkan, zalimlere direnen herkesle işbirliği yapacağız.

*

Yazması kolay, uygulaması zor ilkeler bunlar; biliyorum.

Ama yine biliyorum ki biz bunları gerçekleştirebiliriz.

Kendimize güveniyorum!

 

Sonsöz Yerine

Sevgili okurlarım son olarak, bu kitabı yazarken zihnimde oluşan bazı sözleri sizinle paylaşmak istiyorum.

Hepimiz için zalimlerden ve zulümden arınmış günler dilerim.

*

Her zalim bir toplumsal üründür; defolu bir insanlık ürünü!

Zalim, kendi başına yetişen ayrıksı bir bitki değil, her yerde arsızca yetişen ve yararlı olanları yok eden zehirli bir ottur.

Çağımızın toplumsal vebası zulümdür.

Hiçbir mukaddes değer, hiçbir üstün ideal, yapılan zulmü haklı kılamaz.

Zalimler kalabalıklar arasında yalnız yaşar, kalabalıklar arasında yalnız ölür.

Zalimlerin empati yeteneği sıfıra yakındır ama mazlumların empati yeteneği de sonsuz değildir.

iktidar geçici, zulmün acıları kalıcıdır.

Zalim zalimi, zulüm zulmü doğurur.

Zalimler de yasalara dayanır; hukuk devletini hiçe sayan yasalara.

Zulme karşı adalete sığınılır; zulme alet olan adalete ise adalet denmez.

Zalimler önce muhaliflerini, sonra insan haklarını ve demokrasiyi savunanları hapse atar.

Bir ülkenin cezaevleri hüküm giymemiş tutuklularla doluysa o ülkede zulüm egemen olmuş demektir.

. Çoğunluğu mazlum olan toplumlar sadece zalim üretir.

Demokrasi zalimlere karşı, kimse zulüm görmesin diye icat edilmiştir.

Her zalim gerçeklerden korkar ve onların üstünü örtemeye çalışır.

Zalimin ne söylediğine bakma, ne yaptığına bak.

Köleler dünün mazlumlarıydı; bugünün köleleri, vicdanları ve emekleri sömürülenlerdir.

Politikacılar, gazeteciler, düşünürler ve yazarlar, zulmün hem aracı hem de kurbanıdır.

Ey vicdan neredesin, ışığınla zalimleri de aydınlat!

Her zalim tarihi yeniden yazar, ama o tarih sonra onu çizer.

Zalimin de mazlumun da, kadını erkeği, genci yaşlısı, Türk’ü Kürt’ü, Müslüman’ı Hıristiyan’ı, Sürıni’si Alevi’si, sivili askeri olmaz; ırk, din, dil, mezhep, milliyet, cinsiyet, meslek söz konusu olmaksızın zalim zalimdir, mazlum da mazlum.

Zalime acıyın, ondan nefret etmeyin, kin ve nefret sizi de zulme iter.

En acımasız zalimler, dünkü mazlumların arasından çıkar.

Ey mazlum dikkat et, zalimler seni de zulümle ifsat etmiştir; bir gün sen de iktidara geçtiğinde zulüm yapma!

Dün mazlum olmak, bugün zalim olmayı haklı kılmaz.

Zulüm zehrinin ilacı insan hakları ve demokrasidir.

Zalime destek veren kendi ipini çeker.

Tarih her zalimin eninde sonunda yenildiğini yazar.

Zalime direnmeyenler bile, zulme müstahak değildir.

Zalimin yüreği kendisi için, zalime direnenin yüreği tüm insanlık için çarpar.

“Her Musa’nın bir firavunu vardır” derler; sonunda firavunlar gider, Musa’lar kalır.

Bugün zalime direnmeyenler, yarın evlatlarını da zulme mahkûm ediyorlar demektir.

Zalime karşı savaş, zulmü ortadan kaldırmakla kazanılır.

Zulmün kökü, kendine saygı duyan insanlarla, empatiyle, insan hakları, demokrasi, laiklik, hukuk devleti ve sosyal devlet hedefleriyle kazınır.

*

Bu satırların yazarı, 21. yüzyılın ikinci on yılında, Türkiye'de böyle bir kitap yazmak zorunda kaldığı için utanç duymaktadır.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 


 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült