Güncel

 

 

Yozlaşma Olarak Yolsuzluk

Betül Çotuksöken


“Dünyada hiçbir şey haksızlık kadar (bütünüyle ussal olan) doğaya aykırı değildir. Böylece bize, özgürlüğün doğal olduğunu ve bu şekilde (kanımca) yalnızca özgürlüğümüze sahip olarak değil de aynı zamanda onu koruma duygusuyla doğduğumuzu söylemek kalır. Oysa, şimdi bunun üzerinde bir kuşkuya kapılıyorsak, bu bizim iyi yönlerimizi ve doğal duygularımızı tanıyamayacak kadar yozlaştığımızı gösterir”.1

“Yolsuzluk” konusunda 1997 yılında İstanbul’da düzenlenen bir toplantıda sunduğum çalışmamda[1] yolsuzluğa felsefi açıdan bakmanın ne anlama geldiği üzerinde durarak şu saptamayı yapmıştım: “Dış dünyaya kavramlarla yönelme, felsefi düşünme biçiminde son derece belirgindir. Felsefe ilkin kendi iç dinamikleri doğrultusunda kavramlarını ve dilsel yansımalarını (terimlerini) üretir. Ancak felsefenin işlevi her zaman salt kendi iç yapısı ile sınırlı değildir. Tam tersine felsefe, kendine özgü yapısıyla, hemen her alanda, dile dökülmüş her yapı üzerinde de ayrıca belirlemelerde bulunma gibi bir tavır içine girebilir, girmelidir de; işte “felsefe her şeyi kendine konu edinebilir” derken, anlatılmak istenen budur”.[2]

Yolsuzluk toplumun kamusallaşması durumunda ancak farkına varılan ussal olana aykırı olan bir haksızlık ya da yozlaşma durumudur. Yozlaşma; Stoalılardan beri bilindiği gibi, ussal düzene uygun olarak kurulmuş olan insan doğasına aykırı olma diye kısaca belirtilebileceği gibi, sözlüklere bakıldığında, bozulma, bozukluk, ahlaksızlık, vb. anlamlarına geldiği de görülmektedir. Terimin türetildiği “yoz” kökü ise vahşi; yavan, bayağı; zararlı; sürülmemiş ve ekilmemiş yer anlamlarını taşımaktadır.[3]

Özellikle buradaki son belirleme, insan dünyasıyla bağlantılı olarak, aynı zamanda karşıtı olan cultura animi'y'ı anıştırmakta; kültürü insanın ikinci ve belki de asıl doğası; insan açısından, toplum açısından “doğal olan” diye anlamlandırmada ne denli haklı olunduğunu göstermektedir. “İnsanın doğası olarak kültür tam da insana özgü olandır, doğal olandır” yaklaşımı bu noktada haklı çıkmaktadır.[4] Ancak insan dünyasına yakından bakıldığında, söz konusu doğaya ne denli aykırı bir tavır takınıldığı da açık seçik ortaya çıkmaktadır. İşin ilginç yanı, kimi zaman “kültürlenme”nin yozlaşmanın ta kendisi olduğundan da söz edilmektedir.[5] Öyleyse geniş anlamda ya da çoğul anlamı içinde kendini gösteren ve doğaya yönelik her türlü eklemlenme olarak belirlenen, sınırları çizilen kültür yerine[6], ruhun beslenmesi insanın, ussal olan doğasına ilişkin eklemlenme biçimindeki kültür ya da yukarıda da belirtildiği gibi cultura animi üzerinde durulmalı ve bu anlamdaki kültürün ancak yozlaşmanın düşmanı, karşı kutbu olacağı ya da olabileceği daha baştan belirtilmelidir.

Yapılan bu saptama bundan böyle, yozlaşmanın bir görünümü olarak başta da belirtildiği gibi, “yolsuzluk” örneğinde ele alınacak ve yozlaşma, bir hukuksuzluk olarak, “hukuk”un karşıtı “keyfilik” olarak değerlendirilecektir. O halde şimdi de yolsuzluğun ne olduğuna bakalım: “Bir görevi, bir yetkiyi kötüye kullanarak yapılan, yasaya, kurallara aykırı eylem”[7] olarak kısaca tanımlanan yolsuzluk yukarıda da değinildiği gibi, kamusal bağlamda, toplumun kamusallaşmasında, kamuya dönüşmesinde ortaya çıkar; birey-birey, birey-toplum, birey-kurum, birey-kamu[8] ilişkisinde kendini gösterir. “Görev”, “görev alma”, “yetki”, “yetkilenme”, “yetkili kılınma” gibi terimler, ancak “yasa” ile “kural” ile bağlantısı içinde ortaya çıkar. Burada yapılan tüm belirlemelerin de büyük ölçüde “hukuk”a göndermede bulunduğu açıktır. Gerçekten de eğer bir toplum kamusal ilişkiler ağı olarak örgütlenmişse ancak o toplumda hukuktan ve/ veya hukuka aykırılıktan söz edilebilir.

“Öyleyse hukukun olmadığı ya da hukuka aykırı eylemlerin olduğu bir ortamda, sözde kamusal düzende hüküm süren nedir?” sorusunun yanıtı kısaca “keyfilik”tir. Keyfilik sözcüğünün taşıdığı anlamlan kullanım bağlamlarını da dikkate alarak şöyle sıralayabiliriz: “Kural tanımazlık, kuralsızlık, kural dışı oluş, yasasızlık, yasadışı davranma, yasadışı oluş, hukuksuzluk, hukuk dışı oluş, hukuka aykırılık, disiplinsizlik, disiplin dişilik, örgütsüzlük, belirsizlik, düzensizlik, dağınıklık, zorbalık, despotluk, partizanlık, savrukluk, başıboşluk, gelişigüzellik, sorumsuzluk, umursamazlık, ilkellik, mantıksızlık, kapalılık, kayırmacılık, tutarsızlık, görecilik, başıbozukluk, bireycilik, benmerkezcilik, bencillik, öznellik, başına buyrukluk, adaletsizlik durumu, şiddet, baskı, savurganlık, güvensizlik”.[9]

Kullanım bağlamlarına göre yapılan belirlemeler “keyfilik” kavramının bir çerçeve olarak kapsadığı, anlamlı/ anlaşılır kıldığı durumları bir ortak payda olarak kuşattığım bize açıkça göstermektedir. Yozlaşmanın bir türü olarak ortaya çıkan yolsuzluğun ancak hukuksuzluk ortamında, eğer cultura animi “hukuk’la eşleştirilirse, işte onun olmadığı bir ortamda, yoz ya da vahşi bir ortamda kendini göstereceği açıktır. Yinelemek adına, burada ileri sürülen sav, yolsuzluğun yozlaşmanın bir görünümü olduğu; vahşi bir durumu imlediği, tıpkı ekilip biçilmemiş sürülmemiş bir toprakta olduğu gibi vahşi, yoz bir durumda da keyfiliğin hüküm sürdüğü; hukukun cultura animi olarak yozlaşmanın, bir yozlaşma türü olarak yolsuzluğun önündeki en büyük engeli oluşturduğudur.

Yapılan bu belirlemelerden sonra, yolsuzluğa ontolojik, epistemolojik açıdan bakabiliriz; yolsuzluk diye adlandırılabilecek durumları hukuk eşliğinde saptayabiliriz. Her şeyden önce yolsuzluk yukarıda da dile getirildiği gibi, toplumsal olanın kamuya dönüştüğü, hukukun var olduğu durumlarda “işte bu bir yolsuzluktur” diye saptanabilir, çerçevelendirilebilir bir olgudur. Kuralsızlığın, yasasızlığın egemen olduğu vahşi bir durumda, keyfiliğin olduğu bir ortamda yolsuzluğun “yolsuzluk” olarak saptanması mümkün değildir.

Ancak günümüz dünyasında bir yozlaşma olarak yolsuzluğun “hukuka (:salt yasa olarak hukuk) uygunluk” sınırları içinde gerçekleştirildiğine de tanık olmaktayız. İşin asıl ürkütücü yanı, hukukun temsilcilerinin de bizzat işin içinde olmalarıdır. Kamu yaşamında adaleti temsil edenlerin yolsuzluğa yol açmaları asıl şaşırtıcı olanıdır. Tam da bu noktada farkına varılması gereken, “hukuka/ yasaya uygunluk” ile “hukuka dayalı olan” arasındaki ilişki ya da ilişkisizliktir.

Bu saptama bize Kant’ın “ödeve uygun olan” ile “ödevden dolayı” arasında yaptığı ayrımı anımsatmaktadır. “[ö]dev kavramı, nesnel olarak, eylemin yasaya uygunluğunu ister; öznel olarak, yani maksimleri bakımından ise, —istemenin yasayla belirlenmesinin tek yolu olarak— yasaya saygı ister. Ödeve uygun eylemde bulunmuş olma ile ödevden dolayı, yani yasaya saygıdan dolayı eylemde bulunmuş olma bilinci arasındaki fark buna dayanır. Bunlardan birincisi (yasallık), istemeyi belirleyen nedenler sırf eğilimler olsaydı, yine de olabilirdi; İkincisi ise (ahlaklılık), yani ahlaksal değer, eylemin yalnızca ve yalnızca ödevden dolayı, yani yasa uğruna yapılmasında aranmalıdır.

Ahlaksal yargılarda bulunurken, bütün maksimlerin öznel ilkesine büyük titizlikle dikkat etmek çok önemlidir; öyle ki eylemlerin her türlü ahlaklılığı, eylemlerin ortaya çıkaracağı şeye sevgi ve eğilimden dolayı yapılmalarında değil, ödevden dolayı ve yasaya saygıdan dolayı yapılmalarının zorunluluğunda görülsün." Bu alıntıdan da açıkça anlaşıldığı gibi, ahlaksal olan/etik olan ödevden dolayı olandır. Konumuzla bağlantısı içinde de etik temelli hukuk, keyfiliğin karşısında olandır. Başka bir deyişle böyle bir saptama bizi, hukuka dayalı bir kamu düzeni ile, salt “yasa”ya “kurala” dayalı kamu düzeni üzerinde düşündürülmelidir. Çünkü keyfilik, günümüzde sözde hukuk düzeni içinde kendini gösterebilmektedir. Üstelik keyfilik ağırlığını sözde kurallarla, sözde hukukla daha güçlü bir biçimde duyumsatabilmektedir.

Olup bitene daha yakından bakıldığında böyle bir durumun kapalı, hiyerarşik ilişkilerin ağır bastığı, kutsallaştırmaların son derece kolay bir biçimde hüküm sürdüğü ortamlarda kendini gösterdiğini kolaylıkla anlayabiliriz. Böyle yapılanmalarda bir türlü gerçekleşemeyenlerin, yapılamayanların neler olacağı da açıktır: gerekçelendirmenin yoksunluğu, eleştirinin, tartışmanın ve saydamlığın olmayışı, “sözde hukuka uygunluk” da bu bağlamda en sık rastlananlar arasında yer almaktadır. Gerçekten de bir halk deyimiyle “her şey kitabına uydurulmaktadır; bu durumda da hüküm süren keyfilikten başka bir şey değildir. Bir yozlaşma olarak yolsuzluğun gelip dayandığı en son nokta ise dokunulmazlığı olan kişilere, kamusal öznelere/aktörlere ve kavramlara sığınmadır.[10] [11]

Kutsallaştırılan kavramlar ve kişiler bir yozlaşma olarak yolsuzluğun yeni zırhıdır ve her dönem kendine bu türden zırhlar bulabilmektedir. Söz konusu kutsallaştırmalar, modernleşmenin, sonsuz teknoloji kullanımının açtığı yollar, yolsuzluğu, uzun erimli bir görme biçimiyle aporiaları, çıkmaz sokakları yeniden üretmekte, pekiştirmekte; yolsuzluğa en güçlü desteği vermektedirler.

Öyleyse, salt imgelere, görünüşe dayalı, hatta güler yüzlü, sıcakkanlı; ama aslında vahşi düzenden kurtulmanın yolu, “yozlaşmamak”tan geçiyor; salt hukuka uygun olmaktan[12] değil, hukuka dayalı olmaktan geçiyor; keyfilik karşısında güçlü bir tavır takınmaktan, “cultura animi”nin özneleri olmaktan, toprağımızı evrensel, insani değerler doğrultusunda ekip biçmekten geçiyor.

 

Kaynaklar

Boetie, Etierıne de la. Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev. Çeviren Mehmet Ali Ağaoğulları: Bilim/ Felsefe/Sanat Yayınları, 1987.

Çotuksöken, Betül. "Felsefe Açısından Özel-Toplumsal-Kamusal Alan ve Hukuk Devleti.” Maltepe üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 2003, no. 2 (2003).

 “ Yolsuzluk Sorununa Felsefi Bir Bakış.” İnsancıl, no. 6 (2000).

Kant, Immanuel. Pratik Aklın Eleştirisi. Çevirenler Ülker Gökberk Ioarına Kuçuradi, Füsun Akatlı. Ankara: Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları, 1994.


[1]        Yolsuzluk ile Savaşım Stratejileri Uluslararası Sempozyumu, Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Arkivi, United States Information Service, The British Council, Goethe Institut, Instito Italiano di Cultura İstanbul, 29 Eylül-3 Ekim 1997.

[2]        Betül Çotuksöken, “ Yolsuzluk Sorununa Felsefi Bir Bakış,” İnsancıl, no. 6 (2000).

[3]        Tarama Sözlüğü VI, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, 1972, 46-80. Yozlaşma teriminin türetildiği “corruptio” yukarıda da belirtildiği gibi, bozulma, bozukluk, ahlak bozukluğu, ahlaksızlık anlamlarını taşımaktadır. “Corruptivus”; bozan, yoldan çıkaran, para verip baştan çıkaran, satın alan demektir. Aynı zamanda “corruption" temelini ortadan kaldıran anlamındadır. Bunun yanı sıra “corruption”; bozulmuş, çürüme; bozulmuşluk, kokuşmuşluk, baştan çıkarma, rüşvet, para yedirme, para yeme anlamlarına gelmektedir. “Yolsuz” Tarama Sözlüğünde "yolunu şaşırmış olan” olarak açımlanmaktadır (A.g.e., 46-57.). Yine aynı yerde: “Yol azmak (yoldan azmak, yolu azmak, yolun azmak, yol azıtmak): Yolunu şaşırmak, doğru yoldan sapmak, yanlış yola gitmek demektir.

[4]        Heidegger’in “dil varlığın evidir” sözünü çağrıştırarak, "kültür insanın evidir" diyebiliriz. Nermi Uygur'un ve tüm kültür filozoflarının, kültür antropologlarının, kültür sosyologlarının ve kültür psikologlarının felsefi, ve/veya bilimsel söylemlerini böyle bir önermeye dayandırdıklarını bir kez daha anımsayabiliriz.

[5]        1. dipnotu bu belirleme çerçevesinde bir kez daha değerlendirmek olanaklıdır.

[6]        Popüler kültürü de içermek üzere.

[7]        Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedisi', Cilt: 24, s. 12585.

[8]        Hatta toplum-kamu ilişkisini de burada eklemek gerekir. Çünkü toplumun kamuya dönüşmesinin, insan dünyasında en sorunlu yönü oluşturduğu unutulmaktadır; dönüşümün en zor olanı budur.

[9]        Betül Çotuksöken, “FelsefeAçısından özel-Toplumsal-Kamusal-Alan ve Hukuk Devleti,” Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 2003, no. 2 (2003): 68.

[10]      Immanuel Kant, Pratik Aklın Eleştirisi, çev. Ülker Gökberk loanna Kuçuradi, Füsun Akatlı (Ankara: Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları, 1994), 89-90.

[11]      Sözde kamusallığı taşıyan, pekiştiren yapılar olarak kurumlar, hatta devlet.

[12]      Bu keyfilikten başka bir şey değildir.

 

 

 

 

 

 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült