Güncel

 

 

Yarını Ancak Bugün Kurtarabiliriz

Aslı Aydın


İçinde bulunduğumuz dönem kuşkusuz dört bir yandan kuşatılmışlık hissini gün geçtikçe daha ağır bir hale getiriyor. Bir yanda ekonomide küresel iklimle birlikte belirginleşen kriz dinamikleri emeğin hakları ve kazanımları üzerinde artan gasplara neden olurken, diğer yanda bu saldırıların karşısında güçlenen direnişlere dönük baskı ve zora dayalı kuşatma genişletiliyor. Memlekette taşın üzerinde taş bırakmayacak rant uygulamaları kentleri, üretim alanlarını bir bir yağmaya açarken, diğer bir yanda boşaltılan bu alanlarda yükselen inşaatlarda, AVM’lerde yeni kölelik düzeni inşa ediliyor. İnsana ve insanlığa dair tüm değerler, yaşama ait tüm mekanlar hızlı bir yıkıma tabi tutulurken, içine sıkıştırıldığımız alan durmadan üretmemizi, karın tokluğuna çalışıp durmadan tüketmemizi, tükettiğimiz için borçlanmamızı, borçlu olduğumuz için durmadan-sorgulamadan çalışmamızı arzu ediyor. “Arzu etmek” demokratik bir seçenek gibi gözükmesin, zira iktidar bu arzularını başka bir seçeneğe yer bırakmayacak doğrultuda dayatmacı, baskıcı ve zora dayalı yöntemlerle gerçekleştirmek için var gücüyle çalışıyor. Bu yöntemleri ise dini referanslar üzerinden hayata geçirebiliyor.

İşte asıl tehlikeyi de burada hissediyoruz. Eşitsizliğin, sömürünün, yoksulluğun, yoksunluğun, en nihayetinde de mutsuzluğun çoğaltıldığı bu alanda yayılan gerici kuşatma, yeni umutlara yer bırakmayacak, daracık alana sıkıştırılmış geniş çoğunluğun birbirini anlamasına, yan yana gelmesine olanak tanımayacak şekilde ağırlaşıyor.

En başından, ta anaokulundan başlıyorlar. 46 yaş grubunda çocukların hayata düşünme ve sorgulama yetisini baştan kaybederek, baştan yenik başlamasını istiyorlar. 19. Milli Eğitim Şûrası’ndan bundan böyle anaokullarında derse besmeleyle başlanması, besmeleyi hecelerken sağa sola, öne arkaya dönecek, ellerini şaplatması gibi talimatlarla çıkıyorlar. İlkokulun 1. 2. ve 3. Sınıflarında dini eğitimi zorunlu hale getirilirken 9, 10 ve 12. sınıflarda müfredattan felsefe dersi kaldırılıyor, Kuran, Peygamberin Hayatı gibi dersler ekleniyor. Psikoloji, sosyoloji, mantık, bilgi kuramı, demokrasi, insan hakları gibi dersler, daha okuma-yazma öğrenmeden dini dogmalarla zorlanmış çocuklar için ‘seçmeli’ hale getiriliyor. Eğitim Sen’in bir araştırmasına göre, 4+4+4 ile birlikte bir öğrenciye, ilkokuldan lise bitimine kadar en fazla toplam 144 saat felsefe ve 72 saat sosyoloji dersi görebilme sınırı tanınırken, bu öğrenci toplamda 1476 saat din dersi görmüş oluyor.

Sınırların çizildiği bu alanda sınırların ötesini sorgulamayan, merak etmeyen, cesaret edip dışına çıkacak adımı atamayan bireylerin yetişmesi isteniyor. Nedeni ise basit, bugün örneğin mühendislerin, mimarların, şehir plancılarının ve onların örgütü TMMOB’nin yaşadığı durum… Çünkü giderek yok edilen bilim ve teknolojiyi halkın hizmetine sunuyor, haksızlığın, hukuksuzluğun karanlığına ışık tutuyor. Rant düzeneğine çomak sokuyor, yağma ve talana “dur” diyor, madenlerde binlerce işçinin yok oluşuna neden olan tezgahı teşhir ediyor, “enerji istiyorsanız teknik olarak başka imkanlar da var” diyerek HES’lere, “hepimizi öldüreceksiniz” diyerek Nükleer’e karşı çıkıyor. Bu düzen için belki de en tehlikelisi de bunu bilimsel açıklamalarla yapıyor, halka söylenmiş yalanları ortaya çıkarıyor.

Velhasıl bugünü sıkıyönetim toplumuna dönüştürmeyi hedefleyenler, geleceğin susturulmuş, gözlerine mil çekilmiş toplumunu yaratmak için işe ta en başından çocuklardan başlıyor. Hırsızlıksa, geleceğin çalınması en büyük hırsızlıktır. İşte tam da buraya en güçlü barikatı örmek gerekiyor. Sadece öğrenci, öğretmen ve velilerin değil; insana ve akla dayalı bir hayattan yoksun bırakılarak yıkıma tabi tutulan herkesin bu barikata, bu barikatta bir araya gelmeye ihtiyacı var.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült