Güncel

 

 

Uçtu Uçtu Ne Uçtu?

Meriç Velidedeoğlu


27 Ekim Çarşamba günkü "MGK" toplantısında "irtica" uçtu gitti...

"Devlet"in başı, "Hükümet’in başı, "Asker"in başı hep "birlik" olup, yüzyıllar boyu ülkemizde "çöreklenmiş" olan "irtica"yı uçurup, "yok" ettiler(!).

Aslına bakarsanız "irtica" bunu "hak" etmişti. Çünkü "AKP" iktidarıyla birlikte, son sekiz yıldır türlü görünümlerle hep ortalardaydı; zaman zaman da "gemi azıya almıştı!"

Ne ki, "irtica"nın böyle davranmaya da hakkı varmış doğrusu; çünkü yasalarımızda "suç" olarak görülmüyormuş...

Öyle ki, Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek'e göre "de", yalnızca "siyasetçileri, "siyasi parti"leri "yıpratmak" için kullanılırmış...

Şimdi Sayın Çiçek'in bu "sav"ı, siyasi partiler oluşmadan önce "irtica"nın olmadığı, anlamına mı geliyor? Ne dersiniz?

Kuşkusuz kendisinin bu konudaki her biri "inci" değerindeki sözlerini, görüşlerini dikkate almamız gerek.

Sürdürelim Sayın Çiçek'in söylemini, şunu diyor: "Sizin irticacıya dolayısıyla irticaya farklı isimlerle getireceğiniz tanımlamaları başkaları, başka türlü yapabilir."

Yani bu görüş, bir "kavram" için, bizim, sizin, başkalarının da ayrı ayrı "tanımlar"! olabilir, demek mi?

Örneğin, "laiklik" kavramı için sizin, bizim, başkalarının "ayrı ayrı" tanımlarından söz edilebilir mi, demek istiyor Çiçek?

Sanmam; "evrensel" bir "kavram"dır "laiklik".

Onu eğip büküp, "tesettür"e de sokup, tepe tepe kullanırız, diyemezsiniz; diyorsanız, buna "kargalar bile güler"...

"Laik"liği değil, kendinizi "maskara"laştırıyor olursunuz!

Sayın Çiçek'in "inci"lerini okumayı kesip, "irtica" kavramına geçelim diyorum.

"İrtica", Arapça bir sözcüktür; bir sıfat değil, bir "ad”dır, "rücu"dan türemiştir. "Rücu": Geriye dönüş, "eskiyi isteme" anlamındadır: "İrtica"da da, "yapılan bir yeniliği istemeyerek", geriye dönme, "geriye dönüş" vardır.

Şimdi başta Kamûsu Türki olmak üzere tüm sözlüklerin bu betimlemesini (tarifi), üstelik tarihsel örneklerle ortaya koymalarını "yok" sayıp, Sayın Çiçek'in dediği gibi, biz, siz ya da başkaları "irtica"ya "farklı" bir "tanım"lama getirebilirler mi, "farklı" bir "anlam" yükleyebilirler mi, yükleyebilir miyiz?

Bir lise öğrencisi bile, gerek "irtica"nın bu "kesin" tanımı, gerekse bu tanımı eksiksiz içeren tarihsel örnekleri bilir.

Çünkü yapılması istenen, yapılan değişiklikler, yenilikler "lslam"a uygun değildir.

Dinin "kuralları"na yani "şeriat’a karşıdır; böyle olunca da "irtica"ya gün doğar, "yeni"nin bırakılmasını "geriye dönüp" "şeriat"la buluşmayı ister. Dolayısıyla değişime karşı başkaldırıcılar "Şeriat elden gidiyor!" haykırışlarıyla alanları, sokakları yüzyıllar boyu inletmişlerdir.

Peki, "şeriat" dışında bir yeniliğin, bir değişimin hiç olanağı yok muydu, diye sorarsanız, sanırım yanıt, "yoktu!" olur.

Çünkü İslam dini, inananların gerek birbirleriyle, gerek yönetimle, gerekse toplumla kısacası "dünyasal yaşam"la bütün "ilişki"lerini düzenleyen tüm "kurarları, yani "şeriat") oluşturup, değiştirilemez "dogma"lar olarak "Kuran"a yerleştirmişti.

Kenarda, köşede kalmış kimi düzenlemeler de, bu "dogma"ların doğrultusunda toplumca yeniden oluşturulup, "dinsel"leştirilerek, "şeriat şemsiyesi" altına alınmışlardı yüzyıllar süresince.

Böylece inananların her kıpırdanışı "şeriat’ça düzenlenmiş oluyordu. Ne ki zamanla oluşan her yeni "çağ"ın birlikte getirdiği gereksinmelere, çözüm olacak "yeni" düzenlemelere başvurulduğunda, "irtica" da hep ortaya çıkacak ya da "çıkması" sağlanacaktı.

"Yeniliği" yadsıyıp, yine "eski"ye, "şeriat’a dönüşü sağlamak için "irtica", çoğunlukla "kuvvet"e başvurarak katletmiş, yakmış yıkmıştır.

"1923 Devrimi", "şeriat" yaşamına "son" verip, "laik" yaşam düzenini getirince, "irtica" yine körüklenmişti "iç" ve "dış" odaklarca.

Anımsanacağı gibi "1930"da da "Menemen"de "baş" vermiş, "baş" almıştır. Ne ki, "irtica"nın bu boyuttaki son görüntüsü olur Menemen Olayı.

Çünkü 20. yüzyılın ikinci yarısında "irtica"nın "laik"liği yadsıyıp, eskiye "şeriat’a dönüşü sağlama "yöntemi" de değişmiş, "kuvvet" kullanmaktan uzaklaşmıştır.

"Rücu" edenler, yani bu "ılımlı irtica" görüşünü benimseyenler, artık bir araya gelip siyasal "parti" kurmaya yönelmişler ve kurmuşlardır.

Böylece "irtica" bir bakıma "kurumlaşmış"tır.

Yargıtay kararlarına göre, "Mürteci, İrtica" bir kişiye, bir kuruma yöneltildiğinde kişilik haklarına saldırı kabul ediliyor.

Bu durumda, "27 Ekim 2010" tarihindeki "MGK" toplantısında, artık "bitti"ğine karar verilen "irtica", aslında yok olmamıştır.

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 


 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült