Güncel

 

 

Türkiye’de Yeni Bir Atatürk Olunabilir Mi?

Ali Gevgilli


Tarih’in ötesine geçmek isteyen sivil toplum’un ileri dönük güçleri, her şeyden önce, toplumsal düzenlerin göz açıp kapayıncaya kadar tümüyle bomboş duruma getirilebilecek bir üstü yazılmamış alan ya da tabula rasa olamayacağını bilirler. Maddelerin somut dünyasındaki ilişkiler, ne sonsuz fantazya’ların, ne de uçsuz bucaksız ütopyaların alanıdır. Bütün düzenler, ekonomik, siyasal, kültürel düzeylerde, belirli nesnel ilişkiler altında ortaya çıkan toplumsal oluşum’lara dayanırlar. Çatışma, çelişki ve sosyal güçlerle birlikte belirlenen yepyeni çözüm ya da uzlaşım dinamikleri rol alır, modern sivil/siyasal toplum’un iç dünyasında...

Kaba anlamıyla zor’un, özellikle olağan koşullarda yetkin bir sivil/siyasal toplum’da yeri bulunmamak gerekir.

Ne var ki, uluslararası düzeyde eşitsiz gelişim’in varlığını sürdürdüğü bir çağda, tarih’in ötesine geçme aşamasına erişememiş, gelişimi yetersiz toplumlar belirli anlarda çok çetin bunalımlarla yüzyüze gelebilirler. Hele o düzenlerde giderek dünyaya bakış açıları yenileşen kentsel sivil toplum güçleri ile geleneksel ilişki ve yaşam biçimlerini tümüyle aşamayan çeşitli eski güçler arasında, uzlaşmaz iç çelişkiler belirmişse... Bunalımların iktidar’ı elinde tutan değişik kentsoylu kesimler arasında etkin bir «iktidar bloku» oluşturulmasını bile bazen olanaksız kıldığı böyle bir süreçle, toplumun gittikçe güçlenen modern çalışan sınıflarından yükselen daha ileri demokratik istek, özlem ve direnişler karşısında, siyasal toplum içinde göreli özerklik kazanan belirli devlet aygıtlarının birden öne çıktıkları görülebilir. Sivil toplum’a özgü siyasal partiler’in ve toplumsal örgütlenişin görevlerini yerine getiremez görünüm aldıkları çok şiddet’li uzun bunalım dönemlerinde, asker ve sivil bürokrasi bu kez devlet’in tüm aygıtları yardımıyla yönetim görevini üstlenir. Hatta bu iş yapılırken, geçmiş dönemlerin kahraman’larına ait dünya görüşlerinin yanısıra tarihsel giysiler bile yeni dönemlerin önde gözüken kişilerinin üstüne geçirilmek istenebilir.

Türkiye’ye özgü praxis içinde, güçlü bir kurtarıcı yaratma deneyimleri, yoğun bunalımlar karşısında, giderek yeni bir Atatürk olma özlemine de dönüşür.

Olası mıdır gerçekten yeni bir Atatürk yaratmak?..

Yeni bir George Washington, Benjamin Franklin ya da Abraham Lincoln’u yaratabilmek; yeni bir Robespierre, Napoleon, Lenin ya da Mao’yu bekleyebilmek ne ölçüde olasılıysa, bir başka Atatürk’ü yeniden varedebilmek de ancak o kadar olasılıdır. En içten ve saygın özlemlerle yola çıkıldığında bile tarihsel kahraman’ı başka bir kişinin üstünde toplumsal platforma bir daha çıkarabilmek, ancak romantik bir düş sayılabilir.

Geçmiş dönemlerin bütün büyük öncüleri, tüm iç ve dış dinamiklerin bir daha asla yinelenemeyecek nitelikteki somut, nesnel, özgül koşulları altında birer varlık kazanmışlardır. Tarihsel öncüler, kendi kendilerine kahraman değillerdi; sivil/siyasal toplum’un benzersiz bir yeniden oluşum halkasında, ilk ve son kez olarak dönüşüm sürecine katılmış ve o sürece gerçekten de «eşsiz» bir ivme kazandırabilmişlerdi. Oysa, koşullar ve ilişkiler bir daha hiçbir zaman ne içsel ve ne de dışsal olarak o «eşsiz» konuma geri dönmezler. Özellikle de, belirlenim sürecinde dışsal büyük dinamiklerin çoğu kez dar içsel dinamikleri kat kat aşan boyutlar alabildiği modern uluslararası ortamda... Öylesine karmaşık bir dünyada, içsel bunalıma, geleneksel tarih çerçevesini aşacak köklü dönüşümler getirebilmek, salt çok olağanüstü bazı durum ve konumlar için söz konusu edilebilir. Dünyanın usu açısından da o tür durumlar ender rastlanan, «eşsiz benzersiz» olgulardır.

İç düzenlerin dönemsel nitelikteki ağır yönetim bunalımları, köklü atılımlar için gerekli nesnel ve öznel «eşsiz» koşullardan yoksunsalar, yanları sıra salt hükümet darbeleri’ni getirebilirler; Lincoln, Robespierre, Atatürk ya da öteki büyük öncüleri değil...

Eğer tarihsel kahramanı kendi gerçek kimliğiyle yeniden tarihten geri çağırmak olasılığı bulunsaydı, koşulların ve ilişkilerin olağanüstü değiştiği yeni bir dünyada, Marat, Napoleon ya da Garibaldi yanlış bir oyun sahnesine girmiş figüranlar kadar trajik ya da gülünç konuma düşebilirlerdi.

Kahramanların büyüklükleri, yaşadıkları ortamların tarihlerinin içindedir. Onlar, başka tarih kesitlerinin ilişki ve koşulları altında bir daha «kahraman» olamayacaklarını bilecek kadar da büyüktürler. Kaldı ki, dönüşen koşullara karşın yine de kahramanlığını sürdürmek isteyen bir Napoleon Bonaparte, yaşam süresinde tam iki kez, «tarihi yinelemenin olanaksızlığı» gerçeğine doruklardan en diplere düşerek tanık olmamış mıydı?

Kahramanlar, eşsiz benzersiz nitelikteki tarih’lerinden bir daha geri dönmezler. Yeniçağların önderleri, ancak yeni kişilikler kazanabilirler. Ne var ki, yetkinleşmiş bir sivil toplum, kahramana gerek de duymayan ileri bir düzendir.

 

 

 

 

 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült