Güncel

 

 

Türkiye’de “Gerçeği” Bulmak

Haluk Şahin

 

ÖG : Türkiye’de gerçeği bulmak neredeyse imkansız. Yetmedi bir de herkesle kavga halindeyiz zaten.

HŞ : Ben aslında insan türünün çok ciddi sorunlarla yüklü olduğu görüşündeyim. İnsan rasyonel bir yaratık diye öğrenmiştik biz. Ama ABD gibi insanların önemli bir kısmının yüksek öğrenim görmüş olduğu bir toplumda Donald Trump diye çatlak bir adam halkın neredeyse yüzde 40’ının oyunu alabilecek bir duruma yükselebiliyorsa, çok ciddi bir sorun var demektir.

ÖG : Rusya’da da Putin seçiliyor…

HŞ : Ve Avrupa’nın pek çok yerinde de aşırı sağ hükümetler var. Biz kendi durumumuza bakıp haklı olarak üzülüyoruz. Ama bence tüm dünya kötü bir yerden, çatlak bir yerden geçiyor. 21. Yüzyıl demokrasinin çok zorlandığı bir yüzyıl olacak. 19. Yüzyıl iyimser bir yüzyıldı, bilimin her şeyi halledeceği düşünülüyordu. Mustafa Kemal 19. Yüzyıl pozitivizminin çocuğu olarak geleceğe umutla bakıyor ve bunu eyleme geçirebiliyordu. 20. Yüzyılda kafalara birtakım sorular düştü, Freud çıktı “insanlar rasyonel mi değil mi ?” dedi.

20. Yüzyılın sonunda dendi ki “bir dönem bitti, Sovyet İmparatorluğu yıkıldı, faşizm yenilgiye uğratıldı, tarihin sonu geldi… bundan sonra önümüz açıktır artık demokrasi ebediyen hüküm sürecektir.” Bunun hiç doğru olmadığı pek çok yerde ortaya çıkıyor, ben Amerika açısından da Avrupa açısından da endişe içerisindeyim. Tabii en çok kendi ülkem açısından özellikle yürek yakıcı bir şekilde endişe içindeyim.

ÖG : Peki gazeteciler ne yapabilir, bizim rolümüz nedir ?

HŞ : Bizim rolümüz ısrarla doğruları söylemek, yalanlarla mücadele etmektir.
Demokrasi kuramını kuranların havsalasının almayacağı birtakım şeyler yaşıyoruz şu günlerde Türkiye’de. Bir baskı aracı haline dönüştü basın, iletişimi iptal etmek için kullanılan, doğruların iptaline hizmet eden bir basın oluştu. Yetmedi, verilen doğruları karalamak, ortadan kaldırmak için de elinden geleni yapıyor.Bir bakıyorsunuz bir gazete hükümete eleştiri çizgisinde, hop sabahına yönetim değiştiği için aynı hükümete alkış çekiyor.

ÖG : Taraf’da, Bugün’de ve nihayet Zaman’da yaşadık…

HŞ : Bu kadarını George Orwell bile hayal edememiştir. Böyle bir dönemde kimsenin medyaya inanmaya devam edebilmesi mümkün değil. Gerçeği bulmak ve ortaya çıkartmak bu meslek alanının ana misyonu olmaktan çıkmış durumda. Kafalar son derece karışık. İnsanlar sürekli bir bulanıklık içinde yürüyorlar ve hiçbir şeyi tam olarak anlamıyorlar.

ÖG : O bilgi sisinin içinde insanların başı o derece dönüyor ki, bir süre sonra artık merak bile etmiyorlar…

HŞ : Çünkü insanların başarısızlığa tahammül sınırları var ! Türkiye’nin çok önemli bir Cumhuriyet mirası var, hala var, onu yok edebilmiş değiller. Çok değerli kadroları da var, fakat bu kadrolar bir türlü bir araya gelerek bir başarı formülü üretemediler. Uğranılan başarısızlıkların sonunda pek çok insan “galiba da olmayacak, o zaman ben ne yapayım, ben kendi küçük hayatımı yaşayayım” dedi.

ÖG : Mümkün mü küçük hayatlara saklanmak ?

HŞ : Hayır, değil. Baskı rejimleri bir şekilde oralara da ulaşıyorlar, oralarda da insanlara rahat yok. Eskiden bir sahil kasabasına kaçıp orada huzur içinde emeklilik yıllarını geçirmek rüyası vardı. Şimdi o düşünülen sahil kasabalarının plajlarında çocuk cesetleri yüzüyor.

ÖG : Nasıl bitecek bu korkunç günler ?

HŞ : Uzun vadede ben yine de iyimserim. Gerçeklerin ortaya çıkma gücüne inanıyorum. Beynimin karamsarlığına karşı kalbimin iyimserliğiyle yola devam ediyorum.

ÖG : Hayal ettiğiniz ülke bu muydu ?

HŞ: Elbette değildi. Bizim en kötü rüyalarımızı aştı bu ülke. Şu anda gırtlağımıza kadar Orta Doğu’ya batmış durumdayız. Bizim gizli gündem olarak biraz da çekinerek öne sürdüğümüz bütün olasılıklar en vahim biçimleriyle gerçekleşti. Ve hala bunun hangi noktada nasıl durdurulacağı konusunda fikrimiz yok.

Bu tabii pek çok insanı dehşet içinde bırakıyor. Ama öbür taraftan da Türkiye’nin çok özel bir ülke olduğu gerçeğini aklımızdan çıkarmamamız gerek. Evet, Türkiye çok Ortadoğulaştı ama Türkiye aynı zamanda ve daha çok bir Avrupa ülkesidir. Avrupa’nın bütün kötü niyetine ve iki yüzlülüğüne rağmen şu anda hala Türkiye’nin Avrupa’yla bütünleşmesi konusu bitmiş değil. Ve bu hiç beklenmedik bir anda hiç beklemediğimiz bir şekilde bir kere daha karşımıza çıktı. Çünkü o vazgeçilebilir bir şey değil. O bakımdan doğruları söyleyeceğiz, yalanlarla mücadele edeceğiz ve yeni kadroların mutlaka yükselmesine destek olacağız.

ÖG: Yeni kadrolar derken gençler mi yani ?

HŞ: Beyoğlu’nda 8 Mart gecesi feminist kadınların yürüyüşü vardı, müthişti. Uçsuz bucaksız bir yürüyüştü ve hepsi de genç insanlardı. Bakın o çocuklar var ya, o gün orada yürüyenler, onlar hayatlarının çoğunluğunu AKP iktidarında geçirdiler! O yüzden ben yeni kadrolar ve kadın hareketine güveniyorum, iyimserliğimin de umudumun da kaynağı onlar. Bu arada Gezi’yi de unutmuş değiliz. O ruh hala var. Beş benzemezin bir araya gelip altıncı öğeye karşı birlikte direnebilmesiydi o. Demek ki bu zaman zaman olabiliyor Türkiye’de. Gezi Gençleri ve Kadın Hareketi Türkiye’nin 21. Yüzyılda nerede olacağını belirleyecek. Çok uzaklara da atmıyorum, 2020’li yıllara kadar Türkiye’de niteliksel birtakım değişikliklerin olması kaçınılmaz gözüküyor.

Çünkü bir ülke bu kadar yalanı bir arada taşıyamaz !

 

 

 

 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült