Güncel

 

 

Geleneksel Güçlerin Parçalama Yöntemi, Toplumsal Şizofreni

Mustafa Coşturoğlu


Devrimlerin parçalanması Türkiye’de siyasal iktidarlar eliyle yürütülmektedir. Böyle bir davranış demokrasinin gereği sayılmaktadır. Siyasal partiler Anayasa gereğince «demokrasinin vazgeçilmez unsuru» sayılmaktadır. Bu nedenle iyice yerleşemeyen demokratik düzen içinde devrimlerin siyasal iktidarlar eliyle budanması ve parçalanması sanki bir anayasal hakmiş gibi kolayca gösterilebilmektedir.

Devrimlerin parçalanması ve bölünmesi önce düşüncelerde başlatılmaktadır. Düşüncelerde, duygularda başlatılan parçalanma ise toplumsal şizofreninin iktidarlar eliyle yaratılması demektir.

Karşı devrimin ya da sömürücü geleneksel egemen güçlerin parçalama yöntemini ve ilkelerini, bu yönüyle, ülkemizde şizofrenik düşüncenin gelişmesine ve müsbet düşüncenin öldürülmesine yol açıp yön veren temel ilkeler olarak görmekteyiz. Onun için karşı devrimci temel düşüncelerin bir özetini vermede yarar gördük.

1. Ortam Oluşturma : Karşı devrimde de Atatürkçülükteki ilkeye benzer temel bir düşünce vardır : (Engeller kaldırılınca yasaklar geri gelir) (4) Atatürkçülükte yenileşmeye karşı «engellerin kaldırılması» temel bir ilke olarak uygulanmıştır. Genellikle devrimin ilk aşamasında görülen başlıca eylemler bu ilkenin uygulanmasından başka bir şey değildir.

Devrimin bu temel ilkesine karşı olan geleneksel çıkarcı güçler, ayni düşünce silahı ile ortaya çıkmaktadırlar. «Engeli ortadan kaldır ki yasaklar geri gelsin.» Buradaki engel kavramı Atatürk’ün kendisini, devrimin gençliğini, üniversitesini, öğretmenini, sanatçısını, aydınını, yazarını, düşünürünü ve de Atatürkçü laik toplum düzenini kapsamaktadır. Bunlar Atatürk devriminin direnç noktalarıdır. Devrimin direnç noktaları çökertilip ortadan kaldırılınca, yani zararlının toplumsal yapıya yeniden girmesini önleyen engeller giderilince, devrimle varılmak istenen amaçlar da ortadan kalkacak ve toplumu «ölümcül» hasta yapan eski geleneksel yapı varlığını sürdürecektir. İşte o zaman devrimin yeniden kuruluş ve düzenleme evresi kendiliğinden dejenerasyona uğrayacaktır. Devrimin yasakladığı zararlılar da geri gelecektir. Böylece toplumun sırtından geçinen yerli ve yabancı bu gerçeği çok iyi bildiğinden hınç yığınaklarını daha çok devrimin gençliği ve düşünürleri kesimlerinde yoğunlaştırmaktadırlar. Devrime karşı ortam hazırlanması bu yolla bir doğallık kazanmaktadır.

2. Parçala Yok Et: Yıllardan beri devrimci düşüncenin söndürülmesi için geniş halk yığınları devrime karşı bir propaganda baskısı altında tutulmuştur. Devrim ve onun gereği olan reform sözcükleri siyasal iktidarların gözünde sanki düşmanlık saçan kavramlar olarak görülmüştür; Devrimin ve reformun savunucuları da birer düşman gibi gösterilmiştir.

Devrime sahip çıkanlar, reformların gerçekleşmesi için çırpınanlar, dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar kendi toplumlarının çağın dışında kalmasından ve erimesinden en çok kuşku duyan kişilerdir. Onun için toplumu sömüren ve eritenlerin karşısına her zaman bu devrimci kadro dikilmiştir. Bu nedenle toplumu içeriden ve dışarıdan sömürenler her zaman çağ dışı bir ortam ararlar ve devrimci direnç noktalarını da kendileri için başlıca engel sayarlar.

Türkiye'deki son çeyrek yüzyıllık parçalama ve bölme eylemleri, «Tanzimat ikiliği» ni çoktan aşmıştır. Örneğin, bir yanda çağın gereklerine uygun olarak toplumun gereksinmelerinde daha etkin olmak için çırpınan üniversiteler karşısında, «Türk toplumunun Batıdaki gelişmelerin dışında kalmış olmasını Tanrının bir lûftu» olarak gösteren ve gören üniversite hocaları dikilmiştir. Bu tür parçalama gerçek anlamdaki «bölme»’yi de gizlemektedir. Ayni biçimdeki bölme ve parçalama yöntemi gençliğe, öğretmenlere, aydınlara, sanatçılara ve tüm devrimci kuruluşlara uygulanmıştır. Çıkarcı karşı devrimciler parçalama döneminden sonra gözünün kestiği devrimci güçlerden bazılarını kıyıma uğratmışlardır. Öğretmenler ve gençlik bunların başında gelir. Parçalama ve kıyım eylemi, terör ve korku salmakla bir arada uygulanmaktadır. Gerek korku (anksiyete) ve gerekse parçalanma, şizofrenik toplum düşüncesinin hem nedenidir, hem de tipik belirtisidir.

3. Gerginlik Yaratma: Bir toplum içinde gruplar arasındaki gerginlik çoğaldıkça bireylerin ve grupların gerek kendi sorunlarına karşı ve gerekse ülkenin sorunlarına karşı ilgileri azalır. Gruplar arası gerginlik aşırı ölçüde artınca, kendi zararlarına gelişen olaylara aldırış bile edilmez, ortak zarar getiren etkenler üzerinde düşünülmez. Toplumsal psikolojinin temel kurallarındandır bu.

74 köyü bulunan bir ilçenin 43 köyü kısa bir süre içinde karşılıklı olarak yayla ve mera anlaşmazlığı içine girmişlerdi. Birbirlerine verdikleri zararlar çoğu kez ölümle sonuçlanıyordu. Ayrıca, yüzbinlerce lira da mahkeme ve avukat parası olarak gidiyordu. Ama bu köylerin ortak birçok sorunları vardı. Bunlardan bir tanesi çocuk hastalığı salgını idi, ki yalnız bir köyde kısa bir süre içinde 21 ölüm olayı meydana gelmişti. Diğeri de hayvancılığı çökerten şap hastalığı idi. Ortamdaki gerginlik nedeniyle köylerin bu ortak sorunlarına ilgileri bir türlü çekilememiştir. Bu arada gerginlik nedeniyle ilçe kaymakamının evine bomba atılmıştı. Bu durum karşısında kamu görevlileri bile çevrelerindeki sorunlara aldırış etmiyorlardı. Bu konuya ilişkin hayli gözlemlerimiz vardır.

Geleneksel çıkarcı karşı devrimciler bir toplum içindeki gerginlik doğuran odak noktalarını çok iyi bilirler. Bunları her an diri tutmaya çalışırlar. Gerginlik noktaları bir yönüyle de ulusal bünyenin gizli bölünme çizgileridirler. Mezhep ayrılıkları, inanç grupları, modern yapı karşısında çağdışı olan yapının sürdürülmesi vb... toplumun gizli bölünme çizgileri ve gerginlik odaklarıdırlar. Bunun için de mezhep ayrılıklarını canlı tutmak, siyasal yönden ayrı görüşte olanları bir birlerine karşı ürkek ve korkak bir ortam içinde bulundurmak, henüz modern anlamda toplumsal oluşuma girmemiş derebeylik, toprak ağalığı, şeyhlik ve aşiret reisliği gibi çağdışı kuruluşlarla bir türlü sertlik gibi görünen toprak köleliğini yanyana bulundurmak, tarihsel çıkarcı güçlerin başlıca dayanak noktalarıdır. Çıkarcı güçler bu noktaları yerine göre bir çıbanbaşı, yerine göre de bir denge unsuru olarak el altında bulundurmak isterler. Bu nedenle reforma karşı olurlar, yenileşmeden hoşlanmazlar; aydınları, düşünürleri, sanatçıları, öğretmenleri ve üniversiteyi düşman bilirler ve belletirler. Böylece, toplumun düşünce odakları karartılır; toplumu sömürme ve halkın sırtından geçinme olanakları kolaylaşmış olur.

4. Halkı Bilgisiz Bırakma: Toplum içinde gerginlik yaratmanın, gerginlikleri sürdürmenin temel koşullarından birisi, halkı bilgisiz bırakmak, karanlık bir düşünce ortamı içinde tutmaktadır.

Sosyal psikoloji araştırmaları şu gerçeği ortaya çıkarmıştır : «Her türlü toplumsal gerginliğin önemli bir kaynağı, bir kimsenin başkalarının ne düşündüğü hakkında pek bir şey bilmemesidir. Bunlar başkalarını kalıplaşmış kişiler olarak görür ve onlar hakkında yanlış kanaatlerle yüklüdürler. (...) Bazen, birbirine düşman kişilerin zorla temasa getirilmeleri bile bunların birbirlerine «karşı» olan inanç ve tutumlarında olumlu değişiklikler yapar». (5)

Halkı sorunlarından uzaklaştırmak da yine halkın bilgisiz ve karanlıkta bırakılmasına bağlıdır. Sorunlarının ve dünyada olup bitenlerin farkında olmayan toplulukların yöntemi kolaylaşacağından, belli sınıfların çıkarları doğrultusunda yönetimi elinde bulunduran siyasal iktidarlar, özellikle halkın bilgisiz kalmasında ve uyanmamasında büyük yararlar görürler. Bu tip siyasal iktidarlar ve onların dayandığı egemen güçler, ateşle barutu bir arada bulundururcasına sınıflar arası ekonomik, sosyal ve kültürel uçurumun kapatılmasını istemezler. Çünkü bu uçurum sürüp gittikçe gerginlik potansiyeli (gizel güç) elde tutulmuş olacaktır. Bunun gereklerinin başında da, düşmanlıkları yoğunlaştırmak, halkın geleneksel çağdışı dünya görüşünü tekel altında bulundurmak, halkın görüş ufkunun genişlemesine engel olmak yer almaktadır. Kesimler arası ilişkileri koparmak için temel koşullar, böylece kendiliğinden oluşmak ortamını bulacaktır.

Kesimler arası ilişkilerin kesilmesi, aradaki gerginliği kısa süre içinde düşmanlığa dönüştürecektir. Kitle haberleşme araçları da durumu pekiştirecek tek yönlü yayınlar yapınca, toplum bünyesindeki gizli bölünme çizgileri giderek kalınlaşacaktır. Özet olarak denebilir ki toplumun parçalanmasında bilgisiz kalışın etkisi en büyüğüdür.

Halkı bilgisiz bırakmak, Atatürk'ün getirdiği devrim ilkeleriyle büyük çelişki gösterir. Türk devrimi halkın uyarılmasına dayanır. Halkevlerinin ve halk dershanelerinin yaygınlaştırılması bunu gösterir. Eğitimde duraklama dönemine girilince, halkın uyarılmasından ve öğreniminden korku duyulmağa başlanmıştır. O zamanki milli eğitim otoritelerinden birisi İlköğretim Genel Müdürüne : «Sen bu köylüyü okutmakla ne büyük tehlike yarattığını biliyor musun? Bunlar okuyup yazma öğrenince ilk iş olarak bizleri keserler.» (6) demiştir. Ünlü profesörlerimiz bile ilköğretimin yaygınlaşmasını gereksiz ve yersiz bulmaktadır. (7)

Türkiyenin bir Başbakanı, Yüksek Planlama toplantısında kendisine halk eğitiminin zorunluluğu ve gereği anlatıldığı zaman, «Bu görüş benim temsil ettiğim siyasi iktidarın görüşüne ve felsefesine aykırıdır.» diyerek halkın eğitilmesini ve uyarılmasını zararlı bulmuştur. Oysa halkın cahil kalmasını salık veren görüşler günümüzden ancak 2600 yıl önceleri geçerlik bulabiliyordu. LAO TZE, bu düşüncelerle Çin halkını tam 2600 yıl uyutmuştur. O bir dinin kurucusu olarak diyordu ki: Bir şeyin dolusundan boşu iyidir. Halkın kafasını boş tutmalı, iradesini zayıflatmalıdır. Onları daima bilgisiz, isteksiz bırakmalıdır. (8) Bir Başbakan olsa bile, eğer böylesine çağdışı düşünceleri bir yönetim felsefesi olarak benimseyebiliyorsa, ülkesini çağın dışına doğru sürüklüyor demektir. Böyle bir gidişin uzun süre sürdürüldüğü düşünülünce sonucun toplumsal bunamaya, ya da toplumsal şizofreniye varacağını kestirmek, bir kehanet işi değildir.

5. Ortamı Bulandırmak: Belli kişilerin çıkarlarına ve toplumun zararına olan düşünceleri yaygınlaştırıp etkili kılmak için toplumsal ortamın iyice karıştırılıp bulandırılmasına gerek vardır. Çünkü karışık ortamda zararlı telkinler daha iyi işlemektedir. «Kurt dumanlı havayı sever.» atasözü bu gerçeği doğrulamaktadır. Sosyal psikolojinin ortaya koyduğu gerçek de Türk atasözü doğrultusundadır : «Belirsiz bir durumla ilgili bir telkin, açıkça belli olan bir durumla ilgili bir telkinden daha kolay kabul edilir. (...) Propagandanın etkisini artırmak için önce karmaşıklık ve belirsizlik yaratmak» temel koşuldur. (9)

Ahlakın sağlam temele oturması için kafalarda seçme ve ayırt etme yeteneğini geliştirmek gereklidir. Bu yetenek de kültür ve eğitimle kazandırılır. Kültür düzeyi düşük, eğitim ve düşünme olanağından yoksun kalmış toplumlarda ortam, çok kolaylıkla karıştırılır ve bulandırılır. Bir kez ortam bulandırıldı mı, vatandaş şaşkına döner; zararlı ile yararlıyı, iyi ile kötüyü ayırt edemez. Bu durumda gerginlikler istenen ölçüde artırılabilir. Düşmanlık duyguları yoğunlaştırılabilir. Zaten çıkar gözetenlerin aradıkları da budur. Bu arada yıkılacak «engeller» saptanır, bu engeller üzerinde kuşkular uyandırılır, gerçekler karartılır ve halkın gözünden saklanır. Çıkarcı çevrelerin gözden çıkardıkları erdemli kişiler, yararlı kuruluşlar, kuşku sağanağına tutulup halka kötü gösterildi mi,.artık bunlar için kurtuluş yoktur; halk adına batırılacaklardır. İşte bunlar hep bulanık ortamda yapılacak işlerdir.

Karanlık ve bulanık bir ortamda dünyada olup bitenlerden habersiz, kendi sorunlarının ve gereksinmelerinin farkında olmayan alfabesiz halk yığınları, kendilerini soyup soğana çevirenleri, ülkeyi yabancılarla birlikte sömürmede bir sakınca görmeyenleri, bulanık ortamda kendilerinden sayma yanılgısını gösterebilirler ve çoğu kez göstermişlerdir de...

6. Halkı Şartlandırma Yoluyla Sorunlarına Ters Düşürmek: Halkı sorunlarına karşı ters düşürmek, onları çağdışı düşünce ortamı için şartlandırmakla olanak kazanır. Beyinleri şartlandırılmış yığınlar, kendi yararlarına olan düşünceleri ve gelişmeleri teperler, onlara karşı çıkarlar. Bu konuda Hartman’ın mülakat yoluyla yaptığı araştırma sonucu şöyledir: Hartman, birçok kimsenin daha önceden doğal kaynakların devletleştirilmesini istediklerini ve sosyal güvenlik sigortasının yaygınlaşmasından yana olduklarını saptamıştır. Ama sonunda aynı kişiler, bu düşüncelere «Sosyalizm» dendiğini öğrenince hemen eski düşüncelerini değiştirmişlerdir. (10) Çünkü bu kişiler daha önce sosyalizmin kötülüğü üzerinde bilinç dışı olarak şartlandırılmışlardır.

7. Halka Yanlış Bilgi Vermek: Gerek ortamı bulandırmada, gerek gerginliklerin artırılmasında ve gerekse halkı şartlandırmada, halka yanlış bilgi vermenin önemi çok büyüktür. Yanlış bilgilerle oluşturulan kamuoyu içinde halkın bilinçlenmesi ve doğruyu eğriden ayırt etmesi olanaksız duruma girer.

Halka yanlış bilgi verilmesiyle ayakta kalan siyasal önderler, çok geçmeden olayların peşinden sürüklenmeğe başlarlar. Bilimin ortaya koyduğu gerçek bu konuda şudur : «Halkoyu bozulabilir bir şeydir, özel çıkar gruplarının ve propagandacıların elinde halka doğru bilgi vermekten çok yanlış bilgi verme aracı olabilir. Sonra da demokratik önderliğin halkoyu araştırmalarına dayanarak halkı yöneteceği yerde, bir gün bu nedenle olayları izlemek durumuna gelmek tehlikesi» (11) baş gösterir. Yakın tarihimizde bu konuda sayısız örnekler vardır.

Bilim ve tekniğin ilerlemesi, kitle haberleşme araçlarının gelişip yaygınlaşması, çıkarcı egemen güçlerin halka yanlış bilgi vermek olanaklarını kat kat artırmıştır. Bu konuda John Dewey şöyle demektedir: «Bilimin ve tekniğin ilerlemesi, ekonomik yönden egemen kimselere düşünce ve duyguları denetleme bakımından bir takım güçlü araçlar verdi ki, eski zorba şeflerin daha önce kullandıkları araçlar solda sıfır kalır.» (12)

8. Düşmanlıklar Yaratmak : Ekonomik bozukluklar, sosyal dengesizlikler vb. durumlar toplumu rahatsız edince, çıkarcı geleneksel güçler hemen bir dış düşman icadına kalkışırlar. Bir dış düşman icat edildi mi, içeride çıkarcı güçlerin işine gelmeyen uyarıcı unsurlar hemen bu dış düşmanla ayni amaç içinde gösterilip başlarına çorap örülmeğe kalkışılır. Örneğin 67 Eylül olaylarında böyle olmuştur: Selanik’te Atatürk’ün doğduğu eve bomba attıran egemen çevreler, ülkede ve özellikle İstanbul'da Yunanlılara ve dolayısıyla Rum azınlıklarına karşı halkı kışkırtmışlardır. Böylece uydurma bir dış düşman karşısında yapmacık ve geçici bir dayanışma meydana getirilmiş, ekonomik, sosyal düzensizlikler unutturulmağa çalışılmıştır. Bu geçici faydanın yanında, ortaya çıkan utanç verici durumla, çapulculuğa dönüşen olaylar sonucunda yapılan zararların sorumluluğu da ülkenin nadir yetiştirdiği bir kaç sanatçıya ve yazara yüklenmeğe çalışılmıştır.

Verilen bu somut örnek, yine sosyal psikolojinin ortaya koyduğu gerçekle tam bir uygunluk göstermektedir: İçeride gerginlikleri yumuşatmak, sivrilen sefaleti gizlemek için çoğu kez ucuz bir çıkar yolu olarak dış tehlike icadına başvurulur. Gerçekten bir süre için dış tehlikeler altında grup birliği artar, içteki ayrılıklar azalır. Bununla birlikte, ustaca kullanılan dış güçler bazı alt grupları ötekilerden ayırmağa çalışırsa, böylece karşılıklı güvensizlik ve korku yaratılır, bir bölümün ötekini suçlamasına yol açılır ve toplum içinde bölünmeler baş gösterir. (13)

Demokratik düzen içinde farklı düşünce gruplarının varlığı zorunludur. Ama görülmüştür ki bir birlerinden ayrı olan politik, sosyal ve inanç grupları bir başkasına düşman olarak tanıtılmıştır. Bunun altında ise halkın gözünden saklanmak istenen gerçekler yatar. Vergi ve toprak adaletsizliği, gelir dağılımındaki dengesizlik, artan pahalılık bu gerçeklerin başında gelir. Gerçekler saklandıkça sonunda parçalanma belirtileri başgösterir. Bizde bu parçalanma eğilimleri çok yanlış olarak yine parçalama yöntemleriyle önlenmeğe kalkışılmıştır. Böyle bir gidiş, 1970’lerin Türkiyesinde «İti ite boğdurmak politikası»'na yol açmıştır. Türkçemizde böyle durumlar için .«yangına körükle gitmek» deyimi kullanılır. Uygulama bu doğrultuda olmuştur. Toplumsal parçalanmada yarar gören çıkar çevreleri bütünleşmeyi istemezler. Ekonomik, sosyal yönden bütünleşmek ve kaynaşmak bu çevrelerin işine gelmez. Onlar toplumsal dayanışmadan da ürkerler. Onun için zındığa yobazı, yobaza da zındığı gösterir, bunları birbirlerine karşı kışkırtırlar. Sağ Sol kışkırtmaları da aynı biçimde yürütülmüştür. Bunların durumu da tıpkı üçbin yıl öncesinin Hint yazarı Beydaba’nın bir masalındaki aç tilkinin iki semiz tekeyi biribirine karşı kışkırtıp dövüştürmesine benzemektedir. Masaldaki kurnaz tilki, kapıştırdığı ve vuruşturduğu tekeleri ayrı ayrı gizlice kızıştırır ve teselli ediyormuş gibi başlarından [ akan kanı yalayarak karnını doyurur. Ama sonunda tilki bir tekenin başından akan kanları yalarken, gözü dönen öteki teke düşmanına bir tos indirince tilkinin kafası iki tekenin başı arasın[. da yamyassı olur. Masal böyle biter; gidişin sonu da böyle biteceğe benzemektedir.

Bir çok siyasal önderler bunlardan başka, kendi grupları ' içinde maneviyatı yükseltmek, dayanışmayı artırmak, gerginlikleri azaltmak için «elverişli bir dış tehlike bulmak inancına sahip olurlar. Bu yanlış bir tutumdur. Bu inanca dayanarak işe kalkışmak, bunu yapanlar için de yok ezici olabilir.» (14)

Türkiye'de yıllardan beri belli düşmanlık temaları işlenmiştir. Yurt sorunlarına eğilmek isteyenler ülkenin çağdışı gidişine parmak basıp çözüm yolu düşünenler ve arayanlar hep düşman olarak gösterilmişlerdir.

Yukarıda değinildiği gibi sürekli olarak yıllardan beri işlenen düşmanlık teması, düşmanlık çemberinin üniversiteleri, gençliği, öğretmenleri, aydınları ve düşünürleri içine alarak gizli bölünme çizgilerini iyice belirlemiştir.

Oysa ki böyle bir durumda« gerçek düşman», ulus içindeki gizli bölünme çizgisinden yararlanmaya çalışabilir. Ülke içindeki bölücü kuvvetleri şiddetlendirmek için propagandasını yoğunlaştırabilir. Düşman, ülke içinde dışa yönelmiş özdeşlikleri ve bağlılıkları olan grupları yani «beşinci kolu» kullanarak bu işi başarıyla yapabilir. {15)

Türkiye bilimdışı ters yönlere sürüklenmiştir. Çağdışı tutumlar ülkede bir bölünme ve parçalanma sorunu doğurmuştur. Gidişat değiştirilmezse sonuç, toplumsal bunalımların ötesinde bir toplumsal «bunama»'dır. Bilim dilinde bunun adına da «sosyal şizofreni» denir. İşte ülkenin belli bir sınıfı, kendi çıkarları için başvurdukları yöntemlerle ülkeyi böyle bir sonuca doğru götürmektedirler. Şimdiye dek yapılan uygulamalar ortadadır. Bundan sonrası için daha akıllıca davranmak zorunluluğu vardır.

 

 

 

 

 

 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült