Güncel

 

 

Servetleri Bir Çuval Kâğıttı Ondan Da Oluyorlar

Melis Alphan


BU ülkede karnını doyurabilmek için kar kış demeden her gün çekçekleriyle kendilerini yola vuran 500 bin kâğıt işçisi var. 

Hepsi zor hayatlardan gelmiş, zor hayatlar sürüyorlar. 

Savaştan, baskıdan, yokluktan kaçıp kente göç eden ve sokaklarda atık kâğıt toplayarak hayata tutunan insanlar bunlar. Kilosu başına 30 kuruş kazanan insanlar bunlar.

Kent sakinlerinin göz göze gelmek istemediği, rastlaşınca yolunu değiştirdiği, pejmürde kıyafetlerinden gözlerini kaçırdığı, tinerci, gaspçı diye baktığı insanlar bunlar.

Onlar toplumun görünmez insanları.

Kentler ‘tertemiz’ olsun isteniyor.

Öyle ki, sokaklara baktığımızda bu ülkedeki göçü, yoksulluğu veya sefaleti görmeyelim...

Sitelerde yaşayalım, AVM’lerde sosyalleşelim, karton bardakta kahveye 10 lira para bayılalım. Ve bu hayatı yaşamak için sıraya girelim.

Rekabetçi yaşam kültürü diğer yaşam formlarını kentlerden uzaklaştırıyor.

Adam sokaktaki kâğıt işçisine bakıp “Bazı standartları oturtmazsak böyle oluruz” diye korkuyor. Sanki kâğıt işçisi emeğiyle parasını kazanmıyor, sanki ‘kötü yola’ düşmüş.

Oysa onu toplum bu hale getirmiş. Seçilmiş iktidarlar tarım politikalarını yetersiz bırakmış, çiftçiliği zayıflatmış, toplumsal barışı sağlayamamış. Göçtüğü şehirlerde sokakta çalışarak hayata tutunmaya çalışan bu insanlar bir de üstüne dışlanmış. ‘Kentsoylular’ tarafından ‘sefil’ ilan edilmiş.

Hayatı boyunca hakaret işitmemiş, zabıtadan kaçmamış, belediyeye çekçeğini kaptırmamış bir kâğıt işçisi bulamazsınız.

Bir yerde bir hırsızlık olur; o bölgede kâğıtçılar yaşıyorsa toplum suçu hemen onlara atfeder.

Böyle bir toplumsal ayıbın parçasıyız hepimiz.

Kâğıt işçisi sokakta başını eğerek yürür. Yerlerde kâğıt arıyordur ama toplumun yüzleşmeme gerçeğini de biliyordur. Çoğunun kulağında kulaklık vardır; duymak, görmek istemez. Kendisiyle ilgili ne dendiğini de ona nasıl bakıldığını da bilir çünkü.

Kaçınız sokakta bir kâğıt işçisiyle karşılaştığında selam veriyor, “Kolay gelsin” diyor? Bir çocuk kâğıt işçisine “Gel şu çikolataları birlikte yiyelim” diyen oluyor mu? Bir paket kuru pastayla kâğıtçı deposuna gidip çaylarını içen var mı?

Toplum bu insanlarla vicdan ve acıma ilişkisi üzerinden değil, hayatın kendisi üzerinden bir araya gelmeli; onların hırsızlık, arsızlık yapmadan hayatlarını kazandıklarını, yaptıkları işin bir meslek olduğunu kabul etmeli.

Her şeye rağmen, atık kâğıt işçileri kindar insanlar değiller.

Al Jazeera’nin kâğıt işçisi Mehmet Kadir Karamanlı’yla geçtiğimiz ay yaptığı röportajı izlediniz mi bilmiyorum.

Karlı bir günde Galata Köprüsü’nde çekçekiyle yürüyen Karamanlı “Bugün benim doğum günüm” diyor. İkinci cümlesi ise “İnşallah çuvalı doldururum” oluyor.

Muhabirin “2016’dan ne bekliyorsunuz?” sorusunu “Gene kâğıt toplayacağım, bizim beklentimiz bu” diye yanıtlıyor.

“2015 nasıl geçti peki?” sorusu geliyor en son.

“Gene aynı, kâğıt topladık, şişe topladık, kutu topladık, hep böyle geçti. Ama inşallah 2016 bizim gibi yaşamayan insanlar için daha güzel geçer, mutlu geçer, huzurlu geçer; her şey çok güzel olsun” diyor Karamanlı.

Kâğıt işçileri toplumun çok ötesinde bir vicdana sahipler. Yokluğu bildikleri için, kimse yokluk görsün istemiyorlar. Açlığı biliyorlar, çünkü onlar her gün aç.

Karamanlı o mikrofona konuşurken, ‘onun gibi yaşamayan’ insanlara yürekten çok mutlu bir yıl dilerken, birkaç hafta sonra çok, daha çok kazanma hırsıyla yanıp tutuşan, onun bir çuval kâğıdına göz dikmiş şirketlerin oyunbozanlığıyla ekmek kapısının mühürleneceğinden habersiz.

2016 ‘onun gibi yaşamayan’ insanlar için nasıl geçiyor bilinmez ama...

Yeni yılın, onun hayatını sürdürebilmek için ihtiyacı olan kâğıt toplama işini daha da zorlaştırdığı ortada.

Bu kadarcık dileği bile gerçekleşemiyorsa...

Gerçekten de batsın bu dünya.

 

 

 

 

 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült