Güncel

 

 

Seçime Bağlı Kulluk

Ayşe Sucu


İnsan özgür bir varlıktır... Özgür olduğu I kadar da sorumlu bir varlık... Çünkü insan olmak ile teklif (iradeye bağlı sorumlu ve seçebilen bir insanı muhatap almak anlamında) varlığı olmak arasında doğrudan bir ilişki söz konusudur. Bir başka ifadeyle insan özgürlüğünün bir sonucu olarak sorumlu varlıktır. Sorumluluk kavramının bir gereği olarak da özgürdür.

İnsanın, Allah'a iman etmesi gerektiği o yerde, özgürce ve kendi iradesiyle varlığı, var oluşu değerlendirmesi ve "hükmün sahibi" olan o "Tek Varlığa" şahadet etmesi ve O'nun karşısında sorumlu olduğuna inanmasıdır.

Bu kabullenişten sonra o kişi mükelleftir. Teklif, mükellef, aynı kökten gelen kelimelerdir. Bu mükellefiyetlik onda özgür bir iradenin var olmasını gerekli kılar. Yani mükellefiyet için, iradenin ve özgürlüğün devamı şarttır. İnsanı taş toprak zaviyesinden çıkaran, onu kıymetli kılan, dine tabiiyetinin mahiyeti zorunluluk üzerinden değil, sorumluluk üzerinden anlaşılmalıdır.

 

Şimdi bunu açalım:

İnsanı diğer varlıklardan ayıran akıl ve irade, Yaratıcı'nın kendisine muhatap seçtiği varlık olan insanı teklif varlığı yapmaktadır. Bu bağlılık zorunluluktan ziyade, irade eden varlığın insan olmasının bir gereğidir. Yani iradesi onu sorumlu kılmaktadır.

Belki sorumluluk zorunluluğu beraberinde getirebilir, ancak zorunlu sorumluluk iradi bir seçimi beraberinde getirmeyecek, dolayısıyla, insanın teklif varlığı olmasıyla çelişecektir.

Çoğu zaman, İman, ibadet ve ahlaka ilişkin sorumluluklarımızdaki zorunluluk anlayışı, "araçlara" takılıp kalmayı, dolayısıyla "esasa" yani etik alana ilişkin çabayı bertaraf etmektedir.

İman kavramı, öncelikle özgürlük kavramı ile birlikte telakki edildiğinde bir anlam ifade eder. Teslimiyet ve bağlılık hür irade ile mümkün olacaktır. Çünkü iman bir tercihtir ve bu tercih mümini değerli kılar. Hem varlık içinde hem kendi dünyasında...

Bir başka ifadeyle, teklif varlığı olması insanı canlı-cansız, melekler dahil tüm varlıklardan ayırmakta, onu "gayeli" varlık haline getirmektedir. Şimdi bunu vahiy üzerinden düşünelim. Allah yarattığı tüm varlığa vahyetmektedir. Kur'anı Kerim'de meleklere, yeryüzüne, gökyüzüne, bal arısına vb. gelen vahiyden bahsedilir. Ancak bu varlıklar kendilerine emredileni mecburi/ zorunlu olarak yerine getirmekle görevlendirilmişlerdir. Kur an 'da bu "teshir" kavramıyla ifade edilir. Yani seçme, erteleme, kabul etmeme gibi seçeneklerinin olmadığını söylemek mümkün. Halbuki insanın vahiy karşısındaki durumu, insanın yeryüzündeki var oluş esprisini de ortaya koymaktadır.                                  

Yine onun yüklendiği "emanet" ve bir nevi karşılığı olarak verilen "halifelik", yani Tanrının yeryüzünde temsilcisi olma şerefi, "teklif varlığı" olması dolayısıyladır. Bu "temsilcilik" ancak sorumluluk bağlamında alınmalıdır.

Her iki kavramın da özgürlük kavramıyla doğrudan ilişkisine atıfta bulunalım. İnsana Yaratıcı bildirmesine rağmen, verilenleri dikkate alabilmekte ya da almayabilmektedir. İşte insan tam da burada, yani özgür olduğu bu noktada insandır.

Özgür olduğu bu yerde, iman insanı olacak ve yine özgür olduğu bu alan içinde inşa ameliyesini gerçekleştirecek ve ahlak insanı olacaktır.

Belki burada göz ardı edilmemesi ve imanla birlikte zikredilmesi gereken, aşk ya da sevgi kavramı olmalıdır. İman eden insanın kendi inşasını gerçekleştirme sürecinde, sorumluluklarını yerine getirmesi, vazife anlayışıyla beraber, ama bunu da aşan, kendisinin de var oluşunun temelinde yatan rahmeti idrak etmesidir. Tasavvuf öğretilerinin bunun üzerine bina edildiğini hatırlatalım.

İnsanın varlıkla olan ilişkilerinin zorunluluk düzleminden çıkartılıp, sorumluluk bilincine dönüştürüldüğü takdirde ahlakilik taşıyacağı ifade edilmelidir. Diğer bir husus, insanın isteyerek değil de, sırf zorunluluktan dolayı yapmak durumunda kaldığı her ne ise, gerçek bir sahiplenme ya da gerçek bir idrak olup-olmayacağı da ayrıca tartışılabilecek bir konu olarak karşımıza çıkar.

Burada Endülüslü alim Şatibi'nin sözü konumuz açısından önem arz eder:

"Bir kanunun konulmasındaki temel sebep, insanları kendi heva ve heveslerine kul olmaktan kurtarmak ve onlan zorunlu olarak Allah'ın kullan oldukları gibi, seçimlerine bağlı olarak da O'nun kullan olmalarını sağlamaktır."

Dolayısıyla, Yaratıcı cenahından baktığımızda ontolojik olarak, zorunluluk çerçevesinde O'nun kulları olduğumuz gibi, insan olmak lığımız itibariyle de bunu fark ettiğimiz yer, hiç şüphesiz yine sorumluluklarımızın bizi getirdiği, yani "insan" olduğumuz o yerdir.

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 


 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült