Güncel

 

 

Seçim Sonuçlarının Düşündürdükleri

Kemal Baytaş


AKP iktidarında yalnız "parti lideri ve vekilleri yandaş medya ve ihale simsarı iş adamlarının" köşeyi döndükleri, ikbal ve saltanat içinde oldukları sanılıyordu. Ancak bu seçim sonuçlan; AKP'ye oy veren köylüsü, kentlisi, memuru, işçisi, işsizi, esnafı kim varsa onların da hayatlarından memnun ve müreffeh olduklarını kanıtlıyor.

Şöyle ki:

Türkiye'de 15 milyon insanın açlık sınırında, sefalet içinde oldukları bir acındırma palavrasıymış.

Başbakan'ın "her yıl tatillerini Kanarya adarlında! yaptıklarını söylediği" 9 milyonluk emekli grubu da "yaşam savaşı veriyoruz" diye numara yapıyorlarmış. *Yandık, bittik, mahvolduk diyen bakkal-manav, kasap, terzi gibi 3 milyon'u aşkın esnaf grubu malı götürüyor, bizlerle de dalga geçiyorlarmış.

Tarım-hayvancılık sizlere ömür diye yakınan 6 milyon kırsal-çiftçi kesimi meğer varlık içinde yüzüyorlarmış da kimsenin haberi yokmuş.

Kayıt dışı olanlarla birlikte 5 milyonu aşan işsizler de yaşadıkları sefaletten şikayetçi değillermiş.

Kahvaltı veremedikleri için bebekleri ölen anneler, 600 TL ile 4 çocuklu aileyi besleyen babalar sanal (sahte) acı çekiyorlarmış.

Türkiye de 50 milyon seçmen var. Yukarıdaki rakamlar ise 50 milyona ulaşıyor. Ama seçimde bu garibanların hepsi burjuva kesilip toz oluyor.

Artık bundan böyle (geçim sıkıntısıyla) tekrar ağlayıp sızlayan olursa bunun adı Bülent Arınç-Fethullah Gülen ağlaması olmaktan öte gidemez.

Seçimlerde CHP'nin Atatürk ilkeleri, çağdaş devrimler ve kazanımlarının şeffaf bir tül arkasına yerleştirilmiş olması, teşkilatın gerektiği gibi organize olmaması da olumsuz etken olabilir.

Ancak; ufak bir mutlu azınlık dışında milli gelir ve refahtan nasibini alamayan bir ülkedeki seçim analizleri bakınız ne gibi ihtilaflar (kanama) yaratıyor:

Türk Halkı:

"AKP'nin laiklik karşıtı odak olması, Cemaat ve tarikatların devleti ele geçirmesinden memnun ve müstefit oluyor.

Devletin çöküşü, ülke bölünmesinin milenyumu Habur rezaletini "takbih" edip lanetlemiyor.

Artık aleniyete vurulmuş rüşvet ve hırsızlıktan, Deniz Feneri soygununu onaylayarak, yola devam diyor.

İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediyelerinde 50 milyar dolan aştığı söylenen imar vurgunları için afiyet olsun dileğinde bulunuyor.

Telekulak rezaletiyle toplum hayatının cehennem azabına çevrilmesi, sehven ve sanal belgelerle insanların zindana atılması, gazetelerin ve basılmamış kitapların imha edilmesine ruhsat veriyor.

YGS sınavlarında ahlaksız şifre ve sahtekarlıklarla gençlerin hayal ve ideallerinin berhava edilmesinin kıymeti harbiyesi olmuyor.

Yargının bir uydu haline getirilmesi, Yüksek Yargı'nın blokçu mollalarla doldurulması da halkı ırgalamıyor. 

 

Diktatörü halk yaratıyor

Demek ki Türk halkı "ülkenin hali pür melali" değil Tayyip Erdoğan'ın ülkeyi güllük gülistanlık göstermesine kanıp ona itibar ediyor.

Hakkını, hukukunu aramak bunun için mücadele etmek dinamik, uyanık, bilinçli toplumların gereği oluyor.

Türkiye de halk hiçbir şeyi mücadele ile elde etmiyor.

Demokrasi, sendikal haklar, Hukuk devrimleri, hep tepeden inme geliyor. Halk mücadele ile elde etmediği için sanal, çarpık, çurpuk haklan içine sindirebiliyor.

Hak ve özgürlükler verilmez alınır. Batı ülkelerin bilinçli toplumları tüm bunları büyük mücadelelerle elde ediyor. Devlet parasıyla (kendi malıymış gibi) "oy becayişi olarak" dağıtılan erzak paketlerini, Allah rızası diye sadaka olarak kabul eden bir toplumu susturma, afyonlama yöntemine artık Arap ya da ilkel Afrika ülkelerinde bile tanık olunmuyor.

Yüzde 50 oyla; iktidarın tüm olumsuzlukları, yolsuzluklarına da onay verilmiş sayılması liderin, diktatör olmasının önünü açıyor.

Bu durumda Türkiye'yi bekleyen en büyük tehlike; Tayyip Erdoğan'ın laik Cumhuriyetin kuruluş felsefesine aykırı her türlü tavizleri vererek (Başkanlık sistemini içeren) kişiye özel bir Anayasaya (Kenan Evren gibi) kefil olarak Referanduma gideceği endişesidir.

İşte bu durumda tek umut halkın gaflet uykusundan uyanması bu gidişe, 7 den 70 e kadını, erkeği tüm halkı ve örgütleriyle gerekli tepki, protesto ve direnişlerle karşı koymasıdır.

Yürekli, azimli bir kamuoyunun önünde kimse duramaz.

Demokrasilerde, görevini kötüye kullanan iktidarlar ve başbakanların (halkın tepkisiyle) analarından emdikleri süt burunlarından getiriliyor.

Bizde ise iktidarlar "üzerine ölü toprağı serilmiş halkın" burnundan getiriyor.

Toplumlar medeni bir yaşam isteği, bilinç ve heyecan içinde olduklarında hak ve özgürlüklerini söke söke alıyorlar. Ancak bu şekilde laik, sosyal hukuk devleti, çağdaş uygarlık düzeyine ulaşılması mümkün oluyor.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 


 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült