Güncel

 

 

Osmanlı’da Bilim Var Mıydı?

Tülay Aytekin


Güldürmeyin beni... Yoksa kızdırmayın mı demeliyim?

XV. yüzyılda Osmanlı eğitim öğretim sistemi daha sonraki yüzyıllarda da olduğu gibi dine dayanmaktaydı. En esaslı öğretim kurumlan medreselerdi. Bunları padişahlar, vezirler ve diğer zenginler yaptırırlardı. Medreseler daha çok camilerin yanlarında kurulurdu.

Fatih, İstanbul’da Sahnı Seman denilen büyük bir medrese yaptırmıştı.

XV. yüzyılda medreselerde öğretim iki koldan yapılırdı. Birinci kolda din dersleri (Kur’an, kelam, tefsir, hadis, fıkıh, felsefe ve mantık), ikinci kolda ise astronomi, matematik, tıp gibi dersler okunurdu. Birinci koldan çıkanlar, imam, hatip, kazasker, müftü ya da müderris (profesör), ikinci koldan çıkanlar ise mühendis, doktor ve mimar olurlardı.

Fatih Medresesi’nde o devrin en yüksek bilginleri ders verirlerdi. Bunlar arasında Molla Gürani, Molla Hüsrev, Ali Kuşçu, Molla Zeyrek, Mirim Çelebi, Hocazade ve Hatipzade ünlü kişilerdi.

XV. yüzyılda Avrupa’da ise barut ateşli silahlarda XIV. yüzyılda kullanıldıktan sonra toplar, kurşun atan tüfekler, havan topları icat edildi. Pusulanın da sapma açısının Kristof Kolomb tarafından düzeltilmesi sonucunda, güvenli deniz yolculukları başladı. Bu gelişmeye paralel olarak gemicilik tekniği de geliştirildi.

1450’de Alman Jan Gütenberg matbaayı bularak eğitim ve kültür hayatına önemli katkıda bulundu. Bu arada paçavradan kağıt yapmayı da başardılar Avrupalılar. Ucuz ve bol miktarda kağıt kullanıldı...

Fatih devrinde başlayan kültür hareketleri, XVI. yüzyıl boyunca gelişmesine devam etti. Kanuni devrinde İstanbul büyük bir bilim merkezi oldu. Süleymaniye Medresesi’nde matematik, astronomi ve tıp derslerine önem verildi. Zembilli Ali Cemali Efendi, İbni Kemal, Ebussuut Efendi ün kazandılar. Bunlar genellikle müftü idiler.

Bu yüzyılda tarih, coğrafya eserleri yazılmıştır. Padişahların yaptıkları işleri anlatan eserlere Şehname denirdi. Hoca Sadeddin Efendi’nin yazdığı Tac üt Tevahir ilk büyük ve resmi Osmanlı tarihidir. Ayrıca Ali (Künhül Ahbar), Peçevi, Lütfi Paşa tarihleri önemlidir.

Coğrafya alanında Piri Reis’in Kitabı Bahriye, Dünya Atlası, Seydi Ali Reis’in Muhit, Mir’at ül Memalik, Mirat Ül Kainat, Hülasatül Heye adlı eserleri vardır.

Ancak yükselme devrinin son, duraklama devrinin ilk hükümdarı olan III. Murat zamanında Takiyüddin’in Tophane sırtlarındaki (1576) rasathanesinde astronomi çalışmalarının yapılması durduruldu. Çünkü 1577’de kuyruklu yıldızın görülmesi ve ardından veba salgınının ortaya çıkması, astronomi çalışmalarının uğursuzluk getirdiği şeklinde yorumlandı ve devrin şeyhülislamının verdiği fetva ile rasathane, Kılıç Ali Paşa tarafından yıkıldı ve rasatla ilgili bütün çalışmalar yasaklandı. İyi olmuş!

Bu olay, bundan sonraki yüzyıllarda bilimsel çalışmaların duracağının çok açık bir belirtisiydi!

Osmanlı toplumunda medrese eğitimi alanlara Ulema (yani alimler) denirdi. İlimle uğraşan bu alimler; nakil ve akıl yollarıyla, yani kitap ve sünnetten gelen, kıyas ve icma ile yorumlanarak geliştirilen, şeriat bilgisi ile ilgilenmektedirler.

XVI. yüzyılda Avrupa’da Bilim Rönesans’ı gerçekleştirildi. Bu yüzyılda Kopernik ile başladı bilim Rönesansı. Kopernik, dünyamızın yuvarlak olduğunu ispat ettiği gibi “Güneş Sistemi” hakkındaki teoriyi de ileri sürerek bu husustaki ortaçağ düşüncesini yıkmıştır.

XV. yüzyılın sonları ile XVI. yüzyılda yapılan coğrafi keşifler de bilimin ufkunu genişletmiştir.

Yeni kıtalar, okyanuslar, boğazlar, uygarlıklar, yıldızlar keşfedildi. Macellan (1519-1522) ilk kez dünyayı dolaşarak yuvarlaklığını da ispat etti.

XVI. yüzyılda Avrupa bu gelişmeleri yaşarken Osmanlı Devleti’nde XVII. yüzyılda bilimde büyük bir gerileme görüldü. Medreseler bozuldu. Bilgisizlik ve yobazlık fazlalaştı. Ulema sınıfı arasında çıkan tartışmaların İstanbul’da gerginlik yarattığını görüyoruz.

Tartışma konularından bazıları ise;

Medreselerde matematik tedris edilmeli mi, edilmemeli mi?

Tütün içmek dinen günah mı?

Hz. Muhammed’in anne ve babası, imanlı mı öldüler, imansız mı öldüler?

Hızır Peygamber yaşıyor mu, yaşamıyor mu?

Evet...

XVII.  yüzyılda Osmanlı bilim adamlarının tartışma konuları bunlar! Neticesinde medrese müfredatından matematik, tıp, felsefe dersleri çıkarıldı.

Evvelce sadece medreseden yetişen ulema sınıfı, XVII. yüzyılda siyasal entrikalar neticesinde medrese ile hiç ilgisi olmayan kimselere de ilmi payeler verilerek bozuldu. Bu şekilde işbaşına gelen ulema, henüz medreseye bile başlamamış çocuklarına müderrislik makamları verdiler. Böylece XVU.

yüzyılda “Beşik Uleması” türedi. Bunlar dünyalarını hoş geçirmek, para ve servet sahibi olmak için her türlü ikiyüzlülüğü ve sahteciliği yapmaktan çekinmediler.

Bilim ve kültür adına hiçbir şey kalmadı, yerini birtakım safsatalar ve skolastik düşünceler aldı.

Medrese dışından yetişmiş Katip Çelebi’ye ait eserlerden Cihannüma (coğrafya), Fezlekei Osmani (Osmanlı Tarihi) Tühfetül Kibar fi Esfar ül Bihar (Osmanlı deniz savaşlarına ait) adlı eserler bilim adına memnuniyet vericidir.

Yine tarihçi, Vakanüvis (resmi tarihçi) Naima Efendi’nin tarih kitabı (altı cilt) önemli eserdir.

Bakalım XVII. yüzyılda şu Avrupalı komşularımız ne yapıyorlarmış?

Evet baktık... Biraz rengimiz uçtu... Çünkü XVII. yüzyılda Avrupa bilim ve kültür bakımından çok ilerlemiştir. Avrupa’da Bilim Rönesansı olmuş, bu sayede bilim, skolastik düşünceden tüm kurtulmuştur. Yani Türkçe konuşursak, Avrupalılar dinin etkisinden uzak, özgür düşünce yapısına kavuşarak, bilim alanında önemli ilerlemeler kaydetmişlerdir.

Bilim Rönesansı, İngiliz Bacon ile başlamıştır. Deneme metodunu bularak, bilimde denemeyi temel almıştır. Ardından, Fransız Descartes’in, Metot Hakkında Nutuk (Discours de La Methode) adlı eserini yayınlaması bilimsel çalışmanın yollarını açmıştır.

İtalyan Galilei Galileo, deneysel metodun gerçek kurucusu oldu. Matematik ve astronomi alanında Pisa Katedrali’nin tavanında asılı duran lambanın sallanmasını inceleyerek, Salınımların eş zamanlı olduğunu gördü ve zamanı belirtmede sarkacın kullanılabileceğini ortaya koydu. Sıvılı termometreleri ilk kullanan odur. Venedik’te 1609’da ıraksak mercekli dürbünü yaptı ve gökcisimlerini incelemeye başladı. Dünyanın ve diğer gezegenlerin güneş etrafında döndüğünü söyledi. Engizisyon

Mahkemesi’nde yargılandı. Dava 20 gün sürdü sonunda diz çökerek Kopernik öğretisinden vazgeçtiğini kabullenmek zorunda kaldı. Kalkarken ayağını yere vurarak “Eppur si muove” (her şeye rağmen dünya dönüyor) dediği söylenir.

Kilise baskısına rağmen bilimsel çalışmalar devam etmiştir.

XVII.  yüzyılda Avrupa’da fen alanında büyük ilerlemeler oldu. Toricelli, havanın basıncını ispatladı, Pascal, fizik ve matematikte yeni keşifler yaptı. İngiliz Newton, yer çekimi kanunlarını, Galile teleskopu buldular. Kepler, gezegen yıldızların bağlı oldukları kanunları bularak modern astronominin öncüsü oldu. Alman Leibniz (16461716) matematikte yeni buluşlar yaptı. Fransız Denis Papin buhar kuvvetini bularak, bunun endüstride bir enerji kaynağı olarak kullanılabileceğini gösterdi. Bu buluş bir sonraki yüzyılda büyük Endüstri Devrimi’nin gerçekleşmesini sağladı.

Gelelim XVIII. yüzyılda Osmanlı Devleti’nde eğitim ve kültür faaliyetlerine... Eveeet geldik... Gördüklerimize inanamıyoruz.

Eğitim ve öğretim alanında temelli bir yenilik olmamıştır. Ülkede tek bilim kurumu olan medreselerin yanında birtakım teknik okullar açılmıştır. Teknik okulların açılmasında, daha çok askeri amaçlar ve ihtiyaçlar düşünülmüştür.

Osmanlılar ilk kez XVIII. yüzyılda Avrupalıların her bakımdan kendilerinden üstün olduklarını anlamışlar, her şeyden önce askeri temellere dayanan bir devlete sahip oldukları için önce bu alanda yenilik yapmak ve Avrupalılara yetişmek arzusunu duymuşlardır.

Bununla beraber bu yüzyılın ilk yarısında Lale Devri’nde matbaa gibi önemli bir teknik buluşu kabul ederek, ilk Türk matbaasını açmışlardır (1727). Yüz yıl kadar matbaanın sayısı 3’ü geçmemişte olsa (1839’dan sonra sayıları arttı) teşekkürler Sait Efendi. Teşekkürler İbrahim Müteferrika.

XVIII. yüzyılda bilim alanında bazı çalışmalar yapılmıştır, tamamen sıfır değildir yani. Doğu klasiklerinden bazıları Türkçeye çevrilmiş, kara ve deniz mühendishaneleri için Avrupa’dan teknik kitaplar getirilmiş, bu okullarda yabancı dil olarak Fransızca öğretimine önem verilmiştir. III. Selim döneminde Avrupa başkentlerinde daimi elçilikler (sefarethaneler) kurulmuş ve sefirlerden gördüklerini, incelediklerini yazmaları istenmiştir. (Sefaretnameler ortaya çıkmıştır.) İşte bunlarla buyurun avunun... Tabii daha beteri vardır... Buna da şükür!

Şimdi Avrupa’ya başımızı uzatalım ve XVIII. yüzyılda Avrupalılar ne yapmışlar, bakalım bizden daha ileri bir çalışma yapabilmişler mi acaba? Görelim...

Daha XVI. yüzyılda bilim alanında başlayan Rönesans,

XVIII. yüzyılda gelişmesine devam etti. Bu yüzyılda Avrupa’da özellikle kimya, fizik, tabiat bilgisi, tıp gibi bilimlerde ve felsefede büyük ilerlemeler oldu, bugünkü modern bilimlerin temelleri atıldı.

a) Kimya alanında ilerleme: İngiliz Priestley ile Fransız Lavuaziye, modern kimyayı kurdular. Priestley havadaki oksijeni buldu. Lavuaziye suyun analizini yaptı. (H2O). Havanın oksijen ve azottan ibaret olduğunu ispatladı. Solumun olayının bir yanma olduğunu açıkladı. Nihayet tabiatta mevcut bütün elemanların ancak şekil değiştirdiklerini ve ağırlıklarından bir şey kaybetmediklerini ispat ederek şu ünlü kanunu koydu: “Tabiatta hiçbir şey kaybolmaz ve hiçbir şey de yeniden yaratılamaz.”

b)  Fizik alanında ilerleme: Özellikle ısı ve elektrik üzerinde büyük keşifler yapıldı. İngiliz Fahrenheit, Fransız Reaumur, İsveçli Celcius termometrenin üç şeklini, Fransız Mongolfiye kardeşler, ilk balonu buldular (1773). İskoçyalı James Wat, Fransız Denis Papin buhar kuvveti üzerinde çalıştı. Cugnot ve Marki De Jouffroy buhar kuvvetinden gemi ve arabalarda faydalandılar. Hollandalı Layd, elektrik şeraresini meydana getirdi.

Amerikalı Benjamin Franklin şimşeğin bir elektrik şeraresi olduğunu düşünerek paratoneri buldu (1760).

c) Tabiat bilgisi alanında ilerleme: XVIII. yüzyılda en çok gelişen bilimlerden birisi de Tabiat Bilgisidir. Bu alanda Fransız Kont de Buffon’un büyük hizmetleri dokunmuştur. Buffon 29 cilt tutan bir Tabiat Tarihi yazarak, hayvan, bitki ve madenlerin tabiat ve niteliklerini incelemiştir. En ünlü eseri Tabiatın Devirleridir (Epogues de la Nature) ve Paris’te büyük bir botanik bahçesi vücuda getirmiştir.

d)  Felsefe alanında ilerleme: XVIII. yüzyılda yetişen filozofların en ünlüleri Fransa’da yaşadı. Montesguie, Volter, J. J. Rousso, Diderot ve Dalamber çok değerli eserlerini yazdılar. XVIII. yüzyıl Avrupa’da aydınlanma (Rasyonalizm=Akılcılık) çağıdır ve merkezi Fransa’dır, hatta ortak dili Fransızcadır. Bu düşünürler Fransız İhtilali’nin de fikir olarak hazırlayıcısıdırlar.

e) Matematik ve Astronomi: XVIII. yüzyılda matematik ve astronomi alanında da büyük ilerlemeler kaydedildi. Pascal, L’Agrange, Laplace matematikte çok ün kazanırken, dünyanın yuvarlaklığı üzerinde çalışmalar devam etti. Newton’un dünyanın kutuplarda basık, ekvatorda şişkin olduğuna dair ileri sürdüğü tez üzerinde tartışmalar oldu. Bu tezi reddeden Fransız Cassini’ye karşılık, 1735’te bir fen kurulu, bir derecelik meridyeni ölçmek için Peru’ya gönderilirken aynı amaçla diğer bir kurul Laponya’ya (İskandinav adaları) gönderildi ve Newton’un tezi doğrulandı.

f) Tıp alanında ilerlemeler: Bu yüzyılda anatomi ve fizyolojide (canlıların doku ve uzuvlarının vazifelerini ve kullanışlarını inceleyen bilim dalı) büyük ilerlemeler kaydedildi.

Ancak... Avrupalılar sanmasınlar ki bu yüzyılda çiçek aşısını ilk defa kendileri buldular. İngiliz sefirlerinden birinin karısı olan Lady Montegu, Türkiye’de çiçek aşısı gördüğünü çok önceden memleketine yazmıştı. Ayrıca Avrupalılar XVIII. yüzyıla gelinceye kadar delilere işkence yaparlarken, XVIII. yüzyılda bunun bir hastalık olduğunun farkına vardılar ve tedavi yöntemleri geliştirdiler. Türkler ise şefkatle yaklaştıkları delileri müzikle, su sesiyle tedavi ederlerdi. Bunlarla gururlanabiliriz.

g)  Coğrafya’da ilerlemeler: James Cook, Güney Kutbu’na yaklaştı yani coğrafya keşifleri bu yüzyılda da hız kesmeden devam etti. Yeni Zelanda ve Avustralya’nın bir kısmı da James Cook tarafından keşfedildi.

h)  Ekonomi alanında ilerleme: Bu yüzyılda Avrupa’da birçok düşünür yetişti. Fransız Gournay, “Hükümet sanatçıları ve tacirleri işlerinde tüm serbest bırakmalıdır. Zira onlar kendi çıkarlarını hükümetten daha iyi düşünürler” demiştir. (Laisser Faire, Laisser Passer)

Bu yüzyılın en büyük ekonomisti ise İskoçyalı Adam Smith’tir. Ekonomik doktrinleri “Milletlerin Zenginliği” adlı eserinde toplamıştır.

XIX.  yüzyılda Osmanlı bilim hayatına iyisi mi hiç bakmayalım, ola ki hayal kırıklığına uğrar, üzülürüz. Hatıralarımızda, Fatih, Yavuz, Kanuniler kalsın. Onlarla onların zaferleri ile avunalım... Hem bilim de neymiş!

Avrupa’daki bilimsel gelişmelere XIX. yüzyılla devam edelim. Daha çok matematik, fizik, kimya ve biyoloji bilimlerinde büyük gelişmeler oldu.

Fransız Lagrange, Monge, Laplace, İngiliz Herschel matematik ve astronomide yeni buluşlar yaptılar. Herschel büyük teleskoplar yapmayı başardı.

Fizikte; Fransız Fresnel deniz fenerlerinin bulunmasına yarayan optik keşiflerde bulundu. Fransız Ampere ve Arago ile İngiliz Faraday elektromekaniği keşfettiler. İtalyan Volta, pili icat ederek devamlı elektrik akımı elde etti. İngiliz Stephenson ilk lokomotifi yaptı. Avrupa dışından ama eklemeden geçemem Amerikalı Thomas Alva Edison 1847-1931 elektrik ampulünü, ilk ses kayıt aracı “Fonograf’ı yaptı.

XIX.  yüzyılın ilk yansında, İngiliz Marxwell ile Alman Hertz, telsiz telgraf ve telefonun esaslarını buldular. Amerikalı Morse telgrafı ve kendi adıyla söylenen telgraf işaretlerini (Mors alfabesi) bularak haberleşmeyi sağladı.

Amerikalı Alexander Graham Bell telefonu, Alman Röntgen, X ışınlarını, Fransız karıkoca Curie’ler radyumu (Madam Curie) buldular. İtalyan Marconi telsiz telgraf ve telefonun gelişmesine çalıştı ve ilk defa İngiltere ve Kanada arasında telsizle haberleşti.

XX. yüzyılda fizik alanında gerçekleşen büyük keşiflerin endüstriye uygulanmasıyla yeni buluşlar yapıldı. Otomobil, sinema, radyo, uçak, televizyon icat olundu. Atom bombası yapıldı ve atomun endüstriye uygulanması üzerinde çalışmalar hızlandı.

Kimya alanında Fransız Gay-Lussac gaz buharlarının genleşme kanunlarını buldu ve kimyayı endüstriye uyguladı. İngiliz Dalton kendi adıyla söylenen kanunları keşfetti. “Bir gaz karışımının basıncı, karışımdaki gazların aynı sıcaklıkta, ayrı ayrı karışımın hacmine eşit bir hacimde oldukları takdirde, gösterecekleri kısmi basınçlarının toplamına eşittir.” Of be... bu da neydi böyle?

Bu adamlar deli mi ne? Nelerle uğraşmışlar yahu?

İsveçli Berzelius, kimyasal olayların genel kanunlarını arayarak ilk defa atom teorisini düşündü. Organik kimya alanındaki gelişmelerle kimya sanayi ve eczacılık ilerledi.

Biyoloji alanında Lamarck çevrenin etkisi altında tüm canlıların ve cinslerin değiştiğini söyleyerek transformasyon teorisini ileri sürdü. Fransız Jofran Sentiller ve Fransız Cuvier, Jeoloji’nin temellerini atıp, bilim haline getirdiler.

XIX. yüzyılın ikinci yarısında İngiliz Darwin, Lamarck’ın transformasyon teorisini geliştirdi. Evrim teorisini ileri sürdü.

Katılırız, katılmayız ama bilim bilimdir.

Fransız Claude Bemard, fizyoloji biliminin esaslarını saptadı. Fransız Pasteur ile Alman Koch mikrop ve bakterileri keşfederek Bakteriyoloji bilimini kurdular.

Tıp bilimi gelişti, bulaşıcı hastalıklar daha iyi anlaşıldı.

Kloroform ve eter gibi kimyasal keşifler sayesinde cerrahlık son derece gelişti.

Alman Nietzsche, Bergson ünlü metafizikçilerdir. Onlara göre insan zekasının ve bilimin belli bir sınırı olduğu, bu sınırın ötesinde metafizik bir alem bulunduğu, insan zekasının ve bilimin bu metafizik aleminin olaylarını çözümleyemeyeceğini kabul etmek gerekiyordu.

Pozitivizmin kurucusu Auguste Comte’tur. Ona göre, “Bilimlerin amacı insanları tabiata hakim, hiç değilse ona karşı bağımsız kılmaktır.”

Pozitivistlere göre; Bilimin ve insan zekasının ulaşamayacağı hiçbir şey yoktu.

Auguste Comte, sosyolojiyi felsefeden ayırarak bağımsız bir bilim haline getirmiştir.

Daha neler neler!

XIX. ve XX. yüzyıllarda her alanda büyük gelişme oldu. Endüstride ticarette ve taşıt araçlarında büyük bir devrim oldu. İnsanlığın sosyal, siyasal ilişkilerinde büyük değişmeler meydana geldi. Sömürgecilik başka şekle girdi, daha çok önem kazandı. Milletlerarasındaki savaşların oluş nedenleri değişti.

Bu Avrupalılar bu yüzden mi bugün çok ileri bir yaşam standardına ulaşmışlar yani?

Daha neler?.. Güldürmeyin insanı!

 

 

 

 

 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült