Güncel

 

 

Ölüm Yaşamdan Değerli Ülkemizde

Nevval Sevindi


Biri kültürü, öğrendiğimizi unuttuktan sonra bizde kalan şeydir diye tarif etmiş. İnsan topluma bakınca onlara kalan şeyin “Ölüm” olduğuna karar verebilir. Ölümle ilgili her durum ve duygu toplumun en çok ilgili olduğu kavramlar dizisi sayılabilir.

İnsan toplumunun acılarını, sevinçlerini ya da umutlarını içinde hisseder. Biz toplumumuzun ölüm duygusunu her an içimizde hissediyoruz. Toplumda ölüme bir güzelleme var artık.

Üç otobüsün arka arkaya çarpışmasıyla yaşanan kazaya gazete “Cinayet” adını verdi haklı olarak, çünkü böyle kör kör gözüm parmağına kaza olamaz. Trafik ekibinin “Haberleşme eksikliği” içinde bulunduğu yani organizasyon dışı bir kurum olduğu bile hayret verici değil. Gürün Trafik bölge yetkilisinin söylediği mazeret yanında; “ Tabii o şartlarda her şeyi düşünmek mümkün olamayabilir. ” Zaten Trafik Bölge teşkilatları beyaz eşya satış bürosu olarak kurulmuştur da bu arada da kaza olursa gidip insanların yüzüne bakıverir acaba nasıl can çekişiyorlar diye! Bu şartlarda dediği adamın “kaza mahalli” yani trafik ekibinin çalışma alanı ve var olma nedeni. Kaza mahallinde önlem almaktan ve ne yapacağını bilmekten aciz bir devlet organizasyonu insanı ölümle akraba yapmaz da ne yapar?

Yolcular ise hız yapan şoförü uyarıyor sayısız kez ama durduramıyor. Tıpkı seçim sandıklarında siyasileri sürekli uyardıkları ama onların aldırmadan yoluna devam etmesini engelleyememeleri gibi. Ona görevi hatırlatan bir irade koyup otobüsü sağa çektiremiyor ya da bir kuruma, trafik bölge teşkilatı gibi, baş vuramıyor ve göz göre göre ölüme gidiyor.

Şoföre gelince iş kurumsal vahametten bireysel felakete kayıyor. Adamın sorumluluk duygusu ve görev bilinci diye bir şeyden haberi yok. Sollama edebiyatının en güzel örneklerini vererek yaşadığı şoförlük hayatına devam ediyor. O otobüsüyle bütünleşmiş onun yerine hız yapan bir araç sadece. Bu araç dünyaya ve topluma tüm hırsını ve isyanını otobüsüyle bütünleşerek gösteriyor. Koca koca kamyonların neden birbirini solladığını ve iki metre öne geçmek uğruna trafikte tehlike yarattığını kişisel yetersizlikler açıklayamaz artık. Bu aşağılık kompleksi sola yapışıp ve orayı hiç bırakmadan iri gövdesini herkese korku salmak amacıyla kullanan bir ruh hastalığı. Ufak tefek, göbekli şoförlerin dünyasını bir anda koca koca kamyonlar, otobüsler ve TIR'larla özdeş olma hali sarıyor. Bu bütünleşme öldürme güdüsünün aracı oluyor. Ölme ve öldürmeye methiyeler düzen bir toplumda ölüme de bile bile gidiliyor. Mafya babasının yanında arkadaşlık eden devletin polisi bayrağa sanlı tabutta gömülüyor ki ölüm bir methiyeye dönüşsün diye.

Çünkü ölüm kutsal, yaşam değil. Yaşamak küçümsenen ve başarılamayan bir durum olunca ölüm ulvi bir noktaya yükseliyor. Canlıyken herkesin aşağıladığı, hakkını alamayan, devleti ve kurumu olmayan toplum ölümle bütünleşerek “şehit” duygusuyla başka bir dünyaya göçmeye hazırlanıyor. Toplum ölümü öğrendi ve onu biliyor.

Türk kültürü esaslı bir dönüşüm geçirmekte ölüm kültüyle birlikte. Ölmek yaşamanın yerini ikame ediyorsa ahlak yozlaşmasını ve “Boş ver abi” edebiyatını kabullenmek zorundayız demektir. Herkes kendisinin de bir parçası olduğu toplumun alın yazısı hakkında bir duygu taşır. Bu duyuş ve anlayış, bireylerin tek tek ızdıraplarından ve umutlarından oluşur. Bu toplumun kendi gölgesidir. Gölgeye bakılırsa aslının itibarı kalmadığından toplum gerçeklerle ilişkisini ölüm kültü üstüne oturtmaktadır. Bu totaliter dünyanın psikolojisine denk düşen bir tasarımdır. Totaliter zihniyeti ölüm' besler. Bu kültürün bütünleşme prensibidir.

Toplumun ve bireyin kaderinin sinema filmi gibi izlendiği ama bir araştırma ve bilimselliğin parçası olmadığı Türkiye düzeni savaşı akla tercih edecektir. Üstelik bu ortak bir talebin anatomisidir. İçi kaynayan toplumun deşifre edilmemesi ve kültürel formların tıkalı olması ruhsuz bir taraftarlık yaratır. Ne şiirde, ne romanda kendini bulamayan toplum onu anlatacak mecralardan uzak.

Türkiye'de ölüm yaşamdan güçlü ve itibarlı ise herkes düşünmeli.

SORUNLARINI SİLAHLA ÇÖZEN TOPLUM

Son yıllarda namus cinayeti adı altında insan katletmenin artış hızına bakılırsa Güneydoğuya rakip bir savaş alanımızın mevcut olduğu görülür. Üstelik “namus” sözcüğünün karıştığı bu cinayet silsilelerine necip Türk milleti “Hak edilmiş olabilir” duygusuyla bakıyor. Sadece ana evine sığman dullarla öldürülen ana, baba ve kardeşlere belki acıyorlardır. Onda da ayartıcı güç olarak şiddetine bakıp yargıyı sabitliyor necip milletimiz. Bakalım nelere yargıçlık ediyor mahalle halkı adı altında necip milletimiz ailenin kötü yola düştüğünü söylemiş. Pazarcı koca kendisini iki sene önce terk etmiş bir kadının namusuna dedikoduyla karar vermiş ve on, on bir yaşındaki iki kız çocuğu dahil tüm dişi cinsinden intikamını almış. Katil koca ve akrabaları ayrılmış kadının akrabalarına diş biliyorlar. Neden? Onu istemediği bir evliliği sürdürmek için neden zorlamıyor, baskı yapmıyor diye. Bunun adı “Seyirci kalmak” onlara göre. Ama işkence altında geçen evliliklere “Kurum” olması nedeniyle seyirci kalmakta inat etmek ise “namus” gereği. Cezayı hak eden kaynanalar dizisine katılarak öldürülen kızların annesinin suçu kızlarının hayatına karışmamak. Onları eşşek sudan gelinceye kadar dövüp kocalarının koynunda kalmaya zorlamamak.

“Fahişeleri korumak” Katilleri korumanın, haksız kazanç sağlayanları korumanın, eroin ve silah zenginlerini korumanın, her türlü insani erdemi unutmuş politikacıları korumanın, namus adına Türk bayrağım evlerine asarak bayrağın ahlakım bozanların olduğu bir memlekette belki de en çok korunması gerekenler fahişelerdir. Onlar tüm çifte standart mahkumu, katil ruhlu ve maskeli yaşamlardan daha dürüst sayılabilirler. Onları kollamak, sevmek zorunda değiliz ama diğerlerinin bal gibi yaşadığı bu ülkede onların yaşama hakkını savunmak zorundayız. Ceza indirim nedeni olan “Kadının başka erkekle ilişkisi” nedeninin koca cinayetlerinde de ceza indirim nedeni olması gerektiğine inanmak zorundayız. Başkalarının yaşam hakkına bu kadar kolay müdahale edilen bir ülkede herkes eline kalaşnikof alıp hasta ruhunu tatmin edecektir. Onların klinik vaka olması çocukları hariç herkesi öldürme kolaycılığı yine de kendi çocuklarının bile korkudan konuşamaz hale gelmesini engelleyemiyor. Demek çocuklar bile daha doğru tepki veriyor. Toplum nerede?

Öldürülen kadınlar, onları koruyan aileleri veya anneleri, ölmeye gönüllü giden ve çocuklarıyla intihar eden gencecik kadınlar...

Hepiniz suçlusunuz. Çünkü zihinsel kalıplarınız katillere hak veriyor ve sessizce onları koruyor. Çünkü siz de katilleri ve başkalarının öldürülmesini haklı buluyorsunuz. Çünkü ölüm yaşamdan değerli bu ülkede. Yaşar Kemal'in de bu nedenle mahkum edildiğini anlamıyorsunuz. Ölüm size gelinceye kadar beklemeyin, bir başkasının yaşam hakkını da koruyarak karşı çıkın ölüme. Yoksa ölüm tüm erdemlerin üstünü bir yorgan gibi örtecek.

Ortalığı faşizmin ölüm sessizliği alacak.

 

 

 

 

 

 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült