Güncel

 

 

Olağanüstü Barış Hali

Ayşenur Arslan


Sevgili meslektaşlarım bir hafta boyunca yazmadık şey bırakmadı. Kamuoyunu bir umut/gözyaşı/coşku seline boğdu. En küçük bir eleştiriye öfke mesajları yağdırdı. “Ama” diyeni savaş baronu ilan etti.

Tuhaf. Bu memlekette Kürt sorunu, “ama”lar susturulduğu için, karşıt görüşler ve eleştiriler terör suçu sayılıp yazan/çizen/konuşan içeri tıkıldığı için büyümedi mi? Bu yüzden PKK sorununa, yani teröre dönüşmedi mi?

Nasıl olacak bu iş? Olağanüstü Hal yıllarını ne çabuk unuttuk! Şimdi sıra Olağanüstü Barış Hali’nde mi? Barışılacak.. Medyamız umut saçacak.. “Oldu oluyor” heyecanıyla okuma yazma unutulacak.. Öyle mi!

Okuma yazmayı unutmak önemli. Çünkü birkaç slogana kapılmayıp, PKK-BDP cephesinin ASLINDA ne dediğini okursanız durumun ASLINDA hangi noktada olduğunu anlarsınız. Zaten saklamıyorlar. Açık açık söylüyor, yazıp çiziyorlar.

Örneğin, DTK Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk Nevruz’da konuşurken aynen şöyle dedi:

"Sayın Öcalan bu alanlardaki halkın iradesidir. Sayın Öcalan bu hareketin lideridir. O nedenle Öcalan'a yaklaşım Kürt halkına yaklaşımdır, Kürt sorununa yaklaşımdır. Kürt sorununun çözümünü istiyorlarsa Öcalan'ın özgürlüğünü sağlamak durumundadırlar. Biz Öcalan'ın özgürlüğünü istiyoruz.”

Birkaç gün sonra da, BDP Eş Başkanı Gültan Kışanak konuştu:

"Mevcut yasalarda Öcalan yasadışı bir örgüt lideri olarak görülüyor. ’Bununla kim niye görüşüyor’ diye bir savcı çıkıp dava açarsa ne yapacağız? Bunun için yasal güvence istiyoruz, sürecin yürümesi için bu çok önemlidir."

Buna, Öcalan’ın mektubundaki, Karayılan’ın mesajlarındaki “Meclis şartı”nı eklerseniz süreci ve hangi durakta olduğumuzu rahatlıkla görebilirsiniz.

PKK-BDP cephesi, öncelikle Meclis’in devreye girmesini talep ediyor. Bunu sadece, barışın bir “Türkiye Projesi” olması adına istemiyorlar. Aynı zamanda, hatta öncelikli olarak, Meclis’in Öcalan’ı muhatap alması, onun terör örgütü lideri konumundan çıkartılması için istiyorlar. Bekliyorlar.

PKK-BDP cephesinin eli güçlü. Bölgedeki gelişmeler, kendi ifadeleriyle “bin yılda bir gelecek bir fırsat” yarattı. Öcalan, bizzat iktidar eliyle meşrulaştırıldı. Ayrıca malum, iktidarın –yani Başbakan Erdoğan’ın- önünde başkanlık sistemi gibi olmazsa olmaz ve acil bir sorun var. Hazır Öcalan da, “İslam bayrağı altında buluşabilir, başkanlığa sıcak bakabiliriz, yeter ki bu sorunu çözün” demişken… Kamuoyunu bilmeyiz ama medya bunca umutluyken ve henüz başlamamış yolculuğu sonuna getirmişken.. Süreç kıvamında demektir!

Yine de bazı sorular ve itirazlar, akıl çatlaklarından sızıp gündeme düşüveriyor. Olağanüstü Barış Hali bu nedenle gerekliydi. Bu nedenle ilan edildi.

Soru sorulmayacak… Eleştiri getirilmeyecek… Olağanüstü Barış Hali’ne uymayanlar barış düşmanı ilan edilecek ve daha fecisi Nihat Doğan tarafından lanetlenecek!

Bunların yerine “çekilme tarihi bir sonbahar akşamı mı yoksa karlı bir kış günü mü” tartışması yapılacak. (Bu satırları akşam yazdım, sabah kalktım ki Kasım 2013 konuşuluyor!

Kaderin cilvesi değil elbette! Ancak bu ülkede Ankara’nın doğusu Olağanüstü Hal Bölgesi’dir. Batısı ise, “o/bu/şu hassas dönemde” işler yürüsün diye susar. Susturulur! Şimdi, işin içinde barış olunca, medyamızı gönüllü bir suskunluk örtüsü kapladı.

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült