Güncel

 

 

O Bir Aziz; Peki Sen Nesin?

Fikrisanat


Bu yüzyılın en önemli hastalığı kolektif aptallık, iletişimin en yüce nesnesi olan “benzeşmenin mağduru bir çağda yaşıyoruz. Benzeşme, aynılaşma sıradan olanın, bilincimizdeki ezberin üstüne inşa ediyor geleceği. Kolektif aptallık bizi ütopyasız, düşsüz bir yarına mahkum ediyor.

Aptallık, her yerde öyle farklı ve sıradan bir biçimde “doğruymuş” gibi kendini ortaya çıkarır ki ona itiraz edecek iradeniz de sözcükleriniz de iddianız da kaybolur. Üstelik oluşturduğu o yığınsal kalabalıklar ürettikleri genel ve tekil ahlakı, sanatı, kültürü ve yaşam biçimini size öyle bir dayatırlar ki ya onlarla onların savrulduğu gibi yaşarsınız ya da dışlanır, güncel popüler tabirle marjinal ilan edilirsiniz.

İşte bu durumda hepimizin içselleştirdiği ve sıradan gördüğü şeylere “Durun bakalım, bu sıradanlığın altında şu aptallık var.” diyerek toplumun büyük kısmıyla kavga edecek ve dahi o kavgadan yıllar sonra öngörüsü gerçekleşecek olan adamın cesaretten başka bir şeye daha ihtiyacı olmalı. Çok olmanın haklı olmak anlamı taşımadığını ve aptallığın toplum içinde bir veba gibi yayıldığını söylediği toplumun şeytanları kendi cehennemlerindeki ateşte onu yakmaya çalışsa da o doğru bildiğini söylemeye devam etmeli. Mizahın tarihsel tüm birikimlerini bugüne taşıyarak edebiyatın en zor alanında eserler vermiş olan Aziz Nesin’in insanların kendi aptallığına kendilerinin gülmesini sağlayan şaşırtmasının altında yatan cüreti selamlamak gerekli elbette ama hakikat düşkünü bu gülmece ustasını yerin 1000 metre altından çektiği o öz için, derinliği için alkışlamalıyız.

Toplumun yamyamlaşarak kendini yemeğe başladığı bu yeni on yılı çok şükür ki görmedi. Malum, hicvettiği “Zübük” tiplemesi onun romanından çıkarak herkesi kendine benzete benzete başkanlığa doğru yürüyor. Aslında Aziz Nesin Zübük karakterine acımış hafif sempatiyle bakmıştır. Onu aptal bulmaz, o kurnazdır, işlenmemiş ve ahlak edinmemiş bir zekadır o. Onun acıdığı işte bu yoz zekadır. Üzüldüğü ise onun bu ince zekası ve şark kurnazlığı karşısında, onu onaylamaktan ve onu alkışlamaktan başka bir şey yapamayan aptallar sürüsüdür. Ne yazık ki bugünden bakınca (tarih elbet şimdiden ibaret değil) hicvedilen Zübük yazarım yenmiş görünüyor. Bu yenilgi kalabalıkların kendi aptallıklarını mazur görmeleri ve başkalarını da bu aptallığa maruz bırakmalarıdır.

Bu kolektif aptallıkla baş edebilecek miyiz? Etmeli miyiz?

Çok değil birkaç ay önce Osmanlı sanatını daha iyi anlayabilmek için Şinasi Acar'ın sadaka taşlarından güneş saatlerine, saat ustası Dede Ahmed Eflaki'nin öyküsünden Arakiyeci İbrahim Ağa Camisi'ne uzanan yazılarından oluşan "Osmanlı’dan Bugüne Gözümüzden Kaçanlar" adlı kitabını aldım . Kitabın içinde bir bölümü görünce “Bu kadarına da pes." dedim. Kitabın orta kısmında Aziz Nesin’le hat sanatına ilişkin bir görüşme yapılmıştı. Uzunca ve Aziz Nesin’in Osmanlı hat sanatı üzerine bilgi birikimini anlatan bu söyleşi rastgele bir yazı değildi. Genç Aziz Nesin Güzel Sanatlar Akademisi'ne devam etmiş ve dönemin en ünlü hocalarından hat, tezhip, minyatür dersleri almış, klasik üslubun zevkine varmıştı. Kendini tekrarla mükemmele ulaşan formlar yaratan bir sanattan, edebiyat tarihinde özgünlükte tekleşen bir gülmece ustasına dönüşmenin altında onun kutsanması gereken emeğinden başka ne yatabilir?

Hegemonyanın sinmediği alanlarda yazmaya, çizmeye, söylemeye, üretmeye çalışanların bu kötücül sistemi sadece cesaretle yenmeleri mümkün değil. Sadece yazma, söyleme, ifade etme cesareti yeterli değil. Kendine dayatılmış olanları da reddedebilecek bilgi, deneyim ve kültüre ihtiyaçları var. Standardizasyona karşı çıkmak için yenilmez ve yorgunluk tanımaz bir iradeniz olmalı. Yeni bir geleceğin aklına sahip çıkabilmek için bir ütopyanız olsun ve içinizdeki ütopyayı korkmadan bu dünyaya taşıyın.


 

 

 

 

 

 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült