Güncel

 

 

Lümpenlik

Nevval Sevindi


Lümpenlik faşizmin bataklığıdır. Propaganda ise can damarı. Tüm baskıcı rejimler ve ideolojiler bu iki kaynaktan beslenerek kendi “Halkını” yaratır. Tek borazan, tek ses! Tek renk tek ruh! Hepsi insan ve toplum mühendisliğine özenir. Bu özenti toplumu kültürel, sosyal, siyasal ve ekonomik krize sokar. Bir deliliğin hatıra defterine dönen siyaseti ayakta tutan iktidarın bir süre sonra tek gücü kalır: Propaganda, kara propaganda ve dezenformasyon. Çeşitli grup, cemaat ve klanlar aracılığı ile yaratılan düşman hep hedeftedir.

Gerçekle hayali karıştıran bir toplum yaratınca geriye onu inandırmak kalır ki bu da kolaydır. Artık düşünmeden pasif bir alıcı halinde propagandanın nesnesi haline dönüşen kitlenin parçası(birey değildir) bir sünger gibi suyu emer. Aktarılan korkunç masallara görüntülerle destek sağlanır. işte kanıtlar!

Fotoğraf keşfedildiğinden sonra uzun yıllar ABD hukukunda kanıt olarak kabul edildi. Dijital devreye girince hiçbir fotoğrafın “Gerçek” olması mümkün değildi. Her fotoğrafla, her dijital kayıtla her görüntüyü yeniden üretmek mümkündü. Sonsuz seçenek var. Bu nedenle fotoğraf artık kanıt değil. Dijital ürünlerin de kanıt olması teknik laboratuvar kaydına bağlı.

Hollywood yani Amerikan sineması da milli güvenlik unsuru olarak “Halkı” bilgilendirir, eğitir! Tehdit algılamasını o bildirir, içselleştirilmesini sağlar. Sonra gereğini yapar. Siyasi kültürün ayrılmaz mitolojik öyküleri, uydurmaca masalları uyduruk tarihçileri, yazarları, bilim adamlarını ve cümlesini gerekli kılar elbette.

“Aaaaa! Kokoca profesör söyledi ayol!” Tezini ve bilumum tezlerini nokta virgül değiştirmeden cebe atan koskoca profesör bolluğu olan bir ülkede etiketler hala inandırıcıdır!

Bu ülkede kalan yabancılar ne der: Türkleri kandırmak çok kolay. Ne dense inanıyorlar! Oysa bu kültürel bir sorun değildir. Mesela, 1938 yılında Amerika'da bir radyonun, Marslıların Dünya'ya inmesini ve yeryüzünü işgale İngiltere'den başlayıp ABD'ye uzanmasını anlatan tiyatro oyununu, o yılların harp havası gerginliğinde dinleyen milyonlarca ABD'li, Marslıların gerçekten istilaya başladığına inanarak paniğe kapılmışlardır! Yani Orson Wells bu oyunu yazdığı için mi inandılar, yoksa halk her denilene inanmaya hazır hale mi getirilmişti. Sinemanın, radyonun ve televizyonun pasif alıcı halindeki insanlar söylenen her şeye inanıyorlar. Çünkü düşünmeden söylenenleri yutuyorlar. Düşünmek anlamayı gerektirir. Anlamak araştırmayı ve gerçeğin peşine düşmeyi. Bunu ne akademiden, ne sokaktan bulma şansımız kalmadı. İş kolaylaştırıldı. Kara propaganda marifetiyle “akıl” denen kutuyu boşaltan insan görüntülü kutunun esiri oldu. Kulu oldu.

Bilgi yoksa kabadayılık vardır.

 

 

 

 

 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült